left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Dilek Özbek arrow Tüm Türkıyenin Davası (2)
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Tüm Türkıyenin Davası (2) Yazdır E-posta
Yazar Dilek Özbek   
Saturday, 28 January 2006

Bölüm:Sarp Kuray’ın KARASEVDA’sı


Sarp Kuray; yıllar evvel Türkiye adındaki bu memlekete ve bu memleketin halklarına sevdalanmıştı...Belki ailesinden de devraldığı bir sevdaydı bu onun bir yanıyla;ama o,sevgilisinin karanlık bazı güçlerce ele geçirilmek ve kötü yola düşürülmek istendiğini görüyor ;onu,onların elinden kurtarmak ;gerçek kurtuluşu olan « halk demokrasisi »ni ona verebilmek istiyordu...Ve bu nedenle artık bu zoraki ayrılığa dayanamıyordu.Ne pahasına olursa olsun,ne bedel ödemek zorunda kalacak olursa olsun ;artık sevgilisine kavuşması gerekiyordu.Şartların da artık dönebilmeye daha uygun olduğunu düşünüyordu.Ve bu nedenle (Sayın Nur Sürer hanım darılmaz umarım şimdi bana ama) gerçek yegane ilk ve son askına, sanırım son nefesine kadar da öyle olacak olan karasevdasına geri dondu...

Zaten onu MİSYON kılan da ;bu tutkulu KARASEVDA’YDI..


MISYON

Kelime anlamıyla MİSYON:“Bir kimseye,bir şey yapmak üzere verilen özel görev,yetki“
(Meydan Larousse,Cilt 8,Sf.847)

12 Mart’la ülkeye yaşattıkları “Kocakarı soğuğunu“;diğer 12 ile “bitmeyen Sonbahar“a çevirerek karanlık kuşatmalarını tamamlamak ve ülkenin tüm kurumlarını ele geçirerek “Küçük Amerika“lastırmak isteyen Amerikancı Askeri Faşist Cuntacılarca;kırmızı-mavi ikilemi yaratılarak türlü-çeşitli provokasyonlarla;12 Mart’ın hemen sonrasında;72-73 öğrenim yılında ODTÜ Baskınıyla başlattıkları kanlı bir yola kitlesel olarak sürükledikleri gençlik;doğal olarak kendine bir evvelki donemin idam edilmiş,katledilmiş,hapsedilmiş gençlik önderlerini örnek alacak;önderlik misyonuna onları koyacak;bir başka deyişle,onlara; 68 kuşağı önderlerine,kendilerine önderlik yapmak üzere “özel görev ve yetki“yi;78 kuşağı devrimci gençleri kendiliğinden verecek;yani onları,kendilerine önderlik yapmak üzere kendisi “misyonlandıracak“tı...

68 kuşağı gençlik önderlerine bakıldığında;bu anlamda “misyon“ olabilecek 3 kişi vardı:Deniz Gezmiş,Mahir Cayan ve Sarp Kuray...Birincisi idam edilmiş,ikincisi katledilmiş,üçüncüsü hapsedilmiş 3 Dev-Genç’li...İkisi SİVİL öğrenci gençlik,biri ASKERI gençlik lideri...Üçü de birbirinden farklı görüşleri olan;ama birbiriyle daima dostça dayanışma içinde olmuş 3 gençlik lideri...3 farklı görüşten 3 arkadaş...

Bir de daha eski kuşaktan;yıllarca Türkiye devrimci hareketine hizmet etmiş;ömrünün çeyrek asırlık dilimini cezaevlerinde geçirmiş, Türkiye’nin tarihsel ve güncel yapısının çözümlenmesine

ciddi bilimsel bir hizmet getirmiş;bu üç gençlik önderinin de saygıyla değer olarak takdir ettikleri bir eski ama eskimeyen devrimci bir “alim“,gerçek bir “bilim adamı“ Dr. Hikmet Kıvılcımlı vardı...Sarp Kuray;diğer iki gençlik önderinden farklı olarak Dr. Hikmet’le hasbel kader (bizler gençken okuduğumuz,dinlediğimiz şeylerle ne kadar buluşmuş olabiliyorsak;yani daha ziyade inanç ve heyecan çerçevesinde) buluşmuş bir gençlik önderiydi...

