left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Dilek Özbek arrow Tüm Türkıyenin Davası (1)
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Tüm Türkıyenin Davası (1) Yazdır E-posta
Yazar Dilek Özbek   
Tuesday, 17 January 2006

Geçen yazımda anlatmaya başladığım; 12 Eylül’ün işkence ve cezaevi süreçlerinde; Sarp Kuray’ın lideri olduğu Partizan Yolu adlı örgütle ilişkimden ötürü 6 yılını Metris, Sağmalcılar ve Çanakkale cezaevlerinde geçirmiş; Türkiyeli bir devrimci olarak; Sarp Kuray’a verilen “müebbet hapis” cezasını ve bu cezaya konu olan Eylülist Amerikancı “hukuk şov”unun neden benim şahsi gözlemimce Devlet’le Sarp Kuray arasında bir dava olmayıp Devlet’le Türkiye Halkları arasında bir dava olduğunu ve niçin herkesi ilgilendirmesi gerektiğini; kendi birebir tanıklığımdan yola çıkarak bu yazımda da anlatmaya çalışacağım.

Çünkü; gerçekten de tarafsız bir biçimde, bunu Türkiye Halklarına karşı; emperyalizme peşkeş çekilmekte olan Türkiye Cumhuriyetine karşı; yalnızca bu toplumun bir ferdi olarak bir görev addetmekteyim. Ortalık; belki kimi şovmenlerce bu denli bulandırılmış olmasaydı; belki benim tanıklığımın pek bir önemi olmayabilirdi; ancak görebildiğim kadarıyla hal böyle değil ve ben; başka siyasi oluşumda bile olsa; sırf bir İNSAN ve sırf bir DEVRİMCİ olduğu için göstermekten kaçınmayacağım bu doğal refleksi; herhalde yaşamı boyunca günahı-sevabıyla devrimci harekete emek vermiş, bu anlamda ciddi birikimleri de olan eski bir dostuma, arkadaşıma, abime göstermemin; öncelikle insanlık, yurtseverlik ve sosyalistliğim gereği; borcum olduğu kanaatindeyim.

Gerçekten de bu davanın tarafları; mahkeme tebligatlarında şöyle yazılmış olunmalıydı:

 

DAVACI: Amerikancı Derin Devlet Çetesi

DAVALI : Türkiye Halkları

DERİN DEVLET kavramının ; toplum söylemimizde yer edişi, oluşumuna kıyasla hayli yenidir. Ondan öncesinde dar kesimlerce bilinip ifade edilse de ; halkımızın bu gerçekle kitlesel düzeyde tanışması ; hepimizce malum olan SUSURLUK hadisesiyle olmuş ve ne yazık ki AYDINLIK için BİR DAKİKA KARANLIK duyarlılıkları ; münferit olarak bu davanın dahi AYDINLATILMASINA yetememiştir.

Tüm aydın suikastlarının (Abdi İpekçi, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu,vb) hatta zaman zaman başbakanlarımıza yöneltilen suikast girişimlerinin, yüzlerce faili meçhullerin, kanlı 1 Mayıs’ların, Sivas Katliamlarının, etnik katliam ve provokasyonların gerisindeki emperyalist silah tacirlerinin ajan, işbirlikçi ve ayakçıları ; soyut bir « derin devlet » kavramıyla artık toplumca söylenegelse de ; somut olarak « şahsi kimlik »leriyle ortaya çıkartılamamaktadırlar bir türlü...

İste başta Sarp Kuray gelmek kaydıyla Ömer Gürcan, Tuncay Çelen gibi değerli ve birikimli 68 kuşağı devrimcilerinin « birebir » tanıklıkları ; tam da bu noktadadır. Bu sitede bastan beri anlatmaya ve basta eski-yeni ; Kürt-Türk, asker-sivil ; tüm halklardan ve kesimlerden devrimciler gelmek kaydıyla tüm TC Vatandaşlarına duyurmaya ve iletmeye çalıştıkları şey de ; 60 ihtilalinin hemen sonrasında Fethi Gürcan ve Talat Aydemir’in ; 12 Mart’ta Deniz’lerin, Mahir’lerin, Hüseyin’lerin, Sinan’ların ve diğerlerinin ; 12 Eylül’de neredeyse tüm ülke gençliğinin ; sonrasında Kürt etnisitesinin ; yaşatılan bu kirli ve kanlı EMPERYALİST oyunlar ; askeri faşist cuntalarla katlinden sorumlu olan ; 60 ihtilali sonrasından beri kimi « sol », kimi « ülkücü » maskeli bu çete fertlerinin kimlikleri ve oyunu nasıl oynadıklarıdır esas olarak...

