left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Askar Yılmaz arrow Devrimci Mücadele Açısından, terör
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Devrimci Mücadele Açısından, terör Yazdır E-posta
Yazar Askar YILMAZ   

Yol Ayrımı ve Seçenekler

 

Ezilen ülkeler dünyasındaki genel gelişmelere baktığımızda, durağanlığın kırılmaya, emperyalist  tasarımlara karşı, başta siyasi, ekonomik, kültürel, askeri ve ekolojik olmak üzere her alanda, yeni tasarımlar ve örgütlenmeler  ortaya çıkyor. Emperyalist egemenliğe karşı, dünyanın her yerinde oluşan, ittifaklar ve direnişler yaygınlaşıyor. Gerçekleşmesi olanaksız  tek merkezli  emperyalist dünya hayali yerine, ezilen ülkelerin,  çok merkezli ve bölgesel etkilerinin öne çıktığı, renkli bir dünya, nesnel ve sürekli gelişen bir eğilim olmaya devam ediyor.


İki olgu, dünyanın her yerinde tüm gelişmeleri belirler özellikte. Birincisi; ezilen ulusların ulusal varlıklarına yönelik,  ABD’nin başını çektiği emperyalist saldırı. İkincisi; ezilen ulusların ulusal varlıklarını korumaya yönelik çok yönlü  savunma önlemleri.  Ulusal çıkarların savunulması amacı etrafında yükselen anti-emperyalist hareketler,  gelişmelerin temel dinamiği olmaya devam ediyor. Emperyalist saldırı, işgal ve yıkıcılığa karşı yükselen dinamikler, tüm  gelişmeleri nitelemesi, emperyalizmin, kuşatan olma özelliğinden çok kuşatılan güçler olduğunu gösterir. Emperyalizmin hedef aldığı, yıkmaya çalıştığı değerlerin tümü, anti-emperyalist nesnellikler olması nedeniyle, savunması gereken değerler bütününü tamamlar.


Anti-emperyalizmin, en yalın haliyle ulusal savunma özlü olması, emperyalizme karşı mücadelenin, uluslararası mücadeleden  kopuk olduğu anlamına gelmez. Emperyalist egemenliğe karşı, ezilen ulusların ve halkların dayanışma içinde olması mücadelenin zorunlu yasasıdır. Bu yasaya uygun olarak gelişen en temel eğilim, emperyalizme karşı, her düzeyde ortaya  çıkan, uluslararası birlik , dayanışma  ve mücadele etkenleridir.


Mücadele içindeki tüm güçlerin temel sorunu, kiminle birleşeceğini, kime  karşı mücadele edeceğini belirlemeleri, çelişmelerin yasası sorunudur. Dünya’yı tanımlama bilinci,  anti-emperyalist bilinç ve bakış açısı, kime karşı, kiminle mücadele edeileceğini belirleme bilincidir. Ulusal ve bölgesel düzlemde olduğu gibi, dünya ölçeğinde de dostların ve düşmanların saptanması, safların belirlenmesi sorunu, dünya  bakışıyla yakından ilişkilidir. Emperyalist küreselleşme koşullarında, halkçı ve devrimci çıkış arayan bütün güçler, emperyalizmin planlarını doğru değerlendirme, karşı palanlar geliştirebilmeleri, dünya bakışııyla ilişkilidir.


Küresel güç olmayı hedefleyen ABD emperyalizmi, devrimci ve anti-empryalist güçleri, yozlaştırma, bastırma ve tasfiyesinde  çok çeşitli planlar geliştirmeye çalıştığı biliniyor. Tasfiyesine karar kıldığı bir güce karşı, olağanüstü kuvvet  uyguluyor. Tasfiyesi hedeflenen halk güçleri, öncelikle kuşatılarak tecrit ediliyor. Dar alana itililerek sıkıştırılan güçlerin, güç kaybı, yozlaşması ve bölünmesi sağlanıyor. Dar alanda insiyatifsiz bırakılan bir güç, dağılarak daha güçlü merkezlerin çekim alanları içinde, güdümlü harekete dönüşüm süreci başlıyor. Dünya bakışı bulanmaya başlayan tüm hareketlerin, terör ve terör örgütlerine dönüşümü öz olarak böyle bir seyir  izliyor. Devrimci ve halkçı çözüm yolları arayan bir hareket, bir ülkenin dar ulusal sınırları içinde yürüttüğü mücadeleyle başarıya ulaşabileceği düşüncesi, kuvvetlerin ısrafı bir yana, gerçekçi olmadığı döne döne kanıtlanan bir yol. Pratiğin içinde olan ve pratiğin  yakıcı sonuçlarını göremeyen, ortaya çıkan nesnel durumdan somut sonuçları çıkaramayan hareketler, yeni bir yönelim içine girmesi, bir yana  emperyalizmin çekim alanı dışına çıkmasıda olası olmuyor. Özellikle bugünün dünyasında, ezilen ulusların, sınıfların ve çeşitli güçlerin, varolma nedenlerinin başında, emperyalizme bakış ve konumlanış  belirleyici  önemdedir.

