left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Haberler arrow HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PARTISI
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PARTISI Yazdır E-posta
Yazar SUVARI HABER MERKEZI   
Wednesday, 30 January 2008

 


Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) Genel Başkanı Sertaç Bucak, Nisan 2007’ de yaptığı bir konuşma nedeniyle Şanlıurfa'da, 'Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Etmek' (TCK 216/1) suçundan dolayı 2. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılandı.

Aşağıda Hak ve Özgürlükler Partisi Genel Başkan’ı Sertaç Bucak’ın savunmasının tam metnini veriyoruz:

Sayın Yargıç ,

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 68 Maddesi siyasi partileri, “demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır” diye nitelendiriyor. Türkiye’de kanunlara göre kurulan tüm partiler gibi Genel Başkanı olduğum Hak ve Özgürlükler Partisi de bu ülkede demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez bir unsurudur. Ve anayasal bir kurumdur. Partimin Tüzüğünün 2. Maddesi  “Bütün toplumsal kesimler içinde, program ve tüzüğe, Büyük Kongrenin belirlediği politika ve ilkeler çerçevesinde çalışmalar sürdürür” diyor. Hak ve Özgürlükler Partisinin birinci derecede sorumlu Genel Başkan sıfatı ile Urfa İl Örgütümüzün 14 Nisan 2007 günü Kilim Otel’de düzenlediği sohbet toplantısına katıldım.  Partimizin görüşlerini konuklarımız ile paylaştım.
 


Sayın Yargıç ,


Bizim , parti olarak , Kürt Sorunu’nun ve genel anlamda Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler sorununun Avrupa standartlarına erişmesini temel alan “demokratik öncelikler” diye birinci aşamayı ifade eden bir siyasetimiz var. AB belgelerinde “Genişletilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler”1 arasında yer alan bu istemler—“demokrasi ve hukukun üstünlüğü, kamu yönetimi, sivil-asker ilişkileri, yargı sistemi, uluslararası insan hakları hukukuna uyum (insan hakları ve azınlıkların korunması), sivil ve siyasi hakların (işkence ve kötü muamelenin önlenmesi, adalete erişim, ifade özgürlüğü, örgütlenme ve barışçı toplanma hakkı, din özgürlüğü), ekonomik ve sosyal haklar (kadın hakları, sendikal haklar, azınlık hakları, kültürel haklar, azınlıkların korunması, Doğu ve Güneydoğu’daki durum)”—Avrupa standartlarına erişirse, Türkiye AB üyesi olabilecek. Türkiye’nin AB üyeliği “Kopenhag Kriterlerinde belirtilen bütün yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesine bağlıdır.”

Türkiye müzakere sürecinde yükümlülüklerini yerine getirip AB üyesi olursa ( ya da  Üye Ülkelerin standartlarında bir demokrasiyi tesis ederse )   Kürt’lerin durumunda ne gibi değişikliler olabilir?

Kürtler: kendi siyasal kimlikleri ile özgürce örgütlenecek; Kürt dilinde yayın ve eğitim serbest olacak ; ifade özgürlüğü çerçevesinde Kürt Sorunu’na ilişkin “şiddet içermeyen her görüş tartışılabilecek ; korucu sistemi kalkacak ; mayınlı alanlar temizlenecek”; “bölgelerarası eşitsizlikleri azaltmaya, özellikle Güneydoğu Türkiye’deki durumu ekonomik, sosyal ve kültürel fırsatları tüm vatandaşlar için geliştirerek iyileştirmeye yönelik kapsamlı bir yaklaşım” ile Kürtlerin toplumsal gelişimini gerçekleştirecek; Ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin eski yerleşimlerine dönüşünü kolaylaştırmayı amaçlayan ve BM Genel Sekreteri'nin Yerlerinden Edilmiş Kişiler Özel Temsilcisi'nin tavsiyelerine uyan tedbirler” ile Kürt yurttaşlarımızın sorunu çözülecek; ”Güneydoğu'daki güvenlik durumunun bir sonucu olarak kayıp ve hasara uğramış olanlara adil ve hızlı bir şekilde tazmin” edilecek.

Türkiye açısından bir bütün olarak AB üyeliği ile birlikte çağdaş, çoğulcu, katılımcı özgürlükçü bir demokrasi kuralları ile gerçekleşir. AB’nin ortak değerlerini içselleştiren ülke olur. Ekonomik, sosyal gelişmeyi yakalayan GSMH’nı iki katına çıkarma yoluna giren bir ülke olabilir.  Onun için biz parti olarak Türkiye’nin AB sürecini destekliyor ve bu müzakerelerin başarı ile sonuçlanmasını istiyoruz. Bu çağdaş dünya ile bütünleşme projesini önemsiyoruz. Bu konuda hükümetin attığı adımı destekliyoruz.

