left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
KENDİNİ TÜRK ZANNETMEK! Yazdır E-posta
Yazar Rahmi YILDIRIM   
Sunday, 03 February 2008

KENDİNİ TÜRK ZANNETMEK!

Yıl 1976. Harbiye’nin ikinci sınıfındayız. Güzel mi güzel bir bahar günü, taktik dersinde kum sandığı üzerinde birlikleri oradan oraya kaydırıp savaşmasını öğreniyoruz.

Dersin hocası Kurmay Binbaşı Recai Gültekin. Kendi anlatımıyla Alpaslan Türkeş’ten feyz almış. Atatürk, Harp Akademisi’ni beşincilikle bitirmiş, Recai ise birincilikle mezun olmuş.

Kum sandığında tam düşmana öldürücü darbeyi vuracağız, Recai Hoca konuyu değiştirdi. Akşam televizyonda Gröndland’la ilgili programı varmış. Gröndlandlılar ne kadar da Türklere benziyor! Mutfakta oyalanan eşini çağırmış. Eşi de izlemiş, kocasına hak vermiş. Gröndlandlılar Türk olabilir. Sadece Gröndlanlılar değil, dünyadaki herkes. Hatta akademide birlikte okuduğu Amerikalı arkadaşları, kendilerinin Türklerden geldiklerini söylüyorlarmış...

Gençlik işte. İçimizden gülüp geçtik. Nur içinde yatsın, ‘Çuval’ kod Fahrettin arkadaşımız dışından güldü. Recai Hoca çok kızdı. Komünizmin nasıl bir illet olduğuna dair uzun bir söylev çekti.

Komünistler öyle sinsidir ki, kaleyi içerden fethetmeye çalışırlar. Sendikalistler, boykotçular komünizmin beşinci koludur. Biz de Azerbaycan’da, Orta Asya’da, Musul’da, Batı Trakya’da beşinci kol çalışması yaparsak, günü gelip taarruz ettiğimizde bize kolaylık sağlar. Savaşta soykırım olabilir. Nükleer silah da geliştirmeliyiz. Komünist Rusya her yıl, geliştirdiği nükleer silahı önceden bildirmeden bir birliğinin üzerine atıyor, hem silahı deniyor hem de nükleer harbe hazırlık durumunu ölçüyor. Allah’tan hür dünyanın lideri Amerika daha gelişmiş nükleer silahlara sahip olduğundan komünizmin dünyayı ele geçirmesine fırsat vermiyor. Komünistler sinek gibidir. Sinekten kurtulmanın yolu onu ezmektir. Harbiyelinin üzerinde şehit ruhları dolaşır, komünistlerin üzerinde ise şeytanlar gezinir. Bizim yolumuz bellidir, Türk milliyetçiliğinin yoludur. Aranızda yolunu şaşıran varsa, “ Ulan eşşoğlu eşşek, senin komünizmle ne işin var?” deyip sille tokat yola getirmelisiniz...

Sille tokat endişesine mi kapılmıştı nedir, ‘Çuval’ kod Fahrettin, dersin sonunda Recai Hoca’nın yanına gidip özür dilemek istediyse de başarılı olamamıştı. Affetmek Allah’a mahsusmuş...

* * *

 

İçimizden gülüp geçmek yerine, Recai Hoca’nın söylediklerini ciddiye almalıydık!

Daha ilk mektepte öğretildiği gibi “Medeniyetin beşiği Orta Asya” değil miydi?

Türkler Orta Asya’dan dünyanın dört bir yanına dağılmamışlar mıydı? Dünyanın dört bir yanına dağılırken Gröndland’ı es geçmek olur muydu?

İşte şimdi Recai Hoca’nın söyledikleri bir bir bilimsel kanıtlara bağlanıyor!

Gerçi Gröndlandlılar Türk mü değil mi, henüz bir kanıt çıkmadı; ama genetikçiler ispatlamış ki, Kızılderililer Moğollardan kaçıp Bering Boğazı’ndan Amerika’ya geçen Türklerden başkası değil.

Sadece Kızılderililer değil, İtalya’nın Latinlerden önceki egemeni Etrüsklerin de Türk oldukları DNA testleriyle kanıtlanmış. Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu Etrüsklerin yüzde 97 ihtimalle Türk olduklarını ve Anadolu’dan göç ettiklerini söylüyor.

Belçikalıların binlerce yıl önce buraya yerleşen Oğuzlar olduğunu da geçenlerde Gaziantep Üniversitesi Tıbbi Biyoloji Bölümü Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Arslan söyledi. Arslan Prof’un gözünden kaçmamış, Selçuklu Türklerinin ilk başkenti Genk ve arması çift başlı kartaldı. Şu anda Belçika’da aynı adı taşıyan Genk kenti belediyesinin flamasında da çift başlı kartal var.

