left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Ahmet Erdoğan arrow ÇARPITMA
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
ÇARPITMA Yazdır E-posta
Yazar Ahmet ERDOĞAN-www.halkcephesi.net   
Monday, 26 November 2007
Sayın küçükaydının kalıplaşmış PKK yı ”kürt halkının özgürlük ve demokrasi hareketi ”olarak satma demogojilerine devam ettiği yazılarından birisi olan bu yazısında, sadece yazısının başlığında ve yazı içerisinde kullandığı “Askeri Bürokratik Oligarşi”  kavramı üzerine kısa bir yorum yapmakla yetineceğim.


Avrupa komunistleri!! yıllardır Marksist “Devlet” kavramına yeniden “”bakmayı””, ve kavrama “”yeniden anlam getirme””nin gerekliliğinden bahsedip , bu kavramın içeriğini boşaltıp , sistem içinde kazandıkları, ya da kazanmaya çalıştıkları yeri , ve sömürüden aldıkları payları garantileyecek, burjuva içeriğe büründürme yolunda yüzlerce kitap, binlerce makale yazmışlardır.


(tesadüfen gene etnik-bir-marksist!!!den gelen eleştiriye!! cevaben) “Ne ye ve kim e karşı mücadele?” yazısında  “devlet” kavramının önemini vurgulamış, ve bu tür saptımaların burjuva oyunu olduğuna deyinerek yazıyı “"Ne" ye ve "kim" e karşı mücadele verdiğini bilmek, nasıl ve ne şekilde örgütlenip mücadele verilmesi gerektiği sorusunun temel öğelerini içinde taşıyan yanıtlarıdır.. Yoksa soyut bir "hayalete" karşı savaşırsın ve sonunda kaçınılmaz olarak yenilirsin.”” diye noktalamıştım.. Sorunun özü de burda , mücadelenin hedefini şaşırtma ve emperyalizmi aklama, hakim sınıflara hizmet etme…


Sayın küçük aydın da  “Mali oligarşinin/komprador burjuvazinin/ya da halk dilinde işbirlikci burjuvazinin”  kurumları olan  bürokrasi ve askeriye yi ,  sanki Türkiyede mali oligarşi yıkılmış gibi,  “Bürokratik-askeri oligarşi” diye tanımlamakla , onları  “hakim sınıflar “ ve “DEVLET” olarak ilan etmekte, ve bu şekilde kime hizmet ettiğini de belirtmekte.


Marksist  teoride Bürokrasi kendi başına bir “değer” yaratmaz,  ancak  yaratılan “ değer” in  “üretim”  sürecindeki ve devamındaki koordinasyonunu,  dağıtımını ve tüketimini kontrol eder. Yani üretim ilişkilerinde “yasaların” hazırlanması ve hayata geçirilmesi ile sorumludurlar.  Bürokraside “gelir” vergiler, aidatlar, maaşlar, rüşvetler vb şekilde elde edilir


Bürokrasinin sosyal bir yapı olarak gerçekten bir “hakim sınıf” olabilmesi  içinde bulunduğu özelde ki “üretim biçimine” ve “üretim ilişkilerine” bağımlıdır. Gelinen yerde, Kapitalist ülkelerde, özellikle  çarpık kapitalizmin gelişmiş olduğu bağımlı, yarı-bağimlı ülkelerde “bürokrasi”  kendi başına “bağımsız” bir  ekonomiye sahip olamaz. Yani üretim araçlarına sahip olmaktan, üretim biçimi ve üretim ilişkilerini belirlemede,  belirleyici rolu oynayamaz. Bu nedenle bürokrasinin “gücü”, sermayenin, yani  üretim araçları sahiplerinin “müsaadesi” ve “çıkarları” ile sınırlıdır.


Geçmişte kapitalizmin gelişme döneminde bürokrasinin “devlet” olarak “üretim araçlarına”  bir ölçüde sahip olmuş olması, üretim biçimi ve ilişkilerini belirleyici rol oynamış olması ve bu nedenle “hakim sınıf” ve “ elit güç” işlevini yürütmüş, ve kimi yerde hala belirli ölçülerde yürütüyor olması , gelinen yerdeki bu gerçeği gölgeleyemez.


Askerin ülkedeki hemen hemen bütün orta sınıfı oluşturduğu, kapitalist üretim ilişkilerinin çarpık bile olsa “belirleyici” ölçüde bile gelişmediği Afganistan, Pakistan, Bengaldeş vb feodal ülkelerde “bürokratik-askeri oligarşi” den bahsedebiliriz. Ancak Türkiye gibi kapitalist üretim ilişkilerinin çarpıkta olsa büyük ölçüde gelişmiş olduğu , KISACA VE ÖZCE emperyalistlere göbekten bağlı komprador burjuvazinin oluştuğu ülkelerde “Bürokratik-askeri oligarşiden” bahsetmek hem emperyalizmi hemde onların uzantıları Mali oligarşiyi /ya da halk dilinde  işbirlikci burjuvaziyi / AKLAMAK DEMEKTİR.     


