left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Dilek Özbek arrow Colalı Cacık Ve Işığın Öyküsü
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Colalı Cacık Ve Işığın Öyküsü Yazdır E-posta
Yazar Dilek Özbek   
Saturday, 25 March 2006

Birinci Bölüm: PARMAĞINI BATIRDIĞI AYRANI, CACIK HALİNE GETİRENLER ve COLA’lı CACIK


Faşizmin cezaevleri ve işkencehaneleri; pek çok insanlık suçunun işlendiği gerçekten iğrenç yerlerdir. Ama bütün bu iğrençliklerine karşın ve belki de bu insanlık suçunun da tetiklemesiyle, bazen en ince esprilerin de kendiliğinden üreyiverdiği yerlerdir aynı zamanda…

Türk Solu dergisinin malum başyazarı Gökçe Fırat’ın 06 / 03 / 2006 tarihli bir yazısının altına yamadığı az sonra alıntılayacağım aşağıdaki satırlar; bana 80’li yıllarda Metris Askeri Cezaevinde yatmakta olan bir arkadaşımla ilgili bir anımı hatırlattı. Bu arkadaşımın tepesi birine attığı zaman hemen bir kaba yoğurt koyup onu sulandırarak ayran haline getirir ve sonra tepesini attıran kişinin yanına gidip kibarca ‘’Rica etsem, lütfen parmağınızı şu ayrana sokar mısınız?’’ diye sorardı. Karşısındaki, genellikle bu ricayı yerine getirirdi. O da başlardı: ’’Aaaa! Cacık oldu, cacık oldu!’’ diye avaz avaz bağırmaya…

‘’Hıyar!’’ demenin bilebildiğim en ‘’kibarca’’ yöntemi bu… Belki kimileriniz şimdi bunun ‘’hıyar’’ demenin en ‘’oportünist’’ bir yolu olduğunu öne sürecek; ama bence bu ifade biçimi; yalnızca tekil bir bireye, münferiden ‘’hıyar’’ demekten daha kapsamlı bir içeriğe sahip.

İhtilalci özünden koptukça, ya da koparıldıkça hayli ayran gönüllüleşmiş bir devrimci- aydın, ya da aydın- devrimci ortama sahip olduk hanidir. Eh! Bu durumda da haliyle ‘’her alıcının bir satıcısı vardır’’ misali ayrana parmak sokan bir takım türedi tipler doluşuverdiler ortalığa. İşte bu birtakım hıyarlar da; bu ayran gönüllü ortama ısrarla parmaklarını daldırıp durdukça, otomatikman cacıklaşmış bir devrimci ortama kavuşmuş oluyoruz.

Böylece; eskinin oportunist, revizyonist, goşist gibi tanımlamalarına tekabül eden tipolojilerini bile bizlere mumla aratacak hale gelen bu hıyarlar da kim?

Kim olacak; pek tabii ki yegane ATA’ları, ‘’Tarih ve Devrim’’ yazımızda Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın ifadeleriyle değindiğimiz ‘’Birinci Kurtuluş Savaşı Gazilerinin, yalamaları için çizmelerini burunlarına dayadıkları’’ ve ‘’salyaları kuruyunca çizmelerinin hepten donuklaştığını gördükleri için çizmelerini yalattıklarına yalatacaklarına bin pişman oldukları’’ kadrocuların zamane versiyonları!

Yani ki; ırkçılık ve kafatasçılığını, M.Kemal, Che Guavera, Deniz Gezmiş masklarının ardına gizlemeye çalıştıkça, ‘’takkesi düşüp, keli hepten görünmeye’’ ve bu sahtekarlıklarıyla da marjinalleştikçe çareyi gerçek devrimcilere çamur atmakta bulan ‘’Türksolu’’ şaklabanları; en çok da bu şaklabanların birinci kalemşör ve de klavyeşör piyonu ‘’malum’’ başyazar Gökçe Fırat!

Ve işte aşağıda söz konusu cacıklaştırma metni:Image

‘’ Geçtiğimiz sayıda Sarp Kuray’dan bahsetmiştik. Yanda Sarp Kuray’ın Yeni Yol adlı internet sitesinden bir resim görüyorsunuz. Sanırız Sarp hakkında daha fazla söze gerek olmaz. Ama Sarp’ın sitesinde bir piyon sözde bize cevap vermeye kalkmış. Biz Türk de satmıyoruz Sol da satmıyoruz diyor.

