| |
|
|
PKK-KCK-BDP HAREKETİ'NİN SİYASETEN TIKANMASI |
|
|
|
Yazar BİLGİLENDİRME-ÖMER GÜRCAN
|
|
Tuesday, 24 January 2012 |
|
SEÇİMLERDE BÜYÜK BAŞARI GÖSTEREN HAREKET, SEÇİMLER SONRASI HIZLI BİR ŞEKİLDE PATİNAJ YAPMAYA BAŞLAMIŞTIR..SİYASETEN TIKANIKLIĞININ SEBEBİ SİYASET ÜRETEMEMESİDİR..TEKRARLADIĞI SİYASETİN SONUCU İSE HAREKETİ İLERLETMESİ YERİNE GERİLETMESİDİR...HAREKET SOSYALLEŞEMEMİŞTİR, TÜRKİYELEMEMİŞTİR..BLOK PARTİ DENEYİ İFLAS ETMİŞTİR..DÜNYA VE TÜRKİYE SİYASETİNDE HIZLA YANLIZLAŞMAYA BAŞLAMIŞTIR..HER ATILAN SLOGAN VE SÖYLEV BU DÜŞÜRÜLEN YALNIZLIĞIN ÇARESİZLİĞİDİR..DAYANDIĞI DIŞ DİNAMİKLER KENDİSİNİ TERKETMENİN DIŞINDA, DÜŞMANCA KARŞISINA ÇIKMIŞTIR...İÇ DİNAMİK DESTEKLERİ TOZDUMANDIR..İÇ DİNAMİK DİYE BEYOĞLU SOLUNA BEL BAĞLAMASI , ÖTEKİLER DİYE ADLANDIRDIĞI ÇEVRELERLE SONUÇ ALMAYA DÖNÜK ÇABALARI TÜRKİYELEŞEMEMİŞLİĞİ DAHA DA ÇOK ARTIRMAKTADIR..PKK, KCK BDP ÜZERİNE UYGULANAN SİYASETLERLE DEVAMLI YUMRUK ALAN BOKSÖR DURUMUNA DÜŞMÜŞTÜR.GARDINA ALAMAMAKTA KARŞI YUMRUK ATAMAMAKTADIR. O NEDENLE VUCUT (HAREKET) AYAKTA DURAMAZ DURUMA DÜŞMÜŞTÜR. PKK LİDERLİĞİ DIŞINDA KCK LİDERLİĞİNE SOYUNAN MURAT KARAYILAN'IN YAZISI DİKKATLE İNCELENDİĞİNDE YAPILAN TESBİTLERİN NE KADAR DOĞRU OLDUĞU GÖRÜLECEKTİR.
ÖMER GÜRCAN DEVRİMCİ HALK PARTİSİ GENEL BAŞKANI Deniz Kendal ANF 09:52 / 24 Ocak 2012 Behdinan - KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, yaptıkları yönetim toplantısında önümüzdeki dönemin mücadelesine ilişkin önemli kararlara ulaştıklarını belirterek, ‘’Birkaç gün içinde kamuoyuna gerekli açıklamayı yapacağız. Yeni bir süreç başlatılacaktır. Bunun startı da Şubat ayında verilecektir’’ dedi. İşbirlikçilikte sınır tanımayan bazı kişilerin ajan faaliyeti yürüttüğünü ve devleti akladığını söyleyen Karayılan ‘’ Direnen Kürdistan devrimcilerini hedefleyen bu kişileri halkımız tanıyor. Kürdistan ajan faaliyetleri sonuç almaz’’ şeklinde konuştu. Karayılan ANF’nin sorularını yanıtladı. - Şimdi biz Önderliğimizin 19 Ocak’taki bu görüşmeme tutumundan önce bir yönetim toplantısı gerçekleştirdik. Bu toplantıyla ilgili olarak birkaç gün sonra kamuoyuna ve basına gerekli açıklamayı yapacağız. Toplantının önümüzdeki yılın mücadelesine ilişkin somutlaştırdığı ve karar altına aldığı çok önemli bir çerçeve vardır. Daha sonra kamuoyuna açıklama yapacağımız için ben burada ulaşılan çerçevenin boyutlarını açmayacağım. Ancak şunu belirtebilirim ki, Uluslararası Komplo’ya karşı mücadele ve Önder Apo’nun özgürlüğü için yeni bir süreç başlatılacaktır. Bunun startı da Şubat ayında verilecektir. Yani artık Kürt halkı, Önder Apo’nun bu biçimde İmralı’da tutulmasını kabul etmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti şimdiye kadar bütün isyan önderlerini idam etti, katletti. Şimdi de Önder Apo’ya karşı uzun bir süreye yayılmış bir yok etme ve idam sistemini uygulamaktadır. Hem hareket olarak bizler, hem de Kürt halkı bunu anlamayacak durumda değildir. AKP devleti, uluslararası güçlere dayanarak, Uluslararası Komplo halkasına tutunarak 3,5 milyon Kürdün ‘siyasal irademi temsil ediyor’ dediği Kürt Halk Önderliği’ni bu biçimde bir uygulamaya tabii tutamaz. |
|
Devamını oku...