Herkes tercihini kendi oluşmuş kimliğinin ve kendisini kuşatan şartların belirleyiciliği içinde yapar...Benim MISYON tercihim de Sarp Kuray idi...Beni tercihim olan MİSYON’LA buluşturan ise;akrabam olmalarının da ötesinde her biri birbirinden değerli devrimci insanlar olan Gürcan ailesi,özelde de sevgili eniştem,kendi oğullarım saydığım değerli yeğenlerimin babası,çok değerli arkadaşım rahmetli Öner Gürcan ve Sarp Kuray’dan evvel gene onun sayesinde tanışmış olduğum Dr. Hikmet Kıvılcımlı;bu aileye yaşatılmış olunan babaları Fethi Gürcan’ın katli ve onlar sayesinde o zamanlarda öğrenerek çok büyük bir sempati duyduğum kimliğidir.sonrasında da Sarp Kuray’ın düşünce-davranış ve insan kimliğiyle bende yaratmış olduğu izlenim ve imajdır. Bu nedenle kendi kuşak arkadaşlarımın,daha ziyade Mahir’in resmini astıkları başuçlarındaki ayni yere ben de kendi kabulüm olan MİSYON’ UN resmini astım;ben de onlar gibi,çıkana kadar da o resmi oradan çıkartmadım...

78 DÖNEMİNDE çokça bölündü sol yapılanmalar...Her birinin basında da mutlaka ki günahıyla-sevabıyla ülkesinin özgürlüğüne gönül ve emek vermiş liderleri oldu...Ancak HİÇBİRİ;birebir MİSYON değildiler;Sarp Kuray gibi...MİSYON’LARI;çoğunlukla Mahir’di.Kimi zaman Deniz,kimi zaman da Kaypakkaya...Kendisi birebir MİSYON olan tek LİDER ise;yalnızca Sarp Kuray’dı...

Bunu niçin VURGULAMAK gereğini duydum?

sanırım;ölmemiş,yasayan bir MİSYON olmanın zorluğunu ve cilvelerini yasıyor Sarp Kuray biraz da ayni zamanda..

Bununla ne demek istiyorum?

Bizler 12 Eylül işkencehane ve cezaevlerinde ve sonrasında gördük ki;öyle kolay kolay rahat bırakmıyor çeteler;bu süreçleri yasayanların yakasını;birebir MISYON olmasalar bile...Bir kere;işkence ve cezaevi süreçlerinde kendi gözlemlerince kategorilere ayırıyorlar.A,B,C gibi kotluyorlar.Cezaların bağımsız mahkemelerce değil de buna uygun tutulmuş “fezleke“lebe göre;işkence hanelerde verildiğini çokça yasadı bizim kuşaktan bu süreçleri yasayanlar...Çıkınca da kuşatmak istiyorlar bin türlü;kuşatamıyorlarsa da her anlamda yolunu kesmek;kımıldayamasın diye...

Bunları gözleyince insan haliyle merak ediyor.Ya bir de maazallah;MİSYON olmak gibi daha ürkütücü bir ebadım olsaydı diye...

Bana öyle geliyor ki;şayet Mahir ve Deniz;öldürülmeyip de yasasalardı ve misyonlarının gereğini yapmaya yönelselerdi-ki;ona hiç şüphe yok ki yönelirlerdi-onlara da daha kımıldamadan “Vur“ emri verirlerdi;“yılanın basını küçükken ezebilmek“için...

onları da kuşatmaya,girdiremeye,etraflarını boşaltmaya ve doldurmaya eminim ki çalışırlar;kimilerinin kimi çok masumane de olsa zaaf ve komplekslerini de bu amaçla belki onların bile ruhu duymaksızın kullanırlardı...Hatta daha ileri giderek diyorum ki;belki de yasamadıkları halde bile bunu onlara yapanlar da olmuştur,belki de olmaktadır.

Mesela;hayal etmeye çalışıyorum.Örneğin;Mahir canlanıp gelse yeniden aramıza;acaba pek çok kendi adına kurulu teşkilatlardan hangisini seçerdi?Ya da acaba o da kendi misyonunu,adını kullanan birilerini önce düzeltmeye çalışır;düzeltemeyince onlarla bağını koparır ve acaba onlar da bunun için onu “hain“ ilan ederler miydi?Bilerek ya da bilmeyerek;iyi ya da kötü niyetle;bu MISYON’ UN emin oldukları “yeniden fikrini söyleme suçu islemesi“ halinde;kendi fiilleriyle “mahkum“ ettirirler miydi?Arkadaşlarını bu fiile ortak etmeye çalışıp;edemediklerinde önce onları TASFİYE ederek MİSYON’U yalnızlaştırırlar mıydı öncelikle,bu KUŞATMA için?Belki bunlar bir daha yaşanmasın diyedir bazı konulardaki hassasiyet nedenim;kendi yasamış olduklarımın kırıcılığının ötesinde...Çünkü bunlar;her zaman olabilir;hele MİSYON’sanız;bence illaki olabilir.Nasıl ki büyük devlet olmanın da küçük devlet olmak gibi Zor’lukları varsa;SIRADIŞI olmanın da SIRADAN olmaya oranla zorlukları vardır.Hele;böylesi büyük bir HESAPLAŞMA’ DA MİSYON olmanın;muhakkak ki fazlasıyla vardır.Bunlar da MİSYON olmanın cilveleridir.Ancak;bunların tekerrür etmemesinin YONTEMİ bulunup uygulanmalıdır.

