left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Celal Özcan arrow GELECEK KUŞAKLARA IŞIK
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
GELECEK KUŞAKLARA IŞIK Yazdır E-posta
Yazar Celal ÖZCAN   
Saturday, 01 August 2009

BİR KEZ DAHA KÜRT MESELESİ ÜZERİNE

 

İster Kürt  isterseniz terör sorunu deyin, sorun ile ilgili çözüm ya da çözümsüzlüğe dair veriler son günlerde olağanüstü hızla birikmeye başladı. Son birkaç günlük gelişmelere bakmak bile hızlı birikmeye örnekler oluşturuyor. Dağlıca baskınından sonra, kısa bir süre (başbakanın ABD gezisi nedeniyle) klasik demeçler ve toplumca üzülmemize neden olan şehit cenazeleri ötesinde bir gelişme olmadı. Her şey Başbakanın, ABD başkanı Bush ile yapacağı görüşmeye endekslendi. Başbakanın ABD’deki görüşmeleri ise; stratejik ortaklığın yeniden kurulması, ABD’nin bu sefer kesin olarak Türkiye’nin yanında yer alması, bu kez çözümün yakın olduğu beklentilerinin toplumda yeşermesine sebep oldu. Sıcak istihbarat paylaşımı ile ilgili mekanizmaların kurulması süreci atlatıldıktan sonra gelişmeler birden bire ivme kazandı.

   Göze batan gelişmeleri ve medyada yer alan haberleri kronolojik sıralamaya dikkat etmeksizin sıralayalım.

   -“Kedi bile vermeyiz” söylemi, “Türkiye operasyon yapmakta haklıdır” söylemine döndü.,

  - “PKK liderlerinden(ister PKK, isterseniz terör örgütü deyin, fark etmez. Bakış açısına göre yapılan adlandırmalar sonucu değiştirmez.) Cemil Bayık; “KDP ve KYP bizi sattı. Ama her şey bitmedi, kendimizi yakarız gelecek kuşaklara ışık oluruz” dedi.

   -Hemen ertesi gün Irak Kürdistan bölgesi lideri Mesut Barzani’ye suikast yapıldığı iddiaları ortalığı kapladı.

   - Hemen ardından, Mesut Barzani’nin PKK Liderlerinden M.Karayılan ve Cemil Bayık’ı yanına alarak, İNCİRLİK aktarmalı olarak İtalya’ya uçtuğu PKK Liderlerinin İtalya da NATO üssüne teslim edildiği haberleri medyada yer aldı. Hemen yalanlandı. Ertesi gün, PKK Liderlerinin çok iyi korunan PKK kontrolündeki bölgede oldukları, istenilse de yakalanamayacakları haberleri medyada yer aldı.

   - Ertesi gün İNCİRLİK-İTALYA haberini yapan İhlas haber ajansı muhabiri Irak Kürdistan’ından, gerçek dışı haber yaptığı gerekçesi ile sınır dışı edildi.

   - Mesut Barzani, Cenevre’de alış veriş yaptığı haberlerine rağmen hala ortalarda yok, BM Erbil bürosunun açılışına katılmadı, Yerine Başbakanı Neçirvan Barzani konuşma yaptı.

   - T.C Yargıtay Başsavcısı DTP hakkında kapatma davası açtı.

   - MHP tarafından DTP Milletvekilleri hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması tartışılması başlatıldı.

    - ABD Ankara Büyük Elçisi Ross Wilson, beraberindeki iki ABD Senatörü ile birlikte, DTP dışındaki Kürt çevreleri ile sabah kahvaltısında bir araya gelerek görüşleri aldı.

   -DTP milletvekilleri ve Eski genel başkan Ahmet Türk tepki göstererek, “Çözüm yerinin ABD Büyükelçiliği değil TBMM” olduğunu vurguladılar.