|
|
UĞUR MUMCU'NUN YAZILARI'NDAN DERLEMELER |
|
|
|
Yazar CAN ŞENSES
|
|
Tuesday, 24 January 2012 |
|
Henüz üniversiteye başlamış gencecik ve heyecanlı bir öğrenci olarak merakla,soluk soluğa, hayranlıkla okuduğum bir yazardı Uğur Mumcu.Katledildiğini televizyondaki haber bülteninde dinlemiş,donmuş kalmıştım. 1993'ün karlı bir Ankara sabahı, patlatılan bomba,parçalanan beden ,türküdeki gibi bir kırık gözlük... Sonrasında... Katillerin yakalanacağına söz verip çoktan terk-i diyar eylemiş Başbakan Yardımcısı ve''Altından bir tuğla çekersiniz hepsi yıkılır'' diyen bir emniyet müdürünün sesi suya yazılmış yazıdan farksız bir hal aldı.Acı,gözyaşı,öfke tedirginlik ve fail-i meçhul günahlarla başbaşa kaldık. Araştırmacı Gazeteci denildiğinde akla gelen ilk isimdi.Neden onu aradığımızı neden boşluğunun dolmadığını yaşadığımız şu günlerde daha iyi anlıyoruz.Oğlu Özgür Mumcu'' Ergenekon davasında doğruyu yanlışı yaşasa babam ayıklardı '' dedi.Hakkaten yılmadan,eline gelen belgelerinin doğruluğunu araştırarak,en tehlikeli gerçeklerin bile üzerine giderek çalışırdı.Tehditler alırdı ama yılmadı.Ve karlı bir pazar sabahında çok sevdiği başkentte,çok sevdiği Ankara'nın taşlarına düştü bedeninden kopan parçalar.Sakıncalı Piyade'yi o Kalpaksız Kuvvacıyı,büyük gazeteci yazarı adalet ve demokrasi aradığımız şu günlerde bir kez daha saygıyla anıyor ve sözü onun yazılarına bırakıyorum.Kendini fikirleriyle anlatsın.Derlediğim yazıları bizleri yine aydınlatsın. CAN ŞENSES |
|
Devamını oku...