öncelikle İNSAN YEME MEKANİZMALARI olmamanın-kurmamanın yolu-yordamı;ilke ve kararlılığı;bu ortama kabul ettirilmelidir.


EFELER ve CALIKAKICILAR

Ben Egeliyim.Ege;ilginç bir yöredir.Osmanlılık boyunca en fazla İSYAN etmiş bölge de Ege’dir.Ve o isyan surecinden kalma bazı kriterleri vardır Egeli’nin...İsyanlarda o dönemde dağa çıkmış GERİLLALAR’dır Efe’ler...“Zengin’den alır;fakir’e verirler“ kendi doğallıkları içinde...Ege halkı;Efe’leri hep sevmiştir.Ama bir de sevmediği “dağa çıkmışlar“ vardır;ki onları da çok aşağılık görür yöre halkı...Onlar;bir zengine sırtını yaslayıp fukara halkı yağmalar.“Fakirden alır ve zengine“ verirler.İste onlara da CALIKAKICI denir...Ege’liye göre;gerçek kahraman;Efe’dir;CALIKAKICI ise yalnızca soytarıdır.

Benim Eğe’li gözlemimce;kendisi de Egeli olan Mustafa İnç;Efedir.Kelimenin yalnızca “soyut“ anlamıyla değil;“irsi“ olarak da efedir;meşhur “Çökertme“ türküsündeki meşhur “Halil Efe“;öz amcasıdır ve de 15 yaşındayken “hameyli“si (Efe kültünde;efenin kılıç ve kuşağı,15 yaşına girince takdir ettiği halefine verilir;bu kılıç ve kuşağa da hameyli denir) kendine teslim edilmiş;ancak kendisi “sosyalizm“ tercihi nedeniyle kabul etmemiştir.öncelikle onu,sonra da Sarp Kuray’ı (Egelice ifade edecek olursak;Efeleri Kurtuluş savasına taşıyan “kurmay“i) tasfiyeye yönelen zihniyet ise tipik “calıkakıcı“ zihniyettir.Bu olayda ben;bazılarının gözlerinin göremeyeceği kadar mini minnacık bir guguk kuşu’ndan başka hiçbir şey değilim.Adaletsizlik gördüm mu kime yapılsa dayanamam;ki sevdiğim,saydığım arkadaşlarıma yapıldı mı dayanabileyim.Ben de o zaman her şeyi bir kenara bırakır;avazım çıktığınca bağırmaya baslarım.Ben de bunu “hep“ yaparım...Anlatmaya çalıştığım buydu...

Ve gerçek kahraman;asla baskıyla ve zorlamayla oluşmaz...Tam tersine;ortaya çıkacağı zaman kendiliğinden,doğallığında çıkar çıkarsa.Tersi yöntem ise yalnızca kahramanlığı kompleks haline getirmeye yarar.Demeye çalıştığım bir de buydu...Her şeyin “doğal“ olanı doğrudur;“yapay“ olanı ise;hızla metalaşıp tükenir ve tüketir...O zaman da aslında olmayan “şişmiş“ bir “güç“u elinizdeki “güç“ sanır ve olay karsısında gerçekle yüz yüze kalırsınız.Ben bunların yasanmış birikimler içinde yeterince var olduğunu düşünüyorum.


16 HAZIRAN

Simdi;16 Hazirancı arkadaşlar da bir zamanlar Sarp Kuray’ı “misyon“ olarak gören arkadaşlardır...Zaten bu nedenle (en azından bir kısmı kendince belki de pek uzun boylu art niyete de sahip olmaksızın;ama birilerince kuşatılıp kandırılmak suretiyle,belki bir miktar da Freud’daki “sürü basındaki ’baba’yı öldürme“ güdüleriyle) Sarp Kuray’ı lider olarak reddeden;ancak “misyon“ olarak “kullanma“yı hedefleyen bir anlayışla yola koyuldular.Bu anlamdaki kararlarından da,hatta hangi tür eylemler yapacaklarıyla ilgili kararlarından da haberim oldu;yani buna da tanığım;bu kararlar Metris cezaevindeyken verildi kendilerince...