   - ABD Büyükelçisi ile kahvaltıda buluşan Kürt Liderler!; Federasyonda ısrar ederken, kahvaltı buluşmasına tepki koyan Ahmet Türk; eskiden federasyonu savunuyordum ama federasyonun iki halk arasında çatışmaya neden olabileceği için artık federasyonu değil demokratik cumhuriyeti savunuyorum, dedi.

   - DTP Genel Kurulunda tüm eski yönetim kadrosu değiştirilerek, medyamızın yorum birliğine vardığı görüşle, dağ kadrosunun partiye el koyması süreci yaşandı.

   - Avukatları yeni görüşme notlarını açıkladı: “Öcalan; AKP bizi Türk Ordusu ile Karşı karşıya getirmeye çalışıyor” demiş.

   - DTP’nin yeni genel başkanı Nurettin Demirtaş; Diyarbakır mitinginde Başbakanı yuhalayanlara müdahale ederek, “O hepimizin başbakanı, O’nu yuhalatmam” dedi.

   Anlayacağınız; haber çok, rivayet muhtelif. Dolayısı ile de kafalar karışık.

    Medyaya bakılırsa bu sefer iş tamam. Sınır ötesi operasyon ha yapıldı ha yapılacak. Hatta bir ara başladı bile dediler, ama Genel Kurmay ve Kürt tarafı yok öyle bir şey diyerek, çok saygın medyamızı refüze ettiler.

     İstanbul’un çeşitli semtlerinde PKK sempatizanları gösteri üstüne gösteri yapmakta, polis ile çatışmaktalar.

    Neler oluyor dostlar?

    Çok kestirme bir cevap verelim: Kürt meselesi, soruna dahil olan her kesimin kontrolünden çıktı. Freni boşalmış kamyon misali yokuştan aşağı inmeye başladı.

Süreç artık tarafların hiçbiri tarafından kesince belirlenemiyor. Ama; tarihsel sürecin akışı içerisinde, taraf olan aktörlerin oynayabilecekleri roller az-çok bilinebildiği için sürecin varabileceği yer de az-çok bilinebilir.

   Ne demek istiyoruz:!

   Türkiye’de 40-50 yıl önce yaşananları hatırlayabilirsek eğer, belki bu günlere çözüm ışığı olabilir.

   -Türk ordusu ilk sınır dışı operasyonu olarak Kore’ye gitti.

   -Türkiye NATO’ya katıldı.

   - ABD 6. filosunun İstanbul ziyaretini protesto eden gençlik ile Cuma namazından çıkanlar arasında çatışma çıktı. Yaralanan ve ölenler oldu.

   -15-16 Haziran olayları dönemin iktidarını sallarken, “Galiptir bu yolda mağlup” deyişi misali, hiç değilse; sebebi olan kanun maddesinin meclis gündeminden çıkarılmasını sağladı.

    - Dev-Genç içerisinde, ister meşru müdafaa  isterseniz terörist eylem veya sol siyasal literatürden esinlenerek GOŞİST eğilimler deyin silahlı eylemler başladı.

     - 9 Mart devrimci (veya bazılarınca sonucu değiştirmeyecek olan tezgah) askeri darbesi 12 mart gerici-faşist darbesine vardırıldıktan sonra, önce askeri gençlik sonra sivil gençlik arasında geniş çaplı tutuklamalar başladı.

   - Deniz Gezmiş ve arkadaşları Gemerek’te tutuklanarak İDAM ile yargılanmaya başlandı.

    - Destek olmak ve mümkünse yargılamayı durdurmak üzere, THKP/C ve THKO  nun ortaklaşa yaptığı eylem sonucu kaçırılan ABD’li uzmanlar ve kaçıran THKP/C ve THKO’lu

lar  Kızıldere’de, önce kuşatıldılar, sonra yok edildiler.

-    Ardından, Deniz-Yusuf ve Hüseyin idam edildiler.