Siz bu adamı tanımazsınız ama biz tanırız. Zavallının tekidir. Türk de satamaz sol da, çünkü ne solcudur ne de Türk. O nedenle sadece babasını satan bir adamdır o!..’’

(Malum Başyazar Gökçe Fırat / 06- 03- 2006 tarihli Türksolu)

Öncelikle şu; ‘’Yanda Sarp Kuray’ın Yeni Yol adlı internet sitesinden bir resmi görüyorsunuz. Sanırız Sarp hakkında fazla söze gerek olmaz.’’ sözüne; daha detaylı yanıtı ileriki bölümlere erteleyerek kısaca değinmek istiyorum; sırf malum karanlıkların malum başyazarının, malum karanlık emelini biraz olsun deşifre edebilecek kadar da olsa.

1- www. Yeniyol.org. adlı site; yazarlarından biri olmama rağmen, Sarp Kuray’ın sitesi midir, buradaki tüm yazı ve resimler kendi düşünce ve de yaklaşımlarına birebir tekabül eder mi; bunu bilmiyorum, merak da etmiyorum. Karanlığı kendinden menkul Gökçe Fırat’ın ne fazladan bilgilerine, ne de bilgiçliğine ise hiç şaşırmam. Bildiğim, Sarp Kuray’ın da bu siteye zaman zaman yazılar yolladığı ve bazı düşüncelerini, bilgilerini; ortamla paylaşmaya, tartışmaya çalıştığıdır. Benim için aslolan; sitede ele alınıp tartışılmaya, değerlendirilmeye çalışılan konuların ve ele alınışın kalitesidir. Ki; ‘’yeniyol.org’’ sitesi; Sarp Kuray’ın olsun, ya da olmasın; en azından her türden ‘’ezber’’i bozan bir sitedir; tıpkı Sarp Kuray’ın kendisinin, her konudaki ‘’ezber bozan’’ düşünce ve çözümleme sistematiği gibi. Bana göre; ‘’ezber bozma’’ fiilinin kendisi bile, (hele de ezbere bu denli alışık olduğu için, hiçbir alanda doğru- dürüst önderler ve üretici- yaratıcı kalite üretemeyen toplumlarda) ‘’deha’’ gerektirir. Bu türden bir zihinsel sistematik, elbette ki Gökçe Fırat gibi ‘’birilerinin papağanı’’ olmanın ötesine geçme şansı dahi olmayan türden ‘’çizme parlatıcı’’ unsurların anlama olasılığı bile taşımadıkları; ‘’sıradışı’’ bir sistematiktir.

2- Malum başyazar; sitede şayet ‘’belirleyici’’ olma içerikli bir resim arıyor idiyse neden bu resim yerine sitenin logosunu seçmemiştir? Sitenin logosu:

Image 

 

Şayet site, Sarp Kuray’ınsa ve site içindeki herhangi bir resim, yeterince fikir verebiliyorsa; yukarıdaki site logosu, Sarp Kuray hakkında bir fikir vermekte midir?

3- Site incelenirse görülecektir ki; başyazar zatın seçtiği resim, sitedeki pek çok yazarın pek çok yazısına ilişik pek çok resimden birisidir. Sözkonusu resim; M. Toros Gürkaya tarafından yazılmış ‘’Yeniyol ve Tecritdeki Öcalan başlıklı yazıya iliştirilmiş bir resimdir.

Merak edip bizzat Sarp Kuray’ın yazılarına iliştirilmiş resimleri inceledim. Sırasıyla şöyle

 

‘’Haziranda Ölmek Zor’’ başlıklı Sarp Kuray yazısının ilişiğindeki resim. Resimdeki süvari, yazının içeriğine uygun olarak Süvari Binbaşı Fethi Gürcan’dır. Sarp Kuray hakkında bir fikir veriyor mu?

Image

 

 

 


‘’15- 16 Haziran Büyük İşçi Direnişi ve Günümüze Kısa Bakış’’ başlıklı Sarp Kuray yazısının ilişiğindeki resim.

