left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Emperyalizmin Hayali Ambalajındaki Sömürgecilik Turşusu Yazdır E-posta
Yazar Dilek Özbek   
Thursday, 27 April 2006

24- 04- 2006 tarihinde sitemizde, Emin Soğancı imzalı ‘’Hayal Kuramayanlar, Turşu Bile Kuramazlar’’ başlıklı bir yazı yayınlandı. Gerçi sitemiz, emperyalist- kapitalizm karşıtı emek eksenli bir platforma yüzü dönük oluşu, bu çerçevede bir ortaklaşa toplumsal proje üretimini elbirliğiyle sağlamayı hedefleyen, bu yüzden farklı birikimlere de yer veren bir site. Bu nedenle- bazen kafa karıştırıcı gibi görünse de- her yazı illaki de birebir aynı şeylere tekabül etmiyor ve temel çerçeve ortaklığının haricinde birebir örtüşmeyebiliyor; zaten amaç da, her türden toplum kesimiyle ayrılık noktalarından ziyade ortak noktaları yakalayabilmek, ortak bir çerçeveye de kafa kafaya vererek ulaşabilmek. Ancak bu yazı, içeriği açısından; şu ana dek yayımlanan yazılarda aşağı- yukarı ortaklaşılan en genel çerçevenin de hayli dışında ve sitenin geneline yönelik pek çok yersiz, haksız ve yanlış değerlendirmeye de sahip bir yazı.

Yazarını tanımam. Anladığım kadarıyla yazısını gerçek ismini kullanarak dahi yollamış değil. Yazısını ‘’Emin Soğancı’’, eleştirilere cevaplarını ise ‘’komünalist’’ adıyla imzalamış. Kendisine ilk eleştirim, bu noktadan olacak. Bu tutum bana göre, neredeyse Amerika’yı kendisinin keşfettiğini öne sürecek denli ‘’iddialı’’ bulduğum üslubuyla da, dediğinin ve yaptığının sorumluluğunu üstlenmenin ‘’ciddiyeti’’ ile de pek yakıştıramadığım bir tutum. O nedenle yazısının yayınlanması da, kendisinin muhatap alınıp yanıtlanması da ‘’kendisine yanıt vermek’’ anlamında bir değer ifade etmiyor benim gözümde. Çünkü bence şayet bir kişi, kendi iddialarına, kendi yazdıklarına dahi sahip çıkmıyor; ne kullandığı kelimelerin, ne de yazdığı metnin ağırlığını omuzlarında duymuyorsa; o kişi ne aydın, ne de bilge kişidir; yalnızca masa başından kendisinin yaşamı boyunca yapmaya cesaret edemediği ve de edemeyecek olduğu atıp- savurmaları döktürmekle kafa bulan (bugün kendini öyle adlandırmasa da) ‘’Doktorcu ukalalığın’’ tatlı- su devrimciliğine sapına dek batmış bir kişidir. Böyleleri genellikle en keskin lafları eder, ama katresine dayanamadıkları sorumluluk ve yükümlülükten de öcü gibi korkarlar, ama tam tersine ettiği her lafın ‘’faturasını’’ üstlenme yürekliliğine sahip bence gerçek aydınların her yaptığını ve yapamadığını da en çok da onlar eleştirmenin de ötesinde kara çalar, olmadı çamura bularlar. Kendi yazdığına imza koymamak, şayet çok da özel ve öznel nedenlerden kaynaklanmıyorsa; bana göre yalnızca bu hem bilgiç, hem de ürkek tipolojiye (ki Doktorcu camiada bolca bulunurlar ne yazık ki ve koskoca bir ilim birikimi de tam olarak bu nedenle un- ufak olmuştur) tekabül ediyor. Özetçe sayın yazarın, allame- i cihan olsa da bende bıraktığı ilk intiba ne yazık ki bu oldu. Ancak yazı, sadece yazarın bizzat kendisinin ötesinde genel olarak sosyalist ve sol camiayı da kendi anaforuna sürükleyen çok temel bir yanılgının da açık ikrarı. Bu temel yanılgı, şu gün yalnızca sosyalist ve sol kesimlerimizi değil, her türden toplum kesimlerimizi de kendi anaforu içine alan, aslında sırf ülkemizle de sınırlı olmayıp ‘’evrensel’’ boyutta tüm dünya halklarını kapsayan, son günlerin önemi gitgide su yüzüne çıkan ‘’sivilleşme- sivilleşmeme’’ tartışmasıyla ilintili olması açısından da ele alınmayı gerektiriyor.

