left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Dilek Özbek arrow Annem ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Annem ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı Yazdır E-posta
Yazar Dilek Özbek   
Sunday, 23 April 2006

Anneler, gerçekten de dünyanın en kutsal varlıklarıdır. Bir ‘’insan’’ı, daha doğmadan önce taşımaya, kendilerindeki her türlü cevherle onu beslemeye başlarlar. Kadri kıymeti bilinse de, bilinmese de, gönüllülükle, karşılık beklemeksizin sürdürdükleri, emekliliği dahi olmayan bu meslekleriyle, toplumun; ‘’atomları’’ diyebileceğimiz en temel yapı taşı olan ‘’birey’’i de, ondan sonraki, ‘’molekülleri’’ diyebileceğimiz ‘’aileyi’’ de ‘’insan’’ boyutunda omuzlarında taşıyanlar; onlardır. Bir birey, temel yapısını, 4 yaşına kadar ve daha ziyade annesine bağımlı olduğu çocukluk sürecinde alır. Ondan sonraki her türden eğitim süreçlerinde aldıkları, ya da alamadıkları; bireyin genetik yapısının yanı sıra, hep bu oluşum sürecinin etki ve izlerini taşır. Demek ki ‘’ailenin’’ ve ağırlıkla ‘’annenin’’ toplumun oluşumunda, hiç de azımsanmayacak bir etkisi olmalıdır.

Bazı anneler; bu asla emekliliği olmayan kutsal ‘’insan üretimi’’ görevlerinin yanı sıra, başka görevlere de, başka mesleklere de sahiptirler. Örneğin, benim annem gibi… 1933 doğumlu rahmetli annem , anne oluşunun yanısıra bir başka ‘’insan üretme’’ mesleğine daha sahipti. Kendisi bir öğretmendi. Ve kendisini, ilk kuşak öğretmenlerden; hele ilk kuşak kadın öğretmenlerden olduğu için, ‘’Cumhuriyet öğretmeni’’, ‘’M. Kemal Atatürk öğretmeni’’ sıfatlarıyla tanımlardı.

Annemin doğum günü ‘’23 Nisan’’ dı ve annem yaşadığı müddetçe böylesine önemli bir günde doğmuş olduğu için kendisini yaradan tarafından ödüllendirilmiş saydı.

Sevgili annemi, ne yazık ki; geçtiğimiz yıl, doğum gününden 2 gün evvel kaybettim. O günlerde annemin doğum günü için kurmakta olduğu en büyük hayal; birlikte yaşadığımız küçücük sahil beldesindeki tek M. Kemal heykeline, sabah erkenden gidip bir demet çiçek koymaktı. Ne yazık ki, birkaç gündür yatıp- kalkıp kurduğu bu hayalini gerçekleştiremeden vefat etti.

Ve ben onun bu anlamlı hayalini, bir ‘’miras’’ olarak devraldım. Annemi, her 23 Nisan’da sevgili Ata’sının heykeline çiçek koyarak anmak ve böylece onu, hep arzuladığı gibi Ata’sıyla birlikte yaşatmayı kendimin anneme karşı en büyük boynumun borcu bildim. O nedenle 23 Nisan; TBMM’nin kurulduğu ve M. Kemal Atatürk’e yaraşır çok ince bir düşünüşle ‘’Türkiye Cumhuriyetinin geleceği, yarınının teminatı’’ olarak gördüğü ‘’çocuklara emanet ettiği’’ bu bayramımız; benim için hem ‘’annem’’, hem de ‘’çocukluğum’’ demek. Hem rahmetli annemin mecburi hizmetini müdür olarak yaparken beni dünyaya getirdiği (bu nedenle zaman zaman bürokrasi karşısında problem yaşatılmış olan) Mardin, hem şu an yaşamakta olduğum Şeyh Bedrettin isyanının başlangıç noktası olan annemin çok sevdiği Karaburun demek. Hem Kürt, hem Türk demek. Hem birey, hem toplum demek. Hem insan, hem toplum demek. Hem gelenek, hem gelecek demek. Hem asker, hem sivil demek. Biraz hüzün, biraz coşku demek.

‘’Aslını inkar eden soysuzdur’’ derler. Ben hem Mardinliyim, hem Egeliyim; hem Doğuluyum, hem Batılıyım. Demek ki Türkiye’liyim.

TBMM varsa ve mecliste halkı temsilen şu an ‘’sivil’’ler varsa; meclisin kurucu önderi ve kadroları ‘’asker’’di. Şu ara kimi ‘’sivil’’ kesimlerimizce neredeyse bir tür ‘’umacı’’ gibi gösterilmek istense de; ulusal egemenlik ve bağımsızlığı da TBMM’nin kuruluş gününde ‘’çocuklara’’ armağan etme inceliğini gösteren de bir ‘’asker’’di. Hem de ölümüne savaşa soyunmuş, sapına kadar asker olan bir askerdi. Peki, ya Diyarbakır’da güvenlik kuvvetlerine ‘’çocuk da olsalar vurun! ‘’ emrini veren kimdi? O da sapına kadar bir ‘’sivil’’di. Üstelik muhakkak ki, en dini bütün olanlarından biri. Öyleyse yalnızca M. Kemal Atatürk’ün; kendisinin başkanı olduğu meclisi ‘’çocuklara emanet ettiğini’’ değil, Hz. Muhammed Mustafa’nın ‘’ Çocuk kalp meyvesidir ve cennetin rızkındandır.’’ Ve Hz. Ali’nin ‘’Söz dilinin sustuğu ve amel dilinin söylediği nasihat, hiçbir kulak tarafından kovulmaz ve onun faydası ile hiçbir fayda olmaz.’’ Dediklerini de unutmuş olmalı bu ‘’sivil’’ emri verirken.

İşte ben, bu 23 Nisan’da onun için fazlasıyla hüzünlüyüm. Çünkü endişeleniyorum: Ya her 23 Nisan’da olduğu gibi geleneksel kutlayış tarzımız gereği bir gün için ‘’Başbakanlık koltuğuna’’ oturacak çocuğumuz da ülkenin kendisininkinden başka bölgesindeki çocukları için ‘’Vur!’’ emri vermeye kalkışırsa, başbakanımızı taklit ederek?

Yazımı bir fıkra ile bitirmek istiyorum. Bence ayrımı ‘’sivilleşmek- sivilleşmemek’’ ikileminden daha güzel ifade ediyor:


Öğretmen sorar:

     - Yavrum, canlılar kaça ayrılır?
     - Dörde öğretmenim.
     - Yanlış gibi ya, say bakalım.
     - Bitkiler, hayvanlar, insanlar ve çocuklar.
     - Evladım, çocuklar da insan değil mi?
     - Doğru. O zaman üçe ayrılır.
     - Say bakalım.
     - Bitkiler, hayvanlar, çocuklar öğretmenim.
     - Peki ‘’insan’’lara ne oldu?
     - Onların düşünmeyenleri hayvanlaştı, düşünenleri ise hep çocuk kaldı öğretmenim.


Ne diyelim, ‘’çocuk aklı’’işte.

Ama unutmayalım; hani ne derler ‘’çocuktan al haberi’’

23 Nisan, daima çocuk kalanlara kutlu olsun!

 
< Önceki

Yorumlar
Anneler için,Atatürk için yazılanlar muhteşem kutlarım.
sözün bittiği yer.
Gönderen Atiye Yücesoy on Monday, 01 June 2009 at 11:50

Canim annem seni seviyorum.
Gönderen Umut Turker on Tuesday, 23 May 2006 at 2:35


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 2 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Annem ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right