Ve onlar ; kendi kuşaklarındaki diğerlerinden farklı olarak ; işte BUNU hep yaptılar ve de inatla yapmaya devam ediyorlar... 68 kuşağındaki tanıklıklarının ötesinde bir önemli farklılık da budur...

 

Bu oyun ; öyle bir oyun ki ; öyle bir « tuzak » ki esas olarak ; tam bir CUNTA oyunu...

Emperyalizmle gerçek savaşlardan hep kaçan ; söylemde ise, »vatan,millet,Sakarya,Atatürk »

lafızlarını asla hiç kimseye kaptırmayıp ; masa basında « savaş oyunları » oynamaya meraklı Amerikancı cuntacıların değişmez yöntemi şu :Masa başında iki parçaya bölersin toplumu. Birine MAVİ KUVVETLER, diğerine KIRMIZI KUVVETLER dersin ; kendi aranda anlaşmalı olarak (oyun ya çünkü) paylaşırsın kırmızı kuvvetlerle mavi kuvvetleri... Bu kimi zaman sağlı-sollu gençler olur 12 Eylül öncesinde olduğu gibi ; kimi zaman Kürtler ve Türkler olur ; kimi zaman da asker-sivil ,belki yarın da dindar-ateist toplum insanımız olur... Kimlerin olduğu çok da önemli değildir ; önemli olan karşı taraf konumuna sokulabilinecek iki topluluk kurmaktır... Sonra da sanki ; kursun askerlerle oynuyormuşçasına, sanki gerçek insanlar değil de « kursun askerler »misçesine ; bunları birbirine çatıştırarak öldürürken silah ve uyuşturucuya dayalı kendi emperyalist nemalanmalarını sürdürebilir, çoğaltabilir ; toplum böylece her anlamda zafiyete uğratılırken de ; gerekirse her tür toplumsal muhalefeti susturarak kendi ÇETESEL iktidarlarını pekiştirebilirsin...

İste Sarp Kuray ; bu oyunu ; belki de kendisi çocukluğundan beri devletin çeşitli kademelerinde hizmet vermiş olan ailesinde yapmış olduğu gözlem ve birikimler sayesinde ; 12 Mart döneminde de tüm görüşlerden insanlara çengel atmış olan 9 Mart hadisesinin de içinde yaşayarak en önden FARKETMIŞ ; 12 Eylül öncesinde de bunları anlatarak devrimcilerin bu kanlı ve kirli emperyalist tezgaha düşürülmesini önlemeye çalışmış ; bu oyunu ve oyuncularını o zaman da sergilemeye çalıştığı için « VUR » emriyle aranmış bir devrimci liderdir.

12 Eylül öncesi ; 75’e kadar cezaevinde yatıp, cezaevi sonrası yaşamını tanzim etme mecburiyetinden ötürü ; kendiliğinden üstlendiği « uyarı ve emperyalist oyunu bozma görevini » ; ancak 78’de yapmaya başlayabildiği için ; provokasyonlarla çoktan sürüklenmeye başlanmış olan gençliğin ; ileride kırılacağını açıkça görebildiği su yoluna, çoktan melemen testisi gibi sıralanmış ve kıstırıldığı av-avcı haleti ruh iyesiyle hiçbir şeyi duyacak, görecek, anlayıp dinleyecek hali bırakılmamış olusundan ötürü « geç kalma »sının da hazin öyküsüdür aslında...

Bu görevi ; o günün şartlarında elinden geldiğince yapmaya çalışmış ; ama 78-80 arası ; henüz ne insan kaynağına, ne de tam teşekkül etmiş ciddi bir yapılanmaya ulaşamadan ; »vur » emriyle arandığı için « sürgün »e gitmek ; »vurulmamak » için « sürülme »yi tercih etmek ; bu arada yapabileceğini yapmak, kurtarabileceğini kurtarmaya çalışmak zorunda bırakılmış bir liderdir.

