DÖNÜP DÖNÜP OKUMAK
Yazar TURGUT KOÇAK (TSİP GENEL BAŞKANI)   
Cuma, 12 Ağustos 2016

 

 

Politik planda tıkanıldığında birileri mutlaka bir şeyler yapmak gerektiğine inanır ve BİR ŞEYLER YAPMALI marşının eşliğinde bir şeylere de soyunulur. Ancak her ne hikmetse her defasında da aynı şeylerin dışına bir türlü çıkılamaz. Yenilgiden bir türlü kurtulmanın olanağı yoktur. Yoktur, çünkü aynı sonuçları veren denemeleri yinelediğinizde yine aynı sonuçlara varırsınız.

Öğrendik ki, Kürt Hareketi ve bazı solcu yapılar EMEK VE DEMOKRASİ İÇİN GÜÇ BİRLİĞİ'ni oluşturacaklarmış.

KÜRT HAREKETİNİN DÜŞÜNSEL- YAPISAL ÖNDERLİĞİNDE
DİSK- KESK -TMMOB-TTB ÖNDERLİĞİ GÖRÜNÜMÜNDE olacakmış bu yeni girişim.

Daha önce sayısız kez yazdık, çizdik. Ülkemizde emek kuruluşları bir bunalım içindedir. DİSK, KESK büyük ölçüde tabanını yitirmiş, bu yüzden de eylemlerde oldukça etkisiz hale gelmiştir. TMMOB ve TTB'ye gelince zaten bu örgütlerin örgütlenmesi farklı olduğu için üzerinden fazla durmak gerekmiyor. Yukarıda sözü edilen güçbirliğine katılan diğer örgütlerinse hem ideolojik olarak hem de kitle gücü açısından bir etkisi zaten sözkonusu değildir. Bu yüzden de burada onları saymayı gereksiz buluyoruz. Bununla birlikte bu oluşumlara baktığımız zaman Emek ve Demokrasi mücadelesinde bu oluşumların kendilerini bir sorun olarak görüyoruz. Sorun olarak görüyoruz, çünkü emek güçleri bağlamındı bölücü ve parçalayıcı işlevleri söz konusu. Sıkça belirttiğimiz gibi burada zaten ciddi şekilde etnik köken ve inanç üzerinden örgütlenme anlayışı egemendir. Bu yüzden de işçiler ve emekçiler için bölücü işlev taşıyan ve bu politikada da ısrarlı davranan yapıları sınıfın öğretisi zaten karşıdevrimci olarak nitelemektedir. Demokrasi için yapılan güçbirliğine gelince sözü geçen bu yapıların demokrasiden çok da bir şeyler anladıkları söylenemez.

Bizim için demokrasi niye sık sık yaşamsal önem kazanmaktadır? Çünkü egemen güçler geniş emekçi yığınlarını daha çok sömürmek için baskı ve zulüm altında tutmak zorundadırlar. Bu yüzden de ülkemizde burjuva demokrasisi sık sık kesintiye uğrar ve ülkemizde milliyetçilik ve dinsel anlayışların tavan yapması eşliğinde faşizme başvurulur. Bugün AKP ve saray yönetiminin geldiği nokta burasıdır. Bu yüzden de çeşitli devrimci kesimler demokrasi mücadelesini sık sık dile getirir.

Ancak yine de bir sorun vardır. Demokrasi mücadelesi için yola çıkanlar sık sık yanlış bir katar oluşturarak yola düzüldükleri için bu anlayış fayda etmez sonra birde bakmışsınız ki oluşturulduğu söylenen her neyse işlevsiz hale geldiği için kendiliğinden dağılmıştır. Artık bir yenisi konuşmaya başlanıncaya kadar da sanki hiçbir şey olmamış gibi susulup oturulur.

Oysa Türkiye Sosyalist İşçi Partisi ve Devrimci Halk Partisi olarak biz ne diyoruz? Önümüzdeki ivedi görevimiz Türkiye'nin demokratikleştirilmesidir. Bu yüzden de faşizme karşı olan tüm kesimleri büyük ölçüde toparlayabilen bir demokrasi cephesi ya da ne bileyim bloğuna gereksinim vardır. Bu blokta CHP'ye önemli bir görev düşmektedir. Bu yüzden de demokrasi mücadelesi eğer başarıya ulaşacaksa CHP'nin olmadığı bir mücadelede kolay kolay başarı şansı yoktur. Kürt Hareketini temsilen HDP ve diğer yapıların ise bunlara ister ana gövde denilsin, ister başka bir isimle nitelendirilsinler başarı şansı yoktur. Çünkü baştan bu yapının güttüğü politika nedeniyle toparlayıcı olması mümkün olmadığı için demokrasi güçlerini zaten bu yapının çevresinde toparlamanın olanağı sözkonusu değildir. Şimdi değil, öteden beri sık sık aynı yola başvurulmasına karşın aynı sonuçları alıp oturuluyorsa bizim söylediklerimizin doğru olduğundandır. Üstelik Kürt Hareketinin bazı demokratik kitle örgütleri üzerinde gücünün çok ötesinde etkin olması yüzünden DİSK ve KESK bir türlü belini doğrultamamaktadır. Bu yanlış politikalar sürdürüldüğü sürece de doğrultamayacak aksine daha da büyük çapta güç yitirecektir.

Sonuç olarak HDP, Kandil ve İmralı üçgeni çevresinde sürdürülen politikaların varıp dayandığı politika muğlak ve belirsizdir. Bu sözünü ettiğimiz üçgen içinde emperyalist devletlerle birlikte iş tumak hemen her fırsatta ağır basmaktadır. Bu yüzden de NATO'dan çıkılması konuşulduğunda bile bu üçgenin verdiği tepki bugüne kadar sol ve sosyalistlerin bulunduğu çizgiden oldukça uzaktır. Yani güdülen etnik politikanın ağırlığı sözünü ettiğimiz üçgenin başka türlü düşünmesini mümkün kılmamaktadır. Ayrıca salt taratar kazanmak amacıyla bu kesim dinci gericilerle ve mezheplerle oynaşmayı bir türlü bırakmış değildir. Bu yüzden bu hareket bir taraftan emperyalist gericiliğin basıncı altında diğer taraftan da dinci çevrelerin gerici basıncı altındadır. Alevilere yönelik yapılan politika da salk kullanmaktan öte maddi zemine oturan bir politika değildir. Doğal olarak oluşturulmaya kalkışılan EMEK VE DEMOKRASİ İÇİN GÜÇ BİRLİĞİ organizasyonu aynı suda ikinci, üçüncü, hatta bilmem kaçıncı kez yıkanmaya kalkışmaktır ki sonucu da zaten başından bellidir.

Ayrıca PKK'nın ısrarla sürdürdüğü savaş ortamı da EMEK VE DEMOKRASİ İÇİN GÜÇ BİRLİĞİ'ne zemin hazırlamadığı gibi tam tersine sonuçlar yaratmakta olup BARIŞ sözcüğünü dilinden düşürmeyen çevreler açısından da inandırıcılıktan uzaktır.

Bu gerçekler ışığında Türkiye Sosyalist İşçi Partisi ve Devrimci Halk Partisi'nin savunageldiği düşünceler Türkiye'nin demokratikleşmesi ve emek güçlerinin güç kazanması için doğru bir çizgidir. Asıl demokrasi güçleri bu safta yerlerini almalıdır diyor, DÖNÜP DÖNÜP OKUMAK anlayışının hiç mi hiç alameti farikası olmadığını açıkça söylüyoruz.