Ebru Gündeş’in Mektuplarını Çöpe Attım !
Yazar Gaffar YAKINCA   
Salı, 22 Mart 2016

 Ara 25, 2013'de yazıldı...

Kimdir anımsayayım diye şöyle bir göz atıverdim. Tüm şarkıcı ünlüler gibi Ebru Gündeş’in yaşam öyküsü de geniş zaman kipinde yazılmış. Wikipedia maddesi bile aynı. Misal, şöyle “efsane” tadında cümleler var : “’Ben Daha Büyümedim’ adlı üçüncü albümü 1995 yılında çıkar. Albüm, ‘Fırtınalar’ adlı ilk hitiyle ses getirirken Gündeş, ‘Ben Daha Büyümedim’ ve ‘Çok mu Gördünüz’ adlı parçalarla eleştirilere sitem eder. Bu albüm, Ebru Gündeş´in müzik hayatında Serdar Ortaç´la olan birlikteliğin de başlangıcı olur. ”  La insafsızlar Atatürk’ün peygamberin falan biyografisi bile böyle Tanrıdan bahseder gibi yazılmamış, ne ara bu dillere geçiyorsunuz anlamıyorum :)

Ebru Gündeş ünlü bir şarkıcı. Tüm ünlü şarkıcılar gibi sesi genel anlamda güzel, fiziği düzgün, şöhreti sevdiği belli, biraz arabesk, ağlamaklı, mümkün olduğunca da etliye sütlüye karışmayan biri. Ama şimdi önemli bir özelliği daha var : üçkağıtçı Reza’nın karısı. Şimdi normal koşullarda her suçun şahsiliği esastır. Bize ne adamın karısından. Barış Güler’in de bir karısı ya da sevgilisi var muhtemelen ama kimsenin umurunda değil. Ama bu Reza – Ebru konusu biraz karışık. Magazin arşivlerinden anlaşılıyor ki Reza bey en az dağıttığı rüşvet kadar parayı eşine aldığı hediyelere harcamış. Uçak almış, yat almış, aygır almış, beygir almış, yalı almış, at almış, müzayedelerden tablolar almış.. Almış oğlu almış.. Ya adamın Türkçesi zayıftı, ya da Ebru hanımın algısı kıt, zira tosuncuk beyefendi aşkını anlatmak için kaba hesap yüz milyon lira para harcamış. Ama zirveye Ebru hanımın önüne bir kamyon gül dökerek ulaşmış. Wikipedia’ın -çok afedersiniz-tarihi öküzlükler bölümüne kaydedilmesi icap eder diye düşünüyorum. İşte Reza’nın serveti, Ebru’nun şöhreti ve cici çiftimizin görgüsüzlüğü birleşince ister istemez karı-koca bir arada geliyorlar gündeme.

Ebru hanım TV’de canlı yayında ağlamış. “Karanlıklardan geçiyoruz” demiş. Yani diyor ki “normalde yaşamımız apaydınlık, günlük güneşlikti. Ne bende ne eşimde zerre karanlık iş yoktu. Şimdi şu vicdansız savcılar bize iftira atıp günümüzü kararttı.”

Başbakanımız kadar mağdur. Üstelik "o bir anne!"

Başbakanımız kadar mağdur. Üstelik “o bir anne!”


Praym taym izleyici takımı durur mu Ebru ablaları ağladıkça onlar da basıyorlar feryat figanı. Bu sarmısakları Acun efendi Televolelerle falan yetiştirdi. İçlerinden en ileri performans sahipleri başbakanın bir tarafının tüyü olmaya kadar vardılar, daha mutedil olanları ünlülerin hayatını dikizleyip kimi zaman ağlıyor kimi zaman gülüyor, kimi zaman tapıp kimi zaman linç ediyor. E memleketin bütün köşecileri, TV’cileri, şovmenleri falan da reytinge oynadığına göre Ebru’ya ağlamayan zalimdir, taş kalplidir, hatta “Gezici” dış mihraktır. Cüneyt Özdemir’e bu mevzuyu soruyorlar CNN’de , ne politik ne kıvırmalı cevaplar öyle : “Ebru Gündeş halka mal olmuş bir sanatçı, zaten incinmiş, onun hakkında konuşmamalıyız”. Yapma yav Cüneytciğim? Ne kadar ilkeli birisin sen öyle? Şöhretin böyle gizli bir sözleşmesi vardır işte : birbirimize ilişmeyelim, hele en yukarıdakilere mümkünse hiç bulaşmayalım.

