left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow KURBAN SUNUM VE İDAM BİÇİMLERİ
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
KURBAN SUNUM VE İDAM BİÇİMLERİ Yazdır E-posta
Yazar Safa KAÇMAZ   
Saturday, 15 December 2007

Tanrı Musa'ya şöyle dedi:


İsrailliler arasında insan olsun,


hayvan olsun,


her rahmin ilk ürünü bana aittir.


 Bütün ilk doğan’ları bana adayın!

 


 İsrailliler'in sayımını yaptığın zaman,


herkes canına karşılık bana bedel ödeyecektir.


Öyle ki, sayım yapılırken başlarına bela gelmesin.


(Eski Ahit)

 


Kalıntıları günümüzdeki ceza yasa metinlerine değin ulaşmış olan  farklı ‘idam biçimleri’, eski  toplumun farklı kurban sunum biçimleri  ile tam bir ilişki içinde bulunmaktadır.‘Ölüm, Cenaze ve Mezar Kültürü’nde de karşılaşılan  toplumsal davranış  farklarının gerisinde, ilgili toplum birimlerin tarihteki atalarının (insan) kurban sunum ve tüketim biçimlerinin, bir diğerinden   özellikle farklı kılınmış kuralları veya bunların kalıntıları  bulunuyordu.

 


Eski Ahit’in  anlatımına göre, Abraham, ‘ilk-büyük- oğlu’nu, önce başını kesip kanını akıtarak ve daha sonra da kutsal odunlardan oluşan  bir ateşte yakarak tanrıya kurban edecek iken, çalıların arasında, melekler tarafından getirilmiş bir oğlak (kuzu, koyun..) görmüş ve oğlu İshak yerine bu hayvanı tanrıya sunmuştu...Bu anlatımda, üzerine kutsal  örtü giydirilmiş olarak, eski toplumun gerçek çocuk kurban sunum  kuralının değiştirilmesi işlemini,bunun sembolize edilmesini ve eski insan-çocuk kurbanın İnsan=Hayvan ve İnsan=Bitki geçişmesi  yoluyla, aşılması metodunu görürüz.

 


İnsan toplumu tarihinde  yaygın olarak kullanılan  yamyamlık  kurumunun bir sonraki biçimi, bulgu, yazılı kaynak ve-ya kalıntılarını Mezopotamya  ve Anadolu kültürlerinde de bulduğumuz, yetişkin insan ve-ya kız-erkek çocuk kurbanı  uygulamasıdır.  Bu gelişme eğrisinde, tarihteki eski toplum bakımından, canlı insan kurban uygulaması yerine geçmek üzere oluşan hayvan kurban veya bitki sunum edimleri (totem tapınması), bir kültürel geriliğin değil, kültürel bir gelişimin göstergeleri olarak belirirler. Bilge Freud, eski toplumdaki Totem’in, hem evlilik ve hem de yiyecek paylaşım düzeniyle açık bir ilişki içinde olduğunun ortaya çıkmasından sonra bile, ‘totem inancı’ için, onun  “nasıl doğduğunu bilmediğimiz bir töre”, “kutsal bir kurum” olduğunu söylemekle yetinebilmişti. Oysa, tanrılara bitki-tahıl ürün ve hayvan kurban sunumu, eski toplumun erken döneminin en gerçek yamyamlık ilişkilerini yansıtır. Kişi, kendisi yerine bitki sunar ve hayvan kurban ederken, son derece basit bir işlemle, canının bedelini ödemiş oluyordu.

 


Eski toplum, ‘canlı ve ölü insan’  yamyamlığından uzaklaşabilmenin en iyi çözüm biçimlerinden birisi olarak, insan (kurbanı) yerine geçmek üzere, insan’la hayvan ve bitki ‘geçişmesi’ (substitution) uygulamasını geliştirmişti. Bu bakımdan tarihte bitki-hayvan totem tapınmasının ortaya çıkışı, bize, eski toplumun yamyamlıktan bir sistem dahilinde, bilinçli olarak uzaklaşmaya başladığı dönemi de işaret eder.


 Toplum yaşamındaki rol ve görünümleri incelenince, hayvan ve bitkilere sunulmuş kutsiyetin hiçbir şekilde nedensiz olmadığı ve ‘cehalet’e dayanmadığı anlaşılacaktır. Bitki ve hayvana örtülen  kutsallık örtüsünün hemen altında, toplum birimlerin farklı hayvan veya farklı bitki-ürüne ilişkin  totem inancının temeli olarak, onların  insan yaşamını “kurtarıcı” özelliği görünmeye başlanır.(4) Hayvan ve bitki  totemler eski toplum da, insan kurban ediminin  giderilmesi doğrultusunda bir çözüm aracı olarak  kullanılabildiği için ve kullanılabildiği  ölçüde insan tarafından kutsanmıştı.Eğer,Hıristiyanlığın bir bölümünü oluşturan ve hayvan-bitki totem inancı fazla gelişmemiş topluluklar  ‘İnsan İsa kurbanı’ inancına tutunmuş ve ötekileri ‘hayvan-bitki put tapınması’ yönüyle eleştirmişler ise,bu durum onların ‘ileri’liklerini değil,insan yamyamlığı bakımından ,üstelik geri kalmışlıklarını gösterir.Roma paganizminin   ‘İnsan İsa’cı hiristiyanizme eleştirilerinin, onların çocuk ve insan kurban ve yamyamlık törenleri olması,bir iftiraya dayanmıyordu.