-    Mahir-Deniz ve  dönemin diğer liderleri, aslında, daha yolun başında, varacakları sonu biliyorlardı. Ve “GELECEK KUŞAKLARA IŞIK OLMAK İSTİYORLARDI.”Bu uğurda, gerek KIZIDERE gerekse de Mamak cezaevinin avlusuna kurulan darağacında ölüme koşarken “YAŞASIN KÜRT VE TÜRK HALKLARININ KARDEŞLİĞİ KAHROLSUN ABD EMPERYALİZMİ”  diye haykırıyorlardı..

Yazmaya elim varmıyor ama, bunca idealistçe yok oluştan, asker-sivil gençlik üzerine uygulanan onca işkence ve zulümden sonra ne oldu?  Geçmiş ve geleceğinden koparılan toplumsal muhalefet, tüm birikimlerine, tüm iyi niyetli mücadelesine rağmen, 1960-70 arası verilen mücadelenin tarihsel misyonunu kavramak ve daha üste sıçratmak bir yana, o sürece ve sürecin doğal liderlerine  eleştirileri olan ağabeylerimiz, “GELECEK KUŞAKLARA IŞIK” olmak için sönen hayatlar üzerine kurdukları  hareketler ile tüm aksi isteklerine rağmen, açılan tuzakları aşamayarak teslim olurken, bir dönemin de kapanış seremonisini  yapıyorlardı sanki.  

    Tarihin Tekerrür etmesi “DOĞU” da kader mi?

-    Öcalan; “Deniz ve Mahir yaşasaydı eğer benim hiçbir fonksiyonum olamazdı” dedi.

-    Abartma olacak belki ama; Kürtlere rağmen Türk’lerce,(daha doğru bir ifade ile Türkçe düşünüp davrananlarca) Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi üyelerince  kurulan PKK’daki son Ankaralı akım temsilcisi Cemil Bayık’ın, “Kendimizi yakarız gelecek kuşaklara ışık oluruz” söylemi tesadüf mü acaba? Yoksa KDP ve KYP tarafından kuşatılarak açık hedef haline getirilen, üstüne üstlük olarak ABD tarafından sıcak istihbarat ile hedef gösterilen kolay lokmaya, sosyal faşistleşen CHP ve tescilli-kurgulanmış faşist  MHP’nin tüm kışkırtmalarına rağmen Türk ordusunun halen vurmamış olması veya göstermelik vuruşlarını, tarihsel bir özeleştiri veya ders olarak mı  algılamalıyız? Yoksa; sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yeme isteğine mi yormalıyız?

Bilemiyorum!

Ama bildiğim bir şey var. Cemil Bayık’ın dillendirdiği “GELECEK KUŞAKLARA IŞIK OLMA”  dileği ardıl kuşaklar tarafından algılanamadığı ve güdülemediği gibi, artı, düşman cephe tarafından gerekli kuşatmalar yapıldığı için de istenilen sonucu verememektedir. Üstelik fiili yok oluş, sonuç olarak korumasız bıraktığı sembolün de yok oluşunu getirmektedir.

ÇÖZÜM:

Görünen Çözüm: DTP kapatılır. PKK ezilir. Barzani ve Talabani ile uzlaşılarak sorun çözülür. Son günlerde medyanın çeşitli kesimlerinde fazlaca dillendirilen, Türkiye himayesinde bağımsızlaşarak Irak’tan ayrılan Kürt bölgesi gevşek federasyon yoluyla Türkiye’ye bağlanır. Hem Türkiye geniş Misak-ı Milli sınırlarına ulaşmış olur, hem de Kürt meselesi çözülmüş olur.

Acaba?

Emperyalizm babasının hayrına böyle bir çözüme evet der mi hiç?

Beş almadan bir verir mi hiç?

 Emperyalizm böyle bir kurgu yaptıysa eğer, Orta doğuda yeni bir İsrail’in doğuşunu garantilemeden, bu yolda istediği tavizleri almadan süreci bu şekilde sonlandırmaz.

