|
RUSYA’YA GÖRE ESAS TEHDİT ÇİN’DEN DEĞİL ABD’DEN Cumhuriyet’in Strateji ekinin 5 Mart 2007 tarihli sayısında, Ankara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden sayın Barış Adıbelli’nin “Rusya ile Çin Ayrışmaya Başladı” başlığını taşıyan ve özetle, Rusya’nın kendisine esas tehdidin Çin’den geldiğini saptayarak ABD’ye yakınlaşma sinyalleri verdiğini öne süren bir yazısı yayımlandı. Bu yazıda sayın Adıbelli’nin öne sürdüğü teze karşı, ben de aksi tezi savunacağım.
Sayın Adıbelli yazısında, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Münih’te gerçekleştirilen Uluslararası Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada esas mesajı Çin’e verdiğini öne sürmektedir.[1] Bu teze katılmak mümkün değildir. Hatırlanacağı üzere Putin, ses getiren konuşmasında, dünyadaki güvenlik sorunlarının merkezine ABD’yi yerleştirmiş, NATO’nun doğuya doğru gerçekleştirdiği genişlemesinin açıkça Rusya’yı çevreleme amacı güttüğünü belirtmiştir.[2] Putin yine bu konuşmasında Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya gibi devletlerin sahip oldukları ekonomik potansiyelleri siyasi nüfuza dönüştüreceklerini ve bunun çokkutupluluğu güçlendireceğini belirterek esas tehdidin ABD kaynaklı olduğunu saptamış ve bunun karşısında gelişecek stratejik ittifakları çözüm olarak göstermiştir.
Kaldı ki Putin’in bu önemli konuşmasının ardından Hindistan’da gerçekleştirilen Rusya-Çin-Hindistan Dışişleri Bakanları Zirvesi’nde de aynı vurgu öne çıkmış ve Rusya ile Çin’in Şanghay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci üye olan Hindistan’ın örgüte tam üyeliğinin sağlanması için gerekli adımları hızlandıracağı açıklanmıştır. 14 Şubat 2007 tarihli zirvenin ardından yayımlanan ortak bildiride, tüm ulusların eşitliğine, egemenliklerine ve ulusal bütünlüklerine, uluslararası hukuka ve karşılıklı saygıya dayanan çokkutuplu bir dünya inşa etmenin, uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesinin anahtarı olduğu düşüncesinde uzlaşıldığı ifade edilmiştir.[3]
“Çin Küresel Tehdit mi” altbaşlığında sayın Adıbelli, tezini güçlendirmek için şu ifadeleri kullanmaktadır: “Çinli uzmanlara göre, son zamanlarda Putin, tam bir çelişki içerisindedir. ŞİÖ’nün 2005 yılında Astana zirvesinde Çin'in önderliğinde ABD'ye Orta Asya'daki askeri üslerini kapatması yönünde verdiği tarihi ültimatomuna ŞİÖ üyesi Rusya destek vermemişti.” Buradan başlayalım. Astana Zirvesi’nin sonuç bildirgesi üyelerin ortak kararı ile kaleme alınmıştır ve Rusya’nın ABD’ye verilen tarihi ültimatoma destek vermediği tezi doğru değildir.
Birincisi, ŞİÖ zirvelerinde yayımlanan sonuç bildirgeleri, üye devletlerin uzlaşması ile kaleme alınmaktadır. Ve Rusya Astana Zirvesi’nde alınan karara destek vermiştir. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov’un tutumu bunu kanıtlar niteliktedir. Lavrov, Afganistan’dan bölgeye sızmaların önlenmesinin Şanghay İşbirliği Örgütü’nün ilgili birimlerinin ve ortak güvenlik anlaşması örgütünün görevi olduğunu ifade etmiş ve Orta Asya’da güvenliğin sağlanması için Batılı askeri güç yapılanmalarına karşı çıkmıştır. Lavrov’un ortaya koyduğu perspektif, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye ülkelerde güvenliği ABD’nin değil, ŞİÖ’nün sağlayacağına işaret etmiştir.[4]
Kaldı ki Astana Zirvesi’nde alınan bu karar, Batılı kaynaklar tarafından Moskova’nın zaferi olarak görülmüştür. Zira Moskova’nın geleneksel etki alanı olan Orta Asya’da güçlenen bir ABD askeri varlığının Rusya’nın nüfuzunu sınırlayacağı açıktır. Daha da önemlisi, Astana Zirvesi’nde Batılı güçlerin bölgedeki askeri üsleri terk etmeleri istenirken, Kırgizistan’da ve Tacikistan’da üsleri bulunan Rusya ile ilgili bir talep olmamıştır.[5] Bu da zirvede ortaya konulan perspektif gereğidir. Bu yaklaşım, ŞİÖ üyesi ülkelerde güvenliği ŞİÖ üyelerinin sağlamasına dayalı anlayışın ve bölgeyi ABD askeri varlığından koruma arayışının uzantısıdır. Daha da önemlisi, 2005 yılında toplanan ŞİÖ Astana Zirvesi’nin gerçekleştiği döneme damgasını vuran önemli gelişmeler de, Rusya’nın Batılı askeri güçlerin bölgeden çekilmesine destek vermemesi tezini destekleyecek nitelikte değildir. Kırgizistan’da ve hemen ardından Özbekistan’da gerçekleştirilen ABD güdümlü “turuncu devrim” girişimleri, ABD’nin ŞİÖ’yü içeriden kuşatma stratejisini açığa vurmuşken, Rusya’nın ABD’nin Orta Asya’daki askeri varlığını Çin’e karşı savunduğu tezi, Rusya’nın geleneksel Orta Asya politikası ve ulusal çıkarı bakımından tutarsız bir tezdir.
