Kızıldere
Yazar Tuncay Çelen   
Çarşamba, 06 Nisan 2005

Oy dere Kızıldere

Böyle akışın nere

Bizde halmı bıraktın

Sana can vere vere

Dere bizim deremiz

Suyu alın terimiz

Söyle nedendir dere

Vurulur geçlerimiz

 


DEVRİMCİ DAYANIŞMAIN EN GÜZEL ÖRNEKLERİNDEN BİRİ : KIZILDERE

30 MART 1972

TUNCAY ÇELEN


KIZILDERE. Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı küçük bir köydü 30 Mart 1972 tarihine kadar. Ama o gün büyük olaylara sahne oluyor; destansı bir direnişe, kanlı bir yargısız infaza, bir katliama tanıklık ediyordu.

KIZILDERE aynı zamanda, bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olan DEVRİMCİ DAYANIŞMANIN simgesi olarak tarihe iz bırakıyordu.

Anadolu , bir kez daha , zulme ve zalime karşı, haksızlıklara ve sömürüye karşı isyan eden ; halktan ve haklıdan yana yiğit insanlarını bağrına basıyordu.


"Toprakta, tohumda hakça" diyerek, isyan eden ve isyanlarıyla Selçuklu Devleti'nin sonunu getiren Baba İshak'ları, Baba İlyas'ları ; "Ferman padişahın dağlar bizimdir", diyerek, zalime başkaldıran, dağları dost bilen, boyun eğmeyi değil, isyanı seçen Dadaloğlu'nu bağrına bastığı gibi.

Kızıldere’ye türküler yakıyordu, Anadolu halkı; İnancı için ölümü kucaklayan ve "Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan" diyen Pir Sultan Abdal'ların yaktığı türküler gibi.

Çünkü on’lar ; “yollarından dönmeyen “ bu nedenle idamlarına karar verilen üç yiğit arkadaşlarını Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i kurtarmak için , ölümü göze alıyorlardı ve gözlerini kırpmadan ölümün üstüne yürüyorlardı. Aralarında ki, örgüt ayrılıklarına bakmadan, birlikte cezaevinden kaçıyorlar, birlikte eylem planlıyorlar ve birlikte direniyorlar ve ölüme birlikte koşuyorlardı.

Aceleleri vardı. 9 Ekim 1972 tarihinde Denizler hakkında idam kararı verilmişti. Karar avukatlar tarafından temyiz edildiğinden Yargıtay aşamasındaydı. Her an yargıtayca karar onaylanabilir ve mecliste oylanarak idam gerçekleşebilirdi. İdamın önlenmesi gerekliydi.

İstanbul, Kartal-Maltepe askeri cezaevinde; başta THKO’nun liderlerinden Cihan Alptekin ve diğer devrimciler.hummalı bir faaliyet içerisindeydiler. Denizleri kurtarmak için dışarıda olmaları, bunun içinde cezaevinden kaçmaları gerekiyordu.Gece gündüz kaçacakları tüneli kazıyor, çıkan toprakları yastıklara dolduruyorlardı. Tünel bitmişti, ancak Cihan ; tünelin o4tay çıkması riskini dahi göze alarak, Mahir’in Selimiye Kışlasından, Maltepe Cezaevine getirilmesini bekliyordu.

Beklenen gün geldi, iki örgüt, THKO ve THKP-C , tarihe geçenek büyük bir dayanışma içerisinde ; 29 Kasım 1971 tarihinde kazdıkları tüneli kullanarak; Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ulaş Bardakçı, Ömer Ayna ve Ziya Yılmaz, birlikte cezaevinden kaçtılar.

10 Ocak 1972 tarihinde İdam kararı Askeri Yargıtayca onaylandı. Mahir ve Cihan Ankara’da buluşarak ; arkadaşlarını kurtarmanın çarelerini aradılar. Artık onlarda ki tek düşünce ne pahasına olursa olsun arkadaşlarını kurtarmaktır.

3 Şubat 1972’de Askeri Yargıtay idamlarla ilgili karar düzeltmesi istemini reddeder karar kesinleş,ir ve 9 Şubat 1972’de Millet Meclisi Adalet komisyonunda görüşülmesine başlanır.Bu arada cezaevinden kaçan devrimcilerden Ziya Yılmaz 19 Şubat günü yaralı olarak yakalanır,Ulaş Bardakçı ise aynı gün İstanbul’da öldürülür. Ankara’da da Denizleri kurtarmaya çalışan THKP ile THKO arasındaki iletişimi sağlayan Koray Doğan 8 Mart 1972’de öldürülür.

Zaman hızla akmakta. Denizlerin idamlarıyla sonuçlanacak süreç hızlanmaktadır. 10 Mart 1972’de Millet Meclisi; 16 Mart 1972 günü Cumhuriyet Senatosu idam kararını onaylar ve karar 25 Mart 1972 günü Resmi Gazetede yayınlanır. CHP’nin Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu nedeniyle infaz ertelenir.

15-16 Mart 1972 günlerinde Mahir, Cihan, Ömer ile Ertuğrul Kürkçü ve Ertan Saruhan, Karadeniz bölgesine geçerler. Fatsa’ya yerleşirler. Ankara’dan giden Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp ve Sabahattin Kurt da Fatsa’ya ulaşarak başka bir eve yerleştiler.

26 Mart 1972 günü Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ertuğrul Kürkçü ve Hüdai Arıkan, Ünye radar üssünde görevli ikisi İngiliz biri Kanadalı üç teknisyenini evlerini basarak rehin alırlar ve birlikte 28 Mart 1972 günü Kızıldere’ye gelirler. Aynı yere Sinan Kazım Özüdoğru, Ömer Ayna, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz da gelir ve burada buluşurlar.

Kaçırdıkları İngilizlere karşılık ; Denizlerin idamlarının durdurulmasını istemektedirler:

1. İnfazlar derhal duracak.

2. Hiçbir yurtsever ve devrimci asılmayacak

3. En çok 48 saat içerisinde bu konuda Türkiye radyolarından infazların durdurulduğu hakkında yayın yapılması şarttır.

30 Mart sabahı saat 5’te saklandıkları köy muhtarına ait ev kuşatılır, bölgeye resmi, sivil olağanüstü güçler yığılır .” Teslim olun ve rehin aldığınız Teknisyenleri serbest bırakın” çağrıları reddedilir. Çünkü onlar, kendilerini değil; idama giden arkadaşlarını kurtarmak için ordadırlar. Ağır silahlarla donanmış, MİT’i ile Cia ‘sı ile , özel güvenlik güçleriyle binlerce kişi tarafından kuşatılmış, köy evi, “yargısız infazda” kararlı bu güçlerin 30. Mart 1972 saat 17’de ki bombalarıyla yerle bir, kurşunlarıyla delik deşik edilir.

Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Hüdai Arıkan, Sinan Kazım Özüdoğru, Ömer Ayna, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan ve Nihat Yılmaz katledilir. Ertuğrul Kürkçü ertesi gün samanlıkta sağ olarak bulunur.

Şairin dediği gibi "Ölen kim gerçekte, yaşayan kim?"