Bundan haberim olmazdan evvel Partizan Yolu’nun lağvedildiği,yerine oluşacak yapıya isim önermem söylendiğinde;benim önerdiğim isim “16 Haziran’dır“.Bu durumda bu teşkilatın;isim anası ben oluyorum.

Sarp Kuray’a müebbet hapis cezası verdirten fiillerden; Metris firarı’nın, yegane azmettiricisi de tek basına BEN’im...Hatta fikren yol gösterici de olmuşumdur hasbelkader... Gerisini firar eden 2 kişi organize etmişlerdir;dışarısını ise bilmem...Olaydan başladığı tarihten itibaren haberim de vardır.Bu durumda bu fiilin “azmettirici“si;bizzat ve şahsen ben oluyorum;Sarp Kuray değil...Fiiliyatına ve ayrıntılarına dahil ve müdahil olmamış da olsam;azmettiricisi olmakla da gurur duyduğum bir fiildir.Yalnızca bu bile;Sarp Kuray’ın bu davanın tek sanığı olamayacağının gerekçesi olmaya yeter sanırım hukuken;bu itirafımla davanın en azından ikinci sanığının da ben olmam gerekir.Bu konuda gerekli işlemlerin yapılmasını talep ediyorum Sayın Sarp Kuray’dan.Böylece;mahkeme de şu ankinden daha mantıklı bir pozisyona girmiş ve Sarp Kuray;devleti tek basına yıkmaya kalkışmayıp ikimiz beraber yıkmaya kalkışmış oluruz;ne güzel...Ben o sıralar Metris’te bir mahkumdum. Cezaevinden firar etmekle ilgili fikriyat geliştirmemden daha doğal bir şey de olamazdı herhalde.Giden arkadaşlar ise;varlık göstermek adına,“eylem için eylem yapmak“ türünden Metris çoğunluğunun bıktığı üzre abesle iştigal kabilinden anlamsız ve gereksiz Açlık Grevleri önerip duruyorlardı.O ortamı yaşayanlar;ne demek istediğimi anlayacaklardır.Ben de;bu “cezaevi eylemciliğine kendilerini hapsetmek yerine;’cezaevinden firar etmek’ eylemine konsantre olmalarının daha doğru olacağını;cezaevinde yapılacak en iyi tek eylemin cezaevinden firar etmek olduğunu söyleyerek,uzun uğraşlar sonucunda kendilerini bu konuda ikna ve bu eyleme azmettirdim.O zamana değin kendilerinin de o dönem Metris’te bulunan tüm tutsaklar gibi,“Metris’ten firar edilemez“ saplantısı vardı;bu saplantıyı da bilir o dönem orada olanlar.Kısaca Sarp Kuray,bu olayın azmettiricisi de,fiilen firarisi de değildir.Tek basına nasıl “suçlu“su olabilir ki bu durumda?Mahkeme nezdinde azmettirici fiilimi de üstlenirim. Yalnız;bu kendimce iyi niyetle yapmış olduğum iki fiil;Bugünden baktığımda belki de Sarp Kuray’ın bu kişiler hakkında bir yanılgıya düşmesine de neden olmuş olabilir.Firar etmiş arkadaşlarını korumak;bana 16 Haziran ismini önerten ayni güdüyle bu isimdeki bir oluşuma sempatili yaklaşmak gibi bir etki altında kalmasına bilmeden belki de bu yoldan katkıda bulunmuş da olabilirim.

Ancak arkadaşlar,gitmeden hemen evvel;bana M.İnc’le ilişkimi kesmem için zorladıklarından ötürü;kendileriyle ilişkimi kestim;özür diledilerse de kabul etmedim.Kendileri buna rağmen;Metris cezaevi konseyine;olmadığını açıkça bildikleri halde “M.İnc’in ‚’hain’ olduğu“ nu söylediler;onlar da “devrimci ahlak“ gereği;“kanıt“ sordukları ve olmaması nedeniyle;soruları “kem-küm“ seklinde cevaplanıp ikna edici bulunmadığı için;yalnızca kendileri gülünç duruma düşmüşlerdir...Bunları bize aktaran da farklı siyasetlerden konseydeki arkadaşlardır.Devrimci ortam bu PALAVRALARI o gün de yutmamıştır;bugün de yutmayacaktır.

İste beni “yok“ saymalarının nedeni de tam olarak beni kendi kullanmacı ve tasfiyeci yaklaşımlarına dahil edememiş olmalarından ötürüdür.

