| |
|
|
İBN HALDUN'DAN MÜLK DERSLERİ |
|
|
|
Yazar İhsan ELİAÇIK
|
|
Thursday, 21 January 2010 |
|
Malum, İbn Haldun’un (öl. 1406) Mukaddimesi’nde en temel kavram “mülk”... Öyle ki tüm Mukaddime “mülkün tabiatına dair” derinlemesine analizdir. Mukaddime’de mülk, kök anlamına uygun olarak “iktidar ve mal” anlamında kullanılır. Mülkün iktidar boyutuna daha fazla değinilirken mal boyutu da ihmal dilmez. Mal-emek-değer arasındaki ilişkileri köklü bir şekilde ele alan İbn Haldun, Karl Marx’ın (öl. 1883) ekonomi politiğini andırır açıklamalar yapar. Öyle ki bilmeyen birisi bu metinleri okuyunca İbn Haldun’u beş yüz yıl öncesinden Marx’ın hocası bile zannedebilir. Malum Marx, Das Capital’e “meta” ile başlar. “Meta dışımızdaki bir nesnedir” tanımıyla başlayan eser tümüyle meta, mal, para, sermaye, emek, değer kavramlarına, bunların birbiriyle ilişkisine ve dönüşümlerine ayrılmıştır. Bunlar aynı zamanda Kur’an kavramlardır; meta, mal, altın ve gümüş/dinar (para), ruûsu’l-emval (sermaye/anapara), sa’y, kesb (emek)… *** |
|
Devamını oku...
|
|
BLACKWATER yada Xe SERVİCE |
|
|
|
Yazar İbrahim KARAGÜL-YENİŞAFAK
|
|
Wednesday, 20 January 2010 |
Kürt paralı askerlerin Yemen'de ne işi var? Yemen ordusunun, Suudi Arabistan ordusunun, ABD özel birliklerinin, Fas ve Ürdün birliklerinin ortak savaş yürüttüğü, İran'ın Kızıldeniz bölgesinde yeni garnizonu olduğu iddia edilen Zeydi'ler (Husi), 17 Ocak tarihinde çok ilginç bir bilgiyi dünyaya duyurdular. Dünkü yazıda “Yemen'de Peşmerge iddiası” başlığı altında dikkat çekmeye çalıştığımız iddiayı göre; Kuzey Iraklı Peşmerge birlikleri aktif olarak Yemen savaşında yerini aldı. Zeydiler'le Peşmerge birlikleri arasında yoğun çatışma olduğuna dair raporlar yayınlanıyor. Zeydi kaynaklar, Yemen hükümeti ile Peşmerge arasında on milyon riyallik anlaşma yapıldığı, bazı askeri üslerin bu güçlerin denetimine bırakıldığı, söz konusu paralı askerlerin Yemen ordusu ve S. Arabistan adına savaştığı iddia ediliyor. Amacım “Kürtler neden Yemen'de” tartışması açmak değil. Devletlerin, orduların, diplomasinin, silah endüstrisinin, enerji lobisinin ve daha bir çok etkin çevrenin yerini aldığı, küresel sistem inşasına yönelik hesaplaşma, yeryüzünün kritik bölgelerinde ciddi çatışmalara, işgallere, istikrarsızlıklara neden olurken, görünenin arkasındaki aktörlere, güçlere dikkat çekmek istiyorum. Örtülü operasyonların, kirli ilişkilerin, uyuşturucudan kara para trafiğine, suikastlerden etnik çatışmalara kadar türlü türlü operasyonlar yürüten bu güçler, demokrasi, barış, insan hakları vaazları veren devletler tarafından besleniyor, o devletlerin pis işlerini yapıyor. |
|
Devamını oku...