Bu mantık, AKP vb partileri, yani hükümeti , ordunun üst kademesiyle birlikte HAKİM SINIFLAR  olarak LANSE ederek , Emperyalizmin ve onların uzantılarının aklanması ve  uşaklığı teorisinin mantığıdır.


Böylesine anti-marksist  bir teorinin kaynağı ve bağlantılı konusu PKK olması gerçeği , “Emperyalizm, hakim sınıflar ve PKK üçgeni  “ yazısının doğruluğunu onaylayıcı niteliğini taşımaktadır. Hükümeti ve Orduyu “hakim sınıflar”, “yönetici elit”  gibi göstererek , Türkiyedeki üretim araçlarına sahip olan, üretim biçimini ve  ilişkilerini belirleyen emperyalistler ve onların uzantıları Mali oligarşiyi,  temize çıkarmaya çalışılmaktadır. Yani “kemiği yalayanlar”,  “kemiği sağlayanların”” kimliklerini saklamaya çalışmaktalar.


“Mali oligarşinin”  kurumları olan (Marksist terim olarak bürokratik-military-cihaz) bürokrasi ve orduyu ,  sanki Türkiyede mali oligarşi yıkılmış gibi,  “Bürokratik-askeri oligarşi” diye tanımlamak , onları  “hakim sınıflar “ ve “DEVLET” olarak ilan etmektir. Yani belirleyici olan mali Oligarşi/sermaye değil de asker ve bürokrat....Bu saptırmanın gerek teorik ve gerekse pratik olarak emperyalistlere ve hakim sınıflara hizmet ettiğini yıllardır yaşayarak görmekteyiz , ve bu tür teorileri getirenlerin de kimlere hizmet ettiğini gene yaşayarak görüyoruz.


 Erdoğan Ahmet

Kasım 24, 2007

ilgili yazilar

Hayaller ve Gerçekler , Demir küçük aydının Liberallerin Intihar Politikasi ve PKK yazısı üzerine
Ne ye ve kim e karşı mücadele?
Emperyalizm, Hakim Sınıflar ve PKK

 

 
Sonraki >

Yorumlar
Demir Küçükaydın ve onun döneminden gelen Türkiye sosyalist hareketin ideologların kafa karışılıkları onulmaz hastalık haline gelmiştir.Küçük burjuva hastalığı olan duygu ve kuruntular diyalektik düşünüş metodun önündedir.
1970 de DEV-GENÇ te seminer veren Dr.Hikmet Kıvılcımlı o zamanın gençlerine adeta yalvarırcasına benim dediklerimi unutabilirsiniz ama olaylarda diyalektik düşünüş metodunu asla unutmayın.Bilimsel olmanın biricik yolu şüphe ve sorgulamadır.Şüphe ve sorgulamanın olmadığı yorumlar kitapçıl(skolastik)iman etmeye varır.Dr.Hikmet Kıvılcımlı'nın düşünce coçuklarım dediği o zamanın gençleri,Kıvılcımlı'nın dediklerini tekrarlamayı olaylar karşısında bir faydaymış gibi algıladılar.Halbuki bilginin bilinç hale gelmesi olaylarda tartışarak olur.Kendisini ençok tartışılmasını isteyen Dr.Hikmet Kıvılcımlı'ydı.Ne karşıtları ne de ardılları tartışıp,sorgulayabildiler.
Dr.Hikmet Kıvılcımlı'nın en çok göze batırdığı finans-kapital olgusunu hala yeterince anlaşılamadığı yapılan yorumlarla her toplumsal olayda onaylanıyor.Finans-kapital;işçi sınıfının mücadelesinin olumsuzluklarında,kendi tutarsızlıklarımızın ve sorumsuzluklarının günah keçisi haline getirip,onların örgütlülüğüne deneyimlerin çokluğuna kendimizin toyluğuyla açıklamak gafletini yapanları sıkça görmüşüzdür.
Yaşanılan 12 eylül yenilgisini bugün bile kavrayamadıklarını finas-kapital gerçeğini es geçmelerinde anlayabilirsiniz.
Yazınızda belirttiğiniz gibi finans-kapitali yok sayarak yapılan yorumun insanlarımızı hedef şaşırtması yapmaktır.Bunun bir zamanlar Doğu Perinçekin yaptığı gibi anti sovyetik propandasından hiçbir farkı yoktur.Bu anlayış finans-kapitalin güçüne güç katmaktan başka sonuç vermeyeceği,geçmişte yaşanılanlarla ispatlanmıştır.Tekrarlanmasında kimin çıkarı olabilir?
Gönderen cengiz on Tuesday, 27 November 2007 at 4:07


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: ÇARPITMA ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right