Avrupa Patladı, Yerli Vakvakların Başı Sağolsun
Yazar Gaffar YAKINCA   
Pazar, 26 Haziran 2016

 

Avrupa Miti - Nathalie Guerra, Belçika - akrilik

 

 

Avrupa Miti – Nathalie Guerra, Belçika – akrilik

 

Cuma sabahı itibarı ile İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan Taksim istikametine gidiyorum. Af buyurun daha kargaların pisliklerini didiklemediği bir vakitte uyanıp radyo programı yapmaya gelmiş olan siyaset ve “ekönömi” yorumcuları kaygıdan pelte olmuş ses tonlarıyla ah vah ediyorlar.

“Hayırdır yahu yoksa başkan babamıza bir şey mi oldu” diyerek heyecanla kulak kabarttım, yok mevzu o değilmiş, İngiltere’deki referandumda AB’den ayrılmak isteyenler galip gelmiş, dertleri oymuş.

Arkadaş, zannedersin ki yuvaları yıkılmış, anaları babaları ölmüş! CNN’nin NTV’nin çakma kanaat önderleri dokunsan ağlayacak haldeler. Hele Egebıoy’la beraber şu bakara/makara işlerine bakan bir tanesi var ki hem üzgün hem kızgın, feryat ediyor “alçaklar, Dünya’nın en büyük barış ve demokrasi projesini yıktılar” diye… Evet dostum, barış demokrasi ve kardeşlik, hatta çokseslilik, çeşitlilik falan… neredeyse beni bile ağlatacaksın!

Başka bir kanalda ise Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerine bakan trilyon tane uzmandan biri konuşuyor. Bu uzman hanımefendi, TV’lere radyolara çıkartılan her uzman gibi kendinden son derece emin, belli ki hadiselere başka açılardan bakmayı pek bilmiyor, kullandığı kavramların evrensel kavramlar olduğunu düşünüyor. “Milliyetçiliğin yükselişi çok korkutucu” diyor ve devam ediyor “İngiliz seçmenin AB’ye egemenlik gibi bir kavram üzerinden hayır demesi anlaşılır gibi değil..”  AB öyle bir birlik ve demokrasi projesiymiş ki ülkeler para birimlerini, bayraklarını bile değiştirmişler, nasıl olurmuş da şimdi egemenlik gibi modası geçmiş kavramlara dönerlermiş… Breh breh breh!  Laflara bak, egemenlik ne yav? Kimin ne işine yaramış egemenlik! Hele ki İngilizlerin, dört yüz yıl dünyayı kendi bayrağıyla sömürmüş adamın egemenlikle ne işi olur yahu, değil mi ama!

Radyolarda sohbetler, “ouuww Paund şu kadar değer kaybetti”, “oh may gad, Londra borsası kaç puan düşecek acaba…” gibi çığlıklar ve feveranlar arasında devam ediyor. Belli ki bu yorumcu takımının borsada şurada burada hayli yüklü parası var, dertlerinden kurdeşen dökecekler!

Ben duyduklarıma inanmaya çalışırken muhteşem uzmanlar ve yorumcular konuyu daha da beter bir yere bağladılar : İngiltere’nin birlikten ayrılması Türkiye’nin girişini kolaylaştırırmış. Taksim dolmuşu sanki mübarek, bir kişi indiğine göre biri binebilir! Tabi böyle demiyorlar, “İngiltere dolmuşta ayağa kalktığına göre, biz de ayakta binebiliriz” demeye getiriyorlar. Gerçekten muhteşem, çekirge düzeyinde bir akıl, kertenkele düzeyinde feraset!

Avrupa nedir bilmesek….

Avrupa Birliği’nin kurulduğu günden beri karıştırdığı haltları bilmesek gerçekten de bu aklı evvellerin sözlerine inanacağız! Beyefendinin “barış ve demokrasi projesi” dediği şey, aslında sermayenin son yüzyıldaki en büyük yağma hamlelerinden biridir. Özgürlük paranın özgürlüğü, demokrasi zenginlerin çıkarları ile çizilen bir çerçevenin içinde o sınırlara ilişmeden katılımcılık oynama hakkıdır. Barış? Barışın ne demek olduğunu görmek istiyorsanız Libya ve Irak’ı bombalayan Avrupa uçaklarına, Suriye’deki yamyamlarla beraber savaşan lejyonerlere bakmanız yeterli olacaktır.