Öyleyse ileride üzerinde daha temel kavramlarından yola çıkarak ve her vesileyle ısrarla durmaya çalışacağımız ‘’sivil toplumcu’’ yaklaşımın, bu yazımızda daha ziyade yazının yazarının bazı ifadeleri üzerinden açılımını yapmaya çalışmak, sanırım ki yazarla polemiğe girmek gibi bir problemimin olmadığını da yeterince ifade edebilecektir. Tartışmanın bu kısmına girmeden önce, yazarın kimi çok ‘’yersiz’’ bazı eleştirilerine değinmek istiyorum:

1- Bu site hakkında belki pek çok şey söylenebilir; ancak ‘’Abdullah Öcalan’ı susuşa getirdiği’’, ‘’Kürt meselesini atladığı’’, ‘’ bu konuya milliyetçi yaklaştığı’’ içerikli eleştirilere tabi tutmak, çok büyük bir haksızlık olur. Bu konuda YOL dergisi döneminden beri süregelen bir hassasiyet; en baştan beri fazlasıyla gösterilmiştir. Kendisine, eleştiri yapmadan önce hiç değilse yazıları dikkatle okumasını, eleştirilerini bütünlüklü değerlendirmelere dayandırmasını öneririm. Şayet kasdettiği; her yazıda ‘’zikir’’ getirir gibi bu konuya değinmek ise, o türden yaklaşımlar ve bu türden ‘’iman tazelemek’’, kimsenin ‘’kuyrukçuluğunu’’ yapmak bu sitenin de, yazarlarının da işi değildir. Yazısının altına ‘’ bu eleştirileri yanlış adrese postalamış’’ şeklinde not düşen arkadaşla aynı fikirdeyim. Eleştirilerini ya sitedeki yazıları okumadan yazmış, ya da gerçekten de yanlış adrese postalamış olmalı.

2- Yazarın karıştırdığı bir diğer konu da şu olsa gerek: ‘’yeniyol.org’’ sitesi, Apo’cu bir site olmadığı gibi; herhangi bir milliyetçi ‘’etnik site’’ de değildir. Yazar yeni farkına varmış olsa da; site yazarlarının pek çoğu, en azından 78’li yıllardan beri ‘’Kürt, Apo, PKK’’ gerçekliğinin bilincinde ve bu anlamda pek çok ‘’sosyalist sol ve sol’’ kesimlerden farklı, tutarlı bir tutum içinde sürekli bulunmuş arkadaşlardır. Kendisinin konuyu yeni fark ediyor ve yeni ilgi gösteriyor oluşu gene kendine ait bir problem olsa gerekir.

3- Kendisine, hemen yazısının altına baksa görebileceği özlü bir cevap, ‘’milliyetçilik’’ konusunda ‘’Bahtiyar Gerboğa’’ tarafından verilmiş olduğu halde; kendisi anlaşılan ne Marx- Engels’i, ne Lenin’i, ne de özellikle Dr. Hikmet’i ve hatta Nazım Hikmet’i anlayamadığı için; verilen cevabı da anlayamamış; Demir Küçükaydın gibi ‘’operasyonel’’ Doktorcu kadroların dolaylıca kuyruğuna takılmış görünmektedir. Bu yaklaşımla kaçınılmazca yalnız Nazım Hikmet’in değil; yukarıda adını andığım tüm değer ve birikimlerin inkarından başkaca varabileceği hiçbir yer ise- tıpkı Küçükaydın gibi- bulunmamaktadır. Ve bu çizgi; aslında Öcalan’ınkinden farklı olarak, ‘’Kürt milliyetçiliğini, tepkisi olan Türk milliyetçiliğiyle birlikte meşrulaştırma’’ çizgisinden başka bir çizgi de değildir.