 

Dünyada gerçekleşen bütün devrimler ve ulusal kurtuluş mücadeleleri, emperyalizme karşı mücadele içinde gerçekleşti. Bu yargı, yüz yıldan fazla bir zamandır hükmünü sürdürmeye devam ediyor. 1917 Sovyet Devrimi ve  Ulusal kurtuluş mücadelemiz başta olmak üzere, tüm devrimler, emperyalizme karşı mücadele içinde başarıya ulaştı. Ulusal kurtuluş savaşımızın ve diğer devrimlerin devrimci pratiğini bilince çıkaran Türkiye sosyalistleri, emperyalizme karşı mücadeleye her dönemde  özel bir önem verdi, vermeye de devam ediyorlar. Bundan 36 yıl önce, Deniz Gezmiş ve diğer arkadaşlar, idam sehpasına çıktıklarında, “Kahrolsun ABD emperyalizmi”,  “Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının kardeşliği” ve  “yaşasın tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” solganıyla, devrimci yönelimi ve hedefi belirlemişlerdi. 1970’lere doğru yükselen anti-emperyalist bilinç ve mücadeleler, Ülkemizin, bağımsızlığı ve halkımızın birliğine önemli katkılarda bulundu. Halkımızın, ulusal anti-emperyalist bilinci ve mücadelesi, tarihimizden güç alarak, ABD emperyalizmine karşı, kitleleri yeniden sarmalayan bilinç biçiminde yaygınlaşması, geçmiş mücadelelerin kalıcı başarılarını ortaya koyar.


Olumsuz etkenler


Ülkemizin içinde yer aldığı coğrafyada, anti-emperyalist bilinç ve mücadelelere  uygun olmayan  gelişmeler göstermesinin  bazı özel nedenleri olmalı. Emperyalizme karşı mücadeleyi, olumsuz biçimde etkileyen unsurların saptanması, somut sonuçların belirlenmesi açısından gerekli. ABD,  bölgesel egemenliğini,  İslam dinini, ideolojik ve siyasi  araç olarak kullanması,  olumsuz etkenlerin en önemlisi. Ulusal ve devrimci hareketleri bastırma ve  dayanışmaları etkisiz kılma planları içinde din, ABD açısından çok  önemli bir silah olma özelliğini koruyor. Dinci gerici-Arap  rejimlerinin korunması, Arap ulusal parçalanmışlığı, ABD’nin bölge hakimiyetini sağlamada kullandığı en önemli yöntemler. Bölge coğrafyasının karartılmasında din,  ABD’nin elindeki en büyük araç.


Arap ulusal parçalanmışlığı, ABD’nin bölgesel dayanağı, İsrail’e bölge merkezli bir  devlet  özelliği kazandırıyor.  Çok çeşitli vasıtalarla, yozlaştırmaya ve parçalanmaya çalışılan ulusal hareketler, İsrail’in bölge merkezli güç olamasının önünde duran  en önemli engel olması, ulusal hareketlerin  önemini ortaya koyar. Küçük çaplı bir hareket olmasına karşın, uzun vadede, Arap ulusal biliğinin sağlanması açısından  potansiyel bir hareket olan Filistin Kurtuluş hareketinin parçalanması ve  kamplara bölünmesi, ABD emperyalizminin ulusal hareketlere karşı tavrını belirleyen en somut  örnek. ABD emperyalizminin çıkarları, İsrail’in bölgesel  güvenliği, ulusal hareketlerin varlığıyla ters orantı oluşturuyor. Emperyalizmin  stratejik hedefi her alanda, olabildiğince parçalanma ve çatışma üzerine kurulu bir ortamın yaratılması. Ortadoğu,  uygulanan emperyalist politikalar açısından tam bir labaratuar durumunda.  Ulusal parçalanma ve terör, İsrail’ni merkezi bir güç biçiminde ortaya çıkmasının basamakları durumunda. Ancak parçalanmış bir coğrafyada İsrail,  etrafında uzlaşılması gereken  merkezi bir  güç  olabilir. İsrail’in güvenlik şemsiyesi altına alınanması ve merkezi bir özellik kazandırılmak istenmesi  ABD’nin bölgesel çıkarlarının zorunlu bir  sonucu.