Avrupa Birliği, emperyalist-kapitalist bir birliktir. “Emperyalist soğuk saldırganlık” yılları boyunca Sovyetler’e karşı NATO’nun yanında ekonomik saldırı aparatı olarak kullanılmış, Sovyetler’in ve Doğu Bloku’nun çözülmesi ile tarihin gördüğü en büyük yağma operasyonunun başat aktörü olmuştur. Modern tarihin en büyük uluslararası hukuk skandalı sayabileceğiiz Doğu Alman devletininin gasp edilmesi, el kadar Baltık devletlerinin akla ziyan çıkışlarla bağımsız devletler haline getirilmesi, Yugoslavya’nın kanlı bir iç savaşla bölünmesi, yeni türeyen Rus burjuvazisi ile girilen çirkin ilişkiler ve daha niceleri AB’nin kabarık suç dosyasının bazı fasıllarıdır.

Avrupa Birliği, ne kendi içindeki çalışanlara, yoksullara ne de Dünya’nın geri kalanına mutluluk getirdi. Büyük ortakların gölgesinde ezilen küçükler, yıllar içinde pek çok hakkını kaybeden işçi sınıfı, giderek esnekleşen, tüm inisiyatifin patronlara geçtiği bir işgücü piyasası, işsizleşen gençler, lime lime dökülen eğitim ve sağlık sistemleri…

Brüksel bürokratlarının ve Avrupa solcusunun işlevi

Öte yandan Brüksel’de oturup kalın maaşlar alan bir yığın bürokrat sabah akşam Avrupa Ruhu’nun meyvelerinden bahsediyordu. Brüksel bürokratlarının yağlı maaşlarının tek temel sebebi vardı: birliğin cilasını bozmadan halkın bu meyvenin koçan kısmıyla idare etmesini sağlamak. Halka verilen bu koçan, sözde serbest dolaşım hakkı, Erasmus gibi programlar, entel takımının ağzına bir parmak bal gibi çalınan kültür, sanat vb fonlarıydı. Bir yandan kamu kaynakları “elverişli yatırım iklimi” kisvesi ile büyük şirketlere peşkeş çekilirken, diğer yandan bu enstürmanlarla halkın Avrupa Rüyası yaşaması sağlanıyordu. Sermayenin bu en büyük tarihsel birliğine halkın gönüllü destek vermesinin yolu böyle bulunmuştu. Bir tür iş bölümü yapıldı, Avrupa’nın sağcıları malı götürmekle iştigal ederken, solculara ise bu tür hokkabazlıklarla vatandaşı uyutma vazifesi verildi.

Doğrusunu isterseniz Avrupa’nın solcuları bu görevi layıkıyla yerine getirdiler. Bir siyasi proje olarak AB’nin ideolojik tarafını iyice tahkim ettiler. Sadece birliğin içinde değil, bizim gibi çevre ükelerde de çok geniş bir havariler ordusu yetiştirmeyi başardılar. Temel işlevleri Avrupa Birliği’nin faziletlerini anlatıp, her zeminde AB’cilik yapmak olan bu besleme takımına proje fonları yoluyla muazzam büyüklükte kaynaklar aktarıldı. Bataklığın kurbağaları gibi sürekli olarak aynı sesi çıkararak viyaklayan bir vakvaklar takımı, her hadiseye aynı argümanlarla koşarak yetiştiler: demokrasi, özgürlük, çok seslilik, çok kültürlülük, barış… İçi boşaltılmış bu kavramlar gerçekte tek bir işe hizmet ediyordu : Avrupa’nın serbest piyasacı ideolojisi karşısında halkın/emekçilerin tüm savunma olanaklarını yok etmek.

Bizim yerli vakvaklar, ABcilik ve Cumhuriyet düşmanlığı

Türkiye için de böyle oldu. Bilgi Üniversitesi ve Boğaziçi merkezde olmak üzere neredeyse tüm akademi dünyası, Birikim Dergisi çevresinden hareketle siyaset ve kültür alanı, Radikal 2 gazetesi, CNNTürk ve NTV üzerinden tüm medya işte bu vakvakların yerli versiyonları tarafından işgal edilip serbest piyasacılığın hizmetine sunuldu. Avrupa’cı vakvakların tamamının yakın zamana kadar AKP’cilik yapmış olması bir tesadüf olabilir mi?