 Bu gevşek federasyon nihai çözüm olur mu?

HAYIR.

 Neden çözüm olamaz; en kestirme cevap:  Öcalan’ın dediği gerçekleşir. KÜRT-TÜRK-FARS-ARAP’LAR arasında yüzyıl sürecek boğazlaşmalar başlar.

Peki sorunun gerçek çözümü nasıl olur? Daha doğru bir sorgulama ile gerçek çözümün parametreleri neler olmalıdır?

  Bazı tespitler yapalım.

  Kürt halkı çok iyi bilindiği gibi dört parçaya bölünmüştür. Bu dört parçanın en yoğun nüfus içeren parçası Türkiye’dedir. Diğer parçaların tamamının gözü de Türkiye’dedir. Hem; genel anlamda problemlerinin çözümünü Türkiye’deki ırktaşlarından beklerler, hem de Türkiye’deki ırktaşlarına, edindikleri sosyal konumları nedeniyle gıpta ile  bakarlar. Türkiye’de ki Kürt nüfusun büyük bölümü ise doğuda değil batıdadır. Kürt sorununun gerçekten de kardeşlik temelinde çözülmesini isteyen çoğunluk ta batıdaki Kürtlerdir. Olası bir iç savaşta en savunmasız olan kesim batıdaki Kürtlerdir. Ne mal ne de can güvenlikleri vardır.

  En önemli olgu ise, önceleri; batıya sürgün edilmiş, sonraları ise, sürgün edilenlerin açtığı izden yürüyerek batıya yerleşen, bu sayede de birikmiş sermayesini kapitalizmin argümanları ile destekleyerek burjuvalaşan Kürt ağa ve beylerinin en son isteyeceği şey iç savaş ve bölünmedir. Bu kesim, iç içe geçmiş olduğu “Türk” ortaklarıyla birlikte,  bölünme tartışmalarının perdelemesi ardında Kuzey Irak kaynaklı olarak karlarına kar katmakla meşguldür. Kuzey Irak’taki asıl kapışma alanı olan petrol konusu bir yana bırakılacak olursa, bölgenin imarı ve yeniden yapılandırılması, gıda ve ulaşım ile sosyal ihtiyaçlarının karşılanması, vs.. konularındaki ihalelerin yaklaşık %75 ini bu kesim almaktadır. Kuzey Irak yönetimini üstlenmiş olan Barzani-Talabani önderliği ise bu mamalandırmanın sağladığı korunma şemsiyesi ile bir yandan konumunu güçlendirmeye çalışırken bir yandan da, kendilerini  Kürt halkının ulusal önderleri rütbesine yükseltebilmenin yollarını arıyorlar. Bu uğurda kendilerini Kürt Halkının önderleri olarak göstermeye çalışan kişilere, kendilerine MAM Celal ve MAM Mesut diye hitabeden, Türkiye Kürtlerinin kanaat öderleri geçinen zerzevata da gerekli MAM’alandırmalar yapmaktan da geri durmuyorlar. Biliyorlar ki; Kürt halkını Uluslararası Emperyalizme jandarma yazabilmek için Türkiyeli yandaşlarına vazgeçilmezce ihtiyaç var.

     Bir tespit daha yapalım. Türkiye’de 1960 sonrası kitleselleşen sol, tüm iyi niyetli düşünüş ve girişimlerine karşın, süreç içerisinde burjuvazinin modernleşme yönünde ki istemlerinin yol açıcılığını yaparken, 12 Mart, 12 Eylül gibi kırılma noktalarında da hep hesap silahlı kesime soruldu. Yükselme dönemlerinde, asker-sivil aydın, zinde kuvvetler, ya da öncü savaşçılar olarak sırtı sıvazlanan silahlı hareket, kırılma ve yeniden denge kurulma noktalarında ise hep hesap sorulan kesim oldu. Silahlı hareketin doğal önderleri hep yok oluşa gider ya da gönderilirken bu harekete dayanarak politika yapanlar ise diplomasinin görüşme masalarındaki yerlerini, takiben sosyal hayat içerisinde kendilerine bahşedilen makamları almayı becerdiler.