Sayın Adıbelli, yazısında ortaya koyduğu tezi desteklemek için şu örnekleri vermektedir: “Üstüne üstlük Putin, ABD'nin 4 Temmuz Bağımsızlık günü nedeniyle yayınladığı kutlama mesajında Rusya ve ABD'nin arasındaki kadim dostluktan bahsederek, bunun devam etmesi için ellerinden geleni yapacaklarını söylemişti… Bush, yakıt ikmali için durduğu Moskova havaalanında, Putin ile yaklaşık bir saat süren bir görüşme yaptı… Kapalı kapılar ardında konuşulan en önemli konu hiç kuşkusuz Çin tehdidi ve İran'ın durumuydu.”
Putin’in 4 Temmuz’da ABD’nin Bağımsızlık Günü nedeniyle kutlama mesajı yayınlaması ve bu mesajda Rusya ile ABD arasındaki kadim dostluktan söz etmesi, uluslararası ilişkilerde diplomatik nezaketin gereği olarak gerçekleştirilen, olağan faaliyetlerdendir. Kaldı ki devlet başkanlarının bu gibi kutlama mesajları yayınlamalarının diplomatik bir gelenek olduğunu sayın Adıbelli de iyi bilmektedir. Esas üzerinde durulması gereken nokta, sayın Adıbelli’nin böyle olağan bir diplomatik faaliyet üzerinden, Rusya’nın Çin’e karşı ABD’ye yanaştığı tezini nasıl işleyebildiğidir. Oysa Putin, aynı türden mesajları Çin’in tarihi önemdeki günlerinde de yayınlamaktadır. Devletler arası ilişkilerde temel çelişki eksenlerini saptamak için bu ülkelerin birbirlerine kutlama mesajı yayınlayıp yayınlamadıklarına bakmak, ne doğru ne de yeterli bir ölçüttür.
Sayın Adıbelli bir diğer kanıt olarak ABD Başkanı Bush’un yakıt ikmali sırasında Putin ile bir saat görüşmüş olmasını göstermektedir. Uluslararası alanda belirleyici nitelikte güce sahip iki devlet başkanının görüşme için bir araya gelmeleri, Rusya’nın Çin’e karşı ABD’ye yanaştığı tezini ne bakımdan desteklemektedir? Putin aynı görüşmeleri Çin Devlet Başkanı ile de düzenli olarak gerçekleştirmekte, gerek bu ülke ile kurulan stratejik ortaklık gerekse Şanghay İşbirliği Örgütü aracılığıyla düzenli temaslarda bulunmaktadır. Sayın Adıbelli’nin “kapalı kapılar ardında konuşulan en önemli konunun Çin tehdidi ve İran’ın durumu” olduğunu ifade etmesi de kanımca zorlama bir yorumdur. Ortada ABD ile Rusya’nın uzlaştığı bir Çin tehdidi fikri varsa, iki büyük devletin bu konuyu tartışacakları ve üzerinde eylem programı geliştirecekleri zemin, bir saatlik yakıt ikmali sırasında gerçekleştirilen nezaket ziyareti midir? Kaldı ki Rusya’nın Çin’i tehdit olarak gördüğünü ve bu nedenle ABD’ye yanaştığını kanıtlayan sağlam veriler de yoktur. Sayın Adıbelli’nin tezini kanıtlamak için bu gibi gerekçelere başvurması da, bu kanıt yokluğu ile ilişkili görülmelidir.
Sayın Adıbelli, İran konusunda da Rusya ile Çin arasında bir çatlak bulunduğunu ima etmektedir. Kendi sözleriyle: “Gerçekten de Bush-Putin görüşmesinin sonuçları BM Güvenlik Konseyi'nin 23 Aralık 2006 tarihinde İran'a yaptırım öngören 1737 sayılı kararının geçmesinde görüldü. Pekin yönetimi, olup bitenleri yakından izlemekteydi. Zoraki bir dostluğa sahip olduğu Rusya ile ilişkiler güvenden çok geçici çıkarlara dayanmaktaydı.”
