left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Diğer arrow İki tutam milliyetçilik, üzerine bir fiske din
Friday, 10 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
İki tutam milliyetçilik, üzerine bir fiske din Yazdır E-posta
Yazar Nermin FENMEN   
Saturday, 14 July 2007

İki tutam milliyetçilik, üzerine bir fiske din

 

İnsanlık tarihi isyanlarla, savaşlarla dolu. Sonuçları hep aynı: zulüm, ölüm, yıkım... Bir tarafta planlı düşmanlığın bedelini canıyla ödeyen insanlar, diğer tarafta bu olaydan deneyim çıkararak ileride daha alasını planlamaya hazırlananlar... Önden biraz milliyetçilik ver, sonra gelsin arkasından din. Tersi daha mı etkin? Bir de onu dene.

 

İşte Cumhuriyet tarihimizde kısa bir yolculuk:

 

Şubat 1925: '' Cumhuriyet yasaları ile İslamiyet, din, namaz, oruç, kuran, nikâh, ırz ve namus kalkacak! Bütün aşiret ağaları ve hocalar Ankara' ya sürülecek ve bunlardan, yasalara uymayanlar denize atılacak!''  Sonuç: Aylar süren işgaller, çatışmalar, ölen yüzlerce insan, yakılan, yıkılan köyler… Şeyh Sait isyanının arkasında İngilizlerin Musul petrolleri hesapları olup olmadığı sorgulanacaktı yıllar sonra.

 

23 Aralık 1930: “... Kendine Mehdi ünvanını veren Derviş Mehmet ve grubu yeşil bayrağı belediye meydanına dikerek etrafında dönmeye ve tekbir getirmeye başladı. Nasıl oldu bilmiyorum, meydanı dolduran kalabalığın arasında, bayrak dikilirken el çırpanlar oldu. Ahali gittikçe büyüyordu. Yirmi dakika geçti. Birdenbire meydanı otuz kırk nefer silahlarına süngü takarak abluka ettiler. İçlerinden genç bir zabit ileri atıldı. Derviş Mehmet’in yakasını tuttu ve şiddetle sarstı. Derviş Mehmet genç zabiti silkeleyip yere attı ve elindeki silahı çevirerek zabite ateşledi. Yaralı zabit, ayağa kalktı ve meydandan çekildi. Halktan bir kısım bu esnada uzun uzun el çırparak alkışlıyor ve Allah Allah! diye bağırıyordu. Aradan on beş dakika geçti. Asilerden biri, zabitin cami avlusunda yattığını haber verdi. Bunun üzerine Derviş Mehmet yanındakilerden bir bıçak alarak cami avlusuna girdi. Yaralı zabiti yüzükoyun yatırdıktan sonra bir ayağını yaralı omzuna koydu, bir eliyle saçlarından tuttu ve diri diri boğazladı. Sonra da elindeki başı caminin önündeki büyükçe bir taşın üzerine koyarak “Gördünüz mü? Kâfirlerin akıbeti işte budur! Getirin bir ip!” diye bağırdı. Biriken halk yığınının arasından biri dükkânına koşarak bir ip getirdi. Kesilmiş başı bayrağın tepesine bağladılar...” 

 

Menemen Olayı, genç Cumhuriyet’in Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı olarak tarihe geçti. Yıllar sonra, Derviş Mehmet’in müridi olduğu Nakşibendî Tarikatı’nın İngiltere ile ilişkileri, doktora tezlerine konu olacaktı.

 

6 Eylül 1955: “Rumlar Selanik’te Atatürk’ün evini bombaladı”. Devletin radyosundan duyurulan bu haber İstanbul sokaklarını sarıverdi, ardından İzmir’e sıçradı. 7 Eylül’de İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildiğinde 4214 ev, aralarında 21 fabrikanın bulunduğu 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 azınlık okulu, 5 spor kulübü, 2 mezarlık; İzmir’de ise 14 ev, 6 dükkân, 1 pansiyon, Yunan Konsolosluğu, Katolik Kilisesi, Fuar’daki Yunan pavyonu ve İngiliz Kültürevi tahrip edilmişti. Basında yer alan ifadeler önceleri “halkın duygusal tepkisi”, “milli galeyan” şeklindeyken kısa bir süre sonra bir şekilde “komünistler”e dönüştü. Sayısı 50’ye varan öğretim üyesi, gazeteci ve yazar tutuklandı. Bunlar 5 ay cezaevinde tutulduktan sonra beraat ettiler. Yıllar sonra DP Hükümetinin olaylarla ilişkisi sorgulanacak, kimi yöneticiler olayların düzenlenmesine karıştıkları gerekçesiyle yargılanacaktı.

