left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Dilek Özbek arrow Sarp Kuray'ın Gladyo'ya Karşı Bitmeyen Savaşı (I)
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Sarp Kuray'ın Gladyo'ya Karşı Bitmeyen Savaşı (I) Yazdır E-posta
Yazar Dilek Özbek   
Tuesday, 14 February 2006

Birinci Bölüm: Savaşın Başlangıç Konağı

Şu aralar Gladio’ nun, Kontrgerilla’ nın, Özel Harp Dairesinin üzerine her kesimden yazar-çizer ve aydınlarca yazılıyor, çiziliyor, her türden bol miktarda yorumlar yapılıyor. Bunun nedeni elbetteki 1946’dan beri ülkemiz de mevzilenmeye başlamış olan bu olgunun gitgide ‘’mızrağın çuvala sığmayışına benzer’’ bir hal alarak en kör gözlerden bile artık gizlenemeyişidir.


NEDİR bu gizlenemeyen GLOBAL olgunun GERÇEK AÇILIMI?

Bana göre kısaca silah ve savaş sektörüne dayalı emperyalist ülke-şirketlerin; ölüm ticaretinden nemalandıkları için, ‘’insan yaşamı’’nı ve insan yaşamıyla ilgili her güzelliği; bilimi, inancı, duyguyu, kültürü, sevgiyi, doğumu, ölümü, vb.; kısaca İNSANA dair ve İNSANCA ne varsa her şeyi METALAŞTIRAN, yüzölçümleri ve nüfusları itibariyle bazı ülkelerden büyük olan birkaç kartel ve tröstün İMPARATORLUĞU’ nun kendi ülke-şirketleri haricindeki her ülkeye içten içe ördüğü ÖLÜM AĞI’ nın ta kendisidir…

‘’Kontr-Gerilla iddiaları Kemal Yamak Paşa’ nın yazdığı kitap ve Ağca’ nın tahliyesiyle yeniden gündemde. Ecevit,1978’de Demirel’i rejimi yıkmayı göze almakla suçladı.

Kontrgerilla ilk kez 12 Mart döneminde ortaya atıldı. Tartışmaları alevlendiren Ecevit oldu. Ecevit ilk defa 1973’de Kontr-gerilla iddialarını dile getirdi. İddialarını Başbakan olduktan sonra da sürdürdü.

Demirel’e göre ide Ecevit’in karışık zihni, suçu devlete bulaştırıyordu. Asker kanadına göre ise Kontrgerilla diye bir örgüt yoktu. Özel Harp Dairesi, ülkenin işgali durumunda önceden bir hazırlıktı, iç olaylarda da kullanılmamıştı.”(Abdullah Muradoğlu, Yeni Şafak)

Demek ki 1946’da başlayıp, Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın 1970’de yazdığı ‘’Deccal Nasıl Kapımızı Çalıyor?’’ adlı yapıtında ‘’Türkiye’nin NATO içi, NATO Dışı Harcanışı’’ olarak tespit ettiği emperyalist iç kuşatma, ülkeye hükümet edenlerce 12 Mart’ın şafağındayken görülmeye başlanmıştı.

12 Mart karanlığı ve bu karanlığa sürükleniş sürecinin faturası, dönemin 68 Kuşağı gençliğine çok ağır bir bedelle fatura edilmişti. Oysa faturanın gerçek sahipleri; 27 Mayıs 1960 İhtilalinden beri T.C. Güvenlik kurumları (başta T.C. ORDUSU) içinde kurumlaşmış olan GLADIO unsurlarıydı.

9 Mart’ta devrimci bir ihtilal yaparak ülkede 1919’da başlayan Kurtuluş Savaşı’yla kapıdan kovulmuş olduğu halde bacadan girerek hükümran olmuş olan emperyalizmi kovacaklarına ve işbirlikçi yönetimini alaşağı edeceklerine inandırdıkları asker-sivil genç devrimcileri; doğal ve samimi olan tepki ve inançlarını kullanmak suretiyle kandıran ve sonra kendi kirli ve kanlı iktidarlarının MEŞRUİYETSİZLİĞİNİ, bu tertemiz, pırıl pırıl yurtsever gençlerin kanıyla, gençliğiyle yıkayarak aklayan da bu unsurlardı.

