|
Günlerdir şaşkınlık içindeyim. Gerçi henüz tanışmadık sevgili Zeynep ve Sema’yla; ama geçmişim itibariyle ben de bir Sarp kızıyım. Sanırım o nedenle onların çok güzel ifade ettiği sarsılmayı da kendileriyle tanışmasam da çok iyi anlayabiliyor, dahası içimde hissedebiliyorum.Yıllarca “abi” dediğim; kendi kuşağımdan diğerlerinin Mahir’i; Deniz’i yerine başucumdan resmini eksik etmediğim cezaevindeki ranzalarım mı tanık olur buna;onu bilemem. Ama içim acıyor şu an ve ukalalık yapmayayım; açikça ne yapacağımı da ne diyeceğimi de bilemiyorum. Günlerdir sakinlesmeye ve sakin sakin birşeyler demeye, yazmaya çalışıyorum. Bizler biraz böyleyiz, bu yanlarımızı hep infibasyon altına almaya çalışsak da...Bir türlü hesap-kitap adamı-kadını olamıyoruz. İlla ki birini çok sevecek, çok inanacak, çok kırılacağız...Bir şeyi de “norm içi” ; yani “akıllı uslu yaşasak ve hissetsek ya!!...Olmaz...Bu bize uymuyor. Normal değiliz ki kendimiz...Ne zaman “normal olduk ki? Biz zaten bir tür DELİyiz ”Hani derler ya “usludan yeğdir delimiz”...İşte size günlerdir yazmayı becerebildiğim en sakin sey...Sakın kınamayın; uslup tutturana kadar hayli zorlandım zira...Öyle ya; devrimci bu gülmez, ağlamaz, sarsılmaz...Taş mübarek...Onun için; en sakin olmaya çalıstıgım ve iki de bir sakin olamadığı için günlerdir bir sürü kendi derdimin ortasında yontup biçip düzeltmeye çalıstığım; bunu da ne kadar beçerebilip beçeremediğimden emin olamadığım yazımı kurcalamayın fazla; bazı şeyler abuk subuk görünse de; düzeltemiyorum daha fazla...Ruh halim musait değil sanırım. “Yıllar evvel seyrettiğim ve çok etkilendiğim bir filmi hatırladım. Sayın Sarp Kuray’a verilen “tuhaf” müebbet hapis cezasıyla...Sanırım zamanında ortamı hayli etkilemiş, yanliş hatırlamıyorsam ödül de almış; bence de 4/4 lük bir filmdi. Bizden sonraki kuşaklar da TV’den izlemiş olmalı...Bir kaç ay önce TV’de yeniden izlediğimi hatırlıyorum ve izlerken yeniden ilk izlediğim kadar güçlü; hatta ondan da bilinçli bir biçimde etkilenip, sarsıldığımı... Aslında hiç alakası yokmuş gibi görünse de özünde Amerikancı yönetim sisteminin çok hoş, sanatsal bir eleştirisi bence bu film...Bir Amerikan filmi; ama insan-sistem çelişkisini öylesine hoş bir biçimde işliyor ki; yeniden hayran kaldım bu filme ben... Özetleyecek olursam; film bir TIMARHANE’de geçiyor. Timarhaneye hapishaneden bir adam-Murphy (Jack Nicholson) getiriliyor. Adam çeşitli suçlar işlemiş; ama aslında bu suçları, tek taraflı değil ve bir açıdan bakılırsa adam haklı...Orada bir süre gözetim altında tutulacak ve “deli” raporu alırsa salıverilecek...Adam başta çok emin bu raporu alabileceğinden; ya da alamasa da tımarhaneden kaçabileceğinden...Cünkü aslında akli dengesi tamamen yerinde ve sistemi eleştirse de ve bu eleştiri yeterince entellektüel olmasa ve “insani” olsa da; henüz ne denli acımasız olabileceğinin sanırım yeterince farkında değil; ya da farkında da kendine güveni sonsuz... Bir de çok iri-yarı; güçlü-kuvvetli Kızılderili var. Ama duymuyor ve konusmuyor. Zamanla Murphy sisteme boyun eğmiş diğer delilere “umut ışığı” olmayı başarıyor ve sistemle çeliskisine, onları da