Eğer Kopenhag Kriterleri tam anlamıyla uygulanırsa, Türkiye'de Kürt Sorunu’nun çözümü için önemli bir adım atılmış olur. Böylece Kürt Sorunu’nun bu ülkede barışçıl, eşitlikçi ve siyasal çözüm biçimini birlikte özgürce tartışma olanağı yaratılmış olacak. Kürt Sorunu’nun çözümünün önü açılacak. En iyi çözümler  de özgür ve demokratik ortamda bulunur diye düşünüyorum.

Bir değerler topluluğu olan, buradakilere benzer sorunları olan AB üyesi kimi ülkeler nasıl bir yol seçtiler?

İspanya , Franko sonrası anayasasının giriş bölümünde ”tüm İspanyolların ve İspanya halklarının insan haklarını ve kültürlerini ve geleneklerinin gelişmesini, dil ve kurumlarını korumayı güvence altına” alıyor. Anayasanın 2. maddesi devletin ve İspanyol ulusunun birliğine ve beraberliğine vurgu yaparak özerklik haklarını ve bölgesel yönetimlerini oluşturabileceğini belirtiyor. 3. üncü bölümde de Md.143 vd. Özerkliğe ilişkin düzenlemeler yapıyor.

Belçika , Federal bir anayasa ve sistem ile yönetilmekte. Büyük Britanya’ da İskoçya ve Galler ülkesi otonom bölgelerdir. İsveç ve Finlandiya’da Laponya’da yaşayan Laponlar (Eskimolar) otonomi hakkına sahipler. Finlandiya’nın başkenti Helsinki iki dilli bir şehir. Sokak isimlerinden, eğitime kadar Fince ve İsveççe dillerini görürsünüz. Çünkü orada her iki dili konuşanlar birbirlerinin hakkını gözetirler, zira Finlandiya devleti bu hakkı korur ve gözetir. Bu ülkeler var olan sorunlarını AB standartları çerçevesinde demokratik ve sivil bir biçimde çözdü.

İspanya’da Franko diktatörlüğü dönemine göre GSMH kişi başına iki katına çıkarmıştır. Katalonya ve Bask bölgesi ekonomik , sosyal açıdan gelişmiştir. Merkezi hükümete bu açıdan yük değil, genel kalkınmaya da destek sunmaktadır.

Çünkü Federal sistem bir toplumsal kalkınma modeli, hak ve özgürlüklerinin korunduğu ve toplumsal refah düzeyinin sağlandığı bir yapılanmadır.

Bu ülkede yaşayan Kürt’lerin geleceğinin, mutluluğunun ve güvencesinin esas olarak Türkiye’nin çoğulcu, katılımcı ve federal bir sistem ile yeniden yapılanmasından geçer. Federal yönetim biçimi 2. Kongremizde alınan karar doğrultusunda partimizin programında yer almıştır.  Biz , Federasyon çözümünü (modelini)  ayrılığın değil, birliğin güvencesi olduğuna inanıyoruz.   AB  standartlarında bir demokrasinin üzerine oturmuş  bir  Siyasal Yapının( modelin) ,  Türkiye’nin birliğinin çimentosu olduğuna inanıyoruz.

Federal sistem sorunların çözümünü kolaylaştıran bir yönetim modelidir ve demokrasi üzerinde şekillenir.

Federal sistem merkezî ve bölgesel yönetimler arasında iktidar bölüşümünü anayasal güvence altına alır.

Federal sistem bir toplumsal kalkınma modelidir, hak ve özgürlüklerinin korunduğu ve toplumsal refah düzeyinin sağlandığı bir yapılanmadır.

KONDA araştırmasında şu soruya Kürt deneklerin verdiği yanıt tezlerimizi destekler nitelikte (Milliyet gazetesi Mayıs 2007):  Belediye ve il özel idarelerinin halkoyu ile seçilmiş meclislerine geniş yetkiler verilmelidir, sorusuna Kürt kökenlilerin %84,1 doğru, %15,9 yanlış olduğunu söylüyor. AB Katılım Ortaklığı Belgesi’nde de “şeffaf ve katılımcı bir yerel yönetim sağlanmalıdır” deniyor.

Küreselleşen dünyada trend, çağın gidişi ve gerekleri de, federalize olan AB  de Türkiye'nin, Kürt Sorunu’nun çözümünü de mümkün kılabilecek olan demokratikleşmeye ve federatif sisteme yönelmesini öngörüyor.

Kürtlerin federasyon istemlerine kuşku ile değil, gerçekçi bir çözüm yolu diye bakmak gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de yaşayan etnik kökeni ne olursa olsun her yurttaşın bu modele demokratik tolerans, anlayış, destek ve dayanışma göstereceğini düşünüyorum.

Federal çözüm modeli başarısızlığı kanıtlanan eski siyasete, yanıt olacak yeni, modern, çağdaş ve gerçekçi bir seçenektir.