Zalim ve ikiyüzlü bir halkın ikonu…

Nasıl bir şeydir bu şöhret olma hali ? Çok sevdiğim bir laf var, tüm çok sevdiğim laflar gibi bana ait : zalimleri var eden mazlumların rızasıdır. Ebru Gündeş gibi şöhretleri var eden de çevresindeki alkışlar, ağlamalar, histeri nöbetleri vs.dir. Zalim ve ikiyüzlü bir halkın yarattığı kendisi kadar zalim ve ikiyüzlü ikonlardan sadece biridir Ebru Gündeş.  Otuz küsur senedir itina ile çürütülen, kokutulan bu toplumun gerçek duygulara olan ihtiyacını yapaylarıyla gideren kocaman bir afyon makinasının küçük ama önemli bir dişlisidir.  Burnunun dibinde biten trajedilere bile duyarsız, birbirine uzak, yabancı, hepsi kendi gemisinin derdinde bu güruhun fertleri nihayetinde insandırlar. Ruhlarını plastik pipetlerle emmek mümkün olmadığına göre, hala insanca beklentileri, gereksinimleri vardır.  İşte gerçek ilişkileri, gerçek insanlığı, gerçek vicdanı geride bırakan, gözleri yuvalarından edilmiş, aklı ve yüreği dumura uğramış bu kof yığın, sevmek, ağlamak, gülmek, hasılı yaşadığını hissetmek ihtiyacını ancak TV karşısında ortak tapınmalarda giderebilir.  Anlayacağınız bu halkla bu şöhret arasındaki ilişki son derece kirli bir ilişkidir. İki taraf da birbirine yağcılık yapar, sahte duygu patlamaları eşliğinde cezbeye gelir, kendinden geçer. Nereden mi biliyorum? Devletin ve patronların cinayetlerinde her yıl binlerce insan ölür ama kimselerden ses çıkmaz. İşte Davutpaşa patlaması, Esenyurt çadır yangını, serviste boğulan Pameks işçileri, işte Eliveren kardeşler, işte Uğur Kaymaz, işte Roboski, .. Her zamanki “solcular” dışında kimseleri sokaklara çıkarken, ağlarken, desteklerken görmedik. Ama herkes Ebru hanıma ağlıyor, onun için yüreği burkuluyor değil mi ?

Cüneyt Özdemir’in sözünü mü dinleyelim ?

Ne yapacağız ? Biz de susmalı mıyız? Cüneyt beyin dediği gibi Ebru hanıma ilişmemeli miyiz gerçekten ? Valla Ebru hanım, herhangi bir acılı anne ya da eş gibi durduğu yerde dursa belki  bu öneri anlamlı olabilirdi. Ama kendisi hiç de öyle davranmıyor. Misal ağlayıp sızlanma işini ne hikmetse praym taymda canlı yayında yapıyor. Belli ki Ebru Hanım bir taşla iki kuş vuracak bir dümen çeviriyor : bir yandan hokkabaz kocası için olumlu bir algı yaratırken diğer yandan başına gelen felaketi marka değerine tahvil ediyor. Tıpkı özel yaşamındaki her olguyu, olayı ustalıkla kullandığı gibi. Diyorlar ki “Herşeyden önce o bir anne”. Şimdi bir küfür edeceğim, dilimi ısırıyorum. Kibarca diyeyim : Hadi oradan, herşeyden önce o bir şöhret ve şöhret olmanın gerektirdiği gibi davranıyor. Yeni değil, yirmi yıldır bunu yapıyor. Dolayısı ile bize de şu deli halimizle konuşmak düşüyor.

İşin öncelikle bir kriminal boyutu var. Ebru Gündeş herhangi bir insan değildir. Eşinin dizinin dibinde onun gölgesinde yaşayan bir kadın değil, koca bir serveti yöneten, sanat zevki topuk hizasında gezen AKP’liler nezdinde itibarı çok yüksek bir “sanatçı” ve iş kadını. Dolayısı ile bu alış-verişlerin içinde bir yeri var mıdır yok mudur, bu soruşturulmalıdır.  Bir de hediyeler konusu var, dünya alem bilir ki kara parayı aklamanın en iyi yolu  böyle “aile içi minik hediyeleşmelerdir”. Bu konu da soruşturmaya değer, ama pratik olarak bizim ilgimiz dışında.

Memleketin yeni temsilcileri…

Çünkü öküzün büyüğü bu değil, öküzün büyüğü ahırda. Yani Ebru hanıma dur deme gerekliliği asıl buradan gelmiyor. Cüneyt Özdemir gibi arkadaşların hiç anlayamadığı nokta da burasıdır. İzah edeyim :

Ebru Gündeş'i Ebru Gündeş yapan mektuplar. Tomarla.

Ebru Gündeş’i Ebru Gündeş yapan mektuplar. Tomarla.