Sitemiz; kurulduğu günden bu yana, özellikle de dünyaya ‘’yeni düzen’’ getirmeye çalışan emperyalist ülke- şirketlerin ‘’böl- yönet’’ taktiğine hizmet etmek üzre her iki etnik köken toplum insanlarımızı da ‘’etki- tepki’’ doğal prosesi içinde şovenist- ırkçı milliyetçiliğe, asker- sivil karşıtlığına sürüklemekte olan ve ne yazık ki her geçen gün, her iki taraf insanımız açısından da üzüntü verici ve acı sonuçları yaşanmakta olan bu emperyalist meşrulaştırıcı operasyonelliğine; sistemli, prensipcil bir tavır almıştır. Bu operasyonelliğin ‘’zokasını’’ yemiş bir bakış açısına, bu yaklaşımın ‘’milliyetçi’’ ve dahi ‘’devletçi’’ görünmesi, bu fikir sahiplerinin yediği bu ‘’emperyalist zoka’’ nın eseridir.

Teorik plandaki cevabı; Marx- Engels’in, ‘’Asya tipi üretim tarzı’’ nı eldeki bilgileri oranında açıklamaya başladıkları ‘’Grundrisse’’ eseriyle bıraktıkları ayak izlerini takip ederek ‘’Doğu’’ daki ‘’Batı’’dan farklı ‘’Toplum Biçimleri Gelişimi’’ni bu adlı eserde özetçe sunmuş olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın gene sitemizdeki Öner Gürcan Kütüphanesinde, araştırmacıların kolayca ulaşabilmesi için konulmuş bulunan ‘’Tarih- Devrim- Sosyalizm’’ eserinde ve zikrettiğimiz özet eserde yıllar önce apaçık verilmiş olan bu konu; bizzat (aralarında Küçükaydın’ın da bulunduğu) ‘’Doktorcular’’ tarafından yıllardır ‘’susuşa getirilmiş’’ bir konudur. Dr. Hikmet Kıvılcımlı’yı yıllardır susuşa getirdikten sonra, şimdi de ‘’aştığı’’nı zanneden bu ‘’ukalalar topluluğu’’, hiçbir değeri atlamadığımız açıkça ortada olduğu halde ‘’mesnetsiz iddialarla’’ kendilerinin yalnızca ‘’insan’’a karşı değil, ‘’ilme’’ karşı da işledikleri bu ‘’suç’’tan ‘’masa başı ahkamlarıyla’’ kurtulamazlar ne yazık ki… Bir şeyi yıllar boyu, ‘’bezirganca’’ susuşa getirdikten sonra aştıklarını zannederek ‘’inkar eden’’ bu kadrolar değilse de, yazar gibi belki de bunların zokasına takılmış ‘’Doktorcular’’, ‘’aşmak’’ amacıyla dahi olsa, önce Dr. Hikmet’i ‘’doğru okumalıdırlar. Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın yazdıkları; bu zoka yutturucuların her vesileyle ön plana sürdüğü ve Dr. Hikmet’in ‘’hasta yatağında’’, hastalık eseri beyin çöküntüsünün de bulanıklığıyla kaleme almış olduğu ‘’söylenmeler’’ olmaktan öte pek de ‘’bilimsel’’ değer taşımayan ‘’Kim Suçlamış’’ı gibi bir ‘’tersinden okuma’’ ve doğal olarak da ‘’anlayamama’’ gayretkeşlikleri yerine; özellikle de 60’lı yıllarında tam bir ‘’bilimsel olgunlaşma’’ içinde kaleme aldığı yukarıda andığımız eserleri ve ilaveten Osmanlı Tarihinin Maddesi- Ruhu, Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi, İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş- İngiltere, Son Geçiş- Japonya eserlerini okusalar; henüz Dr. Hikmet’i ‘’aşmak’’ bir yana ‘’anlamış’’ dahi olmadıklarını (samimi arayış sahipleri) görebileceklerdir.

