left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Sol olmayan sanal solda birlik mi? Yazdır E-posta
Yazar Tuncay ÇELEN   
Thursday, 17 May 2007

“Sol” olmayan “sanal sol”da birlik mi?

Emperyalizme karşı örgütlü güç mü?  

 

 

Evet, bugün bir yandan “darbe muhtıraları “verilirken, bir yandan “seçimlere” gidiliyor.  Demokrasiden söz ediliyor. Evet, seçin, seçmece bunlar. İşte bakın sıra sıra işbirlikçiler, günün menüsü islamcılar, şefin seçtiği milliyetçilik sosuna bulanmış “laik cumhuriyetçiler”; darbeciler, darbe karşıtları. Aslında yok birbirlerinden farkları, hepsi ABD’ci,  AB’ci. Özelleştirmeci, IMFci, sermaye düzeninden yana, sömürücü. Bakmayın itişip kakıştıklarına, efendilerine hoş görünüp göze girmek, öne geçmek yarışındalar. Onlarınki aile kavgası, aile içi şiddet. Bugün dövüşürler, yarın barışırlar. Muhalefetin alanları doldurmasını “uygar bir siyasal” tartışma olarak hoşgörüyle bile karşılayabilirler.


Ama kendi kontrollerinde gelişmesi gereken halk muhalefetine, işçi sınıfının ve onun örgütlerinin damgasını vurmasına tahammül edemezler.

O zaman ne demokrasi kalır, ne hukuk devleti.  Sol ve emekçi düşmanlığı düşman kardeşleri birleştiriverir.  1 Mayıs günü İstanbul'da yaşatılan devlet teröründe olduğu gibi, indiriverirler demokrasi maskelerini, gaz maskelerini takar ve saldırırlar halkın ve emekçinin üstüne. “Özgürlükçü AKP”,  12 Eylül dönemini aratmaz. İnsanlar sadece beyin kanaması, kalp krizi geçirmezler, kolları, bacakları, burunları kırılmaz. Gözaltına alınırken kaba dayaktan geçirilirler.  Atılan gaz bombalarının sonucunda 75 yaşındaki bir kalp hastası Beyoğlu'nda yaşamını yitirir.

Bütün bunların demokrasi ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktur. İşçi sınıfının örgütlülüğünün, tüm dünyada tanınan İşçi sınıfının Uluslararası Birlik ve Dayanışma bayramı 1 Mayıs’ın tanınmadığı, bir ülkede demokrasiden söz edilemez. İşçi sınıfıı ve örgütlerinin düşman görüldüğü, hak mücadelesi vermelerinin gayrimeşru sayıldığı bir ülkede demokrasi de, çağdaşlık da, laiklik de, sosyal devlet de, hukuk da, içi boş kavramlardan öte gidemez.

Türkiye’de bugün gelinen nokta budur. Bugün bu anlamda “solda birlik” adına, emekçileri, yurtseverleri solla ilgisi yalnızca işbirlikçi sermayeye “sol” görünümüyle hizmet veren örgütlerin “değirmenine su taşımaya” çağırmaktadırlar. Bugün "Tehlikenin farkında mısınız?” diyenler, “ ABD'nin CHP'nin peşine takılın, sorunları düzen içinde hallederiz.” demektedirler. Ama yağma yok arkadaşlar, bizim yanlızca iktidarla değil, asıl düzenle  sorunumuz var.  

Gündem şeriat mı? – laiklik mi? ; demokrasi mi? – darbe mi? İkilemleri içine hapsedilmek istenirken; meydanlarda ülkenin yağmalanmasına, özelleştirmelere, ABD’ye, IMF’ye AB’ye karşı yükselen sesler;  egemenlerle birlikte, AKP ile birlikte,  CHP’yi de rahatsız ediyor. Çünkü CHP’nin bu konularda AKP’den farklı bir politikası yok. CHP oylarını artırabilmek için dinci-laik gerilimi ve AKP karşıtlığını kullanmak istiyor. Ne var ki,  Cumhuriyet mitingleri ile birlikte ortaya çıkan tablo bu gerilimin ötesinde. Mitinglerde yükselen "ne ABD, ne AB; bağımsız Türkiye" sloganlarından CHP yöneticileri ile birlikte, mitingleri düzenliyenler de tedirgin. Baykal’ın kendisine yöneltilen, “mitinglerde ABD’ye ve AB’ye karşı da sloganların atıldığı”na yönelik soruya, “olur böyle şeyler, asıl mesaja bakmak lazım” şeklinde verdiği cevap bu rahatsızlığı ve tedirginliği dile getiriyor.