|
|
ALEVİ İNANCI |
|
|
|
Yazar SÖYLEŞİ-İZZETTİN DOĞAN-AYHAN AYDIN
|
|
Monday, 23 January 2012 |
|
Prof. Dr. İzzettin Doğan’la Söyleyişi 1″ Ayhan AYDIN Prof. Dr. İzzettin Doğan: Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı (CEM Vakfı Genel Başkanı)
Ayhan Aydın Alevi inancının, kültürünün içinden gelmiş bir sosyal bilimci olarak Alevilik ve Bektaşilik konusundaki fikirleriniz nelerdir? Alevilik ve Bektaşiliği nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce Alevilik ve Bektaşiliğin ortaya çıkmasındaki temel faktörler neler olmuştur? Her şeyden önce ben, Alevilik ve Bektaşiliği birbirinden ayırmıyorum. Bir bütün olarak Alevilik ve Bektaşiliği tanımlamak gerekirse; İslamiyet’i mümkün olduğunca şekilden arındırarak, özünü yaşamına geçirmiş olan ve özellikle Maveraünnehir’deki göçebe Türk kabilelerinin uyguladığı, yorumladığı İslam anlayışına ben Alevilik-Bektaşilik, diyorum. Bunun doğuşunu tarihsel olarak saptamakta yarar var. Alevi İslam anlayışının doğuş yeri, Asya’dır. Asya’nın göçebe halklarıdır. Bunlar, Aleviliği kabul ettikleri zaman, daha doğrusu İslamiyet’i kabul ettikleri zaman, Arapların anladığı ve uyguladığı şekilde İslamiyet’i algılamamışlar ve uygulamamışlardır. Bu, sosyolojik olarak zorunlu bir gerçektir. Bilimsel olarak baktığımız zaman, bir dini kabul ederken insanlar, kendilerinin daha önceki inançlarını makasla keser gibi, kesip atamazlar. Atmamışlardır da. Kendi geleneklerini kendi fizyolojilerini, kendi psikolojilerini uygun bir biçimde ya da en azından ters gelmeyecek bir şekilde yorumlamışlardır. İrtibatlarını sağlayacak şekilde, eski geleneklerini de yaşatmaya devam etmişlerdir. Meczetmişler tabiri caizse. Başka türlü de olmaz zaten. İnsan tabiatına aykırı bu. Bunun tipik örneği, delili daha doğrusu Alevilerin ve Aleviliğin olmazsa olmaz üçlüsünde görülebilir. Yani cem, saz dede de. Bu üçünden birisi olmazsa Alevilik noksandır, eksiktir. Bakıyorsunuz, dede, seyit ismi altında, İran’da da var, Arabistan’da da var. Ama cem yok oralarda. Cem, İranlılarda da yok, Araplarda da yok, ama Türklerde var. Ayrıca saz da var. Saz sadece Türk kavimlerinde vardır. Ne Araplarda, ne de Acemlerde saz vardır. Buna mukabil Hindistan’da, Pakistan’da da saz var. Yani Asya halklarının yaşadığı bölgelerde saz vardır. O açıdan, bu konuda ilginç bir araştırma da yapılabilir. Pakistan’daki, Hindistan’daki İslam anlayışıyla Arabistan’daki İslam anlayışları arasındaki benzer ve farklılıklar tespit edilebilir. Göç hareketleri sırasında Anadolu’ya gelen Türkler, sazını ve dedesini bırakmamışlardır. Saz, yaşamlarının ayrılmaz bir parçasıdır. Anadolu’ya gelip yerleştiklerinde hem dedelerini, hem sazlarını, hem cemlerini beraberlerinde getirmişlerdir, Türkler. Türkler Anadolu’ya birkaç yılda gelmedikleri için, geliş süreçleri olan 100-150 yıl boyunca geçmiş oldukları yörelerin inanç ve kültürlerinden de etkilenmişlerdir. Mesela, İran kültüründen bir çok şey almışlardır. Erdebil Tekkesi’nin Türk kültürüne epeyce etkisi olmuştur. Cemlerde uyguladıkları kimi inanç motifleri İran etkisindedir. Türk kavimleri Anadolu’ya geldiklerinde, Hıristiyanlıkla karşılaşmışlardır. Anadolu, o dönemde Hıristiyanlığın etkisi altındadır. Burada çok farklı insanların yaşadığı da tarihsel bir gerçektir. |
|
Devamını oku...
|
|
ZEKİ SARIHAN'dan İŞÇİ PARTİSİ'NE İSTİFA GEREKÇESİ |
|
|
|
Yazar ZEKİ SARIHAN
|
|
Friday, 20 January 2012 |
|
Ankara, 9 Ocak 2012 İşçi Partisi Çankaya İlçe Başkanlığına Ankara
Özü: İşçi Partisi’nden istifa ettiğim hakkında. İşçi Partisi’nden istifa ediyorum. Çankaya ilçede bulunan üyeliğimin bu yazımın alındığı tarih esas alınarak silinmesini dilerim. İstifa gerekçemin ayrıntıları aşağıdadır.