İrak’ı işgali edilmesi, çok yönlü planların bir parçasıydı. Emperyalist işgal, uzun vadede,  Arap ulusal birliğini hedefleyen güçleri hedef aldı.  İşgalin başlarında, Dick Cheny, işgali, “Arap ulusal birliğini “ önleme hedefli olduğunu açıkça ifade etmişti. İrak Devletinin dağılması sonucu, biribirine karışı çarpışan, ABD yönlendirmesi altında pek çok terör guruplarının ortaya çıkması, işgalin doğrudan sonuçları. Ortak değerler üzerinde birlikte yaşayan çeşitli halk tabakalarının, işgalle birlikte, kavga içine  sokulması, sadece emperyalist çıkarlara uygun olabilir. Balkanlar da ve Ortadoğu da, kanlı kavgalar sonucu ortaya çıkan parçalanmalar, bölge halklarının birleşme ve ortak bir gelecek yaratma özlemlerine en büyük darbeyi vurdu. Halklar arası kırımın bir biçimi olarak üretilen terör, emperyalist müdahale ve işgale zemin hazırladı. Bölge halklarının, dar alana sıkıştırılan kanlı kavgaları, emperyalist işgal  ortamında sistemli  yıkıma ve yaygın teröre  hareketlerine dönüştürüldü.


Ezilen ülkelerinin istikrarsızlaştırılması ve emperyalist müdahalelere açık hale getirilmesinde, terör hareketleri, ABD’ye somut hizmetler sunuyor. Ezilen ülkelerin iç  istikrarsızlığı, emperyalizme bağımlılık üzerinden,  terör yoluyla sağlanıyor. Dünya da  yaygınlaşan bütün terör eylemlerini örgütleyen ve yönlendiren  ABD, Al-Quida  ve Taliban gibi terörist örgütleri, güncelleyerek ortaya sürülmesi, terör örgütlerinin  emperyalist çıkarlarına uygun hareketler olmasındandır.


Yaygınlaşan terör hareketlerini tahlil etmeye çalışan bazı  “terör analisteri” terörü, ABD emperyalizminden bağımsız, hatta ona karşı,  bağlantısız vakalar biçiminde yorumlamaları tam bir saçmalık. Bu tür yapılan yorumlar, ABD’nin yaymaya çalıştığı görüşlerle örtüşmesi dikkat çekici. Bütün bu örgütlerin, yönetimi ve yönlendirilmesi için yıllardan beri uygulanan “yeşil kuşak”  projeleri ve “ılımlı İslam” dayatmaları içinde terörün payı önemli bir yer tutar.  Terör örgütlerinin, çalışma proğramlarını düzenleyen, onları çıkarları doğrultusunda sevk ve idare eden ABD’nin, zaman zaman, terör örgütlerinin kontrol dışı eylemleriyle karşılaşması,  terörün hareketlerinin emperyalizmle olan bağlantısını değiştirmez.


Bir ülkede terör oluşumuna yol açan en önemli unsurlardan biri, ulusal devlet içinde, emperyalizme  bağlı olarak örgütlenen, ırkçı, bağnaz  odakların  varlığ ve eylemleri, terör üretim üssü görevi görür. Ülkemizde, uzun zamandan beri kamuoyunca tartışılan, terör merkezlerinin varlığını ve eylemlerini herkes yakından biliyor.  Daha çok konturgerilla olarak tanımlamaya çalıştığımız, terör örgütünün iplerinin ABD’nin elinde olduğunu bilmeyen yok. Provakatif eylemler için yönlendirilen konturgerilla, yıllardır devlet olanaklarıyla beslenmekte ve korunmaktadır.  


Bağımsız ulusal devlet uygulamalarının  belirleyici uygulamalar olduğu devletlerde, terörün yaşama ve gelişme göstermesinin pek çok nesnel zorlukları var. Ulusal devlet, sanıldığı gibi özgürlüklere kapalı devlet olması bir yana, özgürlüklere açık siyasal bir yapıdır. Zaten komplolar ve terör, ulusal devletin, özgürlükçü ve demokratik niteliklerini tahrip etmede kullanılan dışsal bir saldırı yöntemleridir. Bazı çevrelerin, kasıtlı bir biçimde “hayali komplo teorileri” adını verdiği komp lolar, gerçekte tek bir planın, “iki taktiği” biçiminde güncelleniyor. İkili terör hareketleri ve gelişimi, ulusal devlet özelliğinin, niteliksel düşüş içine girdiği, bağımlı devlet yönetimi altında ortaya çıkması ilginç bir gelişme olarak görülmemeli. Terör, ulusal devletin egemenlik alanı içinde ortaya çıkan ve  ulusal devlet otoritesini zaafa uğratan hareket şeklidir. Terör, bu özellikleri nedeniyle, ulusal parçalanma etkenleri biçiminde  ortaya çıkan bir olgu. Teröre hedef olan her ülke, önce çok yönlü bir biçimde  emperyalist kıskaç altına alınıyor. Emperyalist baskı koşullarında, terörün bastırılması sorunu, devlet terörüne dönüşerek, sorunun çözüm yolları tıkanıyor. Halkçı ve ulusal stratejilerin baltalanması açısından  terör, emperyalizme müdahale yolları açan önemli araçlardandır.  