Türklüğe sınır yok. Bilim adamları tembellik etmeyip araştırsalar Vikinglerin ve bu arada Gröndlandlıların da Türk olduklarını ortaya çıkarırlar.

Zaten dünyada Türk olmayan yok gibi!

İlk mektepte öğrendiğimiz gibi, Hititler, Sümerler, Akatlar anadan doğma Türk.

Mısır ve Girit uygarlıkları Türkler tarafından kuruldu.

Macarlar Hun Türklerinden geliyor, zaten ülkelerinin adı Hungaria.

Bulgarlar Hıristiyan oluncaya kadar Bolkar Türkleriydi.

Yunanlar Hıristiyan olmadan önce de Türk idi. Tanrıçaları Afrodit’in asıl adı ‘avrat’, ünlü destancıları Homeros’un gerçek adı ise Türkçe ummak fiilinden gelen ‘Umar’. Hatta geçenlerde Türkiye’yi ziyaret eden başbakanları Karamanlis, mübadele sırasında Müslüman değiller diye Türkiye’den kovduğumuz kardeşlerimiz Karaman Türklerinden geliyor.

Rumlar, Lazlar, Kürtler ve Ermenilerin Türk olmak dışında bir şansları yok.

Lazlar ve Rumlar deniz görmüş Türklerin, yani Kıpçakların ve Peçeneklerin torunları; ama kendilerini Laz ve Rum diye biliyorlar.

Ermeniler orman Türkü; ama nedense kendilerini Ermeni sanıyorlar.

Müteveffa Başbakan Bülent Ecevit’in arşivinden çıkan resmi rapora göre, Kürtler de dağ Türkü; ama kendilerini Kürt zannediyorlar.

Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu bire bir olmasa da yapısal olarak maalesef aynısını söylemişti: “Araştırmalarımızda şunu gördüm ki; pek çok Kürt dediğimiz insanlar Türkmen asıllı. Yapısal olarak söylüyorum ama bununla beraber bir şey daha ifade ediyorum. Bugün Kürt olarak bilinen, hatta hatta Kürt-Alevi olarak bilinen birçok insan da maalesef Ermeni dönmeleri.”

Özbeöz Türk Yusuf Halaçoğlu, kardeş orman Türklerinden olmaya niçin teessüf etti, kendisi bilir. Yapısal bir nedeni vardır herhalde.

Dünya kim varsa Türk. “Rusları kazıyın altından Türkler çıkar” diye boşuna söylenmemiş. Hatta Lenin bile kendisini Rus zanneden bir Türk ailesinden geliyor.

İngilizler dillerindeki ‘kent’ sözcüğünü kurcalasalar Türklerden geldiklerini görecekler.

Franklar ve Türkler de kardeş çocukları. Ortak ataları Anadolu’nun ilk egemenlerinden Troyalıların kralı Priamos. Franklar Priamos’un oğlu Hektor’dan torunu Francon’dan, Türkler Troilus’tan torunu Turkus’tan geliyorlar. Zaten Atatürk Dumlupınar Savaşı’ndan sonra boşuna dememiş, “ Hektor’un öcünü aldık” diye.

Araştırılsa Almanların da Türklerden geldiği ortaya çıkar. Aradaki muhabbet nedensiz olamaz.

Araplar Türk olmasa da olur; ama Hz. Muhammed kesin Türk. Dedesi Hz. İbrahim aslen Sümer Türklerinden geldiğine göre torunu Hz. Muhammed de aslen Türk olmalı. 

* * *

 

Etrüskler, Kızılderililer, Troyalılar Türk.

Yunanlar, Bulgarlar, Macarlar Türk.

Franklar, İngilizler, Ruslar Türk.

Rumlar, Ermeniler, Lazlar, Kürtler Türk.

Dünyada kim varsa Türk, henüz Türk olmayanlar da bir gün Türk olacaklar.

Herkes Türk de, Anadolu’da yaşayan bizler ne kadar Türküz?

Kuşkuya kapılmamak elde değil.

Genetik araştırmacılar, Recai Hoca’yı haklı çıkarmak istercesine dünyadaki herkesin Türk olduğunu söylüyorlar; sıra Anadolu halkına gelince tam tersini.