CHP, bu nedenle Çankaya’da eşi türbanlı bir cumhurbaşkanı görmemek için kendisini desteklemeye hazır kitlelere güvenmiyor. Deniz Baykal için önemli olan, medyayı da elinde bulunduran büyük sermayenin ve ABD’nin onayını ve desteğini almak.


CHP, laik-islamcı geriliminin, kendisini iktidara taşıyamacağının, ama pazarlık gücünü arttıracağının farkında. İnsanların “kerhen” de olsa kendisine oy vermek mecburiyetinde olduğuna inanıyor. Bu nedenle, kitlelere yönelik “laiklik” ve “türban” konusu dışında herhangibir ciddi mesajı bile yok. Onun için önemli olan TÜSİAD ve ABD. Mesajları da halka değil, onlara yönük.  “bizi seçin, biz de en az AKP kadar size  hizmet ederiz” . Bu mesajda doğruluk payı var. CHP’de, en az AKP kadar AB-D’ci, AKP kadar piyasacı ve özelleştirmeci.


Bu nedenle, ne DSP ve ne de CHP, birlikte kitlelerin karşısına çıkıp,  Biz; gericiliğinde, yoksulluğunda, yolsuzluklarında bu sistemden, emperyalizmin örümcek ağı gibi ülkemizi sarmasından kaynaklandığının farkındayız. Bugüne kadar uygulanan politikaların karşısındayız. Anti –emperyalizmi temel alan, piyasa ekonomisine, IMF dayatmalarına karşı çıkan ezilen kesimleri merkeze alan; ülkenin yağmalanmaması için, bağımsız bir ülke talebini gerçekleştirmek için biraraya geliyoruz. Bize güç verin iktidar olalım ve tüm emperyalist projeleri reddederek özlemlerinize yanıt verelim; demiyorlar, diyemiyorlar. Çünkü ülkenin bugün geldiği dibe vurmuş durumundan, en az AKP iktidarı kadar kendileri de sorumlu. AKP iktidarının gelmiş geçmiş en işbirlikçi iktidarlardan biri olduğu doğrudur. Ama ulusal kurtuluş savaşıyla kapıdan atılan emperyalizmin, bacadan girmesine olanak veren anlaşmaları imzalayanlar kimlerdir? Gericiliği destekleyen ve besleyen ABD emperyalizmi ile ve daha sonra AB ile yapılan anlaşmaları imzalayanların,  emperyalizmin has adamı Kemal Derviş’i ABD’den devşirerek başımı bela edenlerin, emperyalizm ve işbirliği konusunda AKP’den ne farkları vardır? AKP’yi gericilikle suçlayarak, yanlızca “laiklik” kavramını öne çıkararak, emperyalizme karşı gelişen bilincin perdelenmesi ile bir “farklılık” yaratılmaya çalışılarak  “sol” olunabilir mi?

Sol, Bağımsız Türkiye’den, Bağımsız Türkiye’yi gerçekçi kılmak için ABD ile ilişkilere son verilmesinden, AB üyelik sürecinin durdurulmasından yanadır. Dış borçların silinmesini, NATO’dan çıkılmasını, ülkemizdeki tüm üslerin kapatılmasını istemektedir. Özelleştirilen tüm işletmelerin kamulaştırılmasından, ABD ile ekonomik, siyasi ve kültürel tüm ilişkilerin kesilmesinden yanadır. Bu ülkeden emperyalizmi de,  sermaye düzenini de kovmak istemektedir. Bugün Sol olmak;  Kürt halkının haklı taleplerine sahip çıkmak;  Amerikancılık, Avrupacılık, liberalizm, milliyetçilik gibi eğilimlerle mücadele etmektir. Milliyetçiliğin felaket getireceğini bilmek, Türk Milliyetçiliğin de, Kürt Milliyetçiliğinin de peşinde sürüklenmeden, Kürt ve Türk emekçilerin kardeşliğini savunmak ortak mücadelesini örgütlemektir. Sol olmak halkların birliğinden ve birleşmesinden yana olmaktır. Sol olmak, gericiliğe karşı, aydınlanmadan yana olmaktır. Sol olmak, Irak'ın işgaline ve parçalanmasına hayır demektir. Türk askerlerinin emperyalizmin emrinde, komşu ülkelere gtönderilmesine karşı çıkmaktır.

