left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Mehmet Özgür arrow Doğu  Batı Sorunu
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Doğu  Batı Sorunu Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Wednesday, 26 December 2007

 


                                                                                                      


Raimando Luraghi, Rönesans’ı ( renaissance) “sömürgeciliğin tam anlamıyla doğmasına yol açan çağdır.” diye tanımlıyor.(1)

    Rönesansta neler yapıldığını biliyoruz. Teknik ve ideolojik açıdan batı insanın biçimlenişi ve ‘birey’ olarak tarih sahnesine çıkışını da biliyoruz. Batı öteki insanı nasıl görüyor;

    “… o sıra Avrupalılar, kendi uygarlıklarını ‘tek’ uygarlık olarak düşünmeye başlamışlardı. Bu zihniyet(günümüzün birçok Avrupalı ve Amerikalısı da aynı zihniyeti taşımaktadır.) bir ulusun uygarlığının manevi ürünleriyle değil, teknik düzeyiyle ölçülmesinden doğuyordu. Tarım ve zanaat uygarlığında kalmış olan öteki uluslar, barbardan başka bir şey değillerdi.” (2)

    Luraghi’ye göre, Rönesans öncesinde modern anlamada bir sömürgecilikten söz etmek olanaksızdır. Anlamsızdır da. Köleci ve Feodal toplumlarda sömürü olgusu basit ve yüzeyseldir. Çünkü teknik konumları benzer düzlemlerde olduğunda, kültürlerin birbirlerini karşılıklı etkilemeleri söz konusudur ancak. Dahası, kültürel düzeyleri daha düşük insan topluluklarının çeşitli ülkeleri kontrol ettikleri de tarihte görülmüştür. Bunlara sayısız örnek göstermek olanaklıdır. (3)

    Yani, Rönesansla sıçrayan batı kültürü yeryüzüne hükümran olurken hareketinin çerçevesini “uygar insan” ve “barbarlar” diye çizmiştir. Zamanla bu sınıflandırma doğu batı sorunu olarak sürmüş ve günümüze dek gelmiştir.

    Sömürgecilik XIX. Yüzyıl sonlarına doğru yeryüzünü terk etmiş ve yerini yeni-sömürgeciliğe bırakmıştır. Amaçları aynı olmakla birlikte yapısal olarak apayrı birer örgütlenme biçimidirler. Gerçekte, Rönesans bir aydınlanma hareketidir. Aklın ve bilincin bir sıçrama dönemidir. Fakat batı uygarlığı Rönesans adına ‘bilinmeyen’ ülkeleri keşfe çıkarken, adının onurunu taşımamıştır. Geçtiği yerlerde yıkıntı ve kül bırakmıştır. Aztek ve İnka uygarlıkları buna acı bir örnektir.

    Sömürgecilik hareketinden kendini koruyan çok az ülkeden biri Osmanlı topraklarıdır. XIX. Yüzyıla dek Doğu Akdeniz, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ‘bakir’ kalmıştır. Yani, doğu-batı sorunu bir Hıristiyanlık- İslamlık sorunu olmamıştır. XIX. Yüzyıl, sömürge çağının sonudur çünkü.

    Öyle ise Osmanlı Devletinin yağmalanması da kapitalizmin bir Pazar savaşından, uluslar arası bir tasfiye harekâtından başka bir şey değildir. Rönesans, icazetli sömürgecilik hayatımıza hiç girmemiştir. Osmanlı Devletini, toplumunu hiç etkilememiştir. Tanzimat ve Meşrutiyet de çarpık bir batılılaşma ve geç-uluslaşma hareketidir.

    Üstelik ümmetçi yapısı homojen değildir. Türk boyları ve budunlarının çok Tanrılı döneme ilişkin töre ve törenlerini İslami ilkelere uyarladıkları bilinen bir gerçek. Oğuzlar dahil Orta Asya’dan Balkanlara dek süzülen Türkler pek çok yerli kültürden etkilenen ve bunları soğurarak belli bir senteze varmıştır.

    Yunan ve Arap kültüründen etkilenmesine rağmen özellikle edebiyatında başkaldırı ve halkçı çizgi yer yer satır arlarında divan şiirinde Türk Halk hareketlerine ilişkin betimlemeler görülür. (4)


Pekala 'Aydınlanma nedir? 'Immanuel Kant'ın söylediği gibi 'insanın ergin olmayış' durumundan çıkması, Aklın yol göstericiliğine başvurmasıdır. Aydınlanma Akıl Çağı'ydı, Burada bahsedilen akıl nedir diye sorarsak. Edgar Morin, 'Aşk Şiir, Bilgelik'te, Aydınlanma Çağı'nda Akıl'ın 'iki yanlı bir biçim' aldığını şu sözüyle açıklar: 'Bir yanda akliliğin eleştirel, kuşkucu, özeleştirel anlayışı (Voltaire, Diderot), öte yanda Robespierre'in bir tapınma nesnesi haline getirdiği Akıl Tanrıçası'na varan aklileştirme.'

Demek ki, Aydınlanma'da bir tek Akıl'dan söz edilemiyor. Biri Eleştirel, ötekiyse eleştirel olmayan Akıl'ı Tanrılaştıran Akıl! İkincisine, yani Robespierre'in dile getirdiği türden Akıl'a buna kısaca 'Jakoben Akıl' diye biliriz. Morin'in dediği gibi, 'Aklilik, harikulade bir araçtır, ama insan zihnine fazla gelen şeyler de vardır. Yaşam, aklileştirilemeyenle akliliğin bir karışımıdır.'