Ama haklarını yemeyeyim;16 Haziran davasından yakalanan arkadaşlar;Sagmalcılar’dayken ben Çanakkale’deydim;ve arkadaşların beni unutmuş olan bu hafıza kayıpları;o zaman belki de

hani “hafıza kaybı filmlerinde “ olur ya;hasta yasadığı ortama girer;hafızası da yerine gelir;o misal,aniden yerine gelip varlığımı hatırlamışlar ve benimle yazışmışlar;sonra da beni “Sarp Kuray’ın Sivil Toplumcu olduğu;kendisine rağmen eylemler yaptıkları“ konusunda aydınlatıp kendilerine katılıp katılmayacağımı sormuşlar;hatta Metris’te hain ilan etmiş oldukları M.İnc’e de örgütsel kapılarını açmışlardır.Kendilerine “oraya Sarp Kuray tercihli girdiğim ve öyle de çıkacağım;şayet yalnızca fiillere göre karar veren biri olsam;cezaevinde bu yanıyla kendilerinden çok daha üstün pek çok kişinin bulunduğu“ belirtilmiş;M. İnc ise asla kendileriyle temas kurmamıştır;zaten onlar da arkadaşlarına karşı suçlarını bildikleri için benim vasıtamla ulaşmayı denemişlerdir.

Ayrıca;bu kadar fiilden 8 ay gibi kısa bir sürede çıkılması;gerçek bir ilginçliktir;bunu bu türden deneyimi olan herkes bilir...Demek ki orta yerde;başka oyuncuların gizemli parmakları bulunmaktadır ve belki bu arkadaşlar da kendilerine kompleks haline getirdikleri kahramanlık tutkularıyla kullanılmakta ve kandırılmakta olabilirler...En azından aralarından iyi niyeti istismar edilen de olabilir belki...Ben ise kızgınlıktan ziyade;onlar için de üzülüyorum ve her şeye rağmen kendi insani ve devrimci değerlerini daha fazla yemeyip;eski kendileri olmalarını istiyorum mümkünse...

Onun için;geçen defa biraz da kızarak ifade ettiğim çağrıyı yineliyorum ve diyorum ki;“Gelin,

kendi yakalanıp itiraf etmiş olduğunuz fiillerinizi;insan gibi insan,adam gibi adam,gerçek bir kahraman gibi kahraman olmaya yaraşır biçimde lütfen üstleniniz.Aksi taktirde gerçekten ne bu ülkenin halkları,ne de devrimci ortam;bu çirkin fiili algılamayacak,çözüp değerlendirmeyecek kapasitesizlikte değildir.Sarp Kuray’la bir hesaplaşmanız varsa;ki,görülüyor ki var;bunun yöntemi asla onu faşizmin zindanına koydurtarak olmaz,olmamalıdır;bu tür kirli yöntemlerle,haklı eleştirileriniz bile olsa “haksız“ pozisyona düşer ve halkların ve devrimci ortamın nezdinde esas mahkum olan siz olursunuz...Ben o fiillerin içinden kendi cürmüm kadarını üstleniyorum.lütfen;siz de bir müdahil avukat göndererek bunu yapınız...Nasıl olsa Sarp Kuray;bu cezayı aldığında,“hukukun eşitliği“ ilkesi gereği;sizler de ceza alacaksınız...Şu an yurtdışında olduğunuz için mahpus yatmazsınız;ülke içindekini rahat bırakın...lütfen kendinize yakışanı yapın...Bu sizlere hiç yakışmıyor...“


NASRULLAH AYAN MESELESI:

Sarp Kuray ; ülkesine döndü ve Nasrullah Ayan’ın Türkinvest adli firmasında yer aldı.Nasrullah Ayan ;benim de Partizan Yolu sürecinin basından beri varlığını bildiğim ;sevdiğim,değerli,inançlı,kafası çalışan bir arkadaşımdır.çok fazla mesaimiz olmasa da ;pek çok emeğinin de olduğunu bilirim.Sarp Kuray’ın bu konudaki söylediği de doğrudur.Ancak kendisine,bizlerin cezaevine girişinden önceki süreçte bir parantez açmışlığım bulunur ;bundan kısa sure sonra bizler cezaevine girdiğimiz için,Sarp Kuray da yurtdışında olup ;üstüne bizlere yönelik tasfiye süreci de başlatılmış olunduğu için ;bunları kendisiyle ve Sarp Kuray’la yeterince paylaşamamışızdır.Bu durumda ;yıllarca ülkesinden uzakta sürgün olmaya mahkum edilmiş bir kişinin ;ülkesine dönünce,ister kendi yaşamını yeniden kurabilmek için olsun,ister yıllarca yanında olup desteğini esirgememiş olduğu için yardımcı olmak amacıyla olsun ;arkadaşının yanında ise başlamasında da bir tuhaflık yok.Nasrullah Ayan’ın baştan sonraki varlığı da Sarp Kuray’ı « hain » ilan edenlerce « bilinmez » bir şey değildir ;hatta onların benden de,M.İnc’ten de fazla bilgisi ve kendisiyle samimiyetleri olmuştur.Demek ki bu arkadaşların Sarp Kuray’a “Hain“ ilan etmelerinin nedeni;Nasrullah Ayan konusu da olamaz...