O açıdan iddia makamının erişimi Türkiye’de mahkeme kararı ile yasaklanan bir İnternet  sitesi adresinden  elde ettiği ve dosyaya eklediği “kanıt” (nereden ve nasıl elde edildiğine dair dosyada kaynak ta belirtilmemiş!) siyasidir, hukuki değil. Kaldı ki söz konusu sitede yayınlanan haber Türkiye’de faaliyet gösteren DİHA haber ajansı mahreçlidir. Oysa biz federal çözüm projemizi  programımıza Ankara’da yapılan 2. Kongrede aldık. Kongre tutanakları ve diğer belgeler ilgili yargı kurumuna siyasi partiler kanunun gereği olarak ta sunulmuş ve ibraz edilmiştir.

Urfa toplantısı davetli seçkin bir kitle önünde yapılmıştır. Toplantı sonrası nasıl barışçıl toplanılmışsa, öylece hiçbir olay olmadan konuklar evlerine dağılmışlardır.


Sayın Yargıç ,

Hak ve Özgürlükler Partisi siyasal mücadelesinde her türlü şiddet yöntemini ve terörü reddeden bir partidir. Sivil, demokratik ve barışçıl siyaseti kendisine rehber edinmiştir. Şimdiye kadar düzenlediği tüm kapalı ve açık toplantıları barışçıl ve demokratik olmuştur. Hiçbir sorun yaşanmamıştır.

Şahsım ve Partimin bu özelliklerinin  sonucu olarak ;   Toplumu oluşturan farklı özelliklere sahip kesimleri  arasında , halklar arasında , kin ve nefret oluşturmak , toplumsal kesimleri biri birlerine  karşı  tahrik etmek  insan olarak  benim , siyasi olarak Partimin  tasvip edeceği , hoş göreceği bir şey değildir . Bu suçlamayı hukuksal  bulmadığımız  gibi iyi niyetle yapılmış bir hata olarak da kabul etmek  mümkün değildir.

İddianamenin son paragrafında  dile getirilen ve suç unsuru olarak gösterilen “ayrılma , farklı dil, yatırımlarda eşitsizlik gibi düşünce ve propagandalar”   ibaresindeki     “ayrılma” ifadesi konuşmanın hiçbir yerinde kullanılmamıştır.   “Farklı dil” terimine gelince bu anlayışla  “farklı dil ve lehçelerde” yayın yapan TRT, Türkiye adına TC hükümetinin AB temsilcileri ile yapılan müzakerelerde  “farklı dil” sorunları “kültürel haklar” başlığında yaptığı için sayın hükümet temsilcileri, “yatırımlarda eşitsizlik” terimini kullanan AB ilerleme raporlarının yazarları ve onların müzakere muhatapları TC Hükümeti,  bundan bahsettiği ve “Kopenhag Kriter” i olduğu için AB sorumluları, çeşitli kez  “bölgelerarası dengesizliği ortadan kaldırmak için” ekonomik önlem paketleri hazırlayan (ancak bir türlü uygulamaya sokulmayan) rahmetli Sn.Özal Hükümeti, Sn. Mesut Yılmaz ,  Sn. Tansu Çiller ve Sn. Erdoğan hükümetleri ve AB Komisyonu,  “Kürt realitesini” tanıyorum diyen eski Başbakan Sn. Demirel, ‘AB yolu Diyarbakır’dan geçer’ diyen eski başbakan Sn. Mesut Yılmaz, 2005 Ağustos’unda Diyarbakır’ daki konuşmasında ‘Kürt sorunu vardır. Geçmiş hükümetlerin hatalarından dolayı özür diliyorum’ diyen Başbakan Sn. Erdoğan dahil bu iddianamenin siyasal mantığına göre benim gibi yargılanmaları gerekirdi. Hak ve Özgürlükler Partisi bu ülkede her siyasetçinin veya bireyin şiddet içermeyen görüşlerini özgürce ifade etmesinden yanadır ve bu bizim siyasal, demokratik ve sivil mücadelemizin önemli bir ilkesidir. Düşünce ve ifade özgürlüğünün yargılanmasını bu ülkenin bir ayıbı olarak görüyorum. Ancak burada bir çifte standarda dikkat çekmek istiyorum: O da Hak ve Özgürlükler Partisi genel başkanı olarak benim, Kürt kökenli bir siyasetçi olmamdan ötürü yargılanmamdır. “ ‘Yasa, büyük sineklerin delip geçtiği, küçük sineklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağıdır.’diyen ünlü düşünür Balzac’ı haklı çıkaracak uygulamalarla, hukuk devleti olunmaz.” (Radikal, 21.01.2008)

İddia makamının hukuki olmayan, gerçekleri ters yüz eden, dayanak ve kanıtlardan yoksun, siyasi nitelikli iddianamesindeki hiçbir suçlamayı kabul etmiyor ve beratımı yüce mahkemeden talep ediyorum. (Şanlıurfa, 28.Ocak 2008)

Saygılarım ile

Sertaç Bucak

Hak ve Özgürlükler Partisi Genel Başkanı
 

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: HAK VE ÖZGÜRLÜKLER PARTISI ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
 
left
Top! Top!
right