Bununla birlikte en 'ilkelinden' en gelişmişine değin, bugünkü bütün toplumların yaratılış öykülerinin bir noktasında, bayraklarda, yöresel sembollerde, eski toplumun giyim-kuşam biçimlerinde ve şaman-büyücü-cadı araç-gereçlerinde sistemli bir biçimde,  farklı hayvan veya bitki motiflerinin bulunuyor olmasının altında, onların insanı yamyamlıktan kurtarmalarının derin etkisi ve şükran duygusu yatar.


 Eski insanın, yaşamını borçlu olduğu "kurtarıcı totem" hayvan ve bitkiye verdiği kutsallığın kaynağı, hiçbir şekilde cehalet veya kurgular değildi. Tersine, eski insan, yamyamlık kurumunu aşabilmeyi,basit bir ‘yer değiştirme’ sembolizmi ile, hayvan ve bitki dünyası aracılığıyla sağlayabildiğine göre, bugünkü torunları, atalarında deha keşfetmelidirler.


 ‘Kurban’ (sunu) ile ‘insan’ geçişmesi, dilbilimsel bakımdan da izlenebilir. Bütün toplulukların yaşamında derin etkilere sahip olan 'Kurban' sözü, Hintçede, ‘kurban edilen’i olduğu kadar ‘kurban edeni’(sacrifiant),  de içeren bir anlatım özelliği taşımaktadır. Bu kelimede  ‘kurban eden’, kendi için, kendi namına ‘kurban edilen’ anlamına gelmektedir.     


 Kurban kelimesi, ‘Sümer’ dilinde de "puhu", ‘insanın yerine geçen’ demektir. Dahası, "dinanu" olarak da adlandırılmaktadır ki, burada artık sunulan kurban ile kurban sunucu aynılaşan bir anlam taşımaya başlamaktadır:


“Koyun (urişu), insanın (dinanu) bizzat kendisidir: insan hayatı için bir koyun sunacak; koyun başını insan başı için, koyun boynunu insan boynu için, koyun ğöğsünü insan göğsü için (yerine) sunacak.”


İnsan ile hayvan geçişmesini, kuzey Afrika’daki latince yazılarda da buluyoruz. Burada kurban, ‘vicarius’ (vicaire) olarak adlandırılmaktadır ki, bu tam olarak ‘yerine geçen’ demektir.

 


İslamın Kuran’ında kullanılan Arapça Kurban kavramının K-R-B kökeni de, herhalde, kurban sunucu ile sunulan hayvan arasındaki  ‘akrabalaşma’ya ilişkin olarak şekillenmiş olmalıydı. İslami kurban geleneğinin “kurban süslemesi”ne önem vermesi, kişinin kendine ait belirlenim sembollerini, kendi yerine kurban edilecek hayvana aktarma kurnazlığına dayanıyor olmalıdır. Az sonra boğazına dayanan bıçakla can verecek hayvana gösterilen bu ilginin bir başka sağlam açıklaması bulunamaz.


Tam da bu temel nedenle Kuran’da, ‘kurban gerdanlığı’na saygı  gösterme özel uyarısı, şimdi iyice unutulmuş olan, insan-kurban geçişmesinin şekilsel bir izi olarak bulunmaktaydı. Orada, Muhammed’in tanrısı, saygı gösterilmesi gereken şeyler arasında, özel olarak “Kurbanın gerdanlığı”nı,“süsleri”ni de sayarak şöyle diyordu:


“Ey iman edenler, Allah'ın (koyduğu dini) işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-ül Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve) saygısızlık etmeyin. ” (9)


Kuran'ın burada saygı gösterilmesini istediği ve gerçek anlamı daha Muhammed zamanında sislere gömülmüş olması gereken, 'kurban gerdanlığı' vurgusu, ‘kurbanın süslenmesi’  kavramı içinde kaybolmuşa benzemektedir.


Kuran’ın, saygı gösterilmesini istediği bu ‘süsler’,‘gerdanlık’lar, eski totem dönemi toplumlarının ‘muska’ vb. tarzında hazırlanmış sembolleri, o toplulukların kutsal renk ve desenlerini ifade eden, kurban sunucunun belirlenim araçları olmalıydı. Kurban sunan kişi, kendi aidiyet simgelerini (renk, totem, damga vb. biçiminde)  üzerine aktardığı bu kurban hayvanı, kendisi ile yer değiştirmeye hazırlamış oluyordu.


