left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Askar Yılmaz arrow "Şark Raporu" Kürt Raporu-2
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
"Şark Raporu" Kürt Raporu-2 Yazdır E-posta
Yazar Askar YILMAZ   
Saturday, 10 March 2007

İçinde bulunduğumuz sürecin önünü açacak ve sürece akış kazandıracak sorunlardan  Kürt  sorunu, çözümsüzlük içinde kalmaya devam ediyor. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte ortaya çıkan Kürt isyanlarının bastırılması sonrasında, Kemalist cumhuriyet, bir ölçüde bu sorunla olan ilişkisini dondurdu.  Sorun, uzun bir nadas dönemine bırakıldı.  Kürt halk kitleleri, Orta Çağ’ın ideolojik, siyasi, ekonomik ve kültürel kıskaçları arasında bırakılmasının yarattığı sorunlar, bugün Türkiye Cumhuriyeti işlemez hale getirdi. Ortaçağ ilişkileri üzerinde yükselen gericiliğin emperyalizmle ittifakı sonucu, Türk ulusal devleti, emperyalizm, mafya-tarikatlar cenderesi altında erime ve dağılma sürecini yaşıyor. Kürt silahlı direnişi, bir süreden beri, bu parçalanma ve erime ortamında, esas olarak olumsuz bir rol oynadığı, Türk ilerici kesimleri tarafından paylaşılmakta olduğunu görüyoruz.


ABD ve AB’nin Kürtler için geliştirdikleri politikalar, hem Türk hâkim sınıfları, hem de Kürt çevreleri tarafından çözüm olarak görülmesi, büyük yanılgı. Emperyalist merkezlerin ve gericiliğin çözüm olarak ortaya koydukları politikalar, Türkiye için üretilen kriz politikalarıdır. Olgulara bakıldığı zaman, geliştirilen çözümlerin tümü çözüm olmaktan çok uzak. Batı merkezlerinde hazırlanıp Türkiye’ye dayatılan bütün politikaların özü, Türkiye’nin bağımlılığını dahada kuvetlendiren ve iki halkın birliğini bozan önlemlerdir.  


“ŞARK RAPORU”,  KÜRT RAPORU–2


Askar YILMAZ


İçinde bulunduğumuz sürecin önünü açacak ve sürece akış kazandıracak sorunlardan  Kürt  sorunu, çözümsüzlük içinde kalmaya devam ediyor. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte ortaya çıkan Kürt isyanlarının bastırılması sonrasında, Kemalist cumhuriyet, bir ölçüde bu sorunla olan ilişkisini dondurdu.  Sorun, uzun bir nadas dönemine bırakıldı.  Kürt halk kitleleri, Orta Çağ’ın ideolojik, siyasi, ekonomik ve kültürel kıskaçları arasında bırakılmasının yarattığı sorunlar, bugün Türkiye Cumhuriyeti işlemez hale getirdi. Ortaçağ ilişkileri üzerinde yükselen gericiliğin emperyalizmle ittifakı sonucu, Türk ulusal devleti, emperyalizm, mafya-tarikatlar cenderesi altında erime ve dağılma sürecini yaşıyor. Kürt silahlı direnişi, bir süreden beri, bu parçalanma ve erime ortamında, esas olarak olumsuz bir rol oynadığı, Türk ilerici kesimleri tarafından paylaşılmakta olduğunu görüyoruz.


ABD ve AB’nin Kürtler için geliştirdikleri politikalar, hem Türk hâkim sınıfları, hem de Kürt çevreleri tarafından çözüm olarak görülmesi, büyük yanılgı. Emperyalist merkezlerin ve gericiliğin çözüm olarak ortaya koydukları politikalar, Türkiye için üretilen kriz politikalarıdır. Olgulara bakıldığı zaman, geliştirilen çözümlerin tümü çözüm olmaktan çok uzak. Batı merkezlerinde hazırlanıp Türkiye’ye dayatılan bütün politikaların özü, Türkiye’nin bağımlılığını dahada kuvetlendiren ve iki halkın birliğini bozan önlemlerdir.  