Merkez Karar Kurulu beni parti üyesi olarak görmek istemiyor. 12 Haziran 2011 genel milletvekili seçimlerinin yapılmasından bir gün sonra 13 Haziran 2011 tarihinde “Seçimi Neden AKP Kazandı?” başlıklı bir yazı kaleme aldım. Yazının sonunda seçimde oyumu Güçbirliğinin Ankara İkinci Bölge’den aday gösterdiği kişiye neden vermediğimi de açıkladım. Merkez Karar Kurulu’nun 19 Haziran 2011 günkü toplantısında Güçbirliği adaylarına oy vermeyen ve bunu ilan eden üyelerin (adım da anılarak) partiden ihraç edilmesi isteğiyle disipline verilmesi kararı alındı. Güçbirliği adaylarının aldığı oylara bakılırsa geçen seçimlerde partiye oy veren seçmenlerin bir kısmı da Güçbirliği adayına oy vermemişlerdi. Hatta bazı yerlerde Güçbirliği adayının aldığı oy miktarı Parti üyelerinin sayısından düşüktü. Ancak benden başka oyunu açıklayan olmadığı için yalnız benim ihracım söz konusu olacaktı. Merkez Karar Kurulu’nun isteği uyarınca Ankara İl Başkanlığı, 12 Eylül 2011 tarihinde katılanların oybirliğiyle, partiden kesin ihraç edilmemi isteyerek beni İl Disiplin Kurulu’na sevk etti. İl Disiplin Kurulu, yazılı olarak yaptığım savunmayı haklı gördü, seçimler hakkında değerlendirme yapmamın doğal ve oy verme hakkımın elimden alınamayacak bir insan hakkı olduğunu teslim etti. Eylemimi tüzükteki hükümler açısından da tartarak bunun bir ihraç nedeni olamayacağına karar verdi. Ancak “Uyarı” ile yetindi. Buna itiraz etmedim. İhraç kararı alsa da itiraz etmeyecektim. Çünkü Merkez Karar Kurulu, bir tüzük suçu işlememiş de olsam, partinin bugünkü politik söylemleriyle uyuşmayan bir kişinin partide kalmaması gerektiğine karar verirken kendi açısından haklıdır. |
|
Devamını oku...
|
|
ALEVİLER'DE SAVRULMA GELENEĞİ |
|
|
|
Yazar ALİ BALKIZ
|
|
Thursday, 19 January 2012 |
|
ALİ BALKIZ 2006'DAN ALİ BALKIZ 2011'E SESLENİŞ Bunu genel olarak +1'lediniz. Geri al 20 Mar 2011 – Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız, CHP'den aday adayı olmak için görevinden istifa etti.
Seçim geliyor, Aleviler Savruluyor
Kaç seçim öncesidir böyle oluyor: Aleviler yine savruluyor. Üstelik bir önceki, daha önceki seçim dönemlerinde yaşanmış olanlardan dersler çıkarmadan, aynı şeyler yeniden yeniden yineleniyor. Yalpalama savrulmaya dönüşüyor. Alevi kurumlar sarsılıyor, onulmaz yaralar açılıyor. İçkanama oksijen çadırını işaret ediyor. Yine deneylerden biliyoruz ki; seçim fırtınası geçince, hava sakinleşecek, sular durulacak, taşlar yerine oturacak, yaralar sarılacak. Ama izleri de kalacak. Birlik Partisi, Barış Partisi deneylerini, en sağdan en sola siyasi parti kapılarını aşındırma olgularını, örtülü ödenek hikâyelerini de anımsadığımızda; “Bu neden böyle?...” sorusunu sormadan edemiyoruz. Gerçekten de bu neden böyle?.. Aleviler neden siyaseti beceremezler?.. Neden birbirlerine düşerler?.. Neden burjuva politikacılarının elinde oyuncak olurlar?.. Neden kendilerine büyük misyonlar, vizyonlar vehmederler? Neden siyaset alanında kuralları, kurumları, gelenekleri, mirasları yoktur?.. Çünkü köylüler. “Köylü” sıfatını küçümseyici bir anlamda kullanmıyorum. Köyde doğmuş olan, köyde yaşamakta olan anlamında kullanmıyorum, bir zihniyet, bir anlayış, algılayış, hayata bakış anlamında kullanıyorum. Ve böyle tanımladığımda da; hem kaderci, teslimiyetçi, tanrıcı, gelenekçi, hem de çıkarcı, kurnaz, günübirlikçi bir değerler sisteminden söz ediyorum. |
|
Devamını oku...