|
|
SORUN BU,TARTIŞILABİLİR.. |
|
|
|
Yazar Hikmet KIVILCIMLI
|
|
Monday, 18 January 2010 |
|
Vatan Partisi programı Türkiye'nin, sosyalizm yolundan değil, kapitalizm yolundan yürüdüğü gerçeğini birinci gerçek gibi koyar. Kapitalizmde kalkınma kaç türlü olur? Ya Prusya usulü, pis hacıağalar hegemonyasında dikta düzenli zorba bir kapitalizm kalkınması olur, ya da Amerikan usulü, namusluca serbest rekabete dayanan demokratik düzenli az çok daha olumlu bir kapitalizm kalkınması olur. Türkiye için bu iki rahmetten biri kaçınılmaz yoldur. Sorun, Türkiye'de "sosyal adalet" ya da "kalkınma felsefesi" serapları yaratmak değildir. Nasılsa öylece Türkiye'nin, içine yüzyıllardan beri girmiş bulunduğu düzende, hangi yoldan yürüyeceğidir. Kapitalizme geç gelmiş iki klasik ülke örneği, Prusya ile Amerika'dır. Japonya apayrı bir örnektir. İlkel komünadan kapitalizme doğru geçiş koşulları, Türkiye için tarihçe yoktur. Onun için, Japonya özentilerimiz Abdülhamit çağından beri boşa çıkmıştır. Özetleyelim: Türkiye'nin şimdiki gelişim yolu, ne sosyalizmdir, ne de kapitalizmden başkasıdır. Bilince çıkarılacak şey, Türkiye'nin kapitalist gelişim gidişi içinde Prusya (asker-banker-yunker) yolunu mu, yoksa Amerikan (demokratik burjuva) yolunu mu tuttuğudur. Bu yollardan hangisi tutulursa, Türkiye'de ona uygun bir; "sosyal adalet" ve "üretim seviyesi" ve "kalkınma" (felsefesi değil kendisi) ve "milli gelir" olur. Yalana ne hacet? Kapitalist düzendeyiz. Prusya, ya da çarlık Rusya’sı modeline mi uyacağız, Amerikan modeline mi? Sorun budur. Bu tartışılabilir.
27 MAYIS ve YÖN HAREKETİNİN SINIFSAL ELİŞTİRİSİ-öner gürcan kütüphanesi |
|
SARP KURAY'A |
|
|
|
Yazar Mahmut ALINAK
|
|
Monday, 18 January 2010 |
|
Değerli Sarp Bey, bugün sana dokunacak kadar yakınındaydım. Ama gel gör ki,demir kapılar engelledi sana gelmemi. Bir avukat arkadaşımla seni ziyarete geldik. İkimiz de seni göreceğiz diye hem sevinçli, hem de heyecalıydık. Genel kapıdan giriş yaptıktan sonra hangi bölümde olduğunu sorduk. F 2'de tutulduğunu öğrenince doğruca oraya geldik. Ancak orada hiç hesaba katmadığımız bir kanun engeli ile karşılaştık. Cam bölmenin arkasındaki görevli bilgisayara bakıp üç avukatla görüşme hakkınızı kullandığınızı, bu nedenle sizinle görüşemeyeceğimizi söyleyince büyük bir hayal kırıklığına uğradık. Aslında bildiğimiz, ama nedense aklımıza gelmeyen bir sorundu bu. Vekaletname olmadan görüşemeyeceğimizi anlayınca üzülerek geri döndük. Sevgili Kuray, sizin adınıza açılan internet sitenizdeki mektubunuzu içim yanarak okudum. Hem duygulandım, hem de sizinle gurur duydum. Duruşunuzun çok yiğitçe olduğunu bilmenizi isterim. Herkes gibi ben de büyük bir hayranlık duydum tavrınıza. Hapishanenin sizi yıldırmayacağını biliyorum. Daha da gençleşerek çıkacaksınız dışarı. Bilin ki, o çok sevdiğiniz deniz siz çıkıncaya kadar hep mahcup bir burukluk içinde olacak. Ben denizi her gördükçe sizi anacağım. Kalbım o an sizihep sizi haykıracak. Değerli kardeşim, yalnız değilsin. Kalpleri insanlık için çarpan herkes seninledir. İznin olursa kısaca kendimden söz edeyim. Şimdilik İstanbul'dayım. Ama ara ara Kars'a da gidip geliyorum. Avukatlığa şimdilik ara verdim.Emirlerini bekliyorum |
|
DEVRİMCİ GÖREV |
|
|
|
Yazar Sarp KURAY
|
|
Saturday, 16 January 2010 |
|
Ben tarihçi ya da yazar değilim.
