left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow İrem Güvener arrow KARANLIĞA İLK ADIM
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
KARANLIĞA İLK ADIM Yazdır E-posta
Yazar İrem GÜVENER   
Thursday, 13 September 2007
AMA ACILARA ALIŞILMAZ
BİR ŞEYLER VAR DEĞİŞECEK
BİR ŞEYLER VAR
DEĞİŞTİRMEMİZ GEREKEN
ÖNCE ACILARDAN BAŞLANACAK...
AHMET TELLİ
           
KARANLIĞA İLK ADIM
 
12 Eylül 1980,
 
24 Ocak Kararları’na karşı emekçilerin direnişini kırmak amacıyla yerli ve yabancı sermaye tarafından planlanmış, bahanesi olarak da yine dış odaklarca desteklenen “anarşi” gösterilerek yapılan askeri faşist darbe;
 
Ülkeyi yüzlerce sene geriye götüren, hukuksuzluğu, faşizmi, din bezirgânlığını, hırsızlığı, yağmacılığı, köşe dönücülüğü iktidara getiren, karanlığa ilk adım;
 
Atatürkçülük maskesi altına sığınmış maşalar, “Onlar”ın çocukları, cuntacılar;
 
Emperyalizmin ve oligarşinin önüne koyduğu programı hızla hayata geçiren şef Kenan Evren…
 
27 senedir haykırıyoruz; “Darbeciler hesap vermek, yargılanmak zorundadır”. Açıkça suç işleyen cuntacıların yargılanmasını talep etmek intikam değil adalettir.
 
O dönemin hesabı sorulmadan, bu dönemin hesabını görmenin çok zor olduğu bilinciyle önce beyinleri ipotek altından kurtaracak sonra toplumsal hafızayı canlandıracak ve hızla örgütleneceğiz.
 
Unutmadık, unutmayacak, unutturmayacağız…
 

 
 
12 EYLÜL’ÜN 11 YILI
 
“12 Eylül, emekçi halkın emeğinden daha fazla soğurabilmek için demokrasiyi işkenceye yatırdı, özgürlükleri ipe çekti.
 
12 Eylül, sermayenin tam özgür olduğu ve emeği tam baskı altına aldığı faşizmin özel adı olarak tarihteki yerini aldı.
 
12 Eylül, tarihteki yerini almakla kalmadı, aynı zamanda, baskıcı ve militer özelliğiyle, siyasal, ekonomik ve kültürel yaşamımızı, bugün de belirleyecek biçimde kendini sistemleştirdi.
 
Bir başka deyişle, 12 Eylül faşist yapılanması, bir bakıma ülkenin yazgısına dönüştürüldü. Kendiliğinden gelişme sonucu belirli bir ekonomik gönenç düzeyine erişilse bile, emek ve emekçiler, ileri ve demokrat düşünce, yönlendirilip yönetilmekten kurtulamayacakları bir sisteme yargılandı (mahkûm edildi).
 
12 Eylül, kuşku yok ki, yalnızca Türkiye ölçeğinde, militer güce kumanda edenlerin özgür iradeleriyle gerçekleştirilmedi.
Uluslararası sermaye, kapitalist dünya sisteminde yoğunlaşan bunalımı, merkez ülkelerden, bağımlı(borçlu) ülkelere aktarmakla kalmadı, 24 Ocak Kararları’nda da açıkça görüleceği gibi, borçlu ülkelerde, bunalımın yükü emekçi yığınlara yüklendi.
 
Birçoğumuzun acısını bugün de sıcaklığıyla içinde duyumsadığı, sokağın kana bulandığı dönem, 12 Eylül’e ortam oluşturdu. 12 Eylül ise, 12 Eylül-öncesi sokağı kana bulayanların amaçlarını devlet sistemine dönüştürdü.
 
Sokakta pusuya düşürülen ilerici siyasi parti yöneticilerinin, ilerici sendika ve dernek başkanlarının, kooperatif başkanlarının, bilim adamlarının, gazetecilerin, yazarların, cumhuriyet savcılarının, yargıçların, emniyet müdürlerinin ve kitlesel olarak ilerici gençliğin, halkın ilerici kesimlerinin kanlarını dökenlerin, bu kanları dökmekteki amaçlarını, 12 Eylül yönetimi, Anayasasıyla, Partiler Yasasıyla, Sendikalar Yasasıyla, Dernekler Yasasıyla, Grev ve Toplu Sözleşme Yasasıyla, Toplantı ve Gösteri Yasasıyla, YÖK Yasasıyla, Polis Görev ve Yetki Yasasıyla vb. tüzelleştirdi (hukukileştirdi).
 