|
|
KUR'AN'A BİR DE BU GÖZLE BAKIN (imgeler-simgeler-semboller) |
|
|
|
Yazar İHSAN ELİAÇIK
|
|
Thursday, 19 January 2012 |
|
Bu makalede sizi Kur’an’ın engin sembolik dünyasında bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Çünkü Said Nursi’nin “Mecaz avama inince hakikate dönüşür” demesinden de anlaşılacağı gibi bu konuda nice çamlar devirildiğini görüyoruz. Kur’an’da imgeler, simgeler ve semboller konusuna fransız kimileri Kitab’ı hurafeler, mucizeler ve harikalar diyarına çevirmiş durumda… Kitab “Ekmek arslanın ağzında” diyor, bizim ‘molla’ gidip hayvanat bahçesindeki arslanın ağzında ekmek arıyor. Kitab “Göle maya çalınmaz” diyor, bizim ‘molla’ unla, değirmenle, gölle uğraşıyor. Kitab “Herkes gider Mersin’e , o gider tersine” diyor, bizim ‘molla’ otogarlarda mersin yolcusu arıyor. Bu konuda vahim yanlışlara bizzat şahit olduğum için Kur’an’ın sembolik tabir ve deyimleri hakkında yazmak vacip oldu. Kur’an’da sembolizm vardır, evet, ama bu helallerde ve haramlarda değil; daha çok metafizikî konuları kavratmada, kimi kıssalarda ve hatta kıssaların kimi tabir, kelime ve deyimlerindedir. Bu konular tefsir usulü kitaplarının mecaz-hakikat, muhkem-müteşabih bölümlerinde uzun uzun ele alınır. Bizim buradaki yaklaşımımız olaya daha “sosyal” pencereden bakmaktan ibaret. Çünkü İslam’ı, “bireysel kurtuluşçu” ve “terapik din” olarak değil; toplumsal kurtuluşçu, devrimci, sosyal bir din olarak ele alıyoruz. Bunun böyle olduğunu bizzat Kur’an’ın kendisi bize öğretiyor. Aşağıda “avamın elinde hakikate dönüşen” Kur’an’ın 25 imgesel ve simgesel tabir ve deyimini sıraladım. Kur’an’ın engin ve zengin sembolik dünyasında yapacağımız bu kısa yolculuk umarım işinize yarar… |
|
Devamını oku...
|
|
DEVRİMCİ KAYNAĞIMIZ: ŞEYH BEDREDDİN |
|
|
|
Yazar DR.HİKMET KIVILCIMLI-SOSYALİST
|
|
Wednesday, 18 January 2012 |
KADI İSRAİLOĞLU SİMAVNALI ŞEYH BEDREDDİN
"Olup Mansur, bu yolda verdi bâşın "Hüdâ aşkında hiç çatmâdı kaaşın "Münafıklar atarlar tain taaşın "Bizim mürşidimiz Şeyh Bedreddindir." (Menâkıb, s. l38) Molla Hafız Halil (Şeyh Bedreddin'in torunu)
BEDREDDİN - HUS - İBNÎ HALDUN
Simavnalı Şeyh Bedreddin Mahmud Rumî (1359-1420), yalnız Türkiye devrim tarihinin değil, bütün insanlık için sosyal devrim tarihinin en ilgi çekici büyük kahramanıdır: Şeyhin zamanına dek medeniyetler, dıştan gelme barbar akınlarının tarihsel devrimi ile yıkılırlardı. Şeyhin zamanındaki Aksak Timur akını o çeşit dıştan yıkıcı tarihsel devrimlerin en sonuncusuydu. Sosyal devrim imkânsız olduğu için muazzam bir medeniyetin yıkılışı antika destanlarda "tufan", dinlerde "kıyamet" adını alıyordu.