Bir şeyleri yalana-dolana bulayıp ;sonradan bilmeyenler acısından aldığı biçimlerin kafa karıştırıcı yanlarından yararlanmaya çalışmaktadırlar sanırım ki...Bu da ayıptır.

 

MÜEBBET HAPİS CEZASI :

Partizan Yolu davası ;141-142’lik bir davadır ve « düşünce suçu » içerikli bu maddeler kaldırıldığı için kendisi,bu davadan yargılanmamıştır.

16 Haziran davasından ise ;ilginç bir biçimde « tek basına » yargılanmış ;önce kısa süre cezaevinde yattıktan sonra salıverilmiştir.Sonra her ne olduysa önce 168’den 15 yıl ;sürgünden dönüş tarihi olan 93’den bu yana geçen 13 yıl sonra ise ;146/1’den tek basına müebbet hapis cezası verilmesi ;bu davanın kendisine karşı ;suç işlesin-işlemesin ;bir tur « tepesinde sallanan Demokles’in kılıcı“na dönüştürüldüğünün tıpkı « vur emri »ne benzer bir işlev taşımakta olduğunun çok net bir göstergesidir.

Ne SUC islemiştir bu geçen süre içinde Sarp Kuray ?aslında gene kendisine evvelce « vur » emri çıkarılmasına neden olan Suç’un aynını işlemiştir.Bir süre sürgündeyken kopmuş olduğu ortamı izleyip gözlemiş ;yıllardır isimlerini bilip,söyleyip durduğu aynı tescilli Amerikan çetesinin ;bu kez de etnik mesele üzerinden yeniden kırmızı-Mavi oynamaya yöneldiğini görüp ;gene aynı kanlı ve kirli oyunla bu ülkenin insanlarının birbirine kırdırılmak istendiğini ;ülkesinin bu kez de parçalanmak ve Emperyalizmin daha da berbat bir uşaklığına sürüklenmek istendiğini görmüş ve gene bu oyunu bozma görevini yerine getirmeye ;bu konudaki gözlem,bilgi ve birikimlerini topluma aktarmaya yönelmiştir.

şahsen ;ülkeye dönüsünden beri kendisini henüz bir kez bile görmüş değilim.Mustafa İnç de değil...Zira bizlere yaşatılmış olan « tasfiyecilik » ;kimden geldiğini de netleştirememiş olduğumuz için ;12 Eylül sonrası ülkenin artık her satırında,her kurumunda,her alanında varolan «çetesellik » bizlerce de kendimizce gözlenmiş olduğundan ;bizler de bunların « güven kırılması » içinde oluşumuzdan ve de kendi yaşamsal problemlerimizle boğuşmaya hapsoluşumuzdan ötürü ;yurtdışından dönen eski arkadaşların verdiği kafa karıştırıcı veriler ve Sarp Kuray’la aradaki kopukluk nedeniyle kuşkuculukla bakmış ve olayları kendimizce gözlemeye-değerlendirmeye çalışmışızdır.

Her ne kadar ;Sarp Kuray’ın basın açıklamasından beri bu siteden haberim olmuş ve sürekli izleyip ;kendimce uzaktan uzağa « acaba şu da atlanıyor olabilir mi » endişesiyle ve kendimce kopuşmaksızın « acaba uyarıcı olabilir miyim ? » güdüsüyle zaman zaman başka isimle de olsa bazı yazılar yollamışsam da ;kendi ismimi koymamış olmamın en birinci nedeni ; »şayet yanlış bir yönelim varsa ben de alet olmayayım » seklindeki kendimce sorumluluk anlayışım nedeniyledir.Bunun için özür dilerim ;ama kendi gözlerim ve beynimle değerlendirmek istemem ve kararımı buna göre vermek istemem de herhangi bir art niyet taşımamaktadır ;sanırım,bu da benim kendimce insani sorumluluk anlayışımdır.