Böyle bir iddiada da hiç bulunmadım. Oluşan düşünce akımlarının yaşanılan dönemin toplumsal koşullarının ürünü olduğuna inananlardanım. Ayrıca bir dönemi tarihselleştirmek ve sonuç çıkarabilmek için sübjektivizme asla sapılmaması gerekliğinin de bilincindeyim. Mücadele geleneğinden geliyorum. Bu gelenekten gelen insanlarımızın "yazı"ya yönelmelerinin, ülkemiz ve halkımız açısından çok önemli bir aşama olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Çünkü tarihi kökleri ile birlikte ele alındığında, içinden geldiğimiz bu geleneğin asıl belirleyici karakterinin pratik davranış özelliği taşıdığını görüyoruz. |
|
Devamını oku...
|
|
HALİL BERKTAY |
|
|
|
Yazar Gün ZİLELİ-gunzileli.com
|
|
Thursday, 14 January 2010 |
Halil Berktay’ın İdeolojik Yol Haritası! Zamanın uzunluğunu anlatmak için “kırk yılda bir” diye bir deyiş vardır. Kırk yıl, yetişkin insan ömrünün ağırlıklı kesitini oluşturur. Halil Berktay’ı kırk yıldır tanırım. 1970′in başından beri.
1980′li yıllardaki en çetin ideolojik çekişmelerin ortasında ve en zıt uçlarda yer aldığımız zamanlarda bile aramızda asla kötü bir şey geçmemiştir, her zaman dost kalmışızdır. Yirmi yıldır görmüyorum kendisini. Zaten ortamlarımız da artık çok farklılaştı. 1980′li yılların ikinci yarısından itibaren, Halil Berktay, 12 Eylül darbesinden sonra içine girdiği görece sessizliği bozmuş ve aniden bir atılıma geçmişti. Yeni tezi, Sovyetler Birliği’ndeki Gorbaçov ve Çin’deki Deng Siao Ping yönetimlerinin gerçek sosyalizmi temsil ettiğiydi; solu buna göre değerlendiriyor, bu eğilime yakın olanlarla birleşmeye çalışıyor, uzak gördüklerini öteliyordu. Bu, o zamanın “sosyalist devlet” iktidarlarından güç alan çizgi, Aydınlık hareketinin yıllardır sürdürdüğü Kemalist ve devletçi çizgiyle esaslı bir şekilde örtüşüyordu bence: “Güç kimdeyse ideolojik hegemonya da onda”dır. Berktay’ın, bugün de, yazarı olduğu Taraf gazetesinde, 1980′lerdekine benzer bir şekilde, bir konsolosluk vize memuru ivecenliğiyle “sol”un çeşitli eğilimlerine vize vermekte ya da vermemekte oluşu dikkat çekici. Berktay’ın bu halini görünce insanın, “can çıkar, huy çıkmaz” sözünü hatırlamaması mümkün değil. |
|
Devamını oku...
|
|
ERTUĞRUL ÖZKÖ(Ş)K GAZETECİLİĞİ |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Thursday, 14 January 2010 |
|
ERTUĞRUL ÖZKÖ(Ş)K GAZETECİLİĞİ Ertuğrul Özkök’ün 20 yıldan fazla süren gazete yöneticiliği, Türk basın tarihinde sermaye-siyaset-medya kardeşliğini olgunlaştıran en zengin deneyimdir.
