BAĞIRA BAĞIRA GELENE MANİ OLAMAYAN GENELKURMAY BAŞKANI Rüştü Erdelhun
Yazar Ömer GÜRCAN   
Pazar, 15 Mayıs 2016

 

Genelkurmay Başkanlığını yürüttüğü sırada askerlerin siyasete karışmasına ve askeri cuntalara karşı çıkması ile, toplumdaki sosyal ve politik endişeler, anayasa ihlali gibi konulardan rahatsızlık duyan düşük rütbeli silahlı kuvvetler üyelerine karşıt olarak, bu konularda hükümet yanlısı tutumuyla tanındı. Komuta kademesindeki çoğu komutan tarafından da paylaşılan bu tutumun, özellikle bazı genç subaylar arasında yayılmakta olan huzursuzluğu hızlandırıcı bir etkisi oldu.Silahlı kuvvetler içinde gelişen darbeci eğilimler, DP iktidarı kadar silahlı kuvvetlerin komuta kademelerine de yönelikti.


Ömer Gürcan's photo.

1960 Mayıs ayında darbe hazırlığı istihbaratını alan Erdelhun, Ankara dışından takviye kuvvet getirilmesini emreder. Ancak cuntacı ekip, Genelkurmay Başkanı'nın bu hamlesini Savunma Bakanı Ethem Menderes vasıtasıyla boşa çıkarır. Paşa'ya göre, 'takviye kuvvet rahatsızlık oluşturur' fikrine Savunma Bakanı aracılığıyla Başbakan Adnan Menderes kandırılır. Bunun üzerine Erdelhun Paşa, darbeyi önlemek amacıyla 27 Mayıs'tan bir gün önce cuntacıların da aralarında olduğu subayları Genelkurmay Karargahı'nda toplar. Erdelhun burada şu konuşmayı yapar[3]:

"1912'de Balkan Harbi'nde Silahlı Kuvvetler İttihatçı ve İtilafçı diye ikiye bölündü. Emir komuta ve idarenin muhal olması neticesinde Osmanlı İmparatorluğu parçalandı. Bütün bu misaller askerlerin mesleklerinden gayri bilmedikleri ve rejimin kendilerine vermediği hakları zorla alarak ya aşırı milliyetperverlik ya da birden, sıfırdan yüze çıkabilmek için yaptıkları hareketlerdir. Anayasa iç hizmet kanunu ile silahlı kuvvetler, millet iradesi yetkisine verilmiştir. Parlamento ve onun icra ettiği hükümetin elindeki bir kuvvettir. Demokratik rejimlerde parlamento ve hükümet, milletin seçimi ile meydana gelir. Partiler içerisinde en çok rey alan iktidara geçer. Bugün Demokrat Parti iktidardır. Silahlı Kuvvetler parti diye değil, seçimle gelmiş bir iktidar hükümetinin emrindedir. Yarın seçimleri Halk Partisi kazanırsa ordu onun başkanına da itaat etmeye ve emirlerini yapmaya mecburdur. Seçimle gelen hangi iktidar veya partinin herhangi bir kusuru olursa onu millet takdir eder. Ve seçmez, düşürür. Kulağıma gelen bazı haberlere göre Ankara'da 60 kadar subay Sayın Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nü ve Millet Meclisi'ni basarak istifalarını isteyecekmiş. Bugün Türkiye'nin en değerli malı Silahlı Kuvvetler'dir. Bunun diğer maddi ve fiziki kıymetlerinden başka hassaten itaatkârlığı, hükümet ve milletime; kanunlarına riayeti sayesinde malıdır. (Silahlı Kuvvetler'de) Kıta ile veya kıtasız, cüzi ve külli yapılacak böyle bir hareket, yukarıda Türkiye için değerli mal olarak ifade ettiğim biricik kıymetli silahlı kuvvetlerin bu değerini gaip etmesiyle (kaybetmesiyle) neticelenir. Sonra, demokrasiye ve seçime bir darbe olacak böyle bir hareketin milletin büyük ekseriyetince tutulmayacağından neticesi hüsran olur. 1941'de İkinci Dünya Harbi'nde Japonlar, Amerikalılarla anlaşmaya çalışırken silahlı kuvvetlerin tazyiki ile Pearl Harbor baskını yapılarak Amerika ile harbe tutuşmuş ve neticesinde mağlup olup kayıtsız şartsız teslim olmuşlardır. Yunan Silahlı Kuvvetleri'nin Geminis hükümetine müdahalesi neticesinde İstiklal harbinde mağlup olmuşlardır. İtalyan ordusunun Mussolini ile faşizme kayması neticesinde silahlı kuvvetler siyasete girmiştir. 1935'te Japonya Silahlı Kuvvetleri bütçesinin zayıf tutularak gerekli askerî silah ve malzeme teçhizatının temin edilmemesi nedeniyle maliye bakanını öldürmeleri neticesi, Japonya'nın mali buhranlara uğramasına neden olmuştur."

