|
Mersin'deki Nevroz kutlamalarında yaşanan bayrak provakasyonundan sonra ilkel milliyetçi zihniyetteki medya kuruluşları, Kürt aydın ve siyasetçilerine karşı acımasız ve çirkin bir linç kampanyası başlattılar. Flaş T.V. de yapılan bazı programlarda bu linç kampanyası, hakaret ve saldırılara kadar vardırıldı. Emekli bir kurmay subay olduğunu ve Kenan Evren'in yanında çanta gibi dolaştığını belirten bir asker, Kürtleri bu ülkede "kiracı" olarak niteleyip, defolup gitmelerini, bir başkası ise halkı duyarlı olmaya çağırıp, Kürtlere hadlerini bildirmeleri gerektiğini bile söyledi. Tüm bu saldırılar ve karalamalar ülkemizin 1946 lardan bu yana içine düştüğü ABD bataklığını unutturulup demogojik bir vatanseverlikle de örtülmeye çalışıldı. Unutmamamız gerekir ki Bernand Show sahte vatanseverliğin arkasına sığınarak çıkar sağlayanlardan bahsederken "unutmayalım ki her alçağın son sığınağı vatanseverliktir." demiştir. Tüm bu gelişmeler içinde, diğer yanıyla da bir bölüm Kürt aydın ve siyasetçisi, halkın isteğine ve sesine kulaklarını tıkayarak, Abdullah Öcalan'ın İmralı dan geliştirdiği Türk - Kürt birlikteliğini, özgür ve eşit yurttaşlık temelinde sağlayacak Demokratik Cumhuriyet projesini bir kör kuyuya attılar ve boğdular. 1980 li yıllarda Beka vadisine ellerinde karanfillerle giden siyasetçi ve medya mensupları İmralı dan uzanan barış ve beraberlik elini görmemezlikten geldiler. yaşanılan bu durum her iki tarafta da ilkel milliyetçi duyguları kabartmaya başladı ve adeta birbirlerini besler bir konuma geldiler. Tecrit altında tutulan ve avukatlarıyla uzun bir süre görüştürülmeyen Abdullah Öcalan bu gelişmeler karşısında Demokratik Toplum Hareketinin kendi projesi doğrultusunda yürümediğine vurgu yaparak "Bu harekette yer alanları yeniden düşünmeye çağırıyorum, demokratik politikaya aşk düzeyinde bağlı olanları göreve davet ediyorum. Öfkeliyim, kavga etmek istemiyorum. Böyle devam ederse bu kaldırılamaz, bu şekilde devam edilmez. Böyle devam ederse demokratik hakkımı kullanırım. Bu bir anlayış, zihniyettir. Böyle olmaz ben kabul etmem, halkta kabul etmez." diyor. Doğrudur çünkü Kürt sorununun çözümü demokrasi güçlerinin ortak bir yapıda mücadele vermeleriyle mümkündür.Bu gelişmeler ışığında Kuzey Irak'ta kurulan ve ne kadar süreceği meçhul, Barzani Kürdistanı mı, yoksa Talabani Kürdistanı mı çelişkisi içinde şaşkına dönmüş, ilkel milliyetçi bir yapıyı savunan, Demokratik Cumhuriyet projesi karşıtı bir Kürt aydınının internet sitelerinde dolaşan "İmralıya açık mektup" başlıklı açıklamalarından bazı bölümleri halkımızın bilgisine sunmak istiyorum. "Sn. Öcalan, Ortadoğu , dinler , peygamberler , tapınılan liderlerle kendisini ifade eden bir coğrafya. Buradaki ulus devletler . gecen yüz yılın başlarında , erken doğmuş , bu yüzdende sağlıksız olmuş . ancak zorbalıkla ayakta kalmış devletlerdi. Feodal / aşiretci sosyal dokuları için din der demez bir üst kimlik olarak temel bir belirleyiciydi. Halklar deseniz , onlar da siyasal kadroların , programların arkasından gitmek yerine , tapınacakları liderler ile kendilerini ifade edebildiler. Sorunlardaki ağırlık . çözümlerdeki çaresizlik , kahramanlık ihtiyacını , liderden beklemeleri doğru mı: ? Kuşkusuz hayır. Ama yaşam böyle , öyle de sürüyor , çözümler tabir uygunsa kahramanlara ihale