Çok kısa bir anımsatmayla belirtmek gerekirse; Batı’da özel ticari girişim olarak başlayan gazetecilik, Türkiye’de doğrudan devlet girişimi olarak başladı. 1860’larda çıkan ilk özel gazeteler de devletin verdiği harçlıklarla yayımlandı. Gerek Osmanlı devrinde gerek Cumhuriyet döneminde gazeteler devlet kesesinden düşük faizli kredi, ucuz kâğıt ve “örtülü” harçlıktan hiç yoksun kalmadılar. Muhalif gazetecilerin payına ise hep sansür ve icabında kurşunlu sansür düştü. Batı’da medya hiç değilse kuram düzleminde “dördüncü güç” olarak tanımlandı; Türkiye’de ise matbuat-basın-medya, hiç kamu adına “dördüncü güç” olma kaygısı gütmedi. Türk Basın Birliği’nin 1939 yılında toplanan kuruluş kongresinin açılışında İçişleri Bakanı Faik Öztrak, basının ‘dördüncü kuvvet’ değil, ‘yardımcı kuvvet’ olduğunu söylemişti. (Ayın Tarihi, 68/59-60) |
|
Devamını oku...
|
|
FERİK HORUZUN ÇÖPLÜĞÜ |
|
|
|
Yazar Gülderen GÜRCAN
|
|
Wednesday, 13 January 2010 |
|

Bir zamanlar koskoca dağların, ovaların kenar köşesine iki üç kişi oturur kendilerince de bir alan belirleyip, burası bilmem kimin kurtarılmış bölgesi derdi. Nereden buldularsa, boşluğa bir de kapı dayattılarmı tamam. Tanık olduğum; Ankara'da Hüseyin Gazi dağları halka dağıtılacakmış denildiydi. Pabucunu keliğini alan oralardan yer kapmaya koştu. Elektrik yok, su yok. Doğadan başka yaşam yok. Tık nefes dağlara tırmananlar, gece ayazı bastırınca, bilmem kaç saat yürüyerek dağlardan sığınaklarına döndüler. Sabahın köründe geri geldiklerinde işaret için pabuç -postal -fanila, artık ne bıraktılarsa hiç birini bulamadılar. Sonra ne olduysa her şey düzeldi. Açlık bir yanda soğuk bir yanda, kahırsa tepeleme. Binbir kahırla yerlesim yerlerini inşa ettiler. Analarından emmedikleri de burunlarından geldi. |
|
Devamını oku...
|
|
ÖZKÖK VE DOĞAN'IN RİCATI |
|
|
|
Yazar Rahmi YILDIRIM
|
|
Wednesday, 06 January 2010 |
ÖZKÖK VE DOĞAN SÜTRE GERİSİNE!
Ertuğrul Özkök’ün 20 yıldır oturduğu Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği koltuğundan kaldırılması, eşzamanlı olarak Aydın Doğan’ın holding yönetimini kızlarına devrettiğini açıklaması, hiç kuşkusuz, Türkiye’de siyaset-sermaye-medya simbiyotizminin yeniden kurgulanmasında bir kilometre taşıdır. Görev değişiklikleri, sadece, hükümet ile giriştiği kavgada Doğan Grubu’nun geri adım atması değil, sermayenin iç savaşında da bir kilometre taşı olarak görülmelidir. Hep vurguladığımız üzere, Özkök ve Doğan’ın sahneden çekilmeye zorlandıkları çatışma, özünde, ekonomide paylaşım, siyasette iktidar mücadelesidir. Sermaye sınıfının paylaşım ve iktidar mücadelesinde, simbiyoz beslenmeye olduğu kadar çatışmaya da yer vardır. |
|
Devamını oku...
|
|
PKK SİYASETE KENDİ GİRSİN |
|
|
|
Yazar Neşe DÜZEL-TARAF
|
|
Monday, 04 January 2010 |
‘PKK siyasete kendisi girsin’ “KCK, legal siyaseti, PKK çizgisinde tutmakla görevli. Bir belediye başkanı bir yere gittiğinde, yanında KCK’den biri bulunuyor. Bunlara ‘komiser’ deniyor.”
“Madem PKK bu kadar etkindir, o zaman siyasete kendisinin girmesi daha doğaldır. Böyle vekillerle işi götürmek, siyasetin doğal bir yolda gelişmesini engelliyor.”