 Bu tespitler ışığında gerçekten çözüm olabilecek önerilerimizi yapmaya başlayabiliriz.

 Orta Doğunun ikiz sorunundan birisi Filistin sorunu ise diğeri de Kürt sorunudur. İkiz kardeşlerin sorunu ise tektir. Ulus ve devlet olma meselesidir. Filistin sorunu FKÖ İle “TERÖR”izm sürecini yaşadıktan sonra çözüm yoluna girmiş görünüyor. Filistin sorunu Arap-İsrail zıtlaşması çerçevesinde yaklaşık 60 yıllık mücadele sonucunda artı ve eksileri ile birlikte emperyalizmin çözüm önerisini kabul etmiş görünüyor. Eğer süreç içerisinde,  “gerici” “feodal” HAMAS örgütlenmesi sürece çomak sokmaz ise, Filistin’e devlet kurdurulacak ve sorun çözülmüş olacaktır. Türkiye’nin öncülük ve arabuluculuk ettiği bu süreç sonunda da hem Arap alemi hem de İsrail huzura erecektir. Orta Doğunun istikrarsızlık kaynaklarından biri de kurutulmuş olacaktır.

   İkinci huzursuzluk kaynağını oluşturan Kürt meselesinin ise çözümü, emperyalizm açısından bu kadar kolay olamaz. Sadece Araplarla uğraşmak emperyalizmin 60 yılını aldığına göre, Arap-Fars ve Türklerle uğraşmak, Aristo mantığı gereği, emperyalizmin 180 yılını alır. Şaka ve gereksiz felsefi uzatmaları bir yana bırakacak olursak Kürt meselesinin emperyalizm açısından çözümü yoktur. Emperyalizmin Kürt Sorunundaki her çözüm önerisi kan ve gözyaşını arttırmaktan başka bir işe yaramaz. Çözüm emperyalizm dışı önermelerde aranmalıdır.

  Araya girmiş bunca KAN ve EZİYET’ten sonra çözüm bayağı zorlaşmıştır.

AMA;

 Diyalektik olarak o kadar da basitleşmiştir.

 Kürt sorunu kardeşlik temelinde çözülecekse eğer;

  Kürt kardeşlerimiz; “MANDA VE HİMAYE KABUL EDİLEMEZ”in çağdaş yorumunu yapacaklar, onlar açısından sorun bu kadar basit.

  Biz; egemenler (mi desek, Türkler mi desek) açısından ise sorun bu kadar basit değil. Önce bir genel değerlendirme yapmamız gerekecek. 1919 da başlayan Kurtuluş Savaşıyla silah gücüyle yurdumuzdan kovduğumuz emperyalizme, hangi süreç ve yönlendirmeler ile teslim edildiğimizin bir hesaplaşmasını yapmamız gerekecek. Bu hesaplaşma bizi kaçınılmazca, 1919’larda ki emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin “MANDA VE HİMAYE “  çözüm önerilerine karşı “SİLAHLI” Kuvay-ı Milliye direnişinin haklılığına götürecek. Bir kez daha o direnişin dinamiklerine bakmak zorunda kalacağız. Ve ana dinamiğin; “MANDA VE HİMAYE’Yİ KABUL ETMEYEN silahlı direniş ruhu olduğunu göreceğiz. O ruhun harekete geçirdiği Türk-Kürt kardeşliğinin direniş gücünün Emperyalizmi tuş edişini göreceğiz. Sonraki süreçlerde;(1970 -1980)  her kuşatma çalışmasına karşı silahlı direnişi yükselten direnişçi ruhumuzu ezmenin bizi hep emperyalizme yaklaştırdığını tespit edeceğiz ve tüm samimiyetimizle, silahlı direnişçilerin en masum hatta en haklı kesim olduğunu tarihsel olarak kabul edeceğiz.