Emperyalizm, Türkiye’nin bölünmesi ve ulusal demokratik devrimin bastırılmasında, Kürt halkını silah olarak kullanma istediği son derece açık. Anti-emperyalist devrimin, başarı kazanmasının yolu, Kürt halkıyla birliğin onarmasına bağlıdır. Bu deneyim, aynı zamanda tarihsel önemdedir ve ulusumuzu, “yüz yıllık yanlızlıktan” kurtaran deneyimdir. Türk-Kürt kardeşliği, bir avuç besleme, ırkçı bağnazlığa feda edilmeyecek derecede önemlidir. Kürtlerle Türklerin kardeşliği, dönemsel değil, süreklidir. Olgulara, güncel sorunların girdabı içinde bakan anlayışların, birlik diye bir sorunu da olamayacağı gibi, gelecekleri de olamaz Özellikle, sosyalistlerin, diğer temel sorunlar gibi, Kürt sorunu için de kısa vadeli, dönemsel düşünmedikleri yakın tarihimiz tanıktır.  


Kürt halkının, olumsuz mecraya sürüklenişinde, işbirlikçi Türk hâkim sınıflarının, halk düşmanı uygulamaları temel nedenler. İşbirlikçi hâkim sınıfların, halk düşmanı bütün uygulamalarından Türk halkı da nasibini aldı ve almaya devam ediyor. Bu olumsuz uygulamalar sonucu iki halk arasında gelişmeye başlayan bölünme etkenlerine karşı koymak, zor gibi gözüküyor, ama devrim ve ulusal kurtuluş, bu zorluğun altından çıkarılacak.  


Kürt sorunu, Toprak sorunu


Cumhuriyetin kuruluşunu izleyen yıllarda, Kürt sorunu, toprak sorunu ile iç içe bir özelliğe sahipti. C.Bayar, bu ilişkiyi raporunda, “Doğu illeri bizim rejimimize gelinceye kadar kati bir tarzda hâkimiyetimiz altına girmemiştir. Geçmiş Hükümetler, halk üzerindeki hâkimiyetlerini, ağalar ve şeyhler vasıtasıyla yürütmek istemişlerdir. Ağalar ve şeyhlerin soyduklarının bir kısmını hükümet erkânına vermeleri suretiyle müşterek idarei maslahat devri yaratmışlardır.” İfade etmiş ve Kürt sorununun, toprak sorunu ile olan bağını ortaya koymuştu. Her nedense, cumhuriyet hükümetleri, saptanan doğrulara göre yönlenmek yerine, sorunu görmemezlikten geldiler. Cumhuriyetin Bakanı C.Bayar’ın yaptığı saptamanın üzerinden 71 yıl geçmesine karşın, sorun büyüdü ve boyutları daha da genişledi.


Kürt sorunu, uzunca bir dönem toprak sorununa bağlı kalması, gerçeğin bir yüzü idi. Fakat bugün, Kürt sorunu, toprak mülkiyetine müdahale sınırlarını çoktan aştı. Topak sorunu, bir anlamda sorunun, içsel ve yalıtsal halini ifade ediyor. Nesnel olarak, Kürt sorunu, içsel, ulusal bir sorun olmasına karşın, emperyalizmin, sorun üzerinde kurduğu ağırlık nedeniyle, dönemsel olarak, içsel bir sorun olmaktan, çıkarıldı. Bütün dış emperyalist tehditler karşılansa dahi, Kürt sorunu, bölge uluslarının ortak sorunu durumunda ve bölgesel bir özelliğe sahiptir. Bir anlamda, dar, üniter ulusal yapı içinde, çözüm yolu gibi gözüken, toprak sorunu, Kürt sorununun çözümünde, bugün için eksik kalmaktadır.


