left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Mehmet Özgür arrow 15-16 Haziran 1970
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
15-16 Haziran 1970 Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Thursday, 14 June 2007

                   

                                                                

 

Türkiye kapitalizmi, 1960 sonrasında hızlı bir genişleme dönemi yaşadı. Sanayi sermayesi, ülke ekonomisine artan bir biçimde damgasını vurmaya başladı. Bu süreç aynı zamanda işçi sınıfının ülke tarihinde ilk kez siyaset sahnesine kitlesel bin biçimde girişini sağladı. 1960’lar Türkiye işçi sınıfı açısından yeni bir dönem oldu. İşçi sınıfı bu dönemde, hem nicel hem de nitel olarak hızla gelişti.

1961 Saraçhane Mitingi; 1963 Kavel Grevi, 1965 Kozlu Direnişi, 1966 Paşabahçe Grevi işçi hareketini şekillendiren eylemler DİSK’in kuruluşuyla sonuçlandı. Aynı yıllarda yaşanan grevler sınıf mücadelesinin keskinleştiğini gösteriyordu. Greve çıkan işçi sayısı, grev başına düşen ortalama işçi sayısı ve grevde kaybedilen ortalama işgünü sayısında geçmiş yıllara oranla büyük bir artış yaşandı. Bu göstergenin yanında çarpıcı bir gelişme de yasadışı direnişlerin, işgallerin ve gösterilerin sayısındaki yoğunlaşmaydı. Bu eylemler işçi sınıfının mücadele gücünü ve kolektif davranma yeteneğini açığa çıkardı.

Yükselen dalga bir yandan sendikalı işçilerin mücadele yeteneğini artırırken, diğer yandan örgütsüz işçileri de hızla sendikal yapılara yöneltti. İşçiler arasında örgütlenme bilinci ve alışkanlığı hızla gelişti.

1968 yılında Derby işgaliyle işçi mücadelesinde yeni bir evre başladı. Derby’i aynı yıl içinde Altınel Pres Sanayi, Kavel Kablo, Emayetaş işgalleri izledi. İşçi sınıfı 1960’ların başında grev ve toplu sözleşme hakkının kazanılması ve genişletilmesi için mücadele ederken birkaç yıl içinde hızlı bir yükselişe geçerek en radikal eylemleri hayata geçiriyordu. İşgal eylemleri işçi hareketinin gittikçe militanlaşıp şekillenerek geliştiğini ve sermaye sınıfına karşı toplumsal bir güç olarak çıktığını gösteriyordu.

1969’da Alpagut işgali ve işçi denetimi son derece önemli bir deneyim oldu. İşçi sınıfı nasıl bir dünya istediğini kendiliğindenci bir tarzda ortaya koyuyordu.  Alpagut’u 1970’da Günterm işçi denetimi izledi. Sungurlar işgali yıla damgasını vuran eylemlerden biriydi. Bu pratikler toplumsal mücadelenin eksenine işçi sınıfını yerleştiriyordu. (1)

  DİSK’in kuruluş sürecini Seyfi Öngider şöyle anlatıyor;“Türk-İş’in partiler üstü politika anlayışına karşı işçi tabanından ve konfederasyona bağlı sendikalardan karşı çıkışlar açık bir biçimde özellikle de 1965’li yıllardan itibaren artmaya başladı. Türk- İş’in uzlaşmacı, günü kurtarmacı, kendine bağlı direngen sendikal anlayış ve eylem koyan sendikalara karşı  tutum alan yanlış politikaları, artık açıkça dile getirilmeye başlanmıştı. Bu anlayışa karşı 7. Genel Kurul’da eleştiri getirdiler. Bu sendikal anlayışa karşı işçi sınıfı içinden bir karşı çıkışın başlaması ve muhalefetin yükselmesi kaçınılmazdı. İçin için kaynayan bir hareket, sonunda Ocak 1966’da başlayan Paşabahçe grevi nedeniyle açığa çıktı. Türk-İş’e bağlı Petrol-İş, Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve Tez Büro-İş sendikaları da Paşabahçe grevini desteklemek için bir komite oluşturdular. Aynı yılın Temmuz ayında ise Maden-İş, Lastik-İş, Basın-İş ve Gıda-İş Sendikaları, Sendikaları Arası Dayanışma Konseyi (SADA) adı altında bir örgütlenme  gittiler Bunu Türk-İş’in Petrol-İş, Kristal-İş, Maden-İş, Lastik-İş  ve Basın-İş sendikalarını belli süreli olarak ihraç etme kararları izledi. Sonuçta, 13 Şubat 1967’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kuruldu. (2)