‘’9 Mart olayı ve 12 Mart Muhtırası, 1946’da başlayan ABD Emperyalizminin ülkemize egemen olma süreciyle birlikte ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmazsa açık ve net bir biçimde yerli yerine oturtulamaz.

Emperyalist bir savaşta, bu savaşı yöneten emperyalizm kendisi öyle istemedikçe, hiçbir geri ülkenin kendi gücü ve zekası ile ‘’ tarafsız’’ kalabildiği veya kalabileceği masalları ancak kahve sohbetlerinde ve uyuşmuş beyinlerde bir zemin bulabilir. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşında İsmet Paşanın kafasında dolaştırdığı söylenen ünlü tilkileriyle Hitler’i de, Churchill’i de kandırdığı için sağladığı hikayeleştirilen ‘’tarafsızlığımız’’ sonunda, Türkiye YÜZLERCE Amerikan üssü ile topun ağzına sürülen bir numaralı Emperyalizm fedaisi haline sokulmuştur. Hiç unutmamak gerekiyor ki Mustafa Kemal Paşa en keskin biçimde ‘’taraf’’ tuttuğu ve Emperyalizme açıkça karşı çıktığı için bu güne dek ayakta duran Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur.’’ (Sarp Kuray / 12 Martın Kirli ve Karanlık Yüzü /Devrimci Maskeli Halk Düşmanları Kimlerdir / Yeni Yol e-gazete)

Kısaca özetleyecek olursak; ülkemiz, kuruluşu itibariyle 1919’larda asker-sivil gençliğin, tarihte Batılılarca Jön-Türklük olarak ifadelendirilen, ilkel komüna kandaşlığına dayalı, ‘’ihtilalci’’ geleneği öncülüğünde, Birinci Evren Savaşı sonrasındaki emperyalist işgale karşı verilmiş bir HALKLARIN bağımsızlık ve özgürlük SAVAŞI neticesinde kurulmuş bir bağımsız, DEMOKRATİK CUMHURİYET’ tir.

Ancak, bu savaşla kapıdan nice şehitler ve fedakarlıklar pahasına vatan İNSANlarının canı ve kanı pahasına KAPIDAN kovulan emperyalizm, üretimce asalak burjuvazi ve prekapitalist tefeci-bezirgan sermaye işbirlikçiliğiyle, PARA kılığına bürünmüş olarak BACA’ dan içeri girecek; devrimin önderi ve demokratik cumhuriyetin kurucusunun yöneliminin hilafına bağımsızlık, özgürlük ve demokrasi adına yapılmak istenen devrimin sekteye uğrayıp yarım kalmasına, yapılan devrimlerin kuruluştaki kandaş ruhtan koparak özde bir dönüşümü gerçekleştirememesine neden olacaktı.

Kuruluştan bu yana; bu gerçekliği gören ve buna direnen kesim, kendileri de Kurtuluş Savaşına katılmış oldukları halde üzerlerine fazlasıyla baskıyla da gidilen eski kuşak sosyalistlerdi.

1946’da başlayan NATO içi-dışı emperyalist kuşatma, iktidarın hükümet düzeyinde de gerici kesimlerce ele geçirilmesi nedeniyle genç cumhuriyetin ‘’Jön-Türk’’ gelenekli ihtilalci asker-sivil aydın zümresinde kıpırdanmalara yol açtı. Böylece anti-emperyalist direnişe, kökenini kuruluştaki ve toplum tarihindeki orijinalitesindeki tarihsel devrimci kandaş ruhtan, alan ikinci bir kanal eklenmiş olacaktı. Özellikle kritik görülen askeri kesimdeki bu kıpırdanmalar, sağlı-sollu GLADİO unsurlarınca (Alpaslan Türkeş ve Orhan Kabibay) baştan girdilendi, baştan çengel yedi.