Yazılarını gerçek ismiyle bile imzalamaktan kaçındığı için bende ‘’samimi ve dürüst olmadığı, sorumluluk sahibi hiç olmadığı’’ intibaını uyandırmış olan ve gene bence ‘’sapına kadar Doktorcu (!)’’ sayın beyefendi yazar, gene kütüphanemizde yer alan ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı’ya ait ‘’27 Mayıs ve Yön’ün Eleştirisi, Türkiye Devriminin Stratejisi, İkinci Kuvayi Milliyeciliğimiz, vb.’’ eserlerini okursa, bu eserlere vakıf dahi olmayan Doğu Perinçek’in savrulduğu, gerçekten de ‘’kadrocu- yöncü’’ devletçi- milliyetçi çizgi ile sitemizin çerçevesinin tamamen farklılığını ve ‘’Kızıl elma’’ çizgisine karşı da tutarlı bir teorik mücadelenin, özellikle de, bizzat Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın kendisinin de (bu teorik açılıma rağmen) 68’lerde, tüm ‘’proleterya aydını’’ dediği dönem ihtilalci gençliğiyle birlikte ‘’pratikçe’’ düşmüş olduğu ‘’cuntacılığın’’ pratik yaşanmışlık ve bu yaşanmışlığın eleştirel birikim ve deneyimlerine fazlasıyla vakıf -başta Sarp Kuray gelmek üzre- devrimcilerce verilmekte olunduğunu da görebilecektir.

Operasyonel ‘’Doktorcu’’ kadroların, yıllardır ‘’susuşa getirmekte’’, olmadı ‘’çamur atmakta’’ mahir oldukları bir diğer isim de- 70’li yıllardan bu yana- bizzat ‘’Sarp Kuray’’ dır. Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın kurduğu ‘’Vatan Partisi’’nin kapısına kilit vurduran, ‘’kütüphane’’ kaplayacak nicellikte koskoca bir ilim- bilim külliyatını ‘’Kim Suçlamış’’ sığlığında boğazlayan bu ‘’hünerli’’ Doktorcular; anlaşılan Dr. Hikmet’i kuşa çevirme birikim ve deneyimlerinin ‘’samimiyetsiz’’ ışığında, bu kez de Marx- Engels- Lenin’i de aynı emperyalist- inkarcı karanlığına sürüklemek istemekteler.

Anlaşılan o ki; yazarın bir ‘’hayal’’ i var, her ne kadar üstlenme cesaretini gösteremese de. ‘’Fikir’’den ziyade ‘’zikir’’ halinde terennüm edip durduğu bu güzel ‘’hayal’’; yanılmıyorsam Abdullah Öcalan’ın kendi icadı olmayan Marx- Engels, Lenin, Dr. Hikmet’in de; hatta daha da öncesine gidersek ‘’ilkel komüna’’ dan ‘’sınıflı- sömürülü’’ yaşama geçildiği günden beri teorik planda tüm felsefe, din, inanış ve düşüncelerin neredeyse tümünün, ve ‘’sınıflılığın’’ başladığı günden beri, Spartakistler, Karmatiler, Babailer, İbni Haldunlar, Şeyh Bedrettinler, Saint Simon’lar, Thomas Moore’lar, Jean Huss’lar, John Ball’lar,Thomas Münzerler, Hallac- ı Mansurlar, Hacı Bektaş-i Veli’ler, Babaeuf’ler, Sokrates’ler v.b., her dönemdeki ‘’halk ve alt sınıf isyanları’’nda (Kapitalizm kurulurken, kapitalistlerin kendilerinin dahil) ‘’çözüm’’ olarak gördüğü ve başvurduğu; özellikle bizimki gibi Doğu toplumlarında mahalle dayanışma, komşuluk yardımlaşmalarından tutun da köylerimizdeki ‘’imece’’sine varıncaya dek ‘’kanlı- canlı’’ süregelen; topyekun bir ‘’insanlık ülküsü’’, topyekun bir ‘’insanlığın içinden bir türlü sökülüp atılamamış insanlık geleneği’’ dir. Kısaca yazarın ‘’komünalite’’ dediği şey, ‘’kökleri’’ toplum insanımızın içinde (Türk- Kürt ayırt etmeksizin) yatan, Dr. Hikmet’in ‘’tarihsel- devrimcilik’’ dediği, Marxizmin Kızılderililikte yakından gözlemlediği ‘’insanın, insanlığına yabancılaşmamış’’, ‘’sınıfsızlık ruhu’’ dur. 1919’larda bu ‘’ruh’’, Kuvayi Milliyelerde örgütlü ve en topyekun ‘’diri’’likteydi. Toplum, tüm ‘’teknik’’ ve ‘’yönetsel’’ zafiyetlerine rağmen, bu nedenle ‘’evrensel’’ (ya da global, fark etmez; bu iki kelimenin ikisi birbirinin bir Türkçe, diğeri ecnebicesidir; ama yazar, korkarım bunun bile ayırdında olmadığı için belirtme gereksinimi duydum) EMPERYALİZM karşısında galip olabilmiş ve ‘’feodal devleti’’ yıkıp, demokratik devrimlerini başlatabilmişti. ‘’1919’ların güncellenmesi’’, devletçi ve milliyetçi çerçeveden değil de halkçı çerçeveden ele alındığında zaten fazlasıyla buna tekabül etmektedir. Başkaca hiçbir şeye de tekabül etmemektedir. Nazım Hikmet’in yaklaşımındaki Kuvayi Milliye de budur, Dr. Hikmet’inkindeki Kuvayi Milliye de…