ediliyor. Öyle bir noktaya varılıyor ki mücadeleyi çekip çeviren ben artık bu işte yokum dese bile , halk onu kolayca bırakamıyor. Sizin trajedinizin bir önemli boyutu da bu sanıyorum. Ortadoğu ' da 1920 ' lerde temcileri atılan , İngiliz çıkarları, ağırlığı altında şekillenen , Neden sonra Sovyet - ingiliz politikaları çerçevesinde yakın zamana kadar korunan statüko , Afganistan , ardından Irak ' tan başlayarak ABD öncülüğündeki batı kampı eliyle değiştirilmek , yeni güç dengelerine göre şekillendirilmek isteniyor. Statükonun yıkılması , bölge demokrasi güçlerine yeni fırsatlar , imkanlar da sunuyor. Bu süreçte ; öz dinamikler iyi kullanılabilirse . dar milliyetçilik zaafına düşülmezse Kürt halkı ' nın bir bütün olarak kör kaderi değişebilir. Görünen odur ki Kürtler böylesi durumu algılamakta zorluk çekmiyorlar , bunun farkındalar. Sn. Öcalan, Güney Kürtleri için zaman zaman ifade ettiğiniz " ilkel milliyetçilik " ifadesi doğrusu yerli yerine oturmuyor. Ne diyorlar Sn. Barzani., Sn. Talabani ? Devlet kurmak her ulus / halk gibi bizim de hakkımız , ama biz federasyonu gerçekçi buluyoruz. Biz laik , demokratik, federatif bir birleşik Irak ' ı savunuyoruz. Biz yalnızca Erbil ' in değil, gücümüz oranında Bağdat ' m Yönetimine de talibiz. Ortadoğu ' da kaç halk var dine dayalı olmayan böylesi laik , böylesi demokratik . birleştirici programla ortaya çıkan ? Kürtler yalnızca Irak ' ta değil . İran , Suriye ' de de gerçek bir laikliği, demokratik yaşamı, halkların kardeşliği ve yaşam birliğini savunuyorlar. Ve Kürtlerin önünü açan bu politikalar güçleniyor , taraf buluyor. Ne kadar insani , uzlaşmacı , birlikçi , gerçekçi politikalar L. İçindeki dinsel , etnik farklılıkları , Türkmenleri . Asıırileri, Yezidileri . diğer unsurları , hak hukuklarını yok sayan mı var ? Halklar arası dayanışmaya en çok da Kürtlerin ihtiyacı var. Güney Kürtleri , 30 - 40 yıl önceleri bir yana , şu haliyle , birlikçi tutumlarıyla ilkel milliyetçilikten uzaklar. Tersini anlamak , kabul etmek ise kolay değil. Türkiye koşullarında becerilemeyen Türkiyeleşme , kendini Ankara ' da ifade ve temsil edememe durumu , Irak koşullarında , Bağdat ' ta gerçekleşebiliyor. İlkel milliyetçilik bunun neresinde acaba Sn. Öcalan ? Türkiye ' de Kürt sorunu komşu diğer ülkelerden farklı. Kürtler hem Türk Halkı ile yan yana, hem de yoğun bir şekilde iç içe yaşıyor. Sorun ve çözümleri daha değişik. Halklar daha bir kaynaşmış bir yerde. Türkiye ' nin , bizdeki Kürtlerin yüzü öteden beri batıya dönük. Ama elbette bu durum yanlış anlaşılmamalıdır. AB ' ye tam üyelik kendiliğinden demokrasi getirmez. Demokrasi verilmez, ancak hak edilir, iç dinamiklerle kazanılır. AB rüzgarı arkaya alınmadan da Türkiye koşullarında demokrasi gelişemez. Daha dün İstanbul ' da kadınlar bir vahşetin hedefi oldular. AB , ne oluyoruz diye sorunca işler değişti. TKP kapatılmaktan AB rüzgarı sayesinde kurtuldu. Türkiye ' ye ekonomik kalkınma , iş, ekmekten öteye , her şeyden çok barış , hukuk , adalet . siyasal demokrasi gerekiyor. Siyasal demokrasi geliştirilmeden ekonomik kalkınma . iş , ekmek davası yoluna sokulamaz. İnsanları yaşamın değişik alanlarında katılımcı yapabilmek de olanaksızlaşır. Biraz da " demokratik cumhuriyet " , " demokratik ekolojik toplum " kavramlarınız üzerinde' kimi düşüncelerimi