Alın bu ahlakınızı duayla tesbihle fetvayla kendi g.tünüze sokun
Yazar Nihat GENÇ -Oda TV   
Cuma, 25 Mart 2016

 

ENSAR VAKFI, O İDDİALARI KABUL ETMEDİ

 

Deniz Zeyrek, Ahmet Hakan ve nice yandaş yazar gibi .ötümün kenarı yorumcular Ensar Vakfını korumaya çalışan laflar edince, cehaletin artık bataklığa dönüştüğü bu medya düzeninde tek satır yazmak gelmiyor içimden.

Okul, eğitim, mekan, nedir nasıl inşa edilmeli konusunda bilimsel tek cümleden habersiz bu koro karşısında boğulmak üzereyiz.

Her odun kafalının anlayacağı şekilde tane tane yazalım.

Kiliselerde neden ‘sübyancılık, oğlancılık’ yüzyıllardır önlenemiyor, bunun bir kaç sebebi var, birincisi, günah çıkartma odası, ikincisi rahibe güven, üçüncüsü rahiple çocuk arasında özel ve mahrem bir ilişki kurulmasına izin veren ‘mekan’ ve dördüncüsü çocuğun yaşadığı suçlulukla itiraf etmeye korkması.

Modern eğitim kurumları bu dört hastalığı keşfetmiş, güven ve mekan ilişkisini bildiğimiz laik eğitimle devreden çıkartmıştır.


Bilimsel sonuçlardan gidelim, büluğ çağı kızlarda 11, 12 erkeklerde bir iki yaş daha ileri başlar, yapılan çalışmalarda bu normal hormonal dönem başlangıcında depresyon izleri bulunmuştur ve her insan evladı bu geçiş dönemini ‘bunalımlı’ yaşamıştır.

Bu geçiş döneminde insan yavrusu vücudundaki değişimleri gözler ve çoğunlukla bu değişimlere akıl sır erdiremez, bu dönemde kendini suçlu hissettiği için hayatının en kırılgan ve en savunmasız anlarını yaşar.

Bu savunmasız ve kırılgan günlerinde kendindeki değişimlere cevap veremediği ve kendini savunmayı bilemediği bilimsel bir gerçektir.

Bu dönemin atlatılmasında en iyi yöntem akranlarıyla oyun ve güvenilir çevre ve denetlenip gözlenebilen mekan’ın yapısıdır.

Bu yaşlarda yaşanan travmaları beyin ömür boyu unutmaz ve atlamaz ve silemez sıfırlayamaz, etkileri maalesef kalıcıdır.

Bildiğimiz karma ilkokul ve lise eğitimi bu ilişkileri ‘mekansal’ olarak düzenlemiştir, örnekle, şöyle:

Osmanlı’da ve Orta-doğu ülkelerinde oğlancılık ve sübyancılık’ın çok yaygın olmasına sebep bu mekanın mahrem özelliğidir, çünkü, usta çırak ilişkisini, gözetleyecek ve denetleyecek bir merci yoktur, usta-çırak kendi atelyesinin izbe odalarında baş başadır ve çocuk ustanın insafına bırakılmıştır, ve usta-çırak arasında çok büyük kast gibi bir ahlaki sertlik (büyüğe saygı, büyüğün baba gibi olması gibi) vardır.

Dini vakıflar dini eğitim müesseseleri, öğrenci-öğretmen ilişkisini düzenleyecek mekan ve mekan denetiminden habersizdir, bu anlamıyla, istismara çok açık yapılardır, gözetlenmesi denetimi ve tespiti imkansızdır, çocuk ve ailesi sustuğu takdirde elinizde sadece doktor raporu kalır, ki, bir çocuğun o yaşta kontrol için doktora gönderilmesi başlı başına travmadır.

Mesela laik eğitim dediğimiz ‘liseler’ bu ‘güven’ ve ‘mekan’ ilişkisini düzenlemiş, çocukları sapıkların insafına ve kimsenin kontrol edemediği boş loş odalara mahküm etmeyerek büyük ölçüde önüne geçmeyi bilimsel sonuçlarıyla başarmıştır.

Bu bilgiler tüm dünyaca ve sağlık kurumlarınca test edilmiştir ve en yüksek eğitim kurumlarının pedagoji ve çocuk eğitiminde bilimsel görüşleridir.

Bu bilimsel sonuçlara rağmen konuşulup yazılanları duyuyorsunuz.

Cehalet ancak zorbalara ve sapıklara hizmet eder.

Ekranlardan ve köşelerinden kalkıp  ‘bu suistimal vakaları her yerde her kurumda olur’, diye cahilce ahkam keserken, hiç değilse, sizi okutan okulların sizi okutan öğretmenlerin nasıl bir pedagoji nasıl bir mekan ve oyun düzenlemesi içinde okuttuğunu doymak bilmedikleri bu ahmaklarıyla hiç farkında olmadıklarına şahit oluyoruz.

Madem bu yaşınıza kadar öğrenmemişsiniz, şimdi öğrenin, laik öğretim ‘mahremiyet’ alanına izin vermez..