Image

 

 

 


‘’Sakarya Savaşı- 1920’lerin Güncellenmesi- Öcalan’’ başlıklı Sarp Kuray yazısının ilişiğindeki resim.

Image

 

Bu cümleden bakıldığında görülecektir ki; sitedeki yazılara ilişik resimler, genellikle yazıların içerikleriyle ilintili resimlerdir. Bu durumda da; gerek site, gerekse Sarp Kuray hakkında ‘’fikir sahibi’’ olmak, ancak ‘’tek bir yazı’’ ile de değil, bir bütünlük olarak yazıları okuyup- değerlendirmekle mümkün olabilecektir.

4- Bence, M. Toros Gürkaya’nın ‘’Yeniyol ve Tecritteki Öcalan’’ başlıklı yazısının ilişiğindeki bu resim; kendi Anadolu kültürümüzün kandaş özellikli (elbirliğiyle üretip- üleşme esaslı) kolektif aksiyoner gelenekselliğini, birkaç resmi bir araya getirmek suretiyle çok da güzel ifade etmiş; hayli başarılı bir çalışmanın ürünüdür. Şayet modernlikten ve modernleşmeden; batı‘yı taklit etmeyi değil de; kendi öz kültürümüzde fazlasıyla varolan bu anlamdaki gelenekselliğe sahip çıkıp, prekapitalist tefeci- bezirganlığın ve emperyalist- kapitalizmin yozlaştırıcı kültürünü reddederek doğru ilkel komüna gelenekselliğini teknik’le buluşturmak suretiyle toplumu ileri götürmeyi anlıyorsak (ki; aslında toplumsal gelişimimiz açısından başkaca hiçbir çıkış yolumuz da kalmış değildir; ‘’Ya emperyalizme cariyelik ve toplumsal çözülme; ya birbirinden güç alan, birbiriyle imece- dayanışma- paylaşım içindeki tam bağımsız TÜRKİYE!’’) ; o zaman, M.Toros Gürkaya’nın bu anlamdaki Anadolu mozayiğinin doğru bir çözümleme ve betimlemesini veren bu resimden; ne bu arkadaşımız, ne Sarp Kuray, ne de bu tür fikir sahibi hiç kimse hakkında olumsuz bir sonuç çıkartılamayacağını da kolayca anlayabiliriz. M.Toros Gürkaya arkadaşımızı; bu, bir resimle pek çok şeyi ifade ediveren yaklaşımından ötürü kutlarım.

Resimde ifade edilen Anadolu mozayiğinin içeriğine; sonraki bölümde gireceğim. Bu bölümde; daha ziyade metnin, aşağıda alıntıladığım ikinci bölümüne değinmek istiyorum:

‘’Ama Sarp’ın sitesinde, bir piyon sözde bize cevap vermeye kalkmış. Biz Türk de satmıyoruz Sol da satmıyoruz diyor.

Siz bu adamı tanımazsınız ama biz tanırız. Zavallının tekidir. Türk de satamaz sol da, çünkü ne solcudur ne de Türk. O nedenle sadece babasını satan bir adamdır o!’

‘’Piyon’’ dan kasıt, 27 Haziran 1964’te, Kemalist girdiği cezaevinde sosyalizmle buluştuktan sonra idam edilmiş olan ihtilalci Süvari Binbaşısı Fethi Gürcan’ın büyük oğlu Ömer Gürcan.

Tam 32 yıldır hem bir aile ferdi, hem de bir devrimci olarak yakından tanıdığım bir büyüğüm. Yeğenlerimin ve oğlumun amcası.

Babası; Ankara Merkez Kapalı cezaevinde onurlu mücadelesinin bitim noktası olan idam sehpasına doğru vakur adımlarla yürür ve idam sehpasını aynı kararlılıkla tekmelerken; o henüz 15 yaşındaydı. Ablası Gülderen 18, kardeşi Öner 12 ve en küçük kardeşleri Sema ise henüz yalnızca 1,5 yaşındaydı. Babası, babadan Kütahya / Simav; annesi de Afyon / Dinar’lı.

Babasının kalleşce tuzağa düşürülüp, kahpece idam edilişine 15 yaşında tanık olmak; ailenin geride kalmış en büyük erkek evladı olmanın ağır yükünü o yaşta yüklenmek ve belkide bu nedenle ağlamayı bile kendine yasak etmek nasıl bir şeydir; bilen var mı?