 CHP ve DSP bu istemleri savunuyor mu? Savunabilir mi? Öyleyse bu tür partileri “sol” olarak adlandırmak,  “solda birlik” adı altında CHP+DSP işbirliğinden medet ummak doğru mudur? Bu partiler sol değildir.  Sol bir politikaları yoktur. AB-D emperyalizmine, IMF politikalarına karşı çıkmayan, uluslararası emperyalist kuruluşları karşısına almayan, tam tersine bunlardan destek almak isteyen düzen partileri “sol” olabilir mi?  Solda birliğin öznesi olabilir mi? Olsa olsa, düzenin yedek gücü, emperyalist politikaların “sol” öznesi olur.

Bu özne, devlet ve siyaset aygıtı ile emperyalizmin uyumlulaştırılmasına, ABD emperyalistlerinin İran’ı da kapsayacak Büyük Ortadoğu Projesinin tamamlanmasına da hizmet edebilir. Ama asla, emperyaizme karşı verilecek bir mücadelenin,  sömürünün, yoksulluğun ve yolsuzluğun ortadan kalkacağı, emeğin özgürleşeceği bir düzen değişikliğinin öznesi olamaz. Yani “sol” olamaz. “Sol” olamayan öznelerin biraraya gelmesi de “sol birlik” diye yutturulamaz. Nitekim bir yandan “vatan tehlikedeyse, gerisi tefarruattır” diye hamasi nutuk çeken “birlikçilerin” , yalnızca tefarruatla uğraştıkları, hangi politikada nasıl bir birliktelik yerine, milletvekili pazarlıkları yaptıkları ibretle izlenmektedir.

Kitlelerin, yıllar sonra yeniden meydanlarda biraraya gelerek yanlızca iktidar değişikliği değil, düzen değişikliği de içeren istemlerini dile getirmeye başlamaları emperyalistleri ve işbirlikçilerini ürkütüyor. Bu kitlenin kendi kontrolleri dışında anti-emperyalist örgütlü bir güce dönüşmesi olasılığı uykularını kaçırıyor. Kitlelerin gerçek anlamda Sol olan bu istemlerini; sanal “sol” , sanal “sol birlik” söylemleriyle geçiştirmenin, yıpranan AKP yerine kullanabilecek bir gücün alt yapısına dönüştürmenin planları yapılıyor.        “Sol” olmayan partilerin “solda birlik” adına sürdürdüğü pazarlıklar, birleşme mi ?, işbirliği mi? tartışmaları, ödünç oy istemeler, parasal ilişkiler, aday ve kürsü oyunları, aslında ne “sol”a , nede kendilerine yarıyor. Alternatifsiz bırakılan yoksul, örgütsüz ve henüz siyasi çıkarlarının bilincinde olamayan emekçileri, hatta aklıevvel aydınlarımızı, “liberal solcu” larımızı, ehveni şer olarak gördükleri AKP’ye bir kez daha yöneltiyor. Bu durum, sistemin içine girdiği krizin seçimlerle aşılamayacağını, seçimlerden sonra derinleşerek süreceğini ve ülkenin trajik gelişmelere doğru yol alacağının sinyallerini veriyor.

Tüm bunlara karşın:  “Doğrudur, aslında CHP bizim özlemlerimizi karşılayabilecek bir parti değil, ama ne yapalım AKP’ye karşı başka yol yok” diyenler; “içimize sinmese de ; en gericiye karşı daha az gerici olanı desteklemek; şüphesiz çok rahatsız edici bir durum  ama kitleleri peşinden sürükleyecek iktidara aday bir sol parti olmadan ne yapabiliriz ki,””Oy vermemek ya da oy potansiyeli marjinal olan partilere oy vermek, mevcut seçim sisteminde, bir çok seçim bolgesinde, AKP'ye dolayli destek vermekle eşdeğer değil mi?” diyenler aslında ne yazık ki farkında olmadan , bu planlara, emperyalist politikaların “sol” öznesinin   oluşturulmasına yardımcı oluyorlar.