“Öcalan PKK’nin mutlak hâkimi. Kandil de bunu kabul ediyor zaten. Zaman zaman PKK’den kopmalar oldu ama bunların hiçbiri Öcalan’la rekabet edemedi.”
* * *
NEDEN: İHSAN AKSOY Demokratikleşme açılımının en yakıcı ve en karmaşık konusu Kürt sorunu. Her gün yeni acılar ve olaylar yaşatan, çözüleceğine giderek derinleşen ve sertleşen bu sorunu, Kürtlerin cephesinde sadece ya PKK konuşuyor ya da kapatılan ve şimdi tabelası BDP olan DTP konuşuyor. Bu iki grubun dışında Kürtlerin cephesinde duyulan pek bir ses yok. Oysa Kürtlerin hepsi DTP çizgisinde değil. Kürtlerin hepsi PKK yandaşı değil. Kürtlerin hepsi AK Partili de değil. Sesleri pek çıkmasa da, kamuoyu, onların ne düşündüğünü pek bilmese de bütün bu çizgilerin dışında kalan demokrat Kürtler var. Ve onlar, hakikaten farklı düşünüyorlar. Biz de Kürt sorunundaki karmaşayı Kürt hareketinin önemli isimlerinden İhsan Aksoy’la konuştuk. Mücadelesine Kürt gençliğinin örgütü Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nda başlayan ve bir dönem Türkiye İşçi Partisi üyesi olan İhsan Aksoy, kendisi gibi Kürt solunun önemli isimlerinden olan Kemal Burkay’la birlikte Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi’ni kurdu. 2004’te Türkiye’ye dönen İhsan Aksoy bir dönem Şerafettin Elçi’nin başkanlığındaki KADEP’te başkan yardımcılığı ve danışmanlığı yaptı. İhsan Aksoy’un Kürt hareketini anlattığı anıları, şu anda, gene Kürt demokratlarının önde gelen isimlerinden biri olan Enver Sezgin tarafından yazılıyor. |
|
Devamını oku...
|
|
GÜNEŞİ ÖZLEDİM, İMANIM.. |
|
|
|
Yazar Gülderen GÜRCAN
|
|
Monday, 04 January 2010 |
|
Yeni yıl zamları kutlu olsun. Sıkılacak neremiz kaldıysa onu biraz daha sıkacağız. Suyumuzu daha az içeceğz. Abdestimizi gusül yapacağız. Temizlenmek için taş-hölük ve yaprak kullanacağız. Muslukları sıkı kapatacağız. Elektrik yakmayacağız. Doğalgazı devlet mal gibi kullanmayacağız. Ya da en tasarruflu nasıl kullanılır, onu öğreneceğiz. Biz ısınmayacağız, aydınlanmayacağız, temizlenmeyecegiz. Birileri akıl veriyor. ' Özel günlerde oturun televizyonunuzu seyredin.' Ölürüm aklına. Bir diğeri, en ucuzundan kaç kap yemek nasıl yapılır. Ya da evdeki eskimiş, ekşimiş pırtıkları nasıl değerlendiririz. Büzer büzer başına taç yaparsın. Yaptıklarını işe giderken, bakkala giderken, güne giderken yada protokolda giyersin de millet ağzını bırakır kulağıyla güler. Otur kanal zapla. Mustafa Topaloğlu; naylon (muşamba bile değil) altında üşümekten uyuyamazken, gül yüzlü kardeşinin yüzündeki kar birikintilerini, onu uyandırmadan nasıl yavaştan okşayarak temizlediğini hüzünlenerek anlatır. Sert rüzgardan naylonun bir yeri açılmış; kar, birbirlerin sokulan kardeşlere inmiştir . En çok da kıyamadığı kardeşinin üzerine. O, buralara; bir yerleri kazıyarak kayıplar vererek gelmiştir. İsteyenler onun sessiz harflerle sesli harfleri karıştırığına gülsün. O türküsünü söyler. 'Açılıp gideyisün denüz yelkeni cibi'... |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 109 - 120 / 1218 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1582
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 2175474
|
|
|