left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow Yola Devam!
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Yola Devam! Yazdır E-posta
Yazar Bülent TOKAY   
Tuesday, 31 July 2007

Yeni bir dönemin başladığına dair işaretini veren bir seçim süreci atlatıldı. Sonuçları malum... Öncelikle bu sonuçların bu ülkeye getirisi ile ülke insanına söylemek istediğinin tamamıyla çakışık olduğunu söyleyebiliriz. Siyasi ve ekonomik anlamların nasıl olduğuna değil de, ne olduğuna bakmaya çalışırken, bu noktada ülkenin hakim sınıfları için en iyi şekilde temsil etmek için kendi aralarında yarışa giren burjuva kalemlerinin ortak çığlığı önünüze geliyor: “Demokrasinin Zaferi”!

Seçim sonuçları yavaş yavaş kendisini gösterirken, televizyonlarda değerlendirme yapmaya çalışan bu yazarların sanki ağız birliği etmişçesine aynı sözleri söylemeleri ne şaşılacak ne de bu yaşanılanların “demokrasi” olarak söz etmeleri kabul edilecek bir durumdur. Seçim döneminde veya öncesinde Türkiye’nin siyasal zemininde rol alan gerek partileri olsun gerekse yayın organları olsun hep aynı sınıfa hizmet edecek karşısında örgütsüz bir hale getirilen ezeli rakibi ve onu temsil edecek partileri ve yasal örgütleri olmayacak ve tüm bunlara milletin gözünün içine baka baka “demokrasi” denecek... Rahmi Koç’un sözlerini alıntı yapsak bu noktada yeridir: “Bu seçimden ne tür sonuç çıkarsa çıksın, biz galip geleceğiz”.Mevzu bahis “demokrasi”nin kimlere ait olduğunu söylemeye artık gerek yoktur diye düşünüyorum.

Borçların toplamının, cari açığın ve içeri giren yabancı sermayenin şu zaman kadar görülmemiş üst seviyelere çıktığı, işsizliğin milyonlarla ifade edildiği, emekçi sınıfın gün geçtikçe ulusal gelirden aldığı payın düştüğü ve zenginle fakirin arasındaki uçurumun açıldığı ekonomi ortamında 26 dolar milyarderi çıkarabilen ülkemizde siyasi “hakkaniyet”i kendisine verilen iktidar partisi bu seçimden de “zafer”le çıkmıştır.

Buradan yola çıkarak bazı gerçeklere değinmek isterim: Seçim sürecinde yaşanılan bazı olaylara (cumhurbaşkanlığı seçimleri, cumhuriyet mitingleri, e-muhtıra, terör olayları...) rağmen bu sonucun elde edilmesi gibi düşüncelere gidenlerin sayısı azımsanmayacak kadar. Etrafımda tanık olduğum şaşkınlık içerisinde yapılan bazı konuşmalardan çıkarmaya uğraştığım sonuçlar var ki, özellikle cumhuriyet mitingleri ve 27 Nisan muhtırası iktidarı yıpratmamış, aksine güçlendirmiştir. Milletin çok iyi niyetleriyle ve büyük sağduyuyla sokağa dökülüp verdikleri tepkilerin, ülke için ortaya koydukları enerjinin layık olmadığı şekilde akıp gittiği görülmektedir. Sokakta atılan ve yıllardır solun kullandığı “tam bağımsızlık” şiarını bünyesinde içeren sloganların altının doldurulmamış, bu yönde ve o zaman içerisinde var olan tepkileri kanalize edecek sol karakterde siyasi hareket çıkarılmamış, çıkmamıştır. Ortaya konan tepkinin emek ekseninden, emekçi sınıfların ağırlığını koyacak bir doğrultudan çekip sadece laiklik ekseninde yol al(dırıl)ması düzeni korkutacak bir oluşuma gidilememiş olduğunu gösterir. Bu zaman diliminde burjuva anlayışından vazgeçmeyen CHP yönetimi de düzen için istenileni yerine getirmiştir. Hatta cumhurbaşkanlığı seçiminde e-muhtıra ile bu olup bitenler içerisinde yerini alan Genelkurmayı’nda iktidarın elini kuvvetlendirmesinde payı vardır. 27 Nisan muhtırasını temel alarak seçim sonuçlarını “sivil muhtıra” gibi söylemlerle değerlendirme içerisine giren burjuva yazarların bu tavırla ortaya atılmasının altında yatan sebep bu olsa gerek.

