Fethi Gürcan'ın Harbiyelileri
Yazar Ümit Özbek   
Salı, 05 Nisan 2005

“1963’lerde yaşananları ben, ancak böyle dökebildim 1976’larda şiire, on üç yılda özümsemişim o olayları, on üç yıl sonra damıtabilmişim. O günleri yaşayıp da ozanlığa soyunanlar, elbette ki benden daha iyi yapabileceklerdir bu işi. ‘El elden üstündür, taa arşa kadar’ demiş eskiler.”


çıkmışım bir kavgadan

vurmuşum sokaklara

sokakta tank paletleri

sokakta düdük sesi

sarı sarı yapraklarla birlikte sanki

dallarda insan iskeletleri

asacaklar AYDEMİR’İ

asacaklar GÜRCAN’I

belki başkalarını

pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim

dökülüyor etlerim

sarı yapraklar gibi

asmak neyi kurtarır

sarı sarı yaprakları kuru dallara?


Hasan Hüseyin Korkmazgil

(Haziran’da Ölmek Zor).

 

Ömer Gürcan; 27 Haziran 1964’de idam edilen, 21 mayıs 1963 direnişinin Şövalye Ruhlu İhtilalcisi Süvari Binbaşısı Fethi Gürcan’ın 4 çocuğundan biri.. 56 yaşında. O da bir “süvari” ve o da bir “muhalif”.1966 yılında ODTÜ Elektrik Mühendisliği bölümüne girdi.Aynı yıl ODTÜ’de askeri öğrenci bursunu kazandı. Resmi üniformasını giydikten on beş gün sonra, ordu üst yönetimi tarafından, “Fethi Gürcan’ın oğlu” olduğu gerekçesi ile bursu iptal edildi.Bir yılı aşkın hukuk mücadelesinin ardından Danıştay kararıyla tekrar askeri öğrenci oldu. 12 Mart Askeri Muhtırası’ndan sonra askeri öğrencilikten yeniden çıkarıldı. Öğrenimini sivil olarak tamamladı. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra. babasının kader arkadaşı, idam kararı Meclis’ten dönen Em.Ütğm. Erol Dinçer’le birlikte, “ordu içinde örgütlenmek” iddiasıyla gözaltına alındı.Emniyette kıkbeş gün işkenceden geçirildikten sonra, sekiz ay Mamak Askeri Cezaevi’nde, babasının yattığı koğuşlarda yattı.Mahkeme sonucunda beraat etti. 1985 yılına gene Erol Dinçer’le birlikte Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün işkencehanesinde girdi.Yargılanmadan serbest bırakıldı. Babasından kalan binicilik tutkusunu hiçbir zaman yitirmedi.Emekli olduktan sonra binicilik hocalığına başladı. Yakında “68 Kuşağının önemli isimlerinden Tuncay Çelen ile 12 Mart üzerine yeni bir kitabı çıkacak olan Ömer Gürcan bu kitabında “ Fethi Gürcan’ın Harbiyelileri”ni anlatıyor.


Teşekkür bölümünde;

“Sene 1963. Evimiz ağabeylerle dolup taşıyor. Bazen üniformalı bazen sivil. O zaman tanıdım onları. Onlar Harbiyelilerdi.Çok kalabalıktılar. Zordu isimlerini öğrenmek. 15 yaşındaydım. Kardeşlerimle onlara isimler taktık. Arap Çocuğu, Köy Delikanlısı, Karanlık Göz, Gitar gibi.O zamanlar onları sevmiştik. Büyüyünce daha da çok sevdik. Olayları detaylı olarak inceleyince onlar gözümda daha da büyüdü."

“Ağabeylerimdi onlar benim. Onlar“Ad ve Soyadları” ile tarihteki yerlerini aldıkları için, ben de öyle hitap edeceğim.” diyor.

“Demokrasi kahramanı tanrılar hiçbir savunma almadan 1468 Harbiyelinin üniformasını söküyor. Anayasa da neymiş. Gençlerin haklılığı bir daha ortaya çıkıyor. Fethi Gürcan’ın dediği gibi “Bizim hareketimizin meşruluğu onların gayri meşruluğundan doğmaktadır.”

Osman Yektin,Önder Aydınlı,Vahit Özsoy,Zihni Çetiner,Ümmet Sarı,Nebi Barlas, Nezihi Fırat,Turhan Binay,Zihni Yeğin; 1468 Harbiyeliden bazıları ve bu kişilerin ağzından; hangi duygu ve düşüncelerle eylem birliği oluşturduklarını, komik ve acı gerçekleriyle olayların gelişimini, mahkeme sürecini, ifadeleri, ihanetleri ve dayanışmayı öğreniyoruz; Harbiyeli ruhunu öğreniyoruz.