Ulusal birlik, dayanışma ve devrimci  mücadelelerin etkenlerinin gelişmesi, ABD emperyalizminin, bölge çapında  yaymaya çalıştığı  terör taktiğinin bozulup bozulamamasına bağlı. Emperyalist bir taktik olarak terör, ülke içi bütün ilişkileri belirler  konuma gelmesi, terörle olan mücadeleyi güncel hale getirir. Uzun zamandan beri ABD denetimi altında faaliyet yürüten bir avuç ırkçı Türk intikamcılarının oluşturduğu siyasal bir örgüt olan MHP, klasik bir konturgerilla  örgütlenmesidir. Bu örgütün bütün siyasal kararları ve eylemleri, Türkiye halkının çıkarlarıyla tam bir karşıtlık içinde. Siyasal bir örgüt olarak MHP ile halk kitlelerinin çıkarları doku uyuşmazlığı halinde. Bu örgütün gelişimine yol açan etkenler, ABD darbeleri ve sola karş yürütülan kanlı operasyonlardır. Son yıllarda MHP’nin şişirilmesinin yol açan nedenlerin başında, anti-Kürt söylem ve eylemleri belirleyici oldu. Kürt halkının, PKK önderliğinde siyasal kopmayı esas alan çizgisi, MHP’nin büyümesine yol açan  işlev görmesi yadsınılamaz önemde. Kürt illerinde yükselen milliyetçi dalga üzerinde güç toplayan  PKK, aynı zamanda  halk kitlelerinin dinsel bağnazlık içine çekilmesine hizmet eden vasıta haline alması, söylemlerden çok eylemlerin belirleyiciliğini gösterir. Her iki halk içinde yükselen, dinci gerici ve bağnaz hareketlerin gelişimi, ülkemizin geleceğini karartıyor. Bağımsızlık ve devrim etkenlerinin geriliğinden dem vuran çevrelerin, bu olguyu dikkate almamaları düşündürücü.


PKK’nın silahlı şiddet eylemleri, devrimci mücadelenin geri çekilmeye başladığı, özellikle Amerikancı 12 Eylül darbesiyle yükselişe geçti. PKK’nın eylemleri, devrim etkenleri dışında başka etkenlerin ortaya çıkması sonucu gelişmeye başlaması, bugünkü sonuçları doğurdu. ABD Emperyaliminin Ortadoğ’ya yönelttiğ tehtitler, PKK’nın güç toplama dönemleri oldu. Emperyalistlerin, halkları bölme taktiği, Kürt hareketine önce dolaylı bir destek olarak yansıdı. Sınırların yeniden cetvelle çizilmeye başladığı bir dönemde ABD’nin Irak işgali   başladı. Bölge halklarının  büyük çogunluğu, emperyalist işgal altında ezilirken, Kürt örgütlerinin koruma altına alınması, emperyalizme olduğu kadar, Kürtler’e karşı tepkinin de yükselmesine yol açıyor. Kürt halkı, emperyalizme bağımlı lişkiler içinde, uzun vadede sağlayabileceği tüm olumlu kazanımları, Ortadoğu’nun ateşine atıyor. Kürt halkı geleceğini, emperyalist işgal çıkarlarına tabi kılan proğramlar, Kürt hareketlerinin açmazını ortaya koyuyor.


Görece olarak, “haklı” koşullar üzerinde örgütlenen ve mücadele eden, son yıllarda, değişen koşulların kuşatması altına girerek daralan PKK’nın, içinde bulunduğu koşulların tahlili, ülkemizin bağımsızlı ve halkımızın birliği açısından son derece önemli. PKK’nın yürüttüğü silahlı hareketin kontrolü, uzun zamandır, ABD’nin bölgesel çıkarları doğrultusunda  yönlendirilmesi veya tasviyesi planları yapılıyor. Yapılan planların her iki ucuda, iki halkın birliğne ve çıkarlarına aykırı. PKK’nın emperyalist amaçlar içinde değerlendirilmeye alınması da tasfiyesi de, PKK’yı olduğu kadar, tüm çevreleri  yakından ilgilendiren bir sorun. PKK’nın kurucu Başkanı Abdullah Öcalan bu konunun  önemini  çeşitli zamanlarda yaptığı açıklamalarla ortaya koydu. Emperyalizmin bölgesel çıkarları doğrultusunda  PKK’nın tasfiyesi veya kullanımı, yaşadığımız coğrafyanın daha da karışmasına yol açması kaçınılmaz olacak özelliktedir.

 


 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Devrimci Mücadele Açısından, terör ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right