Bunca cılız bir yapılanmaya ; ortalıkta basın-yayın, sendikal ve kitlesel olanların ötesinde pek de ciddi bir fiil bile yokken verilmiş olan « Vur » emrinin tek nedeni ise ; benim ; yıllarca kaldığım cezaevlerinde kendisinin resmini, kuşak arkadaşlarımın daha ziyade Mahir’in resmini astıkları ayni yere, ayni nedenle ve ayni biçimde asmamın ve cezaevinden çıkana kadar da çıkartmayışımın tek nedeni olan MİSYON’UDUR... Öyleyse ne demek istediğimi anlaşılır kılabilmek için MİSYON’ UN ne olduğunu açımlamam gerekiyor öncelikle... Ama bundan evvel Sarp Kuray’in yaşam yolculuğunun « memlekete dönüş » konağına uğramalıyız beraberce...


SÜRGÜN’DEN DÖNÜŞ

« Vur » emriyle memleketinden metazori « sürgün »e giden 12 Mart’tan tescilli ; fail-i meçhul kurbanlarından rahmetli Uğur Mumcu’nun 12 Mart sonrası yazdığı kitaplardan birinde anlattığı bir « Sakıncalı Piyade » (Sarp Kuray’a uyarlayacak olursak, Sakıncalı Bahriyeli olacak) ; gidişinden 13 yıl sonra 1993 yılında, ülkesine geri dönüyor.

Yargılamadan önce ; herkes kafasını önüne koyup bir düşünmelidir : NEDEN ?niçin Avrupa’da kalıp keyfine bakmak varken, oraya yerleşmeyi düşünmüyor da ; ülkesine geri dönmeyi tercih ediyor ? Belki de orada kalıp kendi zevk ve sefasını sürdürse ; arada sırada da uzaklardan entel-dantel birkaç kelam savursa ; ne kimse onu « mültecilik »le, ne de « hainlik »le suçlamayacak... Öyleyse NEDEN bunu tercih etmiyor da ;ülkesine geri dönüyor ?

a)Belasını arıyor

b)Rahat batıyor

c)Birileri kendine çamur atıp tatmin olsunlar diye

d)Mülteci olmayı beceremediği için

e)Turistik gezi olsun diye

f)Aşık olduğu için

g)Ortalığı karıştırmak için

h)Hiçbiri

i)Hepsi

Sizlerin seçeneğinizi bilemem;ama ben (f)’dir diyorum.

Döndü... Çünkü artık daha fazla yaban ellerde kalmaya dayanamıyordu... Çünkü aşıktı ; hem de sırılsıklam... Çünkü sevdalıydı ; hem de karasevdalı...

Kime mi ?..

Yazımı tam da burada kesip « arkası yarın » diyorum. Neden mi ?

Hadi itiraf edelim ; devrimci camiamız, her ne kadar entelektüel yanıyla küçümser « paparazzi »leri falan ama ; işin gerçeği , en az « paparazzi » meraklıları kadar « sansasyonel-magazinsel »devrimci muhabbete meraklıdır. O onla mıymış, bu bunlamıymış ; evlenmiş mi, ayrılmış mı ; düşmüş mü, kalkmış mı ; vs. vs... Hatta bir aralar o denli çığırından çıkardılar ki bu işi ; Marks’ın karısını hizmetçisiyle aldattığına varıncaya kadar derinleştirdilerdi bu mevzuları... Ya kardeşim ; sana ne ? Olsa ne olur ; olmasa ne olur ? Bu ;Marks’ın bilimsel yaklaşımlarını bilimsellikten uzaklaştırır ; devrimci tutumunu yok eder mi ki ? Üretimini, birikimini engeller ve yok saymana neden olabilir mi ? Sarp Kuray’ın tartışmaya sunduğu fikirleri ,ortamla paylaşmaya çalıştığı deneyim ve birikimleri tartışıp değerlendirmeyip ya « susuş « ,ya da « dedikodu » kumkumalığı yapmakla Sarp Kuray’ın Sarp Kuray oluşu ve de kendi döneminin 3 gençlik misyonundan biri olup ; buradan gelen birikimlerini bugünlere neredeyse tek başına taşıyabilmiş olduğu gerçeğini değiştirir mi ki ?

Ve GÜNEŞ,balçıkla sıvanır mı ki ?


YARIN :Sarp Kuray KİME sırılsıklam aşıktı?

Kim için deli oluyordu ?

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Tüm Türkıyenin Davası (1) ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right