Oylarıyla, destekleriyle, gerçek solun, yurtseverlerin oluşturdukları oluşumları, marjinal konumdan çıkarıp, bir umut yaratabileceklerinin farkına bile varmıyorlar.

Bu tür düşünce ve davranışlar, görkemli mitinglerin görkeminin, sadece insanların sayısından ve katılımcıların özlemlerinden, kaynaklandığı, ne var ki, yanlış yollara kanalize edilerek, yeşeren umutların seçimden sonra umutsuzluğa dönüşeceği gösteriyor.  Ama umutsuz yaşanmaz. Şimdi sorulması gereken soru şu : “Solda olmayanların” “solda birliği”nden medet mi umacağız? Yoksa Emperyalizme karşı örgütlenecekmiyiz?  


Bu anlamda gerçek sola düşen bir görev var, bu umutsuzluğu umuda dönüştürmek. Bu karanlık tablodan, aydınlık yarınlara ulaşmak.

Yıllardır biraya gelemeyen kitlelerin, biraraya gelmelerine rağmen sol istemlerinin dikkate alınmaması, onların örgütlü bir yapı içinde biraraya gelmesini kolaylaştıran bir zemin oluşturmaktadır. Bu zemin iyi değerlendirilmelidir.  Türkiye’nin gerçek solcuları, devrimcileri, sosyalistleri, yurtseverleri bu kolaylıktan da yararlanarak kolları sıvamalı ve halkın, emeğin, emekçinin örgütlenmesine hız vermelidirler.

Türkiye’de gericilik yalnızca bir parti, bir tarikat sorunu değil, bir düzen sorunudur. Türkiye’yi sömürgesi konumuna getiren emperyalizm, kendi çıkarları için gericiliği beslemektedir ve ondan vazgeçemez. Bu nedenle Türkiye’de gericilikle mücadele, emperyalizme karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Emperyalizme ve gericiliğe karşı mücadele, onu bir öznesi olan sanal “sol”dan beklenemez. Gerçek sol kendi karşıtlarının değirmenine su taşımayı bırakmalı ve kendi örgütlenmesini tamamlamalıdır.

Kitlelerin taleplerinin içini boşaltmak için sanal “sol” un, hatta dünün kaşarlanmış işbirlikçilerin sözümona sahiplenmiş gibi göründükleri “bağımsızlık bayrağı” bunların elinde eğreti durmaktadır. Dün olduğu gibi bugün de bu bayrak sömürüye ve emperyalizme karşı duranların elinde göndere çekilmelidir. Emperyalizme, işbirlikçilerine, gericiliğe kapitalist sisteme karşı olanlar, dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet farkı gözetmeksizin biraraya gelmeli, bağımsızlık için, emeğin iktidarı için örgütlenmelidir. Solda birlik isteyenler, “sanal sol”a değil, bu gerçek sol örgütlenmeye destek vermelidir.  

Denizlerin, Ulaşların, Taylanların, Mahirlerin onurla taşıdığı Bağımsızlık bayrağı, sanal “sol”un kaldıramayacağı kadar ağırlaşmıştır. Bugün Bağımsızlık tartışılacaksa, IMF ve dış borçlar tartışılmalıdır. IMF ile ilişkilerin nasıl kesileceği, dış borcun nasıl bitirileceği tartışılmalıdır. Bağımsızlık tartışılacaksa, Avrupa Birliği tartışılmalıdır. Bağımsızlık tartışılacaksa, ABD ile ilişkiler tartışılmalıdır. NATO tartışılmalıdır, üsler tartışılmalıdır. Türkiye egemenleri ve bu egemenlere hizmet eden düzen partileri, bu tartışmalarda tavırlarını Türkiye’den ve Türkiye halkından değil, ne yazık ki emperyalizmden yana koymuşlardır.