O dönem anılarından yararlandığımız işçilerin ve sendikacıların söylemleri bize bu dönemin mücadele hattı için önemli sonuçlar çıkarma şansı vermektedir.

1) İşçiler, DİSK’e geçme kararı alırken işletmelerde, mücadeleye katılacak bütün işçi yığınını kararların alınması ve uygulanması sürecine katmışlardır. Kararlar işçilerin büyük çoğunluğunun kararları olarak hayata geçmiştir.

2) İkinci adım olarak işçiler, geçmek istedikleri sendikaların yöneticilerine, şubelerine değil, ama kendilerinden önce fabrikalarını işgal ederek bölgedeki mücadelenin ‘önderi’ olan işyeri temsilcilerine giderek onlara bildirerek ve onların desteğini alarak harekete geçmişlerdir. Harekete geçen işçiler, patrona taleplerini kabul ettirdikten sonra; noter fabrikaya gelip işçilerin sendika değiştirmek işlemini yapmıştır. Yasal işlemler, yetkinin resimleşmesi gibi prosedüre dair ne varsa yapılmış işgalle başlayan süreç fiili duruma uygun olarak gerçekleştirilmiştir.

3) Direnişe geçerek fabrikasının kapılarını kaynak makineleri ile kaynaklayan  işçiler; hem bölgedeki işçilerden, hem semt halkından hem de ilerici demokrat çevrelerden, özellikle de emek dostu devrimci gençlik çevrelerinden destek almışlardır. Burada adeta kendiliğinden bir organizasyon oluşmuştur. İşgal edilen fabrika jandarma ve polis tarafından kuşatılmış, ama kuşatmacılar da hemen her seferinde önemli bir bölümünü işçi ailelerinin oluşturduğu semt halkı ve kentin her tarafından gelen öğrenciler, aydınlar, sosyalistler tarafından kuşatıldığı için başarıya ulaşamamıştı. (3)

5–16 Haziran işçilerin temel ekonomik taleplerinin yanı sıra demokratik ve siyasi taleplerini dile getirildiği bir tarih olması açısından da önemlidir. Sendika içerisinde işçilerin inisiyatifini bozmak için sendika yasasını daha gericileştirmeye yönelen AP ve CHP’nin işbirliği ile çıkarılan yasayı protesto etmek, geri çekilmesini sağlamak için girişilmiş bir eylem olarak demokratik ve siyasi mücadelenin büyük en büyük deneyimidir.

Bu deneyimin gelişmesini saylayan sadece bir sendikanın kapatılmasına tepki değil aynı zamanda dönemin anti-demokratik uygulamalarına sınıf olarak bir tepki olarak ta görmek gerekmektedir.


 Dönemi tüm boyutlarıyla doğru değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Sırrı Öztürk şöyle söylemektedir; “15–16 Haziran Hareketi’ni nesnel gerçekliği içinde, doğru olarak, dünya, bölgemiz ve Türkiye’nin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, askeri vb. etkenlerini ayrıntılı incelemek gerekmektedir.  15–16 Haziran’a neden olarak yalnızca 274 ve 275 sayılı yasalarda işçi sınıfını ve DİSK’in hukuksal ve örgütsel varlığını hedef alan düzenlemeleri öne çıkarmak yanıltıcıdır.” (4)

İşçi hareketlerinde yükseliş sermayeyi rahatsız etmiş ve önlemler alma ihtiyacı doğurmuştu. 1970 yılında 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda değişiklik öngören iki kanun tasarısı parlamentoya sunuldu.

