Direnişin ve örgütlenmenin 5N1K’sı
Yazar GAMZE YÜCESAN ÖZDEMİR*- birgun.net   
Çarşamba, 15 Haziran 2016

Direniş ve örgütlenme kelimelerini duyduğumuzda, bir çoğumuz için bu “apaçık” bir şey ifade etmektedir. Olanca apaçıklıkları içerisinde bu kavramları herkes için aynı etkileri üreten, hani çocuk değilsek haydi haydi biliyor olduğumuz kelimeler olarak kabul eder, üzerinde pek de düşünmeyiz. Oysa ki direniş ve örgütlenme kavramlarının son dönemde oldukça hegemonik bir söyleme dönüşen radikal demokrasi içinde aldığı içerik ile bu kavramların Marksizm içinde aldıkları içerik oldukça farklıdır.
Bu noktada, direniş ve örgütlenmenin 5N1K’sının radikal demokrat söylem ve Marksist teori açısından ne kadar farklı olduğunu belirleyebilirsek, direniş ve örgütlenmeyi daha iyi tahlil edebiliriz. 5N1K bir gazetecilik terimidir ve haberin öğelerini oluşturan “ne? ne zaman? nerede? nasıl? neden? kim?” sorularını içerir.
Direnişin ve örgütlenmenin özneleri kimlerdir? Radikal demokrasiye göre, işçi sınıfının sosyalizm mücadelesinde hiçbir ayrıcalıklı konumu yoktur. İşçi sınıfı devrimci mücadele yaratmamış kendisi de münhasıran bütün devrimci mücadelelere eksen teşkil eden ayrıcalıklı bir mücadele tarafından oluşturulmamıştır. Ekonomik alanda belirlenen sınıf konumları siyaseti olsa olsa diğer mücadeleler kadar belirler. Üstüne üstlük tarihsel süreçlerde işçi sınıfı ile sosyalizm arasında ayrıcalıklı bir ilişki yoktur. Dolayısıyla, sınıf konumunun sınıfsal olmayan konumlara göre herhangi bir önceliği olamaz. Hal böyleyken toplumsal ilişkilerin dönüştürülmesinde sınıfa öncelik vermek indirgemeci ve özcü bir hatadır. Irk, toplumsal cinsiyet, kimlik, kültür ve milliyet gibi konumlar sınıfla aynı hatta ondan daha fazla öneme sahip olabilirler.
Marksist teoride sınıf, hem kapitalizmi açıklayacak hem de aşacak pratik-teorik bir Arşimet noktasına denk gelir. Dolayısıyla, işçi sınıfının devrimci sınıf olması, tarihsel maddeci süzgeçten geçilerek varılan somut gerçeğin uygun ifadesidir. İşçi sınıfı, en dolaysız nesnel çıkarı olduğu için ve kapitalizmde çözümsüz bir karşıtlık bulunduğu için devrimcidir. Kimisi bu durumu, “İşçi sınıfı, kendi kurtuluşunun koşullarını tesis ederken bütün bir toplumun özgürleşmesini sağlamak durumunda olduğundan evrenseldir ve aynı sebeple devrimcidir” diyerek tanımlar.
Radikal demokratların gözündeki Marksizm dile gelse şunu diyecektir: “Emek güçlerini satanlar işçi sınıfını oluştururlar. Dindir, milliyettir, kimliktir, kültürdür, bunlar zihinsel karmaşalardır. İnsanların gözlerinin içine dik dik bakarak onlara işçi olduklarını kabul ettirmek gerekir.” Sınıf analizinin bahsedilen tahlil ve öngörü düzeyinde olmadığını bilmem belirtmeye gerek var mı ama biz yine de belirtelim ve tekrar vurgulayalım: Kuşkusuz, sınıf siyaset alanında kendisini çıplak olarak göstermez, sınıfsallık -kendileri de üretim ilişkileri ile irtibat halinde biçimlenen- kültürel, siyasal ve ideolojik öğelerle bir arada oluşmakta, çözülmekte ve yeniden oluşmaktadır.