Büyük ‘’Doktorcu’’ Demir Küçükaydın, olaylara ‘’emperyalist’’ çerçeveden baktığı için, emperyalizme karşı olan her direnişi ‘’milliyetçi ve dahi devletçi’’ görmesi kaçınılmazdır. Milliyetçilik ve devletçiliğin ise hem teorik, hem pratikçe en irisini ‘’emperyalizmin’’ kendisi, en de kanlı biçimde yapmaktadır. Safını orada tutan, kim olursa olsun; varacağı yer ‘’sivil’’ bir komünalite değil, son derece ‘’askeri’’ bir sömürgeciliğe ‘’teslimiyet’’ tir ve bu türden ‘’hayal’’ kuranlar açısından ‘’komünalite’’ ise yalnızca bir ‘’hayal’’ olarak kalmaya mahkumdur. Bu hayali, hayal olmaktan çıkarmanın yegane ‘’realist’’ yolu ise, 19’ların güncellenmesinden geçer. Bir başka tabirle bu ortak hayale ulaşmanın Öcalan’la ortak noktada buluşulan reel ‘’ana halka’’sı, yalnızca ve sadece budur. Tersi ise, Kürt ve Türk milliyetçiğinin vardıracağı yoldan emperyalizmin ‘’sömürgecilik turşusunu’’ yemektir.

Emperyalist- kapitalizmin bu özellikle de sosyalist- sol camianın gayet de yakından bildiği, reklam (propaganda) sayesinde ‘’evrensel’’ çapta nicedir ‘’dünya markası’’ olmuş dünya ezilen halkları açısından fazlasıyla pahalı, acı ve tuzlu olan eski, bildik ‘’turşu’’su, bugün ‘’dünya halklarına’’ pazarlanırken, cazip bir görünüm kazandırma gayesiyle, hiçbir masraf ve de yaratıcılıktan kaçınılmayarak ‘’yeni’’ bir ambalaja büründürülmüştür.

Dünya insanlığının Marxizm’den araklanarak, ‘’sınıfsal içeriği’’ özenle ayıklandıktan sonra sanki dünyanın savaş ve silah ticaretine dayanarak varlığını sürdüren ülke- şirketler emperyalizminin ‘’yokmuş’’ gibi gösterildiği sınıf temelinden kopuk bir ‘’sivil- toplum’’ ve komünalite ambalajında satışa çıkartılan şey; yazarın, bu cafcaflı ambalajı açtıktan sonra ancak farkına varabileceği ve esasen hayalini bolca kurduğu, rüyalarına giren turşu tadıyla alakasız iğrençlikte olduğunu da yiyince idrak edebileceği bu turşu; bizim kurmayı hayal etmek bir yana, ‘’evrensel’’ çapta ‘’marka’’ oluşuna rağmen, şahsen yemeyi aklımızın ucundan bile geçirmek istemediğimiz bir turşudur. Şahsen hiç kimseye de tavsiye etmem.

Yazımın, Sömürgecilik Turşusunun Hayali Ambalajı Sivil Toplumculuk Nedir?
Kimi, Niye Sivilleştirir?
başlıklı ikinci bölümünde görüşene dek, kalın sağlıcakla. Ama lütfen, içindekinden emin olmadığınız hiçbir ürünü de ambalajına kapılıp aldanmadan ve kullanmadan kalın. Zira emperyalizm, artık ‘’hayal satıcılığında’’ da tekelleşti.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Emperyalizmin Hayali Ambalajındaki ... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5473036
Syndicate
 
left
Top! Top!
right