Sayın Adıbelli bu noktada da bazı gerçekleri gözden kaçırmaktadır. Birincisi, Rusya gibi Çin de BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri arasındadır ve bu karara Çin de olumlu oy vermiştir. Kaldı ki Rusya ile Çin’in ortak girişimleri sonucunda, ABD’nin dayatmaya çalıştığı, İran’a ağır yaptırımlar öngören karar tasarısı değiştirilmiş, tasarı Rusya ve Çin’in itirazları sonucunda yumuşatılmıştır. Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, 1 Aralık tarihinde yaptığı açıklamada, ABD tarafından gündeme getirilen taslak karar metninde ifade edilen önlemlere “İran’ı işbirliğine teşvik etmekten çok, İran’ı cezalandırmayı amaçlaması” nedeniyle karşı çıkmış,[6] öte yandan yine Çin ve Rusya hattının ortak girişimleriyle, İran’ın nükleer ve balistik füze programlarında görev alan 12 resmi yetkilinin İran’dan yurtdışına çıkışlarını yasaklamayı öngören yaptırım taslaktan geri çekilmiş ve ayrıca Rusya, 1737 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının İran’a askeri güç kullanılmasının önünü açan zemin olmayacağını belirten değişikliğin karara girmesine ön ayak olmuştur.[7] Tüm bunlara karşın Sayın Adıbelli, “Pekin yönetimi olup bitenleri yakından izlemekteydi. Zoraki bir dostluğa sahip olduğu Rusya ile ilişkiler güvenden çok geçici çıkarlara dayanmaktaydı.” ifadelerini kullanmaktadır. Oysaki Rusya açısından güven sorunu Çin ile değil, ABD ile yaşanmaktadır. Putin’in Münih’te ifade ettiği şu sözler bunu kanıtlamaktadır.
“Amerika Birleşik Devletleri’yle, nükleer stratejik füze kapasitemizi 31 Aralık 2012 tarihine kadar 1700-2000 nükleer savaş başlığına kadar düşürmeyi kararlaştırdık. Rusya, üzerine aldığı yükümlülükleri harfiyen yerine getirmeye kararlıdır. Umuyoruz ki, ortaklarımız da şeffaf bir hareket tarzı benimserler ve zor günler için bir köşeye gereğinden fazla nükleer savaş başlığı ayırmazlar. Ve şayet bugün ABD Savunma Bakanı ABD’nin bu gereğinden fazla silahları bir depoda, ya da tabiri caizse, yastık altında, saklamayacağını açıklarsa, bu açıklamayı hep beraber ayakta alkışlamayı öneriyorum.”[8]
Sayın Adıbelli yazısında, Rusya’nın esas tehdit olarak Çin’i gördüğünü ve bu nedenle ABD’ye yaklaştığını öne sürerken, sanıyoruz ki son dönemdeki bazı önemli gelişmeleri de gözden kaçırmıştır. Bu gelişmelerin başında, ABD’nin Çek Cumhuriyeti ve Polonya’da füzesavar sistemleri kurma girişimleri gelmektedir. Benzeri arayışlar Gürcistan ve Azerbaycan’ı içine alacak biçimde Kafkasya için de gündemdedir. Rus yetkililer, Orta ve Doğu Avrupa’da ABD’nin kurmayı planladığı yeni füze savunma sisteminin İran ya da Kuzey Kore’den gelecek bir tehdide dönük olmadığını ve bunun açıktan Rusya ile cepheleşme anlamına geldiğini ifade etmektedirler. NATO’nun doğuya doğru genişlemesi ve Rusya’yı çevrelemesi de bunu doğrulamaktadır. Bu konuda en önemli açıklamayı Rusya Genelkurmay Başkanı Yuri Baluyevsky yapmıştır. Baluyevsky, Rusya’ya esas tehdidin ABD’den geldiğini saptamıştır.[9]
Esas çelişmenin ABD ile olduğunu belirten Rusya, tüm bu gelişmelere paralel olarak yeni bir askeri doktrin geliştirmiştir. Taslak halde olmasına rağmen fiilen uygulamaya konulan yeni askeri doktrinin getirdiği temel değişiklik, Rusya’nın küresel terörizmi birinci düşman olmaktan çıkarması ve en ciddi tehdidin ABD ve NATO’dan kaynaklandığını saptamasıdır.[10] Rusya’nın yeni askeri doktrininde tehdit sıralamasında ABD ve NATO ön sırada iken, Çin’in listede bulunmaması da, sayın Adıbelli’nin tezini geçersizleştirmektedir. Tam tersine Rusya’nın, saptamış olduğu ABD tehdidine karşı tek başına göğüs geremeyeceği gerçeği, bu ülkeyi orta ve uzun erimli ittifaklara daha da yöneltecektir. Çin bu noktada Rusya’nın yakın müttefiki olmayı sürdürecektir. Diğer yandan Rusya, bu yeni askeri doktrin çerçevesinde siyasal bir yapılanmanın düğmesine de basmıştır. Rusya Savunma Bakanı Sergei Ivanov’un geçtiğimiz günlerde geniş yetkilerle donatılarak Başbakan yardımcılığı ve Başkomutan yardımcılığı görevine getirilmesi, bu yönde atılmış önemli bir adımdır. 2008’de görev süresi dolacak Putin’in yerine geçmesi kuvvetle muhtemel olan Ivanov’un “şahin” tutumuyla Batı merkezli tehdidi karşılamaya hazırlandığını söylemek yanlış değildir.