Sonuç olarak ;gelinen noktada verilmiş bulunan usulsüz ve hukuksuz müebbet kararı karsısında ; »eşşek » olsa ;anlar kimin doğru söylediğini...Kimin « satılmış » olup,kimin olmadığını...Devrimci ortam da,anti-emperyalist vatansever ortam da ;şimdiye kadar,belki doğal ve samimi bir kafa karışıklığı yasamış da olsa (ki ;bu da bazen kotu niyetten ziyade,12 Eylül sonrası ortamın verdiği güven kırılması etkisiyle ;belki hayra da yorulması gereken bir « sorgulayıcılık-kuşkuculuk » gereğidir) en azından gelinmiş olunan bu noktada,her şey gün gibi aşikardır ;eğriyle-doğru,samimiyle-samimiyetsiz ;ortaya çıkıp netleşmiş olmalıdır.

12 Eylül deneyimini yasamış olan devrimci ortam ;su ana dek ;yüzeyde görünenden ötürü hakli kuşku ve parantezlere sahip de olmuş olsa bunu ayırdedebilecek deneyim ve kapasiteye de fazlasıyla sahiptir.

Üstelik ;HUKUK SISTEMI ;su aralar üst üste ;birbirinden kopukmuş gibi görünen,aslında birbiriyle direkt alakalı ŞOVLAR yapıyor.Sarp Kuray’a ağırlaştırılmış müebbet-hafifletilmiş müebbet hapis cezası veriyor ;ardından Öcalan ;bayramda « hücre cezası » gerekçesiyle yakınlarıyla görüştürülmüyor (adam zaten tek basına bir yerde sürekli hücre cezasındayken neyin hücre cezasıdır anlayamadım) ve M. Ali Ağca ilginç bir biçimde salıverilinip,

kahramanlar gibi karşılanıyor.Belli ki Türkiye yeni bir surecin,yeni oyunlarına hazırlanıyor ;en azından hazırlanmak isteniyor.Demokrasi acısından BAĞIMSIZ olması gereken YARGI ve ADALET KURUMLARI;üst üste aşikar Gaflar yapıyor.Sanki birilerinin SESİ kesilmek ;YOL’U tıkanmak ;birilerininkiyse açılmak isteniliyor.umarım Sayın Ağca ;faturasını bizzat hayli ağır ödediği bu oyuna bir kez daha gelmez ;tersine,o da kendi acısından bazı gerçeklerin tüm ülke vatandaşlarınca anlaşılır kılınması tarafında olur...Ama,ister istemez insanin içindeki bir ses bunun böyle olmayabileceğini söylüyor.Ve umarım içimdeki ses yanılıyordur.

Sarp KURAY’A verilen müebbet hapis kararı ; bu nedenlerle de benim açımdan da olayların doğru algılanmasına yardımcı olabilmek acısından kendi birebir tanıklığımı ortaya koymak ve böylece gerçeği anlaşılır kılmak anlamında bir « göreve çağrı » niteliğini taşımaktadır ve ben ;hiçbir başka etki olmaksızın,bu nedenle ; üstelik,ülkeye dönüşten itibaren ; hayli de ciddi bir kendince sorgulama-algılama süreci sonrasında netleşmiş olan kendi gözlemlerimi o andan itibaren, başkaca hiçbir hedefim olmaksızın ortamla paylaşmaya çalışmaktayım.Her şeyden evvel bir INSAN olarak böyle bir ADALETSIZLIGI kabul etmemekteyim.

 

BU DAVA ;BENCE TUM DEVRİMCİ-İLERİCİ-VATANSEVER-ANTİEMPERYALİST KESİMLERİ İLGİLENDİRİR,ILGILENDIRMELIDIR !

Çünkü bu dava her şeyden evvel ;bir insana 12 Mart’tan beri yapılan UCUNCU özel ve şahsi SALDIRIDIR.Bitmeyen 12 Eylül’ün basından beri ise ;IKINCI özel SALDIRI’DIR.

Devrimci ortam kafasını önüne koyup düşünmelidir :Haydi gene bizzat tanığı olmadığımız 12 Mart’ı geçelim ;neden bir INSAN ;herhangi birini öldürmediği,silahlı eylem falan da yapmadığı,kimseyi buna kışkırtmadığı halde ;yani ki ortada fol da yumurta da yokken ;durduk yere, »vur emri », »müebbet hapis » gibi ağır cezalara çarptırılır ?gerçekten de TEK BAŞINA « devleti tağyir ve ilga edip » DEVIRECEK GUCTE olduğu için mi ?Allah midir,Peygamber mi ;yoksa ISCI SINIFININ tek basına kendisi veya KURT HALKI falan mi ?