Şeyh Bedrettin bu şuursuz medeniyet yıkılışları yerine, insanlığın biricik ve sürekli gelişimini sağlayacak şuurlu devrimi, başka deyimle: Tarihsel devrim yerine sosyal devrimi geçiren en şuurlu ve en orijinal büyük devrimcidir. O bakımdan, sosyal devrimler çağı demek olan modern çağın ilk en önemli müjdecisidir. Şeyh Bedreddin, kendi çağdaşları sayılabilecek olan İslâm medeniyetinin Aristotales'i İbnî Haldun (1332-1406) dan da, Batı dünyasında Wicleften sonra ilk din reformcusu Çek papazı Jean Huss'ten de önemli kişidir. Gerçi İbnî Haldun : Aksak Timur gibi uykuda gezer "Cihangir"lere metelik vermeyecek değerde moral taşır. Aynı metelik vermeyişi Şeyh'te de buluruz. İbnî Haldun toplum ve tarih kanunlarını Marks-Engels'lere müjdeci olurca izlemiştir. Bu dahiyane buluşları, yâşadığı büyük pratik olaylardan sezmiştir. Ama, bulduğu prensipleri, içinde yaşadığı tarihsel ve sosyal şartlar yüzünden, pratiğe uygulamayı düşünememiştir. Şeyh Bedrettin, teori ile pratiği en canlı, en insancıl yükseklikte sosyal sentezine ulaştırmıştır. |
|
Devamını oku...
|
|
AKDENİZ'DE YENİ BİR KÜBA KURULAMAZ |
|
|
|
Yazar SUAT PARLAR-halksahnesi.org
|
|
Tuesday, 17 January 2012 |
|
ABD'nin ülke içi ve dışında gizli eylemleri denetleyen "40 Komitesi'nin 1969-1976 yılları arasında en önemli ismi Henry Kissinger'dir. "40 Komitesi", Başkan Harry Truman tarafından kuruldu. 54/12 Grubu da denilen "Komite"de Genelkurmay Başkanı, Savunma Bakanlığı Müsteşarı, CIA Başkanı gibi üst düzey yetkililer bulunuyordu. Grubun varlığına ilk değinen kişi Başkan Gerald Ford oldu. Ford, "Komite" için, "Hükümetimizin üstlendiği her gizli operasyonu denetleyen" bir kurumdur diyordu. CIA'nın Vietnam'da uyguladığı kontrgerilla programı (Phoenix programı) Nixon-Kissinger yönetiminin sorumluluğu altındaydı (Bu kontrgerilla operasyonlarında 35.708 Vietnamlı sivil öldürüldü). Yani, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Dışişleri Bakanı ve "40 Komitesi" başkanlığı görevlerinde bulunan Kissinger, birçok kanlı bilmecenin odaklandığı isimdi. Kissinger'in Şili'de gerçekleştirilen 11 Eylül 1973 askerî darbesinde de rolü büyüktü. "Allende'nin adının anılması bile, ülkedeki aşırı sağın, Şili ve ABD'de iş yapan bazı güçlü şirketlerin özellikle ITT, Pepsi Cola ve Chase Manhattan Bank'ın tüylerini diken diken etmeye yetiyordu.”(1) 9 Kasım 1970'de, ABD "Ulusal Güvenlik Konseyi'nin 93 sayılı karar notunu kaleme alarak, Allende'nin başkan olmasından sonra, Şili'ye karşı izlenecek politikayı belirleyen Kissinger'dir. Kissinger, bu ülkeye "ekonomik taciz" önlemleri uygulanırken askerlerle iyi ilişkiler kurulmasını öneriyordu. |
|
Devamını oku...
