Çilingir Sofrasına Sabotaj
Yazar Rahmi Yıldırım   
Cuma, 11 Mart 2005

Ehli keyfin sofrası çilingir sofrası olarak biliniyor.

Çilingir sofralarında anlatılan bir efsaneye göre, bu deyim Osmanlı döneminden kalmış. Osmanlı sarayında padişaha sunulacak yemeği önceden tadan görevlilere, Farsça bir sözcükle çeşnigir deniyor. Çeşnigirin tadına bakacağı yemekler küçük tabaklarda önüne geliyor. İşte tadımlık yemeklerin bulunduğu bu sofraya çeşnigir sofrası deniyor.

Rakı sofraları da küçük tabaklarda -karın doyurmalık değil- tadımlık mezelerden oluştuğu için, önceleri çeşnigir sofrası olarak adlandırılmış. Sonraları bu deyimin yerini çilingir sofrası almış.

Başka bir efsaneye göre ise, çilingir sofrası deyiminin mezelerin tadımlık olmasıyla pek ilgisi yok. Deyimin kökeni rakının marifetinde gizli. Rakı masasında insanın sır kapıları birer birer açılır, insanlar yüzlerindeki maskeyi atarak kendileri olurlar, yani kendi özlerini gerçek kişiliklerini ortaya sererler. İşte rakı, bir çilingir marifetiyle insanın kişiliğini sergilemesini sağladığı için rakı içilen sofralara da çilingir sofrası denir.

Şahsen, rakının insanın gizli dünyasının kapılarını çilingir gibi açtığı efsanesini daha gerçekçi ve sevimli buluyorum. Çünkü, ayık sohbetlerde uygulanan sansür, çilingir sofralarındaki sohbetlerde ikinci üçüncü kadehten sonra etkisini yitirir, sohbet samimileşir.

Ayıkken sahip olunan önyargı, sevgisizlik ve öfke kadehler boşaldıkça kaybolur; çilingir sofraları demokratik ve sansürsüz bir foruma, hatta daha ileri bir deyişle toplu terapi seanslarına dönüşür. Bu yüzden şair Metin Eloğlu, rakıya "Şişede durduğu gibi durmaz ki kafir / tutar insana yaşamayı sevdirir" diye kaside yazar.

Rakının bu çilingir marifetinden olsa gerek, sofrada ilk kadehler "içelim açılalım güzelleşelim" temennisiyle tokuşturulur.

Çilingir sofralarında hüzün var

Çilingir sofrasına "içelim açılalım güzelleşelim" temennisiyle oturulsa da, sahte rakı faciasından bu yana artık pek öyle değil. Sahte rakıya gerçek yaşamları kaptıranların sayısı bir haftada 25'e ulaşınca, çilingir sofralarının dilek ve temennileri hayli değişti.

Değişen dilek, temenni ve davranış kalıplarını Günaydın gazetesinden Hakan Köksal ve Utku Gürtunca derlemişler. (Günaydın, 4 Mart 2005)

İki kafadarın tespitlerine göre, gerçek rakı dolu ilk kadehler kaldırılırken, "Haydi beyler hoş geldiniz" denirdi. Sahte rakıdan bu yana artık ilk kadehlerde "Hakkınızı helal edin" deniyor.

Çilingir sofralarındaki değişim sadece bu kadar değil. Gerçek rakı içilirken, hoş geldin faslından sonra, "İçelim güzelleşelim" denirdi. Sahte rakıdan bu yana, artık sofra ehli "İçelim helalleşelim" temennisinde bulunuyor.

Gerçek rakı içilirken "En kötü günümüz böyle olsun" denir. Sahte rakıda ise en son gün olacağı hemen hemen kesindir.

Gerçek rakı, içene keyif verir. Sahte rakının olduğu sofrada ise içenin hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden akıp gider.

Gerçek rakıya su katıldığında beyazlaşır. Sahte rakıda ise beyazlaşan rakı değildir, içenin yüzü bembeyaz olur.

Gerçek rakı adamı en fazla küfelik yapar. Sahte rakı ise adamı tabutluk yapar.

Kadehteki rakı gerçekse kadeh boşaldığında garson, "Tazeleyim mi abi?" diye sorar. Sahte rakıda ise sorulacak soru, "Hangi yakınınızı arayalım abi?" sorusudur.