10.Bölük 4366 Yaka Nolu Öğrenci Nebi Barlas Harbiyelilerin Kurban Edilmesinin Anatomisi’ini bakın nasıl yapıyor;

“1468 ( 1459+9 ) Harbiyelinin harcandığı konusunda herkes fikir birliği içerisinde. Ben yıllar sonra bir hukukçu olarak haykırıyorum:

Dreyfus meselesi siyasi menfaatlere, zümre ihtiraslarına, kör duygulara alet edilen, adaletin hazin yüz kızartıcı ve bir milletin itibarını zedeleyici hikayesidir.Fakat insanlık için ne hazindir ki, bir hakikattir. Peki Harbiyelilerin kurban edilmesi; hangi siyasi menfaatlerin, hangi kin ve ihtirasların, hangi intikam duygularının hazin hikayesidir?

Bir ay evvel İnönü’ye ihtilalin yapılacağı MİT tarafından bildiriliyor.

Başbakan İnönü, 18 Mayıs 1963 tarihinda “3 gün içinde her şey olabilir, olayları güçlükle önlemeye çalışıyorun” diyor.

Bakan C.T.Karasapan o gün ihtilalin yapılacağının ihbar edildiğini beyan ediyor.

Kara Kuvvetleri Komutanı Ali Keskiner 20 Mayıs günü okula geliyor. Taktik imtihanına giriyor. “Bu talebeler çok çalışkan ve başarılı. Bunları izne gönderelim.” diyor.

1459 Harbiyelinin yargılandığı mahkeme, beraat kararı veriyor. Disiplin kurulu mahkemenin beraat kararını gözardı ederek binlerce Harbiyeliyi büyük bir vicdansızlıkla sokağın ortasına atıyor.

Bir hukukçu olarak haykırarak diyorum ki, ihtilalin yapılacağını aylar önceden haber alan devlet, vatandaşına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin göz bebeği Harbiyeliye tuzak kurmaz.

Adalet ve toplumun vicdanında açılan binlerce ailenin binlerce Harbiyelinin yüreklerini sızlatan bu haksızlığın toplum önünde hesabı sorulmayacak mı?”

Ve bütün bunlara En Büyük Harbiyeli 1283 Yaka Nolu Öğrenci Mustafa Kemal cevap veriyor

“....Ben inanç ve kanatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir! İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği....”

2.Bölük 4922Yaka Nolu Öğrenci Zihni Çetiner yıllar sonra şu değerlendirmeyi yapıyor,

“...Hatta içlerinden bazıları Silahlı Kuvvetleri ikballeri için kullanarak iktidara el koydular.

Bunlar bin dörtyüz altmış sekiz kişilik Harp Okulu öğrencisini istikballerinden edenlerdi. Mustafa Kemal’in devrimlerinden çoğunu ve mirasını Türk-İslam sentezcilerine peşkeş çekenlerdi.Bu ülke yıllarca onların yarattığı ortamda üreyen hastalıkları yaşadı ve hala da yaşamaya devam ediyor. Henüz o sancılar dinmiş değil. Özellikle 12 Mart Muhtırası’nı verenler, Silahlı Kuvvetler içerisindeki Aydemir Cuntası’nın karşısında yer alanlardır.

Amaçları ise 1961 Anayasası’nı Süleyman Demirel’in sırtına uydurmaktı; kesip biçerek öyle de yaptılar. 12 Eylül ise geride ne kaldıysa silip süpürmüştür. Hem de Atatürkçülük adına.

Zaten Kemalist hareketi yozlaştıran, onu bir restorasyona uğratan hep bunlar olmuştur.

Adları da zaten o dönemde “gardrop Atatürkçüleri” dir. Bunlarınkine bir ihtilal demek de doğru değildir. Her ikisi de ( 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 ) emir komuta zinciri içinde gerçekleştirilmiş, tutucu düzen ve ABD yandaşlığıdır. İktidar yandaşlığıdır. Oy kaygısıyla siyasilerin yapamadıklarını yaparak, onların baskıcı, yarı faşist yönetimlerine zemin hazırlamışlardır.”

Bin selam sana Harbiyeli...

“21 Mayıs gecesi yaralı bir Harbiyeliye, Hükümet taraftarı Albay Nusret Eraslan yardım etmek ister. Bu olayı bana ve İhtilalin Süvarisi’nin yazarı Nesrin Turhan’a anlatırken koca adam ağlıyordu:

“Harbiyeli elimi itti. Yardım istemedi. Küçümser gibi bana baktı. Ama haklıydı. Gerçek Harbiyeli oydu.”

Bin selam sana Harbiyeli...”

Sana da bizleri Fethi Gürcan’ın Harbiyelileri ile tanıştırdığın için binlerce teşekkür sayın Ömer Gürcan. İleri Yayınları tarafından basılan bu kitabı lütfen okuyun.