Yasanın çıkarılmasının önlenmesi mücadelesi de DİSK yöneticilerinin bürokratikleşip, yasal zeminde kontrol altına alınması çabalarının başarısızlığa uğratılması için büyük bir inisiyatif olmuştur. Böylece 15–16 Haziran sınıf tarihine işçilerin kendi inisiyatiflerinin damgasını vuran en büyük eylem ve en son eylem olmuştur. Daha sonraki yıllarda benzer eylemler olduysa da oluşan hareketin genel karakterini, geniş bölümünü etkileyen ve tabanın inisiyatifinin belirlediği eylemler olamamıştır. Aksine kendi başına birimsel eylemler olarak kalmıştır.

Sendikal hakların kısıtlayan bu yasa önerilerinin hedefi DİSK’ti. Çünkü bu süreçte DİSK, bir çekim merkezi işlevi görerek, işçi sınıfının sınıfsal ve sendikal mücadelesinde önemli atılımlar kaydetmekte ve diğer toplumsal kesimlerin mücadelesinin gelişmesinde önemli roller üstlenmekteydi.

Bu anlamda DİSK’in ve genel olarak işçi sınıfının yükselen mücadelesinin önündeki en temel sorundu. İstenen DİSK’in tasfiyesiydi, sendikal alanda devlet güdümlü Türk-İş’in tek örgüt olarak bırakılmasıydı. İşçi sınıfı bu politikalara karşı net bir karşı duruş sergiledi. 15–16 Haziran direnişi bir volkan gibi patladı.


O gün olayın gelişimi tarihe şöyle geçti; “ 15 Haziran 1970’de işyerlerinde işçiler işbaşı yapıyorlar, fakat üretime geçmiyorlardı. İşçiler, işyeri temsilcileriyle görüşerek DİSK’i kapatmayı amaçlayan yasa değişikliğini protesto etmeye karar veriyorlardı. İş bırakmayan işçilere de çağrı yapıyorlardı. 15 Haziran 1970 sabahı bütün fabrikalarda çalışmalar duruyordu. İşçiler ellerinde bayraklar, üstlerinde işçi kıyafetleri yolları doldurdular. Bütün yollar tutuldu. Trafik durdu. 200 kadar büyük fabrikadan 150 bin kadar iş bırakmış işçi yürüyordu. Ankara- İstanbul trafiği kesilmişti. Haberleşme aksamıştı. Gebze’den başlayan Kartal mıntıkasının işçilerini de alarak dev bir yürüyüş kolu oluşturmuştu. Aynı anda İzmit’te de bütün fabrikalarda direniş başlamıştı. Ankara’da direniş hızla yayılıyordu. Çıkartılmak istenen işçi aleyhine kanunlar büyük gösterilerle protesto ediliyordu. İkinci günde de aynı güzergâhlarda yürüyüş devam etti. Uzunluğu 2–3 kilometreyi bulan yürüyüş kolları şehrin merkezinde birleşmek istediler. Bazen çatışmalar çıktı. Bazen çatışma çıkmadan emniyet kuvvetlerinin kurduğu barikatlar aşıldı. Ama bütün kolların şehrin merkezinde birleşmesini engellemek için başka yöntemler denediler. Çıkan çatışmalarda 3 işçi öldü. Polislerden ağır yaralananlar oldu.” (5)

İkinci gün AP iktidarı alelacele toplanarak Adapazarı, İstanbul, İzmit, Zonguldak illerinde sıkıyönetim ilan etti. Asker ile işçi karşı karşıya getirilmek istenmişti. İkinci gün saat 17.00’de Kadıköy’de sessizlik vardı ve iki günlük direniş/ eylem sona ermişti. İkinci gün eylemler sürerken DİSK Yürütme Kurulu 1. Ordu Komutanlığı’na çağırıldı.  Orgeneral Kemal Atalay saat 14.00’te görüşmek istiyordu. DİSK’in Genel Başkanı Kemal Türkler, Genel Başkan Vekili Kemal Nebioğlu ve Genel Sekreter Kemal Sülker görüşmeye gittiler. DİSK yöneticileri daha sonra da İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu ile İstanbul Valiliğince görüşme yaptılar. Her iki görüşme de tartışmalı geçti.