12 Eylül yönetimi, ülkede, ulusun tüm üyelerinin eşitliği, emekçilerin birliği ve kardeşliği yerine, Kürt düşmanlığını derinleştirerek (Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan olaylar bunun çarpıcı örnekleriyle doludur), ayrılmacı görüşleri açıkça besledi.
 
12 Eylül militer sisteminden, veto ile sınırlı “bir-iki partili” parlamenter sisteme geçiş, kuşku yok ki, gerçek anlamda demokratik bir sisteme geçiş olmadı. İktidar olan siyasal parti, hazırladığı ve yasalaştırdığı seçim yasasıyla, yalnızca kendi iktidarını uzatmadı, genel oy (genel seçimler), 12 Eylül’ün baskıcı yapılanmasının da ömrünü uzattı ve ona süreklilik kazandırdı. Dolayısıyla, genel oy ve genel seçim, demokratik bir sisteme geçişin değil, baskıcı yapılanmanın “parlamenter” örtü altında ömrünü uzatmanın bir aracı olarak kullanıldı.
 
Uluslararası sermaye, içerisine çekildiği bunalımını, bu sermayeye bağlı ülkelere aktarmakla, kuşku yok ki, önemli ölçüde başarı sağladı. Yani sermayeye kumanda eden Merkez ülkeler bunalımlarını ertelediler. Ama borçlu ülkeler ve onlardan biri olan Türkiye, bunalımdan çıkmadı. Sistemden kaynaklanan bunalım, merkezden çevreye yer değiştirmekle kalmadı, sermayenin bunalımı, emekçi halkı olumsuz yönde derinden etkileyen başka bir bunalıma dönüştü.
 
Bugün uluslararası sermaye borçlu ülkeler, yılda 165 milyar dolar faiz ödeyerek, uluslar arası sermayenin bunalımını ertelemekte etkin bir rol oynuyorlar. Birkaç yüz milyon dolar borç ödeyemeyen Türkiye, 12 Eylül’ün eksiksiz uyguladığı 24 Ocak Kararları sayesinde, bugün 5 milyar doların üstünde borç faizlerini aksatmadan ödeyen “güçlü” bir ülke durumuna geldi.
 
Bu “güçlü”lülüğün ya da gücün kaynağını, kuşku yok ki, ekonominin borçlanma ölçüsünde güçlenmesinde değil, işçi ve köylülük başta olmak üzere tüm emekçilerin emeklerinin her gün biraz daha fazla emilmiş olmasında aramak gerekir. Emekçilerin emeğinin her gün biraz daha fazla emilmesi, yani işçilerin ücretlerinin, memurların maaşlarının, tarımsal ürünlerin fiyatlarının aşağıya çekilmesi, ancak, demokratik hakların ve özgürlüklerin kısılmasıyla ve baskı altına alınmasıyla olanaklı olabilirdi. Bugün de yaşanılan baskının, işkencenin temelinde yatan neden aynıdır.
 
Sonuç olarak söylemek gerekirse:
 
12 Eylül yapılanması demek, bağımlılık demektir, uluslar arası sermayeye ve bu sermayeye kumanda eden devletlere bağımlılığı sürdürmek demektir.
 
12 Eylül yapılanması demek, emekçi yığınların siyasal, sınıfsal, mesleksel ve kitlesel örgütlenmesinin baskı altında tutulması demektir.
 
12 Eylül yapılanması demek, emekçi halkın daha da yoksullaşması demektir. Kırsal alanda topraksız köylülüğün, kentsel alanda işsiz emekçilerin artması demektir.
 
12 Eylül yapılanması demek, ilerici, demokrat ve devrimci düşüncenin, düşünce medyalarının baskı altında tutulması demektir.
 
12 Eylül yapılanması demek, Kürt düşmanlığının süregenleştirilmesi ve derinleştirilmesi demektir.
 
12 Eylül yapılanması demek, şeriata dayalı tarikatların güçlenmesi ve laik düşünce yanlılarının sokakta baskı altına alınmasının içten içe beslenmesi demektir.
 
12 Eylül yapılanması demek, sorunların demokratik çözümünün dışlanması, sorunları şiddet ile ortadan kaldırarak “çözmek” demektir.
           
12 Eylül yapılanması demek, militarizmin içten içe yaşatılması, faşizmin sistemi belirlemesi demektir.
 
            12 Eylül Anayasasıyla, yasalarıyla, 12 Eylül’ü süreklilendiren yasa gücünde kararnameleriyle, kurumlarıyla ortadan kaldırılmalı, demokratikleşme, özgürleşme ve bağımsızlaşma süreçleri yaşama geçirilmelidir. ”
 
Muzaffer İlhan ERDOST, 12 EYLÜL “TURKA”LARI, Onur Yayınları, Kasım 2004, s.108
 
 
Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: KARANLIĞA İLK ADIM ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right