Sadece bir grup arkadaşıyla birlikte FİKRİNİ söyleyen bir İNSAN ! Katilin,katılmayın ;katılalım,katılmayalım ;yalnızca bir FİKRİ savunuyor.O zaman ;FİKRİ nedeniyle mi ?

Ortamda birçok başka FİKİR söyleyen ve bundan ötürü yargılananlar da var ;ama hiç bundan ötürü « Vur » emriyle aranan, tek basına 146/1’den »ağırlaştırılmış müebbet ve iyi halden müebbet hapis cezası » yiyen yok aralarında...

Demek ki yalnızca FİKRİ nedeniyle de değil...başka bir şey olmalı...

İste o başka şey ;12 Mart döneminde bizzat « tanıklık » ettiği ;farklı görüşlerden de olsalar sevgili arkadaşları olan Deniz Gez mis’leri,Mahir’leri ve diğer değerli dostlarını katleden ;12 Eylül öncesinin çatışma ortamını yaratarak kendi kanlı cuntalarını meşru ;bir dönemin gençliğini meşruiyetsiz kılan ;etnik çatışmanın zeminini yaratarak ülkesini bölünmeye götüren ;bu bölünmeden ve çatışmadan çıkmak isteyen Abdullah Öcalan’ı tecrit ederek oyununu sürdüren ;yüzlerce faili meçhulün,onlarca suikastın ve katliamın ;evveli gün Susurluk’ta,dün Şemdinli’de kuyruğundan yakalanan kirli ve eli kanlı gerçek mihraklarının 12 Mart’ta TANIKLIK ederek bildiği kimliklerini biliyor ve cesaretle söylüyor.Ve ;o bunu zaten hep yapıyor.

Ayni OYUNCULARIN,ayni OYUN’U ülkesine oynamasına ;bu kez çok daha MACERACI bir ORTADOGU KIYAMETİNE ülkesini sürüklemeye çalışmalarına ;kendini ortaya koyarak ENGEL OLMAYA çalışıyor.Çünkü o ;ülkesini KARASEVDA derecesinde,tutkuyla seviyor.

İste bu nedenle ;bu Dava’nın taraflarının Sarp Kuray ve Devlet olmayıp ;eli kirli ve kanlı EMPERYALIİST ÇETECİLER’le TÜRKİYE HALKLARI olduğunu düşünüyorum.

İste bu nedenle bu Dava’nın dil,din,düşünce,etnisite,mezhep,asker-sivil ;ayrım gözetmeksizin ;ülkesini seven ve emperyalist çetelerce daha da fazla tüketilmesini,yok edilmesini istemeyen her kesimden herkesin davası olduğunu düşünüyorum.

Ve iste bu nedenle ayni misyonla ilgili görevlerini ;çıkaracakları HESAPLAŞMA adli kitaplarıyla da iki değerli 68 kuşağı devrimcisi ;Ömer Gürcan’la Tuncay Çelen’in belgeleyecek oldukları bu HESAPLASMA’ YA ;ister fert fert,ister grup grup ;basta Devrimciler ve özellikle 12 Mart’ın-12 Eylül’ün zulmünü yasamış-yasamakta olan devrimciler ;12 Eylül’le etnisite çatışması yaşatılarak birbirine kırdırılmış olan Türk ve Kürt vatandaşlar gelmek kaydıyla tüm Türkiye vatandaşlarının ilgi göstermesi gerektiği kanaatindeyim.

Ve iste bu nedenle ;yıllardır sustuğum yerden yeniden avazım çıktığı kadar bağırmaya başlamış bulunuyorum.

Bağırırken benim kendi adıma hiçbir iddiam yok...Sarp Kuray’ın da olduğunu sanmıyorum.

Ama bu KAVGA’NIN kendisinin bir iddiası var.Bu KAVGA,bu ülkenin top yekun insanlığının ;UŞAKLIK ya da ÖZGÜRLÜK seçiminin KAVGASIDIR.

Ve bu KAVGA,bu ülkenin hayli de ertelenmiş bir FAŞİZM ya da DEMOKRASİ kavgasıdır.

Bu KAVGA,bu DAVAYLA SEMBOLLEŞECEK bir KAVGA’DIR.

Ve iste Sarp Kuray’ın asla bitmeyen,tükenmeyen,herkesi ilgilendiren ve kirletilemeyecek olan öncelikli MİSYON’U da BU’dur.

Benim açımdan hiç şüphe yoktur ki sonuna kadar bu kavgada onun yanında yer almak ;INSANI ve YURTSEVER-DEVRIMCI bir görevdir ve gereği de yapılacaktır.

Gazamız mübarek ola !!!

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Tüm Türkıyenin Davası (2) ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right