Aydınlanma'nın karanlık yüzüne gelirsek de şu söylememiz gerekecektir. Aydınlanma, aynı zamanda totaliter bir tasarıma mı dayanmaktadır? Michel Foucault, 'Gözetleme ve Cezalandırma’da, Merquior'un deyişiyle 'insanoğlunu özgürleştirmeye ilişkin soylu ideallerin altında, yeni 'ahlak terimlerinin, geleneksel toplumlarda olduğundan çok daha büyük bir toplumsal denetim düzeyi sağlayacak biçimde tanımlandığını' gösterir. Kısaca Aydınlanma'nın özgürlük vaadi ya da ütopyasıdır. Oysa gerçekte düpedüz bir tahakküm, bir gözetleme ve cezalandırma mekanizması üretmiştir. Amaç, boyun eğdirme yoluyla uysal insanlar [homo docilis] yetiştirmektir: İtaatkar, boyun eğmiş insanlar! Foucault, Aydınlanma'nın sözüm ona özgürleştirici yaklaşımının nasıl bir 'iç karartıcı ütopya'ya dönüştüğünü şöyle anlatır: '[Aydınlanma] insanlar üzerinde iktidar uygulamanın genel bir reçetesini, [...] bedenlere, düşüncelerin denetimi yoluyla boyun eğdirilmesini sunar'. İnsan yaşamı ile bedeninin en ufak ayrıntılara kadar denetlenmesi! Foucault cezaevlerinin, bu bağlamda en çarpıcı uygulama alanı olduğu kanısındadır: Karanlık zindanların yerini, yirmi dört saat aydınlatılan cezaevi hücreleri almıştır. Cezaevleri, 'toptan ve kesintisiz gözetime dayalı düzen yerleri haline gelir.' Aydınlanma'nın simgesi, Bentham'ın bir cihannüma gibi 360 derecelik gözetleme sağlayan 'Panoptikon'udur artık... Amaç, disiplinli bir toplumdur.

Mükemmel bir toplum inşa etme, Aydınlanmacıların hayali idi. Ama Foucault, Aydınlanma çağında 'askeri bir toplum hayali' de söz konusu olduğunu da bildirir bize. Bu hayalin temel kaynağı, Foucault'a göre, doğal durum değil, bir makinenin titizlikle kurulmuş çark dişlileri metaforuyla dile getirilmiş olan disiplin durumudur. 'Askeri toplum hayali'nin temelinde, Rousseau'nun toplumsal sözleşmesi değil, 'sürekli baskılar' yatmaktadır.

Özetle Aydınlanma, uysal bir tebaadan oluşan disiplinli bir toplum inşa etme idealiyle sonuçlanır. Belki de, Aydınlanma'nın gerçek Akıl'ı Voltaire ya da Diderot'unki değil de Robespierre'nin Jakoben Akıl'ıdır. Çünkü Foucault'un deyişiyle 'askeri bir toplum hayali', ancak Akıl'ın dogmalaştırıldığı ve tastamam bu nedenle, yani dogmalaştırıldığı için, o dogmaları dayatan gözetleyici, cezalandırıcı, baskıcı ve disipline edici bir projeyle mümkün olabilir. Aydınlanma'nın karanlık yüzünde İşçi ve köylülerin elinden silahlarını alan burjuvazi kendi öz evlatlarını giyotine gönderip devrimci özünü kaybetmiştir. Özgürlük ve eşitlik sloganı sermayenin eşitliği ve özgürlüğüne dönüşmüştür. Böylece bir Totalitarizm türetilmiştir.

Kısaca yıllarca batılaşma batılaşma değdiğimiz ulaşmak istediğimiz bu kültürün birde karanlık yüzü olduğunu unutmamamız gerekmektedir. Batılaşma hareketi Osmanlı topraklarına gizli bir haçlı seferi olarak girmiştir. Amaç, Kudüs’ü kurtarmak gibi kültürel değildir ama bu kez maddidir. Çürüyen bir imparatorluğun ağzındaki sedef dişleri sökmektir; Karun hazinelerini ele geçirmek; Asya’nın arka kapılarını zorlamadan itebilmektir. Yoksa ‘laik’ ve ‘pozitiviste’  batı, İslamiyet’i kuşatmak gibi bir sevdaya kapılmamıştır. Bize dayatılan batılılaşma teknolojik ve kültürel bir ilerlemeden çok gericileşmiş bir burjuva sınıfının yozlaştırılmış dayatmalarıdır. Kuşkusuz, söz konusu olan ne yalnızca batıdır, ne yalnızca doğu, dünya uygarlığıdır.  Yenidünyanın yeni uygarlığın kuruluşu yeni insanın yaratılışı ile tüm dünya halkları kendi öz kültürleriyle harmanladıkları bir üst kültürü yaratılacaktır. İşçi sınıfı bu kültürün öncüsü ve taşıyıcısıdır. Uluslar arası kültür ulusal kültürlerin yok edilişi ile değil harmanlanışı ile gelecektir.

                                                                         
Kaynaklar:

1.    Raimondo Luraghi, Sömürgecilik Tarihi çev. Halim İnal E Yayınları s:11

2.    s.16 age

3.    Doğu_Batı, Aşka ve Barbarlara Dair, Hüseyin Ferhad Ekin Yayınları s:15-16

4.    age 16–17

5.    Edgar Morin, 'Aşk Şiir, Bilgelik'

6.    Michel Foucault, 'Gözetleme ve Cezalandırma

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Doğu  Batı Sorunu ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right