Emperyalizm, o zaman durduramayacağı 1960 İhtilaline, alabileceği kadar önlem alarak göz yummak zorunda kaldı. İhtilali önleyememiş, fakat gerçek ihtilalci unsurların kimini (Talat Aydemir-Fethi Gürcan) devre dışı bırakmayı, kimini kritik görevlerde koçbaşı yaparak (Yassıada Başsavcısı Altay Ömer Egesel) sonrasında en harcayabileceği noktalara sürmeyi başarmıştı. Kısaca; Anayasa, demokratik hak ve özgürlükler anlamında politik bir devrim niteliğine sahip olan 27 Mayıs İhtilali, daha başlarken kendi öz evlatlarını yemeye kurguluydu. Bu duruma karşı 1963’te yeniden isyan eden bu samimi unsurlar; Harbiyeden atılmak, emekli edilmek ve liderleri Talat Aydemir’ le Fethi Gürcan’ın İDAM edilmesi sonucuyla yüz yüze bırakıldılar. Bu samimi ihtilal liderleri; idamlarına dek tutsak edildikleri askeri cezaevinde sosyalizm fikriyle buluşacaklar; yiğitçe idam sehpalarını tekmelerken, kendilerinden sonraki kuşağın asker-sivil Jön-Türk’lerinin bu fikirle buluşmalarına yol açacaklardı.

‘’1960’lı yıllarda, ülkemizde devrimci mücadele içinde, direnişçi bir kanal açılmıştır. Daha doğru bir ifade ile, ülkemizde geleneksel olarak var olan tarihsel devrimci eylemcilik (devrimci gençlik mücadelesi boyutunda) geleneksel yapıdan kopuşarak sosyalist mücadele içine akmaya başlamıştır. (1978 yılında, hareketimizin çıkardığı ‘YOL’ İSİMLİ DERGİNİN 3. SAYISINDA BU TESPİT ‘Tarihsel Devrimciliğimizden Sosyal Devrimciliğimize’ başlığını taşıyan bir araştırma ile tüm devrimci ortama aktarılmıştır.)

Bu mücadele kanalı,devrimci ortama yepyeni bir ruh ve dinamizm getirmiştir……...…Devrimci gençlik gerek TİP, gerekse MDD’ci dönemlerinde, yani eski kuşakların yönlendiricilik işlevi gördüğü yapılanmalar içinde yer aldığı süreçte, yüklü bulunduğu toplumsal fonksiyonun doğal sonucu olan bir işlev görmüş ve 50 yıldır eylemsizlik ve pasifizm kabuğu altında sıkışmış sosyalist mücadeleye yol açıcılık yapmıştır. Neticede varlığı ve onun fonksiyonları geleneksel sol yapı ile çatışmış ve Dev-Genç içinden,önderliklerini bizzat devrimci gençlik öncülerinin yaptığı örgütler doğmuştur. Böylece gelinen aşamada, eski kuşaklar ve onların birikimleri ile ilişki kopmuştur.’’(Sarp Kuray / Partizan Yolu’nun Feshi ve Yeni Yönelişimiz /Sosyalist Gazetesi / 1988)

68 Kuşağı gençliği; işte tam da bu nedenle, kendisinden önceki kuşağın kendisine iyi bir önderlik, ağabeylik yapamayışı sonucu; tüm tecrübesizliğine rağmen neredeyse YALNIZ ve kendinden önceki kuşaktan yana fiili önderlik anlamında BAŞSIZ bırakılmış bir kuşaktır.

Bunun doğal bir sonucu olarak devrimcilik anlamındaki ilk deneyimini tek başına yaşayacak, kendi doğal önderlerini kendi içinden bu süreçte çıkartacaktı. 68 kuşağı, o yıllarda henüz 20’li yaşlarındaydı. Dev-Genç çatısı altında teşkilatlandığında kendi bünyesi içinde 3 doğal gençlik önderi barındırıyordu. İkisi de ÖĞRENCİ GENÇLİK lideri olan Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş, ASKERİ GENÇLİK lideri olan 1962 yılından (22 yaşından) beri devrimci mücadele içinde yer alıp, donanmada teğmenken devrimci kimliği nedeniyle 1969 yılında ordudan ihraç edilmiş olan Sarp Kuray’dır.