Bakanlar Kurulu öğleden sonra toplantı yaparak 16 Haziran 1970 ve 7/810 sayılı kararı ile sıkıyönetim ilan etti. 17 Haziran 1970 tarihinde de yedi tebliğ yayınlandı. Sıkıyönetim üzerine İstanbul ve İzmit’te grev ve gösterilerin durdurulmasına karşın, işçiler protesto eylemlerini İzmir, Akara, Adana ve Gaziantep gibi illerde sürdürdüler.

1317 Sayılı yasa TBMM’ce kabul edilmesine, Resmi Gazetede yayınlanmasına karşın, uygulama olanağı bulunamadı. Önce TİP daha sonra CHP yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular. Anayasa Mahkemesi, 274 Sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklik yapan, işçi sınıfının siyasal düşünce, sendika ve konfederasyon farklılığını bir yana bırakarak demokratik direnme hakkını kullandığı 15–16 Haziran’a neden olan 1317 sayılı yasayı iptal etti. Böylece 15–16 Haziran’ın boşa gitmediği, işçilerin ve DİSK yöneticilerinin boş yere karşı çıkmadıkları da kanıtlanmış oldu. Bu eylemle Türkiye işçi sınıfı, sendikal haklarına içtenlikle bağlığını da kesin bir biçimde sergilemiştir. Böylece, toplumsal olayların akışını geri çevirmeye yönelik bir yasa, işçilerden gelen yoğun bir tepkiyle bertaraf edilmiştir. (6)


Türk-İş’in Erzurum’da toplanan 8. Genel Kurulunda 274 ve 275 sayılı yasalardaki değişiklikle ilgili olarak Türk-İş’in yaptığı çalışmalara Çalışma Raporu’nda yer veriliyor, konuşan Çalışma Bakanı Seyfi Öztürk “yeni değişiklik tasarısı ile DİSK’in canına ot tıkanacaktır. DİSK varken genel grev hakkını tanımamız mümkün değildir” diyordu. Yasa değişikliğinin tek amacının ne olduğu, en açık biçimde Milliyet Gazetesi’nde verilmiştir: “ Türk-İş’ten başka konfederasyon kalmayacak.”  (7)

15–16 Haziran 1970, Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinin en önemli günlerinin sembolleştiği bir tarih. Aradan 36 yıl geçmesine rağmen işçi sınıfı için hala önemini kaybetmemiştir. 15–16 Haziran işçilere, sınıfa güven duygusunu tazeliyor.

O günleri yaşayan işçilerin, sendikacıların anıları, mücadele eden işçilerin, sendikacıların devletin nasıl hışmına uğradıkları; işçilerin polis ve asker barikatlarını kapitalizmin kolluk güçlerini nasıl aştıklarını, birleşen işçi gücünün kahramanlığını ve yenilmezliğini övgü ve özlemle haykırmaktadırlar.

15–16 Haziran günleri Kocaeli ve İstanbul’da işçilerin giriştiği en kitlesel, en birleşmiş en cesurca eylemiydi. DİSK’in önderliğinde tüm sendikalara bağlı işçilerin ve onlarla dayanışan diğer sendikalardaki (Türk-İş’e bağlı sendikalardaki ) işçilerin seli asker ve polis barikatını aşarak o günlerde kendine sol ve sosyalist yapıların ‘Ordu gençlik el ele’ ve ‘Ordu işçi el ele’ sloganları atarken ‘cuntacı’ , ‘asker-sivil aydın zümre’ öncülüğünde devrim stratejisi örmeye çalışırken bu anlayışa büyük bir darbe vurarak işçi sınıfının özgücüne dayanmanın önemini bir kez daha göstermiştir.