Erdelhun, bu konuşmadan yalnızca 12 saat sonra 27 Mayıs günü gece saat 3'de tutuklanarak Harp Okulu'na götürülür. Ancak aynı gün Erdelhun'a cuntacı subaylar tarafından "Cuntanın lideri ol" teklifi yapılır. O gün aldığı teklifi Erdelhun notlarında şöyle anlatır:[1]

"27 Mayıs günü öğleye kadar bazı subaylar gelerek bu hareketin (27 Mayıs darbesi) benim tarafımdan yapılmasının beklendiğini ilettiler. Fakat benim körü körüne hükümete bağlılığımın bu neticeyi verdiğini, kendime yazık ettiğimi iki saat içinde her şeyin olup bittiğini söylediler. Pek sevdiğim ve takdir ettiğim sınıf arkadaşım emekli bir korgeneral de 15-20 kadar subayla birlikte benim radyoya giderek beyanat vermemi, ihtilalcilere iltihakımı ve bu işin başına geçmemi teklif etti. Bu ilgisine teşekkür ettim, fakat 15-20 saat evvel, yani dün Genelkurmay'da ihtilal aleyhine konuştuğumu ve böyle bir hareketi asla tasvip etmediğimi söylediğimi ve halen mevkuf olup, ne sıfatta olduğumu bile bilmediğimi, hayatım pahasına da olsa böyle bir dönekliğin kabil olmayacağını söyledim ve reddettim"

Bunun üzerine Yassıada Mahkemesinde yargılanan ve idama mahkûm edildi. Cezası daha sonra ömür boyu hapse çevrildi. Bu cezası da, 1964 yılında Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından affedildi. Kayseri Cezaevi'nde iken ailesine yazdığı mektuplarda "Çok şükür ki görev yaptığım süre içerisinde orduyu siyasete karıştırmadım. Bizim hakkımızda tarih karar verecek." demiştir.

9 Kasım 1983 günü 89 yaşındayken İstanbul, Kabataş'ta hayata gözlerini yumdu.[1] İngilizce, Fransızca, Japonca, Almanca, Arapça ve Rusça ve Osmanlıca biliyordu. Vasfiye Erdelhun ile evliydi ve çocuğu olmadı.

Birde Hikmet ÇİÇEK'in kalemimden dinleyelim :

ERDELHUN KİMDİR

Gelin şu Rüştü Erdelhun’u daha yakından tanıyalım. Özellikle genç kuşaklara Erdelhun’un marifetlerini hatırlatalım.

İktidarın adamıydı

Rüştü Erdelhun, Demokrat Parti iktidarının adamıydı. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’a yakın bir isimdi. İçişleri Bakanı Namık Gedik ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yla da yakın ilişkileri vardı. Zaten bu yakınlığı nedeniyle 1958 yılında, 2. Ordu Komutanı iken Genelkurmay Başkanı yapılmıştı. Aynı yıl aniden ölen Kara Kuvvetleri Komutanı Necati Tacan yerine 3. Ordu Komutanı Cemal Gürsel getirilmişti. Erdelhun, Gürsel’in bu makama atanmasını engellemek istemiş ancak başaramamıştı. Genelkurmay 2. Başkanlığına ise on yıl sonra 27 Mayıs’ın özgürlükçü Anayasasına ilk tırpanı vuracak olan Cevdet Sunay getirilmişti. 27 Mayıs’ın devrimci önderleri, diğer generallerle birlikte Sunay’ı da emekli etmediklerine sonradan çok pişman olacaklardı. Bu kadrolar (Erdelhun, Sunay ve Gürsel) 27 Mayıs’a kadar değişmeden kalacak ve Cemal Gürsel, devrimin önder kadrosunun başına getirilecekti.

Amerikancıydı

GENÇ SUBAYLAR SEVMEZDİ

Neyse biz Erdelhun’a dönelim. Rüştü Erdelhun, Türkiye’de görev yapan Amerikalı askerlerle yakın dostluk kurmaktan hoşlanırdı. Kendisinden küçük rütbeli bir Amerikalı subayın “şapkasını taşıdığı” zaman 2. Ordu Komutanıydı. Kendisini ziyarete gelen bir Amerikalı çavuşun “paltosunu tuttuğu” zaman ise Genelkurmay Başkanı! Bunlar abartılı söylentiler olabilir, ancak ordu içinde özellikle genç subayların sevmediği, sevilmeyi bırakın nefret ettiği bir komutan olduğu çok açık. 27 Mayıs’ı konu alan bütün kitaplarda bu duruma işaret edilirken, Hürriyet’in, “27 Mayıs gece saat: 03.00’de tutuklanarak Harp Okulu’na götürüldü. Cuntanın başına geçmesine yönelik teklifi kabul etmedi” diye yazması gerçeğe uygun değil (Hürriyet, 5 Ocak 2013). Erdelhun’un ilk tutuklanan subaylardan biri olarak Harp Okulu’na getirildiği doğru, fakat “başımıza geç” teklifi gerçek değildir.

Küçük hesapların adamıydı

Erdelhun, yurt dışından izinsiz getirdiği bir teybi gümrükten geçirmek için çanta gibi elinde taşıması gibi küçük hesapların adamıydı.

İNGİLİZ BİRLİĞİ'NİN FOTOĞRAFINI YERDE ÇEKMİŞTİ

Türkiye’yi küçük düşürecek kadar Batı hayranıydı. Genelkurmay Başkanının davetlisi olarak gittiği İngiltere’de, İngiliz askeri birliğinin fotoğrafını çekmek için yerlere yatması, İngiliz basınında karikatür konusu olmuş, dönemin ünlü muhalif dergisi Akis de bunu yayımlamıştı.

Ve son

Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, “Genelkurmay Başkanı bana ordunun emrimde olduğunu temin etti” diyordu. Ancak devrim gelip çattığında kendisinin emir subayı bile “emrinde” değildi.

Gözaltına alınan öğrencilerin bizzat görmek isteyen, öğrencileri, kendisine bağlı komutanlar aracılığıyla emniyete çektirip dayak attıran, ordunun hükümetin yanında olduğunu açıklayan konuşmalarını teybe aldırıp Çankaya’ya gönderen Genelkurmay Bakanı Rüştü Erdelhun, kendisini korumaları için “özel karete birliği” kurdurmuştu. Ancak 27 Mayıs sabahı yanında onu koruyacak hiç kimse kalmamıştı. Yaka paça Harp Okulu’na götürüldü. Bıraksalar Harbiyeliler linç edecekti.