19 Aralık 1978: Maraş'ta bir sinema bombalandı, biri ağır olmak üzere yedi kişi yaralandı. Söylentiye göre sinemaya bombayı atanlar, “Alevi komünistler”  idi ve bunlar Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu isminde iki öğretmendi. 21 Aralık gecesi bu iki öğretmen, evlerine giderken vurulup öldürülürdü. Ertesi gün cenaze töreni için toplananlara, "Alevilerin ve komünistlerin bu camide namazları kılınamaz" gerekçesiyle saldırıldı ve olaylar Maraş sokaklarını sarıverdi. 4 gün süren katliamın boyutları bir iç savaşa yakındı. Resmi sayılara göre olayda 105 kişi ölmüş, 200’ü aşkın kişi yaralanmış, 300’ü aşkın ev ve işyeri tahrip edilip yağmalanmıştı.

4 Temmuz 1980 günü Cuma namazını kılmakta olan cemaate, “komünistler Alaeddin Camisi'ne silah ve bombalarla saldırdılar”  cümlesi yetmişti. Olayların yatıştırılabildiği 10 Temmuz tarihine gelindiğinde resmi rakamlara göre 26 kişi yaşamını yitirmiş, çok sayıda vatandaş yaralanmış, evler, işyerleri yakılıp yıkılmıştı. Kayıp ihbarlarının sayısı ise 100'ün üzerindeydi.

2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri başladığı sırada öğle saatlerinde camiden çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen Pir Sultan Abdal anıtını kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden önlendi. Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000'e ulaşan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından şenliklere katılmak üzere Sivas dışından gelmiş olan aydın, yazar ve ozanların sığındığı Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000'e yaklaşmıştı. Otel taşlandı, camları kırıldı ve ateşe verildi. 33’ü konuk, 2’si otel görevlisi olmak üzere 35 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Günah keçisi hazırdı. Aziz Nesin, Sivas öncesinden başlayarak konuşmalarında “halkı tahrik etmiş, halkın milli ve dini duygularını istismar etmiş”ti.

Yola devam: İki tutam milliyetçilik, üzerine bir fiske din...

6 Nisan 2005: Trabzon'da bir televizyon kanalından "Türk bayrağına hain saldırı" şeklinde altyazı geçilmesi üzerine bir anda toplanan 2 bin kişi, bildiri dağıtmakta olan dört üniversiteli gence saldırdı. Gençler emniyet güçlerince sığındıkları iş hanından kurtarılırken Trabzon Valisi, linç girişimine maruz kalanları suçladı: “Huzuru bozan cezasını çeker. Genç çocuklara tavsiyem, bu yaşamdan zevk almaya baksınlar.”

6 Şubat 2006: Trabzon'daki Santa Maria Katolik Kilisesi'nin papazı İtalyan vatandaşı 61 yaşındaki Andrea Sentore, kilisenin içinde tabancayla vurularak öldürüldü. Papaz Andrea Sentore'nin, başta Danimarka olmak üzere Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde Hz. Muhammed'in karikatürünün yayımlanmasına tepki olarak provokasyon amacıyla öldürüldüğü ihtimali üzerinde durulduğu belirtiliyordu basında...

19 Ocak 2007: Hrant Dink’in öldürülmesini BBC News, internet sayfasından şöyle duyuruyordu: “…Hrant Dink, a writer and journalist, was one of the most prominent voices of Turkey's shrinking Armenian community. The 53-year-old editor was convicted in 2005 for writing about the Armenian "genocide" in 1915, a claim denied by the authorities in Ankara. He had reportedly received threats from nationalists, who viewed him as a traitor, and had wanted to emigrate. Dink was one of dozens of writers to be charged under controversial laws against insulting "Turkishness".”  [Yazar ve gazeteci Hrant Dink, Türkiye’nin küçülen Ermeni topluluğunun en önemli seslerinden biriydi. 53 yaşındaki editör, Ankara’daki yetkililerce inkâr edilen 1915’deki Ermeni “soykırımı” hakkında yazı yazmaktan 2005 yılında hüküm giymişti. Kendisini vatan haini olarak gören milliyetçilerden tehditler aldığı ve iltica etmek istediği söyleniyor. Dink, “Türklüğe” hakareti içeren tartışmalı yasalar çerçevesinde yargılanan onlarca yazardan biriydi.]

6 Temmuz 2007: PETKİM özelleştirildi. Basındaki yankıları ihaleyi alan şirket sahip ve yöneticilerinin etnik kökenini vurguluyordu. Bu ihalenin sonucu, Ermeni diasporasının bir oyunu olabilirdi. İhalenin iptali için yargı yoluna gidilmeli, Ermeni olduğu ortaya çıkan şirket sahibinin dispora ile ilişkileri açıklığa kavuşmalı, gerekiyorsa ihale iptal edilmeliydi.

 

...

 

Yoksulluğu, işsizliği, toplum içindeki çifte standardları unutturmak için kışkırtmak, günah keçileri yaratmak ve olayların özünü perdelemek çok kolay: İki tutam milliyetçilik, üzerine bir fiske din. Nefret kıvamına gelene kadar iki taşım kaynatılır. Sıcak servis edilir.

 

Nermin FENMEN

 

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: İki tutam milliyetçilik, üzerine bi... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right