katıyor. “Duymayan” Kızılderili bile onu duyuyor ve o söz konusu olunca harekete geçiyor. Bir gün konuşmayan-duymayan Kızılderili konuşuyor; neden konuşup-duymamayı tercih ettiğini anlatıyor, Murphy’ye. Diyor ki;”Babam tıpkı senin gibiydi. Güçlüydü, her düşüncesini ifade edecek kadar ve kendi doğrularına göre hareket edecek kadar...Sana güveniyorum; çünkü babama benziyorsun. Sen de çok güçlüsün onun gibi...Ama onu bu nedenle gozumun onunde öldürdüler...Ve ben o günden beri duymuyor ve konuşmuyorum. Cünkü ölmek istemiyorum ve hedef küçültmeye çalışıyorum.Sen ise çok farklısın; babam gibi çok güçlüsün...” V e sonunda sistem;Murphy’yi de öldürüyor; ardından ise Kızılderili; çemberi yarıp kaçıyor onun yapmak isteyip de yapamadığı, yapmaya gücünün yetmediği biçimde... Ben bu filmi izlerken;kendi bakiş ve algılayiş acçımdan; Tımarhane’yi 12 Mart ve devamla 12 Eylül’le küçük Amerika’laştırılmış Türkiye; Kızılderili’yi Türkiye halklarının susturulagelinmiş sınıfsız ve konuşmaya başladı mı tek güç olabilecek RUH’u; Murphy’yi de sisteme eleştiri açan; susmayan ve susturulamayan her tür ÖNCÜ karakter yerine koyarak izledim.Ve cok sarsıldım, çok ağladım film bittiğinde... Sistemlerin eleştirilmesi için illa Murphy’lerin harcanması mı gerekiyor? 12 Eylül’le birlikte ikinci kez bu tür şaşkın bir “hukuksuzluk”a tabi tutulusu Sarp Kuray”ın...12 Eylül başında da “Vur “ emriyle aranıyordu. Kendisini o zaman “mülteci” olmaya mahkum eden gerçeklik de buydu...12 Eylül 80’den 25 yıl (çeğrek asır) sonra; bugün çok şükür ki;“vur” emriyle aranmıyor. Niye? Demokrasi falan mı geldi? Yoksa 60’ına geldiği “inandırıcı” mı değil artık “vur” emri??? Yoksa FAŞİZM; 25 yılda azıcık kibarlaştı ve incelik gösterip bu kez “vur!” emri yerine “müebbet hapis cezasi” mi veriyor?Sevinmeli mi ki bu durumda üzülecek yerde; yoksa inadına gülmeli mi “hukuk”un ağlanacak haline? Anımsadım ya birden; sahi o zaman Sarp Kuray, niye “vur” emriyle aranmıştı ki? Göz gezdiriyorum geçmişe... Sayin Sarp Kuray;1975 yılında 12 Mart cezaevinden cikti...78’e kadar ise kendi yaşamını tanzim etmek zorundaydi doğal olarak...78’de bir Partizan Yolu girişimi var ama 78-80 arası aslında tam da oturmamış ,pek de kayda değer sayılamayacak; diğerlerine oranla hayli de cılız; pek kayda değer bir fiile de imza atmış, olmayan; neredeyse teşekkül halinde bir yapılanma... Çok daha ciddi ve kitlesel yapılanmaların “lider”leri “vur” emriyle aranmazken ilginç değil mi böylesine diş kavuğuna sığmaz bir yapılanma liderinin “vur” emriyle aranması? Genç kuşaklar belki ne demek istediğimi tam yerli yerine oturtamayacaktır: ancak bizim kuşaklar-68 ve 78 kuşakları-sanırım anlayacaktır bu isteki tuhafliği...Bunda bir tuhaflık yok mu? Sen-ben bizim oğlan; küçücük ve kayda değer de bir fiili olduğu söylenemeyecek bir örgütün lideri; “vur” emriyle aranıyor; Türkiye çapındakiler böyle aranmıyor. Tabii o zaman da bu durumda “mülteci olmak” idi tek secenek,belki o zaman da amaclanan gerçekte buydu...Bir insanin “ölmeme hakkı”ni kullanması yargılanabilir mi; “vur” emrini verenler yargılanmadan? Daha doğal bir “seçim” olabilir mi? Neye göre öyleyse “mültecilik” suçlamaları falan? Hangi “ucuz kahramanlık” senaryolarının, hangi “ucuz kahramanlık” edebiyatı? Şimdiki karar da aynı türde bir şov...Ne yaptı ki bizim iflah olmaz “guguk kuşu” bu süreçte gene? Hukuk kuralları bu denli zorlamaya uğratılıp olmayacak bir davadan “müebbet hapis” aldığına göre “kimin”, “hangi meyveyi veren” ağacını taşladı gene? Yoksa Kızılderilinin söylediği gibi “güclü karakter”i gereği yalnızca kendi doğrularını yüksek sesle söyleme ve sistemi eleştirme cesareti mi gösterdi? Üstelik bu eleştirileri en az “guguk kuşu”nun “tımarhane yönetimi”nin “insan tüketen ve yokeden sistemine” yoönelttiği eleştiriler kadar doğru ve yerli-yerinde miydi?Yoksa 12 Mart’ta görmemesi gereken şeyleri görüp bunlari söyleyecek cesarette oluşu mu yaşamını zora koşan? Yoksa da 12 Mart’tan beridir ayni “tımarhane”nin aynı “yoneticileri” mi boyuna abuk-subuk kararlarla “guguk kuşları”nı öldürüp Kızılderilileri susturan? Guguk kuşlarınıysa susturamıyorlar asla...O öyle kolay değil; dahası eşyanın tabiatına aykırı..İlla ki avazı cıkığı kadar bağıracak vakti saati geldiğinde...Nereden mi biliyorum? Kendimden...Bu sistem hiçbir kademesinde, hiçbir tür guguk kuşunu taşıyamayan bir sistem ve ben de öğrencilik yıllarımdan beri aynı karakterin aynı kaçınılmaz saldırğanlığını çekmeyi başarıp ve bunun bitmez-tükenmez bedellerini ödeyip durmakta olan biriyim yalnızca...Tıpkı Murat Pabuc gibi...Büyük-küçük; hangi alanda olursa olsun giderek coğalan ve yoğunlaşan bir “kendine benzetme-benzemeyeni susturma” fiili bu...Kim yakalayıp ustalıkla senaryolaştırmışsa-şu an ismini hatırlayamıyorum- ustalıkla; gerçekten elini öpmek lazım. Sanki bana “Vur” emrinden başlayıp “müebbet hapis”ten çıkan ve tüm 12 Eylül Hukuğu’nu Olabildiğince tüm “hukuk dışı”lıgıyla ele alan top yekün bir “12 Eylül” yargılamasına yönelmek gerekirmiş gibi geliyor. İlk aklıma gelen bunu ciddi bir “hukuğun düzeltilmesi” kavgasına dönüştürmek oldu nedense...Kendi yasalarını bile ciğneyip duranlara bir ders vermeye dönüştürülebilir mi; ne dersiniz? Belki elbirliğiyle başarılabilinir bu...Sanırım Sarp Kuray da bunu yapmayı tercih ediyor. Öyleyse yapılacaktır ve bu “hukuk kavgası”nda ben de elimden geldiğince, gücüm yettiğince haklı olanın yanında belirlerim tavrımı... Bu kavga;12 Eylül ve 12 Mart’ın belki de hayli geçikmiş bir kavgası olacaktır emin olunuz ki; aslında mahkeme, aldıgı bu kararla çok ciddi bir yanlışı; kendisi ve vitrinini süslediği “sistem” adına yapmıştır. Bu sistem; Sarp Kuray’ı ve onun gibileri; GUGUK KUŞLARI’nı taşıyamayacak denli korkak ve cılız bir sistemdir ve bu tür yönelimleriyle ancak kendi kuyusunu kazmaktadır; sonrasında içine gömülmek üzre... Genetik bir şey Guguk Kuşluğu; yaşamlarını her zaman zora soksa da bazı insanların bünyesinden sökülüp atılamıyor bir türlü...Ve sistem abuk-subuklaştıkça da yaşamın her alanındaki guguk kuşları artıyor...Tek yapılması gereken onlara ulaşabilmek; tek tek kalmalarının ve böylece koyun gibi kendi bacaklarından asılmalarının önüne geçebilmek... Bitirmeden birkac satirla da 16 Haziran Hareketi’ni kuran arkadaslara seslenmek istiyorum. Cunku bazi aklimin almadigi seyler var. Birileri birlikte