Gerçek rakı içilirken, masaların arasında çiğ köfteci ya da buzlu bademci dolaşır. Sahte rakıda ise masaların arasında dolaşan satıcı, "irmik helvanıza fıstık ister misiniz?" diye sorar.

Özetle, sahte rakıyla ilgili her anlatımın sonunda ölüm var; çilingir sofralarında 25 sofra ehlini sahte rakıya kaptırmanın hüznü var.

Kimi tuttuğu futbol takımının galibiyetini kutlarken sahte rakıya kurban gitmiş.

Kimi sevgilisinden ayrılmanın hüznünü dağıtmak isterken bilmeden sahte rakıya saldırmış.

Bir diğeri işten atılmanın kederini arkadaşlarıyla dostlarıyla paylaşmak isterken bu kez sahte rakının kurbanı olmuş.

Bir baba, oğlunun bilerek ikram ettiği sahte rakıyla hayata veda etmiş.

Gazetelerin yazdığı doğruysa en ilginci de, müşterilerine sahte rakı satan lokanta sahibi de aynı rakıdan içmiş, sizlere ömür...

Akıl da iptal

Vahşi kapitalizm deyip geçilecek basitlikte değil. İngiliz sendikacı Dunning diyordu ki:

"Sermaye, güvenli yüzde10 kâr ile her yerde çalışmaya razıdır; kesin yüzde 20, iştahını kabartır; yüzde 50, küstahlaştırır; yüzde 100, bütün insani yasaları ayaklar altına aldırır; yüzde 300 kâr uğruna işlemeyeceği cinayet, atılmayacağı tehlike yoktur, sahibini bile astırır." (T. J. Dunning. aktaran Marks, Kapital, Cilt: I, s. 779)

19'uncu yüzyılın gariban İngiliz sendikacısının havsalasındaki, kapitalisti insanlıktan çıkaracak kâr en fazla yüzde 300'de kalmış. Türkiye'de hükümetin kaçak sahte rakıdaki kâr marjını yüzde 1000'e yükseltmesini görse kimbilir ne derdi.

Kâr oranı yükseldikçe kapitalistin göze alacağı tehlike de büyür. Bunda anlaşılmayacak bir şey yok. İngiliz sendikacının demesine göre, kapitalist, ucunda öldürülmek olsa bile yüzde 300 kâr uğruna her tehlikeyi göze alır.

Fakat, şu da anlaşılır bir şeydir ki, en vahşi kapitalist bile aklını tümüyle yitirmez, "Yarın ne olur, başka nereye yatırım yaparım?" hesabıyla hareket eder.

Bizim lokantacı küçük kapitalistin anlaşılan böyle bir hesabı olmamış. Ya da, İngiliz sendikacının bile tahmin edemediği yüzde 1000 kâr, sadece insani duygularını değil, aklını da başından almış; müşterisine ikram ettiği zehri kendisi de içmiş.

Lokantacı küçük kapitalist bilmeden sahte rakı ikram etmiş ve kendisi de içmiş olamaz. Sahte rakıyı 100 metre uzaktan tanımayacak bir lokantacı herhalde yoktur.

Bu durumda sahte rakıyı niçin lokantasına soktuğu ve kendisi de içtiği sorusunun yanıtını sadece kendisi bilir; ama, küfelik değil tabutluk olduğuna göre öğrenme olanağı yok.

Kimbilir, belki de eski günlerin sahte rakı vukuatlarından bir farkı olmadığını sanmıştır.

Okuldan arkadaşım kıdemli hakim Hasan Mutlu'nun gerçek bir mahkeme dosyasından anlattığına göre, Cumhuriyetin ilk yıllarında yine İstanbul'da yüklü miktarda sahte rakı ele geçirilir. Yakalanan zanlılar apar topar mahkemeye sevk edilirler. Mahkeme, ele geçirilen rakıların sahte olup olmadığını belirlemek için bilirkişi incelemesi ister. Ancak, ele geçirilen rakıyı tahlil edecek ne laboratuvar vardır, ne de kimya mühendisi. Zorunluluk karşısında, bir eczacı ile rakıdan anlayan kişi olarak üç akşamcı bilirkişi diye atanır. Bilirkişi heyetinin incelemesi iki hafta sürer. Ele geçen sahte rakının çoğu tahlil çalışmalarında tüketilir. Nihayet hazırlanan rapor mahkemeye sunulur. Bilikişi raporu kısa ve özdür: "Yakalanan rakılar kesinlikle sahtedir. TEKEL bu kadar güzel rakı yapamaz."