|
|
O İŞİN MIRMIRI-genelkurmay başkanının yargılanması |
|
|
|
Yazar CİHAN HABER AJANSI
|
|
Sunday, 08 January 2012 |
"Komutanın, Aşağıdakilere Suç Yükleyip Kendisini Kurtarması Yakışıksız" (Özel)
İdam edilen Binbaşı Fethi Gürcan'ın oğlu Ömer Gürcan, darbeye teşebbüs suçundan eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un tutuklanmasının doğru olduğunu söyledi. İdam edilen Binbaşı Fethi Gürcan'ın oğlu Ömer Gürcan, darbeye teşebbüs suçundan eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un tutuklanmasının doğru olduğunu söyledi. Darbe teşebbüsünün Genelkurmay Başkanının bilgisi haricinde yapılma imkanının bulunmadığını vurgulayan Gürcan, "Bir Türk subayına, bir komutana aşağıdakilere suç yükleyip kendisini kurtarması çok yakışıksız." ifadesini kullandı. 1962 ve 1963 yılları arasında Ankara'da Harbiyelileri isyana teşvik ettiği gerekçesiyle asılan Süvari Birliği Komutanı Binbaşı Fethi Gürcan'ın oğlu Ömer Gürcan, Cihan Haber Ajansı muhabirine açıklamalarda bulundu. Aynı zamanda Devrimci Halk Partisi Genel Başkanı da olan Gürcan, Başbuğ olayına ilişkin "Babamlarla karşılaştırdığım zaman; babam mahkemede 'Ben gelseydim sizi asacaktım, siz de beni asın. Bu işi yapan benim ve bunun suçlusu 15 kişidir. Arkadaki teğmenleri, genç subayları, harbiyelileri bırakın.' diyerek olayı üstlenmiştir. Talat Aydemir de aynı şekilde 'soracaksanız hesabını bana verin' demiştir. Şimdi bu olay da belli ki Genelkurmay Başkanının bilgisi dahilinde yapılmıştır, bilgisi haricinde yapılma imkanı yok." dedi. . |
|
Devamını oku...
|
|
ZEYNEP ve BÜŞRA HOCA |
|
|
|
Yazar YÜKSEL GENÇ
|
|
Friday, 06 January 2012 |
|
Bakırköy Kadın Ve Çocuk Tutukevi - Daha biz gözaltına alınmadan önce, tutuklanma kararlarımızında verildiğini düşündüren formalite mahkemelerimizin ardından kimi arkadaşlar için ilk, benim içinse ikinci cezaevli günler başladı.
Getirildiğimiz Bakırköy Kadın ve çocuk cezaevinde ilk 3 günümüzü geçireceğimiz “müşahade odasında” şarkıdaki gibi “bütün kızlar toplandık, toplandık, toplandık... sorduk; neden tutuklandık, tutuklandık, tutuklandık...” Ama işin hukuki yanıtını bir türlü bulamadık.
Üçüncü günün akşamında, moralimizin tavan yaptığı bir zamanda PKK ve PAJK davalarından yargılanan arkadaşların yanlarına yollandık. Ben, Zeynep Kuray ve Pervin Yerlikaya ile aynı odaya gittik.
Bir çoğumuzun aklında buralardan haber geçmek, yazı göndermek, Ajans ve gazetedeki yerimizi doldurmak mümkün olacak mı, sorusu vardı. Dağıtıldığımız kağuşlarda anladık ki, bu dünyanın gözlerini ve kulaklarını kapattığı bu mekanlar duyulmayı bekleyen öykülerle dolu.
Tabii bizden kolları ilk sıvayan Zeynep oldu. Civa gibi, yerinde duramayan ve gazeteciliği her durumda yapabileceğine inanacak denli idealist Zeynep. Bir haber tarlasına düşmüş gibi heyecanlı. 2 haber şimdiden yazdı bile... Ama kaldığımız koğuş odasına girdikten bir süre sonra yazılacak esas öykülerden birinin de kendisi olduğunu gördük.. |
|
Devamını oku...