Bütün referansı Avrupa olan bu ekibin içinde az çok dincisi, solcusu, liberali, Kürtçüsü her türü bulunur ancak bunlar küçük nüanslar gibidir, hepsinin ortak özelliği kayıtsız şartsız Avrupacı olması, her işe referans olarak Avrupa’yı göstermesi ve tabi bir de en önemlisi… evet bildiniz, Cumhuriyet düşmanlığıdır. Sebepleri buraya sığmaz, apayrı bir yazının konusudur, Türkiye’de Avrupa Birlikçilik bir tür Cumhuriyet düşmanlığı olarak palazlanmıştır. AKP ile çok derin bağları olması da bu sebeptendir. Zamanın ruhu budur, çağın gerekleri böyledir, Türkçesi “sermaye ve Batı öyle istemiştir”.

Heyhat, sonunda el birliği ile yıktıkları Cumhuriyetten geriye AKP faşizmi kalınca gözlerini Avrupa’lı patronlarına doğru belertip canhıraş viyaklamaktan başka çareleri kalmadı. Avrupa’daki abiler ablalarsa  çoktan kendi dertlerine düşmüşler, hiç oralı olmadılar. Merkel’e mektup yazanlar, Avrupa Parlemento’sunun kapısını aşındıranlar, Alman gazetelerine makaleler döşenenler… Mesaj hep aynı: “aman Avrupa bu Tayyip çok sertleşti gel bizi kurtar!” Merkel yanıt yazdı mı bilmem ama yazmışsa kesin şöyle demiştir : “yavrum sertse size sert, bize karşı bir yamuğunu görmedik!” Evet gerçekten de öyle, AKP rejimi en başından beri ve bugün de AB için özel bir sorun teşkil etmiyor ve bu vakvakların öttürdüğü Avrupa borusu aslında bizatihi AKP için çalıyor. Küçük yol kazalarının, dönemsel fikir ayrılıklarının ne ehemmiyeti olabilir ki?

Bizim Avrupacı vakvak takımı da tam bu fikre geliyordu ki batı cephesinden çok daha acı bir haber geldi. Bütün ömürlerini vakfettikleri o çok renkli, çok rahat AB elbisesinin dikişleri İngiltere dolaylarından patlayıverdi. Çok üzgünler, çok kaygılılar, hatta çok kızgınlar… Tüm varlıklarını bu fikirde bulmuş, adeta Avrupa’nın sustalı oyuncağı haline gelmişler, işleri de fikirleri de aslında bu uşaklık halinden ibaret. Hangi süslü sözcüklerle parlatırlarsa parlatsınlar, hangi insani değerin ardına gizlenmeye çalışırsa çalışsınlar beyhude, göbekten Batı’ya bağlı sermayedarların, Batı’dan icazetli siyasetçilerin ve bizatihi Batı’nın gönüllü aparatıdırlar. Ah yazık, dokuz kat cila çektikleri Avrupa Birliği, İngiliz halkının bir tokadıyla façayı çizdirirverdi…

Şimdi oturmuş, sanki kendilerine soran varmış gibi “İngiltere referandumu yeniden yapılabilir mi” diye konuşuyorlar. Bu arsızlıkları sizi şaşırtmasın, demokrasi dedikleri aslında “bizim istediğimiz olana kadar oylamaya devam edelim” sistemidir. Belli ki İngiltere’yi Avrupa’nın sonradan türeme oyuncak devletleriyle karıştırıyorlar.

Gel gelelim, kolay kolay tükenmezler, akademide, devlette, medyada, iş dünyasında af buyurun ayrık otu gibi bitmişler, semirmişler, yanlarını yörelerini kendileriyle aynı tarikattan, aynı derecede ipotekli kafalarla iyice tahkim etmişler. Ancak emin olun, artık kolayına bellerini de doğrultamazlar. Tüm Türkiye solunu paralize eden, entelektüel iklimimizin ırzına geçen, her tür kirli ilişkiyle bugünkü faşizmin taşlarını döşeyen Avrupacılık fikri artık ölmüştür. Evet, tek kelime ile ÖL-MÜŞ-TÜR. Şimdiden sonra yapacakları en iyi iş Bilgi Üniversitesi’ne ya da Birikim Dergisi’nin önüne bir taziye çadırı kurmak olacaktır.(*)

(*) Taziye çadırı fikrinin sahibi, sevgili kardeşim Yavuz Karamahmutoğlu’na teşekkür ederim.


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakınca
Instagram :  deligaffar