söylemeliyim. Cumhuriyet kültürü halkın , halkların kültürüdür , öyle olmak durumundadır. Bizde 80 yılı aşmış cumhuriyet hala " devletin cumhuriyeti " , kültürü de devletin baş tacı yapılması üzerine kurgulanmış bir kültür. Cumhuriyet demokratik değil. Gerçek anlamda laik değil. Devrimciliği solculuk değil , düpedüz ırkçı milliyetçilik. Durum bu olunca . '' demokratik cumhuriyet " yerli yerinde bir istek. Bu belirleme yeni de değil. Devletin demokratikleştirilmesi , 1960 başından bu yana Kür! aydın ve gençlerinin isteği ve mücadelesi olageldi. Ekoloji dııyarlılığı ileri kapitalist ülkelerde ne zamandır temel bir sorun. Çevreciler , Yeşiller bunun takipçileri insan doğal çevresi ile olan uyumu ile insandır. Toplum için de öyle. Ortadoğu halkları , hele Kürtler gibi en temel hak ve özgürlüklerinden yoksun halklar için . milyonlarca insanın kendisini en basitinden temsili olarak ifadeden yoksun olduğu ' koşullarda . doğacılığı. katılımcılığı / katılımcı demokratik ölçülen kavrayabilmesi, ileri ban ülkelerinde başarılamayan ekolojiyi algılaması nasıl mümkün olabilir ? Bu konuda kaç kişi sizi anlıyor , anlayabilir dersiniz Sn. Öcalan ? Kemalizm üzerine olan yaklaşım ve değerlendirmeleriniz bir başka tartışma noktası. Kemalizm ; Türkiye ' de yasayan her insanı zorunlu olarak Türk sayan , asimilasyonu yekpare bir ulus yaratma amacıyla sürdüren , bunu bu gün bile mümkün görme iddiası değil mi ?Devlet eliyle halkı halka rağmen " muasır medeniyetler seviyesine " ulaştırmak iddiası demokrasi , insan haklan istekleriyle bağdaşır mı , şu dünya koşullarında mümkün mü ? Kemalizm ' den yancı olmak , halkı göz ardı etmek , devleti baş tacı yapmaktır. Bu anlayışı., sizin nerdeyse devletsiz bir yaşamı öngören ( ki 150 öncelerden bu yana tartışılan anarşist değelendirmeler çerçevesindeki hayli eski konulardır bunlar ) kimi değerlendirmelerinizle , " konfederalizm " önerinizle bağdaşır buluyor musunuz ? Biz Kürtler 15 - 20 milyon bir halkız diyoruz. 1950 ' den bu yana gerçek bir çoğulculuğa , temsiliyete imkan vermeyen , sözde bir çok particilik yürürlükte. Değişik sosyal sınıflar , halk kesimleri , temsil olanağı bulamıyor. Kürtler Ankara ' da kendisini kendi kimliği ile ifade edebilmekten yoksun. Bunca kadim , değerleriyle yaşayan bir halk kendisini ifadeden yoksun olsun , doğrusu bu görülmüş şey değil Temsili demokratik normlar , temsiliyetin önemi , ihtiyacı bu kadar acil iken , bunca seçimdir marjinal siyasal itifaklar üzerinde bu kadar ısrarın anlamı ne ? Ankara ' da Kürt halk temsiliyeti olsaydı , halkın umutları bunca örselenir miydi ? Hem temsiliyet . katılımcılığın ön koşullarından biri değil mi ? Bakın önümüzdeki l - 2 yıl içinde genel seçim var. DTH girişiminin sorunları aşmasının ön adımı , her şeyden önce seçimde iyi sonuç almak , parlamentoya Kürt kimliğini açıkça ortaya koyan temsilci göndermek olmalıdır. Kürt halkı için temsiliyet son derece yeni , yaşanmamış bir hadise . Katılımcılık gibi gerekli bir kavrayış derseniz , o temsiliyeti becermiş olmayı gerektirir. O ancak orta, uzun vadede yaşam bulabilir. Sn. Öcalan, İnsanları yedi kat göklere çıkaranlar da , yedi kat yerin dibine sokanlarda büyük haksızlık, yanlışlık yapıyorlar. Pofpoflayanların , karanlıyanların ortak hedefisiniz. Her iki eğilimdekiler size de haksızlık