Hele size bu korkunç trajediyi yaşatan, içinde yaşadığınız ülkenin etkili ve yetkili makamlarıysa? Daha doğrusu, o ülkenin etkili ve yetkili makamlarına sızmış, yalnızca arkadaşlarına da değil; tüm ülke halklarına karşı ihanet ve satış içindeki birkaç emperyalizm uşağıysa?..

O zaman, bu ülkede yaşanan irili ufaklı bu türden dramlara da çevirisiniz gözünüzü ve tek bir çıkış yolu olduğunu görürsünüz: O da ‘’devrimci’’ olmak ve tüm ülkeyi bu durumdan kurtarmak için çaba sarfetmektir; hem de asla vazgeçmemecesine…

Ömer ağabeyin babası bellidir. Kendisinin de, hepsi de babalarının izinden giderek devrimci olmuş olan tüm kardeşlerinin de babası bellidir. Yeğenlerimin dedesi de bellidir!

Ama Gökçe Fırat’ın babası belli midir, bilmiyorum. Yoksa babası belli olanlara yönelttiği bu öfke ve saldırganlığın arka planında bu konuda bir belirsizliğin yarattığı kompleksler mi yatmaktadır ki; devrimci bir insanın babasıyla ilgili, aslında yalnızca babasıyla sınırlı da olmayıp yakın tarihimizin üstü örtülmüş önemli sayfalarını, Nesrin Turan adlı değerli bir araştırmacı yazarın ‘’İhtilalin Süvarisi’’ adlı eserinin ardından, kendisinin yazdığı ‘’Fethi Gürcan’ın Harbiyelileri’’, ve kardeşi Öner Gürcan’ın yazdığı ‘’Ben İhtilalciyim! Fethi Gürcan’’ isimli iki kitapla topluma anlatma çabasını ‘’BABASINI SATMAK’’ olarak nitelendiriyor olsun? Babasına sahip çıkmak; adını, yakın tarihteki idamla sonlanan yaşanmışlığı, bu yaşanmışlığın içyüzünü ve toplumsal aktörlerini deşifre ederek toplumu bilgilendirmek; bu yaşanmışlığın birebir sahibi insanların ‘’babasını satması olabilir mi ki hiç?

 

ASLA!

Hele bu yaşanmışlığın üstüne bir de 12 Martlarla; en sevdikleri, saydıkları devrimci arkadaşlarının aynı ellerce kurulmuş aynı hain tuzaklara düşürülmesi; işkencelerde paramparça edilip hapsedilmesi, katledilmesi ve idam edilmesi eklenmişse? Nasıl susup oturur insan?


Doyabilir mi ki:

‘’Hain tuzaklarda,

Kan uykularda

Vurulduk ey halkım,

Unutma bizi’’

demelere ?


ASLA!

Devam eder bildiklerini topluma ulaştırmak için elinden geldiğince çırpınmaya; başka gençlerin de kanını ememesin; onlara da aynı kaderi yaşatamasınlar diye!... Ve bir kitap da bunun için yazar, gene kendi gibi devrimci bir arkadaşıyla birlikte; adı: HESAPLAŞMA !

Ama doymaz zamane vampirleri insan kanına bir türlü… Tıpkı ülkeleri parçalamaya, halkları açlığa ve sefalete düşürerek esir etmeye de bir türlü doyamadığı gibi!

Bu kez hedefte bir ülkenin tüm aydın gençliği vardır. Doymak bilmeyen emperyalizm kurdu; taze kuzu eti istemektedir. Önce sağ- sol diye bölüp birbirine kırdırtır gencecik körpe kuzuları; sonra hepsini; işkenceler, mapuslar, katliamlar ve idamlara mahkum eder; 12 Eylüllerle…

Şimdi susturulmuştur artık her tür muhalif ses. Susturulmuştur gençliğine bakmadan ve gençliğini yaşamadan emperyalizme savaş açmaya soyunan genç Mustafa Kemal’lerin, genç sosyalistlerin sesi…