Bu hareket elbette kendiliğinden gelişen bir hareket görüntüsü yaratsa ve sendikaları, sol hareketi aşan bir boyut izlese de 1960 başlarından başlayan sınıfın içindeki ‘doğal işçi liderleri’ , sendikalı işçi önderleri’ ve sınıfın farkına varmış sosyalist, devrimci ve örgütlü insanların eseriydi. Bütünül olarak sol hareket bu işçi selini ayağa kaldırdı demek yanlış olur. Ama bir gerçek var ki kendiliğinden bir kabarış gibi gözüken bu hareketin ardında işçi sınıfının özgücüne güvenen ve bu uğurda bedeller ödeyen devrimciler azınlıkta değildir.

Başka bir önemli sonuçta 1960’ta başlayan bu süreçte işçilerin kendi birliğini sağlama, birleşmiş bir sınıf olama mücadelesiyle, sadece patronlarla değil devlet ve onun kolluk gücü ile karşı karşıya gelmesiyle ve derin devletin ilk defa ortaya çıkmasıyla bugünün sendikal hareketine büyük dersler bırakmıştır. Ayrıca bu iki gün 1 Mayıs’lar  kadar önemini olan günler olarak tarihe geçmiştir. 1967’den itibaren gelişiminin en üst boyutuna ulaşan işçi hareketi için en ayırt edici unsur mücadeleci unsurun bütün bedellere rağmen en üst sınıra ulaştırmasıdır.

O dönem ileri işçiler, Türk-İş’in uzlaşmacı, şoven, devlet ve burjuva siyasi partileriyle içli dışlı tutumuna, sendikal bürokrasiye karşı DİSK’i yaratarak mücadeleci bir sendikacılık ortaya koşmuştur. Böylece burjuva siyasi yapılanmasıyla içli-dışlı, uzlaşmacı ve bürokratik yani sarı sendika ve mücadeleci, sınıfın öz gücüne dayanan sendikalar olmak üzeri Türkiye İşçi sınıfı tarihine iki sendika seçeneğinin ortaya çıkması sağlanmıştır.

Burada asıl önemli olan sendikaların yönetimlerinin bürokratik ve burjuva sendika yaratma amaçları ve tutumları karşısında, işçilerin kendi öz güçleri ile sendikal bürokrasinin baskılarını yok edip yine kendi öz güçlerine dayanarak karar aldıkları sendikal mücadele çizgisi işçi sınıfı tarihimize armağan etmiş olmalarıdır.

  Yukarıda anlattığım gelişmeler işçilerin büyük bölümünü örgütlemiş Türk-İş’in üyesi işçilerin DİSK’i kurmak ve kurulan DİSK’e geçmek için sendika seçme özgürlüğü uğruna giriştikleri mücadele ile perçinlenmiş. O dönem işçilerin DİSK’e geçme talepleri patronlar tarafından ve TÜRK-İŞ’e bağlı sendikaların yöneticileri tarafından reddedilmesine rağmen işletmelerde üretimi yavaşlatman tümden durdurmaya, birçok işyerlerinde işgallere varan patronları dize getirecek mücadele hattı oluşturulmuştur.


15–16 Haziran direnişi işçi hareketinin doruk noktası, aynı zamanda da geri çekilmenin başlangıcı oldu. Hareket bu eylemde politik boyutlar kazandı ve politik alana sıçradı. Her ne kadar talepler yasalara ve parlamentoya yönelmiş olsa da sokaklarda gerçekleşti. Fabrikalar sokaklarla, sokaklar fabrikayla buluştu. O güne tek tek fabrikalarda yürütülen mücadele işyeri çitlerini aşarak, genellik kazandı. Onlarca fabrika, on binlerce işçi birlikte eyleme çıktı. İşçi sınıfı toplumsal ve maddi bir güç olduğunu yaşayarak öğrendi. Kavganın içinde kendi sınıf kimliğini açığa çıkardı ve devletin ideolojisinden net bir kopuşu sergiledi.

       1968-1970’li yıllarda yaşanan eylemler ağırlıkta yeni bir sendikal arayışın ifadesiydi. Türk-İş’in sendikal bürokrasisine karşı bir tavır alışı gösteriyordu. Bu direniş ve eylemlerde, kendine has örgütlenmeler doğmuştu. Ne var ki her eylemin ürettiği örgütlülük kendi işyeriyle sınırlı kalıyor, eylemin bitmesiyle de sönüyordu. İşgal, direniş ve değişik eylemler içinden çıkan öncü işçiler de, kendi işyeri sınırları düzeyinde hapsolmuş durumdaydılar. Çünkü her hareket tek başına başlayıp yaygınlaşmadan bitiyordu.