|
|
BİR KOMPLO TEORİSİ: SİVAS'DAN 35'LERe... |
|
|
|
Yazar SUAT PARLAR-www.halksahnesi.org
|
|
Wednesday, 04 January 2012 |
|
Komplo Teorisi Karşıtlarının Komploculuğu
1991 yılından itibaren Türkiye sermaye sınıfı, ülkeyi jeo-politik “ihraç metası” haline getirerek, pazara sürme noktasında bir aşama kaydetmiştir. Bu tarihten sonra kanlı ilmekler, komplolar, suikastler, komşu ülkelerde darbeler birbirini takip etmiştir. Bu süreç içerisinde “düşük yoğunluklu” çatışma adı verilen veya “alan tutma stratejisi” başlıklı bir plan bölgede uygulamaya konulmuş, bunun yansımaları tüm Türkiye'de kendisini göstermiştir. Fakat, kanlı komplo yumaklarının görselliği içerisinde esas halkalar hep gözden kaçırılmıştır. Temel meselenin Avrasya eksenli olarak; petrol, su, doğalgaz başta olmak üzere muazzam ölçekteki hammadde kaynaklarıyla bağlantısı üzerinde durulmadan, bu kanlı görsellikle yetinme, “komplo teorileri” adı verilen kapsam içerisinde yeni bir bilgi türünü ortaya çıkarmıştır. Bu bilgi türü, yer yer yararlı ipuçlarını içerecek tarzda, söz konusu temellere inme olanağını da veren bağlamlara sahiptir. Zaten insanları “komplo teorisi” yapmakla suçlayanların kendilerinin de bir komplonun parçası olduklarını düşündürtecek yeterli veriler fazlasıyla mevcuttur. Bu komplo ipuçlarından yola çıkarak, 35'lerin “stratejik bombardıman”la öldürülmelerine kadar uzanan süreçte bir takım uğraklara dikkati çekmek istiyorum. Petro – Politiğe Dayalı Kan Borsası 27 Mart 1993, Cumhuriyet Gazetesi manşetten bir haber veriyor : “Petrole Yeni Körfez: Ceyhan” başlığı atılıyor… “Eğer Ceyhan projesi gerçekleşebilirse, Türkiye'nin konumu da değişecek. Çünkü, gezegenimizde petrol coğrafyası yeniden oluşuyor. Belki de ulusal sınırlardan daha önemli bir harita çiziyor.” Ulusalcı, bağımsızlıkçı Cumhuriyet Gazetesi, bu haberi yorumsuz bir heyecan içerisinde verirken, özünde yorumunu da yapmış oluyor. Ulusal sınırların ilgâ edileceğinden söz ediyor. Ama, Ceyhan projesinin heyecanını da satırlarında duyumsatıyor. Türkiye'nin stratejik önemi konusunda anlaşmış olan yönetici seçkinler, bunların ideolojik uzantıları ve bunların çıkarlarını savundukları sermaye sınıfı açısından jeo-politik ve jeo-stratejik önem, Türkiye'nin varlığının güvencesini oluşturuyor. Petrol coğrafyasında Türkiye'nin yeri, daha sonraki kanlı komplo yumaklarıyla iyice açılıyor. Ortaya, bu siyasi coğrafyanın gördüğü, göreceği en kanlı sahneler saçılıyor. Eğer, bu bağlamda kronolojik bir dizgeye sabit kalmadan meseleyi irdeleyecek olursak: 1995 yılı itibariyle, Öcalan; petrol ve suyun “Kürt sorunuyla iç içe geçtiğini” belirtiyor ve bunun sadece “Ortadoğu'nun değil dünyanın başlıca sorunu” olduğunu bir yabancı gazeteciye açıklıyor. Bunları Novaya Vremya muhabiri olan Makarenko Vadim'e açıklıyor. Açıklık bununla kalmıyor, daha sonra Alman televizyon kanalı ARD ile bir görüşme yapıyor. Bu görüşmede, önceki görüşme gibi yine 1995 yılı içerisinde gerçekleşiyor. Bu görüşmesinde de petrol ve su yollarına dikkat çekiyor, bu hatları açmak isteyen Dünya Bankası gibi kurumları uyarıyor. “Bizim otoritemizi dikkate almak zorundasınız” diyor. “Petrol meselesinin tek taraflı bir çözümü söz konusu değildir, dolayısıyla bizimle de görüşeceksiniz” şeklinde bir beyanat veriyor. |
|
Devamını oku...
|
| << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 1 - 12 / 1503 | |
|
|
|
|
Kısa Kısa |
|
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir." 22 Ekim 1922 Gazi Mustafa Kemal Atatürk |
|
|
İstatistikler |
Makaleler: 1906
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4727649
|
|
|