yapıyorlar diye düşünüyorum. Günahları sevaplarıyla orada , o uğursuz adada zor koşullarda ayakta kalmaya , yaşama katkı koymaya çalışıyorsunuz. Hakkınızdaki gerçek hükmü tarih verecek. Doğrusu Kürt Halkı umutlarım , acılarını , binlerce yıllık hüznünü sizde , imajınız çerçevesinde ifade ediyor. Bu bir realite. Halkın , hak ve hukuk tutkusu içindeki insanların , güven duygusuna , kendisini üzerinden ifade edebileceği bir sembole ihtiyaçları var. Ama iş o kadar da kolay gözükmüyor. Sembol olabilmek kolaysa da, onu koruyabilmek zor. Sn. Öcalan, Kürt Halk ' ı ; adı, adresi belirsiz olarak görülmek istenilen bir kadim halktır. Bir tas suyu , bir lokma ekmeğin kendisine layik görülmediği bir mazlum halktır. Ufukta kara bulutlar dağılıyor nihayet. Kürtler gecikmiş bir özgürlük imkanım arıyor. Tüm bölge halklarına insanlık, kardeşlik elini uzatıyor. Kendiniz için istediğinizi bana çok görmeyin diyor. Bölge halklarından, insanlıktan, barış, özgürlük, eşitlik, adalet istiyor. Ne güneyde ne de bir başka yerde Kürtler ilkel milliyetçi değiller , olamazlar. Zaten isteseler de böyle bir şansları da yok. Açık bir yanlışa düşmemeniz gerekir. Bu yanlışınızı sürdürmemenizi yürekten diliyorum. " Taş yerinde ağırdır " sözü ne de anlamlı bir söz. Kürtlerin yüzü çağdaşlığa , modernliğe , aydınlık bir geleceğe dönük. Kürt çözümü olgunlaşma evresinde. Kürt sorununu çözmüş Ortadoğu, demokratik bir Ortadoğu olacak. Kusursuz , her şeyi en iyi bilen insan olur mu ? Siz orada , şu uğursuz tecrit koşullarında özgür olabilir misiniz Sn. Öcalan ? Kardeşiniz Mehmet ' e Kürtçe hal hatırını sorabilecek kadar olsun özgür olmanız gerekmez miydi ? Söyledikleriniz gönül huzuruyla söylediğiniz şeyler mi ? Avukatlarınız aracılığıyla kamu oyuna yansıyan fikirler için bunlar benim özgür irademle söylediklerimdir diyebilir misiniz ? Sn. Öcalan, Bir trajedi yaşanıyor. Ve bu, her şeyden önce de Kürt Halkının yaşadığı bir trajedidir. Ve bu kabul edilmez trajediyi bu halk hiçbir zaman hak etmedi. İçten sağlık ve özgürlük dileklerimi sunuyorum. Veysel Çamlıbel Mart 2005 / İZMİR Yukarıda aktardığım satırların yazarı olan zat hemşerimdir, yakından tanırım. 12 Eylül darbesi öncesi Kemal Burkay ve Mehdi Zana ların başını çektiği Özgürlük Yolu adlı hareketin yılmaz savunucularından biridir. Bu hareketin Türkiye toprakları üzerinde yaşayan hiç bir halka yarar sağlamadığı ve yarar sağlamayacağını artık sağır sultan bile bilmektedir. Büyük bir başarısızlığa uğrayan bu hareket mensupları, kendilerini önce Kürt Demokratik Hareketi içine atmış, şimdilerde de zemini müsait bulup itiraz seslerini yükseltmeye başlamışlardır. "Açık Mektup" yazarı sayın Veysel Çamlıbel 1980 öncesinde iki dönem Doğubeyazit Belediye Başkanlığına aday oldu. Fakat seçimi kazanamadı. O dönemde Doğubeyazit sokaklarının duvarlarına yazılan şu yazı hala gözümün önündedir. "leyleğin ömrü vak vakla, Veysel'in ömrü Lak Lakla geçer" acaba tarih tekerrürmü ediyor. Milliyetçilik bu coğrafyada yaşayan tüm halklar için hüsrandır, gözyaşıdır, kandır. Türkiyenin Tanzimattan bu yana süren modernleşme ve özgürlük hamlesi ancak Devrimci, Demokrat, Aydın ve kısacası insanım diyen her kesimin bir araya delerek Demokratik Cumhuriyet projesini hayata geçirmesiyle tamamlanabilir. Duymak ve anlamak isteyenlere taktimimdir. |