Direniş ve örgütlenme nedir? Radikal demokrasiye göre direniş, hayatın her alanına yayılmış, farklı sebeplerden kaynaklanan ve her durumda kötü olan iktidar ve tahakküm ilişkilerine karşı durmaktır. Burada tahakküm/iktidar insanlar arası ilişkilerle ilişkili bir şeyin ya da amacın vasıtası değil, kendi hesabına bir varlıktır. O efsanevi anka kuşu ya da gulyabaninin olduğu kadar gerçek ve en az onlar kadar ete kemiğe bürünmüştür. Bu iktidar ve tahakküm her yerde her an üretilmektedir. Dolayısıyla merkezsizdir. Dolayısıyla soyuttur. Dolayısıyla muhatapsızdır.
İktidarın her yerdeliği, direniş için de geçerlidir. Direnme de tıpkı iktidar gibi, düzensiz biçimde dağılmış etkinlikler olarak karşımız çıkmaktadır. Bu yaklaşıma göre, örgütlenme gündelik hayatın bize sunduğu imkânlar dahilinde ağ tipi, gevşek, eğreti ve yatay bir yapılanma içinde olmalı ve her türlü otoriter, totaliter ve baskıcı eğilimleri dışlamalıdır.
Marksist teoride direniş, sınıf temellidir ve kapitalizme ve emperyalizme karşı durmak ve geçit vermemektir. Direnişte karşı olunan kaynağı belli olmayan tahakküm ilişkileri değil, sömürü mekanizmalarıdır. Dolayısıyla, örgütlenme de, bir siyasal iradeyi, uzun soluklu bir mücadeleyi, kolektif bir varoluşu ve dayanışmayı ören bir yapıda olmalıdır. Asıl olan, günümüzde pek popüler olan anlık ve aktivist bir siyasete dayalı bir örgütlenme değil, sosyalist ufku gören bir militan örgütlenmedir.
Direniş ve örgütlenme neden? Radikal demokrasi, siyasal alanı agnostik bir alan olarak tanımlamaktadır. Agnostik, diğer bir deyişle, çatışmalara dayanan. Siyaseti bir alan tutma mücadelesi olarak görür. Agonistik ilişki çerçevesinde çatışan taraflar, çatışma ve pazarlıklarla kendilerine alan açarlar. “Neden örgütlenme?” sorusunun cevabı ise bu çatışmaların yoğunluğu ve sürekliliği altında bir alan mücadelesini sürdürmektir. Dolayısıyla, kapitalist sistemi bir alan olarak görür ve bu alanın içinde daha çok yer kapmayı ve daha çok nefes alanı açmayı amaçlar.
Marksizm için önemli olan ise devrimi hep bir ihtimal olarak görmek ve mücadeleyi oraya doğru örmektir. Siyasal olan antagonistik olandır. Diğer bir deyişle, uzlaşmaz çelişkilere dayalı bir toplum için mücadele vermekteyiz. Örgütlenme ise, çocuklar ve gelecek için kapitalizm içinde alan savunması yapmak değil, onlara yeni, geniş, yeşil ve güneşli alanlar yaratmaktır.
Direniş ve örgütlenme nerede? Radikal demokrasi, siyaset alanında dikkatleri ilişkiden farka kaydırdığı için ve siyaseti “farklılıkların eklemlenmesi” olarak gördüğü için çelişkili ilişkiselliği (sömürü ilişkileri) içeren bütünsel bir toplum anlayışından vazgeçmiştir. Dolayısıyla, yer ve mekân mikro alanlardır. Ayrıca, direniş mekânları ya da alanları arasında kişinin üretim sürecindeki yeri ve üretim sürecindeki direniş pratikleri pek önemli bir yer tutmamaktadır. Bunun yerine gündelik yaşam alanındaki, evdeki ya da sokaktaki direniş pratiklerine yer verilmektedir. Toplumu dönüştürmek ve sömürü ilişkilerinin ortadan kaldırmak için daha makro ölçekli tahliller anlamlı değildir. Diğer bir deyişle, sosyalist solun “güneşin altında her şeyi açıklayabiliriz” diyen büyük anlatısı anlamsızdır.
Marksizm, makro düzeyde bir karşı hegemonya kurmayı, sınıf bilinci oluşturmayı ve kapitalizmle karşı karşıya gelmeyi hedefler. Ayrıca “nerede?” sorusunun cevabı yalnızca evde ve tüketim mekanlarında aramaz. “Nerede?” sorusunun cevabı, toplumsal yaşamı iktisadi ve siyasi olarak ikiye ayırmadan bir bütünsellik içinde görmek, dolayısıyla, üretim noktasındaki mücadeleyi göz ardı etmemektir. Dolayısıyla, Marksizm için direniş ve örgütlenme en mikrodan başlayan ama en makroya doğru uzanan bir süreçtir.