Yıllar evvel Ebru Gündeş’in TV programında çalışan bir arkadaşım vardı. Birgün çöpe attıkları bir tomar kağıt ilgimi çekti. Ebru Gündeş’e yazılmış hayran mektuplarıymış. Yüzlerce, binlerce gelirmiş. Çoğu da çöpe atılırmış. Akıldan zorum var ya, o bir tomar kağıdı alıp sakladım. Kafam almıyordu, ulan diyordum insanlar ne yazar sahnedeki bir şarkıcıya. O-hoo, neler yazmamışlar ki! Neredeyse tapanlar var Ebru Gündeş’e. Onun da afedersiniz şeyinde değil. Silme deli olduğum için o kağıtları atamadım, yıllarca bakıp bakıp hayıflandım, “ne ararsan var, garibanlık, çaresizlik, zavallılık, meleke kıtlığı… yahu bu ülkede çoğunluk bu insanlarsa, ki ben bile yanlarında ala ü vala kalırım, biz hiç kurtulamayacağız, Ebru Gündeşler şöhret, Tayyipler başbakan olacak, arada kaynayıp gideceğiz” diye.

O arkadaşlarımdan biliyorum, TV programı için sezon başına eski parayla yüzlerce milyar lira alırdı Ebru hanım, iletişim fakültelerini falan okumuş bu çocuklar da sözleşmesiz güvencesiz iki yüz – üç yüz liraya çalışır, o parayı da en az üç ay gecikme ile alabilirlerdi. Kalamşorların, köşe bekçilerinin havladığı hırladığı hakaret ettiği “orta sınıf beyaz Türkler” var ya, onlar bu çocuklar işte. Bu çocuklar da diğerleri gibiydi. Yanıbaşlarında bir acı yaşansa en fazla “vah vah” derlerdi. Yoksulmuş, işçiymiş, Kürtmüş, köylüymüş, Yörükmüş, devrimciymiş, fikir suçlusuymuş bunları dillerine pek almazlardı. Sonra ne olduysa oldu, işte bu apolitik beyaz çocuklar Haziran ayında ülkenin gördüğü en büyük ayaklanmayı başlattılar. İşler ondan sonra değişti. O güne dek olan bitene ilgisizmiş gibi duran insanlar, sahaya çıktı ve ülkenin düşünce ve duygu iklimine el koydu. Olmayacak şeyler oldu, kurdun-kuşun hakkı için eziyetler çekildi, “Lice-Taksim omuz omuza” diye sloganlar atıldı, o beyaz çocukların binlercesi aylardır Van için çırpınıp duruyor. Vay be, Gezi ruhu, gezi ruhu deyip duruyoruz ya, demek ki öyle bir ruh gerçekten varmış değil mi? Evet var ve bakın işte en bariz örneği Ebru Gündeş’in ağlamasıyla ortaya çıktı. Ebru hanım TV’de acı pazarlaması yapana kadar kimselerden bir ses seda çıkmadı, sataşma olmadı. Ama ne zaman ki eski usul vicdan ticaretine girişti, o zaman şu kurban olduğum Gezicilerin tivitleri, mesajları ağzının ortasına patlayıverdi. Aynı gün Konya’da yoksulluktan ölen bir yavrucak da sembol oldu, “hırsız kocandan önce bir zahmet bu yavruya ağla” şeklinde “insan” yese kudurur mesajlar gönderdiler Ebru hanıma. Demek ki artık benim hayıflanmama gerek kalmadı, yıllardır sakladığım o mektupları çıkarıp çöpe atabilirim. Yani memleketi artık o mektupları yazan aklı alınmış gariban sürüsü değil sokağa çıkan akıl, izan ve vicdan sahibi “Geziciler” temsil ediyor.

Mesajlarında falan özetle şunu diyor bu insanlar : Ebru hanım, sizin evladınızla, kocanızla ilişkiniz bizi ilgilendirmez. Sizin magazin teşhirciliğinizin hedef kitlesi zaten biz değiliz. Eskiden iyisiyle de ilgilenmezdik, şimdi kötüsüyle de ilgilenmiyoruz. Kendi kendinize istediğiniz kadar ağlayıp sızlayabilirsiniz. Ama ekmeğimize, geleceğimize, canımıza kast etmiş bir hırsızlar çetesine sempati operasyonu yapmaya kalkarsanız işler değişir. Boğazına kadar çirkefe batmış bu ülkeyi kurtarırken süpürmemiz gerekenlerden biri de sizin yıllardır ekmeğini yediğiniz kendine müslüman vicdan tüccarlığınızdır.  Kötü bir insan olduğunuz için değil, ama bu topluma yıllardır en büyük kötülükleri yapan bir düzenin en sadık parçalarından biri olduğunuz için, biz memleketi temizlerken işimize karışmayacaksınız, susacaksınız, haddinizi bileceksiniz.