 Böylece kişi, ‘kurban süsleme’ işlemi yoluyla, kendi yerine ve kendi olarak bir hayvanı kurban etmiş oluyordu. Toplumsal olarak örgütlenmiş bir kurumsal yalancılık ritüeli (ayinle ilgili) yoluyla da, bu,  kişi’nin kurban edilmesi haliyle, onaylanıyordu.


Bu genel çizgilere oturan kurban edimin İslami boyutunda yine de açıklığa kavuşturulması gereken bazı yanlar bulunduğuna dikkat çekmekle yetinelim. Açıktır ki, Akadosammaru kaynaklarında ve şimdik üç dinde, söz konusu olan, hiçbir zaman ‘herhangi bir hayvan kurban’ olmamıştır. Bunlar,cinsi,yaşı,rengi bakımından kesin olarak belirlenmiş hayvanlardı.Üstelik,yabani değil evcil olanlar arasından seçiliyorlardı.İslamın “behimetu'l- en'am”ları da, deve, sığır, manda, koyun ve keçi ile sınırlanıyordu.Eğer burada,sadece  çift tırnaklı olmak,geviş getirmek gibi ortak yan temel alınsa,bu kapsama girebilecek geyik ve karaca gibi hayvanların da,ki bunlar ehlileştirilebilirdi de,kurban edilebilmesi gerekiyordu.


 Eski toplum, güvercin veya domuzu, keçi veya deveyi, hem helal-haram sayarken ve hem de kurban ederken, kesinlikle, onların genel anlamda yenilebilir olup olmadıklarından yola çıkmaz. Onun bu konudaki davranışına yön veren, eski  hayvan-bitki ayrışması döneminde kurmuş olduğu ilişkiler ve iç-dış yamyamlık karşısındaki konumlanışıdır. Bu nedenle, Musevilik, rahatlıkla Domuz’la birlikte Deve’yi yasaklarken, İslam, deve’yi üstelik en değerli kurbanlardan birisi olarak ele alır. Hiristiyanlıkta, balık, bazı dönemler ‘yasak’ kapsamına girerken, yılın, haftanın bazı günlerinde ise, mutlaka balık ve üstelik özel bir balık çeşidinin yenilmesini emreder.


Bunun dışında, iç ve dış yamyamlık edimine bağlı olarak, bireyin kendi sunduğu kurbandan veya aşuresinden yemesi veya yememesi de, tamamen, eski toplumun bu mantık çizgisinde anlam bulur. Kurban sunucu, kendi olarak sunduğu kurbanı, genel olarak yemeyi reddeder.Burada,sunu, yabancı’ya yönelik özel bir itinayla sunuluyor  veya Musevilikte olduğu gibi,herhangi bir yabancının ondan kesin olarak yemesi yasaklanıyor olmalıdır.Musevilik,kendi iç yamyamlık kalıntısı olan Fısıh kurbanını,herhangi bir ‘yabancı’ ile paylaşmayacağını açıklarken,herhalde,tarihteki bu özelliğine işaret etmiş olmaktadır.Benzer şekilde,Hiristiyanizmin ‘günah tekesi’ kurbanı,Musevilikte onun çölde   ‘azad’  edilmesi biçimiyle uygulanıyordu.


 İslam toplulukların kaynaşmasına bağlı olarak, bazı durumlarda, bir çok eski geleneği toparlayıp genelleştirirken veya dışlarken, kurban konusunda da böyle davranmış olabilir. Çünkü biliyoruz ki, en azından Kuzu ve Sıpa, onların anababası olan koyun-koç ve dişi erkek eşek, daha çok şimdiki hiristiyanizmin içinde yer alan bazı toplulukların totemleri olmalıydı. Kuzu İsa motifi hala çok güçlüdür ve İsa’nın Sıpa’ya binmesi çok özel bir ritüel olarak önemsenmekteydi. Bu durumda sonradan İslam halinde şekillenen topluluk atalarının, en azından ‘Koyun’ olmaması, İslami kurban ediminin, kurban olmaktan çok, ‘kurban etmek’,boğazlanmak yerine boğazlamak’la ilgili olabileceğinin bir işareti olabilir. Gerçekten de,insanlarını  ‘kurban’la eşitleme  edebiyatı, İslam’da değil,daha çok Hiristiyanizmin bazı ön toplulukları ile, Alevi-Bektaşi, Şii geleneklerinde vurguyla kullanılır.

 

 

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
baba gene dokmus sun
Gönderen deniz on Wednesday, 02 January 2008 at 1:12


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: KURBAN SUNUM VE İDAM BİÇİMLERİ ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right