Direniş ve örgütlenme ne zaman? Radikal demokrasi, direniş ve örgütlenmenin hayatın her anında olması gerektiğini vurgular. Onlara göre, Marksistler mücadele zamanları olarak yalnızca, ayaklanma, büyük kalkışma ve grev anlarını görmektedirler. Marksistler için, işçi sınıfının gündelik yaşamını nasıl ördüğü pek önemli değildir. Sınıf bir kalkışma, bir isyan ve bir ayaklanma içinde ise işte o zaman direniş ve örgütlenme vardır.
Marksizmi böyle okuyan radikal demokrasiye karşı Gezi günlerinden bir ifadeyle cevap verelim: #direngerçek. Gündelik hayatın nasıl örgütlendiğinin ve ideolojinin bu alanlarda nasıl üretildiğinin ilk tespitleri Marksist sosyal bilimciler tarafından yapılmıştır. Gündelik hayatta direnme, boyun eğme ya da rıza üretme Marksizmin kapitalizmi aşacak dinamikleri görmesi açısından elzemdir. Marksizmin ideoloji ve söylem çalışmalarında kaynaklanan ve ardından savrulan radikal demokrat söylem, Marksizmin tüm devrimci ruhunu reddetmektedir. Ve şu soruların cevaplarının serimlenmesinden bir adım öteye gidememektedir: İnsanlar ne zaman tahakküme boyun eğiyorlar? Ne zaman baş etme teknikleri geliştiriyorlar? Ne zaman hayatlarında müzakere ediyorlar?
Direniş ve örgütlenme nasıl? Günümüzde, direniş ve örgütlenme için bazı formlar tartışılmaktadır: Konseyler, komiteler, park forumları, meclisler... Burada önemli olan bu formların kendi başına bir şey ifade etmediği ve teknikten öteye gitmediğidir. Diğer bir deyişle, insanların bir araya geldiği özörgütlenme teknikleri anarşizmde, Marksizmde ve radikal demokraside yer alabilirler. Ancak, bu teknikler, biraya gelişin arkasındaki neden, ne zaman, nasıl ve kim sorularının içeriği ile doldurulduğunda karşımıza bambaşka komiteler, forumlar ve konseyler çıkar. Dolayısıyla, özörgütlenme teknikleri içinden konuştukları teori ile bir şey söylerler.
Son olarak, çok zor zamanlardan geçtiğimiz şu günlerde, direnmeyi ve örgütlenmeyi hangi teori içinden nasıl anladığımız ve hangi kavramlar ile birlikte düşündüğümüz gelecek için hayatidir. “Ne olursan ol, nasıl olursan ol, birlikte diren ve örgütlen” ifadesi oldukça sorunludur. Radikal demokrat söylemin kapitalizmin sınırları içinde kalan ve hatta o sınırları yeniden üreten tavrı ile devrimi hep bir ihtimal olarak gören ve Türkiye’yi bu perspektiften okuyanların aynı yapılar içinde yer alabilmesi çok zordur.
Radikal demokratlar bu durumda sıklıkla şu ifadeye başvururlar: “Devrim yapıyordunuz da elinizi mi tuttuk?” Esas mesele, sorulara verilen cevaplarda birlik olmayınca ortaya çıkan ittifak ve koalisyonların sıklıkla, “Aaa, onlar demokrat değilmiş”, “Kandırıldık mı ne?”, “Bu tavrı hiç olumlamıyorum”, “Bunlar Türkiyelileşme istemiyorlar mıymış ne?” gibi hezeyanlarla sonuçlanmasıdır. Devrimci bir ufuk, anti-emperyalist, anti-kapitalist ve tam bağımsız bir ülke için verilen mücadeledir. Ve ancak, mücadelenin 5N1K’sında mutabık olanlar, gençlerin Deniz’lerin anmasında kaldırdıkları pankarttaki şu sözü hak ederler: “Sayenizde Gençlik Hiç Aldanmadı.”
*Prof. Dr., Ankara