Bugün ne çaresiziz ne de, düzen partilerine mecbururuz. Suni bir gerilim yaratılarak, ikisinden birini seçmeye zorlandığımız ikilemin iki ucuda kirlidir. Hangi ucu tutarsak tutalım elimiz kirlenir. Şairin dediğ gibi “Biz ki acılar döneminden, ellerimizi kirletmeden geçtik.” Ülkemizin bu karanlık dönemin de de ellerimizi kirletmeyelim. Tertemiz ellerimizi, yıllar önce olduğu gibi, emekçilerin üretken elleriyle, varoşların yoksullarıyla, emperyalizme karşı dik duranlarla birleştirelim. Bu seçim atmosferini en iyi şekilde kullanarak, suyu başkalarının değil, kendi değirmenimize taşıyalım. Hem kendi oylarımızı arttıralım, hem örgütlü yapımızı güçlendirelim. Alacağımız her oy aynı zamanda örgütlü insan gücümüzün göstergesi olsun.

Gün bugündür. Bugün, başkalarının değirmenine su taşımak; emperyalistlerin, işbirlikçi şu veya bu kanadının peşine takılmak değil uşakların tümünü, efendileriyle birlikte delikten süpürüp atmak günüdür. Artık suyu sahte umutların, gerçek işbirlikçilerin değirmenine değil kendi değirmenimize taşıyacağız. Üç tarafı denizlerle kaplı ülkemizde artık sular, DENİZLERDEN varoşlara, fabrikalara, kırlara, kentlere taşınmalıdır. Dağa taşa, uçan kuşun kanadına DENİZ yazılmalıdır. MAHİR yazılmalıdır. TAYLAN yazılmalıdır. ASLAN, SİNAN, İNAN yazılmalıdır. Bağımsızlık yazılmalıdır, sosyalizm yazılmalıdır. Ayak basılmadık tozlu yol, çalınmadık yoksul ve emekçi kapısı bırakılmamalıdır. Gün dalga dalga, DENİZLERCE, emekçilerle kucaklaşma,  örgütlü güç haline gelme günüdür.


Bugün “ne darbe, ne şeriat” ın,"darbeye hayır"ın ötesine geçmek; darbenin de şeriatının arkasındaki gücü, emperyalizmi görmek, emperyalizme karşı örgütlü gücü, örgütlü demokratik refleksi oluşturmak günüdür.

Zaman,  elimizde bağımsızlık bayrağı, bizi emekçilerle bütünleştirecek yollara yeniden düşmek zamanıdır. Şimdi DENİZ olmak zamanıdır. Yolumuz açık olsun.

 

 

 

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Ben de kısa ve yalın olarak düşüncemi belirtmek istiyorum: Evet bu yapay solculardan geniş halk katmanlarının canı bugüne dek çok yandı. Bu 'malüm' partiler diğer sağ partiler gibi, IMF programını uygulayıp tüm yükü halkın sırtına bindirmediler mi bindirmeyecekler mi? Bundan hiç kuşkumuz yok. Üstelik AKP'den de hesap sormayacaklar. Bunun en belirgin kanıtını da D. BAYKAL 2002 seçimlerinin hemen öncesinde, Cumhuriyet'ten Mustafa Balbay'a verdiği demeçte göstermişti. Balbay soruyor:
- Sayın Baykal geçen dönem Türkbank yolsuzluğunu dile getirip Mesut YILMAZ Hükümeti'nin düşmesine neden olduğunuz için çok eleştiri aldınız. Ancak daha sonra sizin bu konuda haklı olduğunuz ortaya çıktı. Eğer iktidara gelirseniz, bu tür yolsuzlukların hesabını sorack mısınız?
- Bizim hesap sorma gibi bir projemiz YOK...

Evet, Baykal'ın yanıtı sözcüğü sözcüğüne aynen böyle. O çalınan paralar halkın parası, bunun hesabını sormayacaksan bizden ne diye destek ve oy bekliyorsun be kardeşim?..

Eğer bu yapay solcular hükümet olurlarsa (ki asla İKTİDAR olamazlar salt sermayenin borazanı olurlar), onlara bol güneşli IMF'li günler dileriz.

Bendeniz bu seçimlerde TKP'ye oy vereceğim. Aksi davranışta bulunursam, Nazım'ın 'Kurtuluş Savaşı Destanı' adlı yapıtındaki Kartallı Kazım'ın durumuna düşerim. 'Savaştan önce Kartal'da bahçevan, savaştan sonra Kartal'da bahçevan.'

Erol SOYSEVER
E. Binbaşı
Gönderen Erol SOYSEVER on Thursday, 17 May 2007 at 7:11


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Sol olmayan sanal solda birlik ... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5471956
Syndicate
 
left
Top! Top!
right