Laik eğitim ‘mahremiyet’ ilişkisinin sınırlarını hem çizer hem gözetim ve denetime açık bir hale getirir.

Modern eğitim ve kurumlarından habersiz bu terbiyesiz ve küstah ve cahil kesime söyleyecek laf bulamıyorum, plaza ve marketlerde ‘ahlak’ satılmıyor ki alıp ceplerini doldursunlar diyeceğim, ama, bu vakıfların mahrem yapılarını hala koruyan bu zihniyette olanların hepsi mutlaka ‘zemzem’ suyu içmiştir.

Kendileri dövüldükçe kendilerine tecavüz edildikçe kendileri aşağılandıkça hala doğanın ve sahte Tanrıların kaderciliğine kendilerine bağlayanlar, sadece, okumamış cahil halkımız değil, görüyoruz ki asıl cehalet, talkımı verip bu vahşete dahi göğsünü siper edenlerde.

Kalpazanların sahte parası gibi sahte bir ahlak sahte bir siyasete öncülük etmek bu sahte ahlak için akıncılar gibi en öne atılıp savaşmak işte bu ünlü köşe yazarları ve TV yorumcularının işi olmuş.

Sorun sadece çocuklarımızın mekan ve güven ilişkilerini düzenlemek değil, sorunun en büyüğü, bu sahte özgürlükçü bu sahte ahlakçı bu sahte işbirlikçilerle ‘sınırlarımızı’ nasıl keskin hatlarla ayırıp ayıramayacağımız sorunudur.

Çünkü bu dangalaklarla sınırlarımızı belirleyemediğimiz takdirde suistismale uğrayan yalnız çocuklar değil, aklı başında okumuş gün görmüş eğitim almış hepimize, dangalakların yazılarına bakın, gözlerinizin önünde asıl bize akıllarınca nasıl tecavüze yelteniyorlar!

Otuz yıl aralıksız başörtüsünü laikliği tartıştınız ve laikliği şeytan kabul edip taşlayıp kovdunuz, koca otuz yıl hiç aklınıza gelmedi mi savunmasız küçük çocukların özel ve sosyal mekanlarını modern pedagoji nasıl düzenlemiş nasıl açık gözlem ve açık denetim aldığını.

Ayrıca eğitim gibi kutsal bir kurumu tarihlerin çözemediği bu hastalıklı mekanlarına terk ederseniz siyasi bambaşka vahşi bir sonuçla daha karşılaşırsınız:

O dini kurumların hepsi birbirini sevip sayan koruyan aynı mezhep aynı hiyerarşiden insanlar, birbirlerinin açığını vermemek için insanlığın utandığı böyle anlarda dahi birbirlerini korur, üstünü örterler, bu yüzden eğitimi bir dinin müridlerine bir mezhebin yandaşlarına veren kurumlar tam ikiyüzyıl önce köküyle yıkıldı.

Şu anda yaşanılan bu utanca sebep, cemaatlere bir yaygarayla önce sivil yaftası yapıştırılması sonra bir yaygarayla özgürlük ödülü verilmesi ve sonra laikliğin şeytanlaştırılıp yavaş yavaş bir toplumun en hassas kurumu eğitimin tekrar bilim ve pedagojiden nasibini almamış bu ortaçağ canavarlarına teslim edilmesidir.

Babamın son yıllarında eski bir 57 şavroleti vardı, şavroletin direksiyonunu bir virajda direksiyon simitini etrafında iki defa döndürmek zorunda kalıyordunuz ve nerdeyse direksiyonu çevirirken kollarınız birbirine bulaşıyor karışıyordu, ancak yeni otomobiller böyle değil, hafifçe bir eğimle artık viraj alınabiliyor.

Ey ahmak sürüsü, ortaçağınıza doğru karanlığınıza doğru direksiyonu fazla döndürmeyin, kollarınız aklınız ayaklarınız varlığınız tıynetiniz cehaletiniz her şeyi birbirine karıştıran bir karikatür kahramana dönüşüyorsunuz.

Çünkü şimdi üstünü örtmekte olduğunuz tecavüzler, mahrem ve özel alanları düzenlenmemiş mekanlarda tarih boyu patlamış ve vahşi ahlakınızla kanıksanmış hatta oğlancılık gelenek halini alıp kabul görmüştür.

Ve görülen o ki bu ‘ahlak’ ve bu ‘dangalaklık’ sizde oldukça, patlamaya ve her defasında ahlakınızı ve dininizi rezil etmeye devam edecektir.

Nasıl bir karikatür nasıl bir rezillik işte ortada, saçının telinin görülmesine müsaade etmeyecek feryat figan özgürlük diye bağıracak ama çocukların düzülmesine ya alkış tutacak ya susacak!

Alın bu iğrenç vahşi ahlakınızı duayla tesbihle fetvayla ve hatim indirerek siz kendi .ötünüze sokun!

Ve düzdüğünüz, tecavüz ettiğiniz çocuklarınızın adına "altın nesil" diyeceksiniz. Allah'a şükür anamız bizi tenekeden doğurdu.

Nihat Genç

Odatv.com