İhraç edilişine neden olan olaylardan birisi; kendisi teğmen olmasına rağmen bazı devrimci askeri öğrencilerin atılmasına karşı 68 subay bildirisiyle başlatılmasına önayak olduğu direniş ve bu direniş sonucu tasfiyeyi durdurmuş olması; sivil devrimci gençlerin birbiri ardına katledilmelerine (Vedat, Mehmet, Taylan, Battal) karşı 69 subay bildirisiyle ‘’Sahipsiz bildikleri devrimi köşe başlarında yok etmeye kalkanların karşısına yeni Mehmetler, yeni Taylanlar dikilecektir. Bunu bilsinler, bunu anlasınlar ezenlerin kuklaları, iplerini tutan elleri kıracak güçler de vardır Türkiye’de meydan boş değildir.’’ diyerek direniş örgütlenmesine de önayak oluşudur.

Sarp Kuray, bu fiilleri sonucunda (art niyetlilerce sanırım ki kendisinin başlıca GLADİO oluşu hasebiyle muradına ererek) seyir halindeki harp gemisinde tutuklanır ve ORDU’dan TART edilir.

Bunun üzerine kaleme aldıkları bildiri; ‘’Biz beş subaydık, bir gün halktan yana çıktık, ordudan çıkarıldık.Biz beş devrimci subaydık,Mustafa Kemal dedik,bağımsızlık dedik,emekli edildik bir sabah vakti.’’ Sözleriyle başlar, ‘’Biliyoruz ki bu bir üniforma değişimidir, bundan sonra üniformamız köylünün tarlada, işçinin fabrikada giydiği, kışlamız tüm Anadolu’dur.’’ sözleriyle biter.( 69 Aralık / Sarp Kuray, Doğan Ünsalan, Okan Esmen, Emin Karakuş, Ahmet Çoker)

Şöyle bir durup düşünecek olursak; Sarp Kuray’ı Sarp Kuray yapan bu tutum alış, gerçekten de ne kendisinden öncesinde, ne de sonrasında ALIŞILAGELDİK türden bir tutum alış değildir.

Sarp Kuray’ la ilintili olarak derin devlet, sol serçe parmağı, vb. türünden iddia sahiplerinin; özellikle de müebbet hapis cezası alışı sonrasında bu tür iddialarla ortalığı bulandırmaya çalışan dinci kesimden Abdurrahman Dilipak ve sosyalist Kürt federasyoncusu kesimden Kemal Burkay’ın her nasılsa aynı noktada buluşarak Sarp Kuray’ı ASKERİ KÖKENLİ bir devrimci olup da, iddialarının tam tersine bulunduğu her zaman ve zeminde GLADİO’ ya karşı en ön safta, her babayiğidin harcı da olmayan bir yüreklilikte mücadele vermiş olmasına rağmen gizli-açık ifadelerle ülkemizdeki GLADİO ÇETECİLİĞİNİN neredeyse en birinci adamı, ya da Abdullah Öcalan’ la birlikte ikinci adamı olduğunu öne sürmelerinin ne büyük bir çarpıtma olduğu hemen anlaşılabilecektir.

Bir İNSAN düşününüz ki; sanki bir SUÇ teşkil ediyormuş gibi kendisine karşı sıkça kullanıldığı üzere, babası Vali, dayısı başsavcı olsun; sonra da ordudaki rütbe kademelerini GLADİO GLADİO tırmanmak ve CUNTALAR indirip CUNTALAR bindirmek yerine yaşamı boyunca yapa geldiği üzere HALKLARDAN yana düşünce ve davranışları nedeniyle kendini ORDU’ dan attırtsın, sonra üniversite öğrenimi de yarım kalıp bir diploması bile olmasın.

İki olasılık var; Sarp Kuray ya çok zeka fukarası biri –ki kendisiyle 2 dakika konuşma şansı olan biri bile zeka ve bilgi düzeyi olağanüstü yüksek biriyle karşı karşıya olduğunu anlayabilir- ya da çok romantik biri ve bu nedenle kendisinin ailesinden gelen tüm şanslarına rağmen kendine gümüş tepsi içinde sunulacak her olanağı, çok sevdiği askerlik mesleğini; inandığı düşünceler ve çok sevdiği ülkesi, ülkesinin ezilen yığınları uğruna gözünü kırpmadan tepebiliyor.

Uyanıklık mı, yoksa saflık mı? Hesapçılık mı, yoksa romantiklik mi?Kararı okuyucu versin.

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Sarp Kuray'ın Gladyo'ya Karşı Bitme... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right