Sonuç olarak sayın Adıbelli’nin yazısı, çelişkilerden arınmış bir dünya resmi çizmektedir, bu bakımdan ciddi hatalar içermektedir. Sayın Adıbelli’ye göre Çin yönetimi, bugünkü istikrarlı ekonomik büyümesini sürdürebilmek için ABD merkezli tekkutuplu düzenin devamından yanadır. Rusya ise Çin tehdidine karşı ABD ile hareket etme eğilimindedir. Yani bütün yollar Vaşington’a çıkmakta ve böylece ABD karşısında yükselen, direnen hiçbir güç kalmamaktadır. Hem Rusya’nın hem de Çin’in ABD’ye yanaştığı tezi okuyucuda tatmin hissi yaratmamaktadır. Bu resimde tuhaf ve eksik bir yan vardır. Çünkü günümüz koşullarının dayattığı gerçek tablo, çelişkilerden arınmış bir dünyayı yansıtmamaktadır. ABD, BOP ile çelişkileri ortadan kaldırmak bir yana, daha da derinleştirmiştir. Olguların çözümlemesi de göstermektedir ki Çin ile Rusya arasında çıkar alanlarının ayrıştığı alanlar bulunmakla birlikte (ki bu da devletler arası ilişkilerde son derece doğaldır) Asya’da ve Ortadoğu’da artan ABD askeri varlığı kapsamında bu iki ülkeye dönük esas tehdit, ABD merkezlidir. Rusya ile Çin’in çelişmeyi bu yönde saptadığı görülmektedir. Dolayısıyla sayın Adıbelli’nin yazısındaki en temel perspektif hatası, Çin ile Rusya’yı ABD tehdidine karşı Orta Asya’da birlikte hareket etmeye sevk eden saikleri geri plana atması, Çin-Rusya hattı ile ABD arasındaki çelişmeyi sahne gerisine çekmesi ve bunun sonucunda Çin ile Rusya arasında bulunan ikincil çelişkileri temel çelişkiler sahnesine yerleştirmesidir.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] Barış Adıbelli, “Rusya ile Çin Ayrışmaya Başladı”, Cumhuriyet Strateji, 5 Mart 2007, Sayı:140, s. 18 [2] Putin’in konuşmasının tam metni için bkz., http://www.tsk.mil.tr/haberler_olaylar/uluslararasi_gelismeler/munih_guvenlik_konferasi/putininkonusmasi_15022007.htm
[3] Joint Communiqué on the results of the trilateral meeting of the Foreign Minister of India, Russia and China, http://www.fmprc.gov.cn/eng/zxxx/t299991.htm
[4] SCO sends strong signals for West to leave Central Asia, http://english.people.com.cn/200507/08/eng20050708_194907.html
[5] Russian payback, http://www.cnsnews.com/ViewForeignBureaus.asp?Page=%5CForeignBureaus%5Carchive%5C200507%5CFOR20050706b.html
[6] Lavrov says Rice agreed in Hanoi to limit Iran sanctions at UN, http://www.iranfocus.com/modules/news/article.php?storyid=9385 [7] http://en.rian.ru/analysis/20061229/58121081.html, 29 Aralık 2006
[8http://www.tsk.mil.tr/haberler_olaylar/uluslararasi_gelismeler/munih_guvenlik_konferasi/putininkonusmasi_15022007.htm
[9]Marcel de Haas, “Russia’a Upcoming Revised Military Doctrine”, 26 Şubat 2007, Power and Interest News Report, http://www.pinr.com/report.php?ac=view_report&report_id=622&language_id=1
[10] Bkz., “Russian Generals Put Their Old Foe Back Into Their Sights”, The Guardian, 7 Mart 2007 ve “Rusya Şahinleşiyor”, Milliyet, 8 Mart 2007
Deniz Yıldırım
Ankara Üniversitesi SBF Siyaset Bilimi Doktora Öğrencisi
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Jeopolitik Dergisi, Nisan 2007
|