    15-16 Haziran direnişi işçi sınıfının kolektif ayağa kalkışıydı. İşyeri sınırlarında kalan eylemler sokakla, diğer fabrikalarla birleşti. Sınıfın kolektif gücü açığa çıkmıştı. Öncü işçilerin mücadelenin içinde birbirleriyle kaynaşmalarının olanakları doğdu. İşçi sınıfı kendi kaderini ellerine almasıyla her türlü bürokratik engeli ve hegemonyayı parçalayabilecek  güçte olduğunu gösterdi.

    15 Haziran’da ağırlıkta DİSK’li işçiler olmak üzere Türk- İş’e üye işçilerde vardı. 16 Haziran’da ise ilk güne göre az kalmış Türk-İş’li işçiler eyleme katılan 168 işyerinden 121’inden katılarak sınıf kardeşliğinin ve dayanışmanın örneğini her türlü bürokratik engellemelere karşı göstermiştir.

    15–16 Haziran kendiliğinden bir kitle eylemiydi. Ama sınıfın kendiliğinden bir kitle eylemiydi. En büyük eksiklik sınıfın politik önderliğinin henüz yeterince sınıfın bütünü kapsayacak boyutta olamamasıdır.Sınıf hareketinin biriktire biriktire geliştirdiği, kapitalist egemenlik ilişkilerini kökten sorguladığı bir sürecin sonun da bu sürecin gerçekleşebileceğinin göstergesiydi.

16 Haziran 1970 gecesi ilan edilen sıkıyönetim bütün hışmını ileri işçi önderlerine yöneltmiş; polis baskıları, sorgulamalar ve işkenceler sonrasında işten atılmalar ile dağıtılan kitlesellik yerini DİSK içinde bürokrasiye yakın dar bir kadrolaşmaya dönüşmüştür. 15-16 Haziranları yaratan işçi sınıfı önderlerinden koparılarak daha sonra 1978’de tamamen CHP’nin egemenliğine giren burjuva sendikalaşmanın önünü açılmış oldu..

15–16 Haziran en başta sınıftan öğrenmeyi ve bu öğrenmenin ne derece yaşamsal olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Aynı zamanda Sosyalizmin işçi sınıfının kendi eylemi ve örgütlülüğünün eseri olacağının ve sınıftan kopuk eğilim ve yapıların nereye gideceğinin net bir göstergesi olmuştur. Aslolan faaliyetin işçi sınıfı içinde yürütülmesi gereğini ve ‘Başka Bir Dünya’nın ancak işçi sınıfının gücüyle yaratılabileceğini kendilerini işçi sınıfı partileri ilan eden sosyalist partiler unutulmazsa yeni 15-16 Haziran yaratmak hiçte hayal değildir.


Dipnotlar:

1.    Türkiye’yi Sarsan İki gün Volkan Yaraşır 15 Haziran 2004 aht

2.    Kriz ve Sendikal Hareket Seyfi Öngider

3.    15-16 Haziran, işçi mücadelesine ışık tutmaya devam ediyor : tarih böyle anlamlıdır. İ.Çaralan 13 Haziran 2004  Hayat Dergisi

4.    Gelenekten Geleceğe 15-16 Haziran / Sırrı Öztürk

5.    Resimli Türkiye İşçi Sınıfı Tarihi ( 4.Cilt- Sosyal İş Yayınları)

6.    Türkiye’de İşçi Hareketi 1908-1984 M. Şehmus Güzel ve  Kamil Ateşoğulları Devrimci Maden Arama ve İşletme İşçileri Sendikası Yayını 15 Haziran 1999

7.    Milliyet Gazetesi 16 Haziran 1970 tarihli sayısı

 

 

 

 

 

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: 15-16 Haziran 1970 ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right