bir yola koyulabilir;sonra bir zaman gelir ki birlikte yuruyemez olabilirler.Evliliklerde bile oluyor;neden siyasi olusumlarda olmasin ki? Anlayamadigim seylerden birisi sudur:Ben birine elestiri acip yolumu ayiriyorsam;acikca soru ve elestirilerimi ifade eder,buna ragmen bir ortak yol bulamiyorsam acikca ayrilir ve baska bir olusum ureteceksem uretirim.Buraya kadarini son derece NORMAL buluyorum kendi normlarim icinde...Ama hem bir insana “hain” diyecek kadar parantez acip,hem de ayni kisiyi “misyon” olarak bir yere koymayi ve “adini”,”kendini” kullanmayi benim aklim hicbir zaman almadi,almiyor,almayacak.Gerci bize “saci uzun,akli kisa” falan diyorlar;ondan mi acaba?”Akli uzun” olunca isler boyle mi yuruyor?Belki “erkek” arkadaslari ben bu yuzden bir turlu anlayamiyorumdur ve hicbiriyle tam olarak ortak bir zeminde belki de bu nedenle bir turlu bulusamiyorumdur.Belki yasamim boyunca gercekte hep “yalniz” olmamin bir nedeni de budur. Bir diger anlamadigim da sudur;16 Haziran’i ben kurmus,yonetmis ve o fiilleri ben islemis olsam;asla kendi dogrularimin “hain” olarak gordugum birine “yazilmasi”na seyirci kalmaz ve buna en onden ben karsi cikardim.O mahkemeye bir avukat yollayarak “mudahil” olur ve yurtdisinda da olsam yazili bir aciklamayla “bu fiilleri ben yaptim-biz yaptik-,bu kisiyle birlikte anilmasini men ederim” derdim.Ve devamla da derdim ki;”bunlari bizler halkimiz icin su su nedenle,sunu,sunu gogusleyerek yaptik;yaptigimiz dogrudur ve ama bu hain’le ilintilendirilmesi bizzat bizlere hakarettir ve bizim Turkiye halki icin verdigimiz emege de hakarettir” Insanin bir parca “kendine” ve “kendi yaptigi seye” saygisi olur.Ve sirf bu saygi geregi;kendi yaptiginin kendince “hain” ilan ettigine yazilmasina “kendisi” karsi cikar baskalarindan evvel...Bunu yapmanizin ne olanaksiz,ne de namumkun olmadigi da ortadadir.Kitap yazip bastirip bazi arkadaslari “hain” ilan etmeye yetebildigine gore,sanirim buna da yetebilir. Sayin “akli uzun” arkadaslar;sayet tarihin sizleri;baskasini birakin kendi degerlerine bile ihanet eden birer “hain” ilan etmesini istemiyorsaniz;lutfen kendi yaptiklariniza sahip cikma yurekliligini gosteriniz.Belki o zaman sizleri;”hata yapmis”,ama “hatasinda samimi” olarak gorebilirim.Cunku “hata”,insana ozgudur;insana yarasan da bir seydir;belki bu nedenle “mukemmelliyetci” hicbir soylem de beni cezbetmeyip tam tersine itiyor.Herkes kendine bakmadan digerini agir bir bicimde yargilayip durabiliyor;bu bana olaganustu “saklabanca” geliyor;uzerimde zerrece “olumlu” etki uyandirmadigi gibi tam tersine beni olaganustu derecelerde itiyor.50 yasindayim;hickimseyi olmadigi “mukemmel”likte bir yere koymam,bu yastan sonra kimseyi “ahir zaman peygamberi” ilan edecek de degilim,oyle gorecek de,bu tur iddialarda bulunacak da degilim.Bunu da hem kendime,hem de tabulastirilan kisiye ihanet olarak gorurum. Sizlerin benim gibi bakmadiginizi biliyorum.Her biriniz kendi bakis aciniza gore “en kahraman”,”en zeki”,”en dogru”,”en sen neymissin abi”lersiniz.Belki bu “iddiaci” ve “kisilik dayatmaci” tarzinizin da nedeni “akli uzun” olusunuzdan oturudur;bunu da bilemem.Bildigim