KOLAY mı?  

ZOR.

Zor diye vaz mı geçeceğiz?.

ASLA!

BAŞARACAĞIZ, BAŞARMAK ZORUNDAYIZ.

Başarmak için unutmamamız gereken tek şey; Tarih boyunca Kan ve gözyaşıyla arınanların, kan ve gözyaşıyla beslenen asalakları devre dışı bıraktıklarında, kolayca kardeşlikler kurabildiklerini görmemize bağlı.

  Emperyalizmin bölgemize yönelik oyunlarını bozabilecek tek  güç; TÜRK ve KÜRT anti emperyalist güçlerinin ittifakıdır. 1919’larda M. Kemal Atatürk önderliğinde becerebildiğimiz ittifakı,  bir daha, tüm provakasyonlara rağmen becerebilir miyiz?

 Var mısınız?  

 Emperyalizmi bölgemizden sonsuza kadar kovmanın sihirli formülüne.    

 

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Sevgili Celal Özcan'ı kutlamak ve yazısını bir daha bir daha okumak... Fakat esas meselemiz bu pasif eylemi aktif hale getirmek. Yani...

Tamamen katıldığım fikirlerinin hayata geçirilebilmesi için Celal Özcan gibi, benim gibi, bizler gibi düşünenlerin 1919'daki, 1968'deki gibi yanyana gelmesinden geçiyor çözüm. Türkiye'de yıllardır pişirilip pişirilip masaya konan gerici-faşist yemeğin formülünün hiçbir zaman iktidarlaşamaması yazıda dile getirilenleri doğru kabul edeceklerin/edenlerin sayısının aslında çoğunluk olduğunu/olacağını gösteriyor bizlere. Çünkü biliyoruz ki; bizim mayamızda 'bireyleşerek birbirine yabancılaşan-rakipleşen-düşmanlaşan özel mülkiyet düzeninin insanı değil, birlikte-omuz omuza yaşam ülküsüyle hayatı göğüsleyen YİĞİT-EŞİT-DOĞRU insan' vardır. Ülkemizi, halkımızı sömüren şer güçler bizi bu gerçeğimizden ne kadar uzaklaştırmak isteseler de başaramıyorlar, başaramayacaklar. Çünkü Türkiye halkı binlerce yılın kaynaşmasının devamı ve iç ve dış gericiliğe karşı kazanılmış bir zaferin coğrafyasında oturuyor. Emperyalizm tüm gelişmiş imkanlarıyla ülkemizi/halkımızı perişan etmeye çalışsa da, bu toprakların tarihsel birikiminin düşmana geçit vermeyeceğini biliyoruz.

'Tarihin tekerrürü Doğu'da kader' cümlesi bizden taraf gerçekleşecek: Yeniden Kuvay-ı Milliye ! Yeniden Devrim !

Artık yanyana gelmeyi konuşalım, Türkiye Halkını o 'Tarihsel devrimciliği' etrafında tekrar yanayana getirmeyi. Bu yanyana geliş Kürt meselesini bitirecek yanyana geliştir. Bu yanyana gelişte ben Kürt'üm, Kürt de Türk !
Biliyoruz ki bizim meselemiz Türklüğümüz, Kürtlümüzde değil. Meselemiz bizi sömüren iç ve dış şer güçleriyle.

Ey başına kalpağı geçirip emperyalizme karşı CEPHE'de buluşmuş halkın evlatları !
Gün buluşma günüdür. Geç olmasın !
Gönderen Saygın Bedri Gider on Wednesday, 12 December 2007 at 4:45


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: GELECEK KUŞAKLARA IŞIK ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right