Sıra; bu üzerine ölü toprağı atılarak sindirilmiş toplumu; bu kez de etnik açıdan ve asker- sivil karşıtlığında bölmelere gelmiştir. Zaten yanlış politikalarla ezilip horlanarak; hepten açlık ve sefalete mahkum edilerek biteviye işkenceye mahkum edilmiş Kürt halkı üzerine gidilir daha da sistemlice bu defa da…

Ömer Gürcan, hep oradaydı; tıpkı piyonu olduğu öne sürülen Sarp Kuray gibi, tıpkı yazıda konu edilen resmin sahibi M. Toros Gürkaya gibi, tıpkı bunlara tanıklık etmiş olan benim gibi… Yüzlerce, binlerce devrimci insan da oradaydı…

Peki, bu iddia sahibi başyazar neredeydi? Kimin dalkavukluğu peşindeydi bütün bunlar olup biterken? Hangi rahat koltuklarda ve makamlarda, hangi içki kadehlerini teker teker yuvarlıyor ve ahkam kesiyordu devrimcilik, vatanı kurtarmak ve Atatürk üzerine? Atasını mı, varanını mı, devrimciliği mi, Che Guavera’yı mı, Deniz Gezmiş’i mi satarak geçimini sağlıyordu yoksa?

Ömer Gürcan, şimdi de burada! Hala anlatıyor babasından beri bildiği ve yaşayageldiği gerçekliği! Hem de hergün daha da sistemleştirip, her yeni tecrübesiyle daha da donanımlı olarak anlatıyor; anlatıyorlar, anlatıyoruz. Anlatacağız!

Elbette anlatacaklar! Bizleri bilgilendirecekler. Tüm toplumu da… Sonra, elbette anlatmaya devam edeceğiz hep beraber.

Çünkü bu toplumun; hem de çok yakın tarihinde ‘’karanlık’’ sayfalar var! Bu karanlık sayfalar fazla birikti. O denli birikti ki, zifiri karanlığa kesti heryer. Ve artık yazılıyor, yazılıyor; ama bitmiyor. Ciltlerce zifiri karanlığa, ciltlerce aydınlık gerekiyor.

Daha önce de ifade etmiştik gerçi; ama aydınlıkla karanlığı ayırt edemeyecek kadar kör olanlar için, bir kez daha yineleyelim:

Bizler, belki dün pervanelerdik, ışık zannettiği şeye doğru uçan ve kendini yakan… Yandık, öldük, örselendik, hırpalanıp yaralandık, incindik elbette. Ama bugün, biz ateşböcekleriyiz irili- ufaklı ve ama var gücüyle ışığımızı yakıp ve de yanan ışıklarımızı çoğaltıp; hep birlikte doğrultarak ışığımızı aynı yöne doğru; o bitmez zannedilen karanlıkları aydınlatacağız beraberce!.. Ölmüş ve yaşayan hepimiz hep beraber! Çünkü o ışık, bizim içimizde var. Var; çünkü o karanlığın en koyusunu yaşayanlarız biz! Yıllarca toplumca hapsedildiğimiz karanlığı; yalnızca kendi içimizdeki ışıkla aydınlattık çünkü… Ve öğrendik ki; ışık biziz! Belki ateşböceği, belki yıldız; kimimiz ateşböceği, kimimiz yıldız!

Ömer Gürcan, bizden biri; çünkü karanlığı aydınlatıyor!

Sarp Kuray da bizden biri; çünkü etrafına ışık saçıyor!

Gökçe Fırat ise; yalnızca zavallı bir kör; zifiri karanlıkta bile ışığı fark edemiyor!

Ya da ‘’hıyarlık’’ mesleği gereği; içine girdiği her ortamı, ancak cacık edebiliyor!

Zamane kadroculuğu ‘’Türk Solu’’ ise; yalnızca bir cacık, içinde bol miktarda hıyarlar yüzüyor!

Yanlış anlamayın beni sakın! Ben cacık da severim; hele bazı yemeklerin yanındaysa şayet, daha da çok severim. Ama yalnızca ‘’bize’’ has olup da suyla yapılanını severim. Bu türden olup da Coca Cola veya Cola Turca ile yapılanını ise…

Allah yazdıysa bozsun; ağzıma bile sürmem. Kimseye de tavsiye etmem.

ASLA!

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Colalı Cacık Ve Işığın Öyküsü ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right