Haber geçen Aralık ayında “Orta Asya’dan göç efsanedir” başlığıyla Sabah gazetesinde yayımlandı. Habere göre, İTÜ öğretim üyesi, antropolog Timuçin Binder, gen araştırmalarına dayanarak,  Anadolu’da yaşayan insanların 40 bin yıldır bu topraklarda var olduklarını, Orta Asya’dan gelenlerin yüzde 10–15 kadar olduğunu söylemiş. Yani Nazım Hikmet, “Dörtnala gelip uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket” diye biraz boşuna şiir yazmış.

Gerçi, aile ve sülale içi kandaşlığı kanıtlamakta kesin geçerli olan DNA testi, halklar arasında akrabalığı kanıtlamakta ne kadar geçerlidir, bir halka özgü biyolojik gen var mıdır, bu tür araştırmalar üstün ırk safsatalarına bilimsel malzeme olur mu, bilemiyorum.

Beni asıl kuşkuya düşüren, genetikçilerin değil, tarihçilerin söyledikleri.

Milliyetçiliğinden asla kuşku duyulmayacak, 12 ciltlik Türkiye Tarihi’nin yazarı Yılmaz Öztuna, Arap tarihçi ve coğrafyacı İbni Fazlullaahü’l-Ömerî’ye dayanarak, bugünkü Türkiye’nin 1332 yılındaki nüfusunu toplam 13 milyon olarak belirtiyor. Türk beyliklerinin toplam nüfusu ise 5 milyon 20 bin. Yani 1332 yılında, Türk beylikleri ahalisinin silme Türk olduğu varsayılsa bile, 13’te 5 oranında bir Türklük. (Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, Cilt: 2, Hayat Yayınları, İstanbul 1964, s: 179)

Doğan Avcıoğlu’nun referans verdiği tarihçiler de Moğol istilasına kadar Türklerin Anadolu’da küçük bir azınlık olduğunu söylüyorlar. Cahen’e göre, 13’üncü yüzyılda Anadolu’daki Türk nüfusu 200–300 bin’dir. En yüksek rakam Prof. Mükrimin Halil Yinanç’a aittir. Yinanç’a göre, Moğol istilası öncesinde, yani 1250’ye kadar ki Türkiye Türk ahalisinin nüfusu en çok 1 milyon olabilir. Bu yıllarda Anadolu’dan geçen Rubruck ise, Türklerin yerli nüfusa oranını onda bir olarak vermektedir. Üstelik Türk nüfusun büyük çoğunluğu, tekrar göç etmek üzere devletin kurulduğu bölgenin uçlarındadır. (Doğan Avcıoğlu, Türklerin Tarihi, Beşinci Kitap, Tekin Yayınevi, İstanbul 1982, s: 2004)

Yani genetikçilerin söyledikleri bir yana tarihçiler de aynı şeyi söylüyor.

Bu durumda, dünyadaki herkesi Türk sayarken biz Anadolu insanları neyiz?

Yüzde 10-15 oranında Türk olmak yeter mi bize?

 Kendilerini Kürt sananlar” gibi biz de kendimizi Türk sanıyor olmayalım?

* * *

 

Latife ve “sanmak” bir yana, kendimizi ne hissediyorsak o olduğumuzdan şüphe yok.

Lakin dincilik gibi ırkçılığın ve milliyetçiliğin de sonu yok.

Türk olmak, Kürt olmak, Ermeni olmak güzel bir duygudur.

İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Arap, Japon, Yunan vs. olmak da öyledir.

Kalpsiz dünyanın kalbi, vicdansız dünyanın vicdanı” olarak Müslümanlık, Hıristiyanlık, Budizm vs. de güzeldir.

Herkesin aynı olduğu dünya sıkıcı olur. Dünya, farklılıkla çiçek bahçesine döner.

İnsanlık ailesinden bir isim almakla, kendisini insanlık denizinde birbirlerine karışan ırmak saymakla yetinmeyip, başkalarının kendileri olma hakkı yok sayıldığında ise araya düşmanlık girer. Araya düşmanlık girince de, “Tanrı’nın seçtiği üstün ümmet/ulus” imtiyazını kimse başkasıyla paylaşmaz. Emekçi kanı oluktan boşanırcasına akar.

Üretim araçları sahibi sınıfın hizmetindeki din ve milliyetçilik yüzünden çıkan savaşlarda milyarlarca insan şehit, martyr, kedoşim oldu.

Emekçilerin, hep kovboyun terkisindeki, mersedesin bagajındaki din ve milliyetçilik uğruna şehit, martyr, kedoşim olmak yerine, “Benim kâbem insandır” kardeşliğini hatırlamalarının vakti gelmedi mi?

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: KENDİNİ TÜRK ZANNETMEK! ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1909
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 4790347
Syndicate
 
left
Top! Top!
right