Başka bir nokta ise; terör olaylarından nemalanan MHP’nin ve DTP destekli milletvekillerin mecliste yer edindiği bir ortamda salt iktidar partisini ele alarak, seçimden güçlenerek çıkmasının ülkenin artık tamamıyla “istikrarlı” bir siyasal çizgide yol alacağına ilişkin düşüncedir. Meclise ufak bir göz atma yeterli olabilir: bir yandan Türk milliyetçileri ( CHP-MHP), öbür yandan kendilerini “Kürt Sorunu”nu çözecek tek siyasi oluşum olarak ifade eden DTP(Kürt milliyetçileri)’nin desteklediği milletvekilleri ile kadrosunda Cüneyt Zapsu ve Mir Dengi Mehmet Fırat gibi adamları tutan ve Barzani’nin alkış tuttuğu AKP... Bu tablonun neyi ifade ettiğini az buçuk gösteriyor sanırım. Görülüyor ki Türkiye kapitalizmi gireceği herhangi bir krizi sansürlemenin yolunu şimdiden bulmuş bile. Çekinilmesi gereken olasılık; mecliste karşı karşıya duran bu kutupların, AB ve ABD emperyalizminin ülkede yaratmak istediği bir ortama hizmet etmesi ve nihayetinde o “vahim” durumun meydana gelmesidir. Burada amacım kendime göre bazı senaryolar yazıp felaket tellallığı yapmak değildir. Ama “demokrasinin tecelli ettiği” bir seçimin, başlattığı yeni sürecin devamı hiç de güllük gülistanlık olmadığını ve ülke için meclise “ufuk” getirmediğini zinde tutulması gerektiğini düşünmekteyim. Aynı konun başka bir kanadı da DTP’nin desteklediği milletvekillerinin meclise girmesiyle “Kürt Sorunu”nun çözülmesi önündeki engellerin kalkacağı gibi bir düşüncenin hâkimiyetidir. Bunun az önce bahsetmek istediğim kötü sonuçlara yol açacak olaylara ilişkin ivme kazandırabilecek potansiyelini göstermek gerekir. Sorunun sınıfsal açıdan irdeleyerek, değerlendirerek çözüme gidilmesi değil de, salt olarak “demokratik cumhuriyet” istemlerinin tek çözüm yolu olarak görenlerin ortaya koydukları tavır, gerçekten bu sorun için uğraşı veren samimi Kürt kardeşlerimize oynanan oyun olarak değerlendirilmesi ve maalesef bu yoldaki arayışları burjuva siyasetinin alanına sokulmak istendiği gerçeğini belirtmemiz gerekir. Bunu yanlış değerlendirdiğimi düşünenlerin bu noktada dönüp “Kürt Sorunu”nu çözeceğine dair kendilerine rol biçen siyasi kadroya bir göz atması yeterlidir;   “Talabani, Barzani ve Öcalan Türkiye’deki Kürtlerin üç lideridir”diyen Leyla Zanalar, 27 köyün sahibi ve aşiret lideri Ahmet (Ağa) Türkler...

Buraya kadar anlatmak istediklerimle şu tespiti yapabiliriz; yaşadığımız bu seçim süreci, düzen için istenileni yerine getirenleri ile bundan sonra getirecek olanların bizlere sunmuştur. Yeniden vurgulamak için söyleyebiliriz ki, iktidar için var olan muhalefet potansiyelin sol bir karakterde evrimleştirmeyen “sol” parti denilen CHP ile 27 Nisan muhtırasının “demokrasi”ye müdahale niteliği taşıdığını ileri sürmeleri olanağını tanıyarak sermaye yardakçılarının işini kolaylaştıran Genelkurmay görevlerini yerine getirmişlerdir. Bunu burada yinelemenin sebebi; iktidar partisinin oy artışını sağlayan etkenlerin temelini oluşturmasıdır. IMF’nin politikaları karşısında sürekli darbeler alarak ekonomi açısından bitirilmiş işçi ve köylü sınıfının burjuvaya karşı güçlü bir örgütlenmeyle seçime girememeleri, tabıyatıyla burjuvazi için alternatifsizliğini sunan iktidar partisinin oy sayısının artışında belirli bir faktör olmuştur. Gerçi böyle bir sürece katkıları olan başka bir faktör daha var ki asla unutulmamalıdır; emekçi sınıfların Türkiye kapitalizminin ellerine bırakılmasında ve bu sınıfların burjuva partilerine karşı tavır alamamalarının ve oy vermelerinin altında yatan yılgınlığın kökü olan 12 Eylül darbesidir.”Netekim” burjuva sınıfı ve AB-D emperyalizmi 12 Eylül mimarlarına halen şükranlarını dile getirmektedirler.

Sonucu bağlamak için şu gerçeği söyleyelim; “Türkiye emekçi sınıfları bir dönemi daha yenilgi ile kapatmıştır”.Tabi bu yenilgi emekçi halk iktidarı için mücadele edenleri daha gerçekçi bakmaya yönlendirmelidir. Var olan ortamdan sosyalistlerin, komünistlerin ve yurtseverlerin bazı imkânlar çıkarması gerekliliğine öncelik vermelidir. Kapitalizmin vahşiliğine şahit olundukça, sol parti diye geçinen CHP’nin düzen içerisindeki konumu deşifre edildikçe ve bu durumda iktidar partisinin kapitalizmden göreceği kaçınılmaz zararları karşısında emekçi halkın artık başka arayışlara gireceği ortamın yaratılması için mücadele edilmelidir. İşte böyle bir ortamda burjuvazi kendisi için hizmet edecek başka bir partiyi halkın önüne sürmeden, gerçekten bu ülkenin kurtuluşunu sosyalizmde gören bir siyasi oluşum çatısı altında emekçi halkı örgütlemek biricik yolumuz olmalıdır. Yani sermayenin güçlenerek çıktığı koşullarda emekçilerin de değişmeyen kararlılıkla güçlenmesi ilkesiyle...

Eğer bu anlayışla hareket etmeye başlanırsa, sloganımızı şimdiden bulduk demektir: “Yola Devam”

 

                                                                                       

 

Bülent TOKAY

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Yola Devam! ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right