bir sey var;birincisi,her ne kadar “akli kisa” turunden de olsam ben herseyden once bir INSAN’im.INSAN olmayi da,ne pahasina olursa olsun INSAN kalmayi da;KAHRAMAN olmaktan daha ustun bir DEGER olarak gorurum ve asla KAHRAMAN olmak icin kendi INSANLIGINI DA,baskalarinin INSANLIGINI da YEME fiiline katilmadim, katilmam.Sizler ise sanirim ve korkarim ki;KAHRAMAN olmayi,INSAN olmaktan ustun buldunuz,buluyorsunuz ve belki bu;kisiliklerin de otesinde cinsiyet farkindan ileri gelen,kolay kolay asilamayacak bir farklilik...Ustelik karsi cinsi tanimak,onunla esit bir bicimde tartismak yerine;ona emir vermek ve uymasini beklemek gibi beyninizin en ince kivrimina bile sinmis bir cins ayrimciliginiz var.Sizin sucunuz degil,bu nedenle sizi yargilayamiyor;tersine anlayabiliyorum;sizler beni anlayamasaniz da...Dogal imal edilisiniz geregi her biriniz digerinizden daha uzaga “isemek” istiyorsunuz ve hep bu iddia icindesiniz;ne diyeyim,belki de sizi motive eden de basarili,ya da basarisiz kilan da hep bu ozelliginizdir. Sizlerden “farkli” olarak;benim odagimda “kahraman” olmak yok...Yalnizca “insan” olmak var...Sizlerin tersine olarak;kurallarini cins olarak hep sizin koydugunuz “politika”;benim umrumda bile degil...Nasil olsa;bu manzaralarla birbirinden pek de farki olacak da degil...Ustelik;”hirs”lariniz nedeniyle en fazla “yabancilasma” yasayacaginiz bir kulvar oldugu icin;asla icine bulasmak istemedigim bir alan;cunku simdiye dek henuz hicbirinizde bunu asabilecek en ufak bir davranis yonelimi dahi goremedim ben... Tek bildigi politika bicimi “insanlari kullanmak” olan bu Sark manzarali politikalarin tumuyle disindayim;manzara degismedigi muddetce de disinda kalmakta kararliyim.Onun icin lutfen kimse kaygilanmasin;kimsenin RAKIBI degilim;olmaya da hic niyetli degilim.Lutfen hic kimse bana “politika” dayatmasin. Ama;ayni zamanda;bu sistemi elestirmekte ve sistemin INSANi yemesine karsi durmakta da kararliyim.Beni tanirsiniz;hem iyi tanirsiniz...Cunku sizlerin ve sizler gibilerin INSAN YEMEsine de karsi oldum hep;bulundugum her yerde...Son nefesime karsi bununla savasacagimdan ote... Beni;herseyden evvel;hicbirsey olmak ya da olmamak ilgilendirmiyor;ama INSAN olmak,INSAN kalmak cokca ilgilendiriyor.Savasim;sadece bununladir;bununla savasan heryerde ve herkesle VAR’im...Ama INSAN YIYEN hicbir mekanizma ve sahsiyet icin YOK’um;hep YOK oldum;zaten siz de bu nedenle ben cezaevindeyken “bizim cezaevinde hic kiz arkadasimiz yok mu? diye soranlara “YOK!” dediniz...Nereden mi biliyorum?Sonra bu soruyu size soranlar beni kendileri buldular ve bunlari da bana kendileri anlattilar... Cok kucumsediniz sanirim beni...Yedirtmeyecegim size Sarp Kuray’i da...Tipki Mustafa Inc’i oldugu gibi...Yol yakinken kimlerin kucagina oturup da bulandiginizi bilmedigim bu cirkeften kendinizi kurtarin;size yapabilecegim son dostluk,bu uyaridir... Her kuşun eti yenmez cünkü...Hele GUGUK KUŞLARInın eti asla yenmez! Ve GUGUK KUSLARI;asla susturulamaz!!! Korkmuyoruz sizden de,sizin gibilerden de, kuçağına otuduklarınız her kimlerse onlardan da! Birgün biz kazanacağız; belki de o gün bugündür; belki de o gün hergündür. |