Kürt hareketinin genişleyen boyutları içinden, bölge dışı kuvvetlerin, emperyalizmin, sorunun içinden çıkarılması, toprak sorunu ile birlikte ele alınmalı. Emperyalist müdahale kırılmadan ve bölgesel uzlaşı sağlanmadan, yapılan çözüm arayışları, sadece arayış olarak kalabilir. Sorunu, salt toprak sorunu olarak gören düşüncenin yetersizliğine bu bağlamda bakılmalı


Kürt sorunu ve Sosyalizm


Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin nadasa bırktığı Kürt Sorunu, nitelikli bir sorun olarak ortaya çıkması, her çevreyi yeniden sorun üzerinde düşünmeye ve tavır almaya zorluyor. Bütün büyük emperyalist devletlerin kendi planlarına uygun olarak hazırladıkları, “Şark Raporu Kürt Raporu” var. Kürt sorununun nitelikli bir sorun olark önümüze çıkmasının nedeni, emperyalist devletlerin sorun karşısında aldıkları tutumdur.


 Bu nitelikli soruna, nitelikli tanıyı, sosyalistler 1970’lerde ortaya koymaya çalıştılar. O dönemde ortaya konulan tanıların, yapılan tartışmaların özetlenmesi, “Şark Raporu ve Kürt Raporuna” önem kazandırabilir. Bugün tartışmaya konu olan, ABD ve AB emperyalizminin dayatmaları sonucu yaplan düzenlemeler ve dar milliyetçi cephenin sorunu yadsıyan tezleri, kamuoyunda etkili olmaktadır.


Sosyalistler, 1970’lere doğru, Türkiye’nin sorunlarını eylemli ve yoğun bir çalışma içinde tanımaya çalıştılar. O dönemde yapılan tartışmalar, doğruları ve eksikleriyle, bugünlere etki yaptı. Devleti yönetmekte zorlanan, işbirlikçi çevrelerin “başbelalısı” olan Kürt öncüler, sosyalist faaliyetler içinde yetişti.  Kürt hareketinin öncüleri, uzun zaman sosyalist pratiğin kazandırdığı ideolojik değerlerle kendilerini tanımladılar. Kürt halk hareketi saflarında, sosyalizmin yarattığı eşitlikçi ve halkçı kazanımların etkileri hala devam ediyor.


1970’lerde Kürt sorunu ve çözüm’üne ilişkin, esas olarak iki temel yaklaşım vardı.


Birincisi, “emperyalizme karşı, Türk-Kürt kardeşliği” eksenli görüş. Bu görüşü, sosyalistlerin önemli bir kesimi tarafından paylaşıyordu. Hikmet Kıvılcımlı, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve örgütleri, Kürt sorununa, birlikte mücadele perspektifi içinde yaklaşıyorlardı. Emekçi hareketinin birliğini koruma, tüm sosyalistlerin ortak düşüncesi durumundaydı. O zaman, sosyalistlerin tartışma konularından biri olan, ulus, uluslaşma ve Lenin’in “Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı”, tezi tartışmaları, Çarlık Rusyasının devrimci taktiği olarak değerlendiriliyordu. Türkiye’nin, emperyalizmin yarı- sömürgesi olduğu düşünceleri, yapılan tahlillerin merkezi durumundaydı. Kürt sorununa, ayrılma ve ayrı bir devlet kurma biçiminde bakan düşüncelere karşı çıktıkları çok açıktı. Sosyalistlerin, bu konuda izledikleri politika, sürekli birlik politikası eksenliydi. Deniz ve Arkadaşlarının son yazıları ve darağacına çıkarken söyledikleri son sözleri; “Yaşasın Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye”, “Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Kardeşliği”! Uğruna yaşamlarını feda etikleri politika, bu sloganla  özetlenebilirdi.


TİP, yasal zorunlulklar nedeniyle bu konuda sessiz kalıyordu. Ancak onların,  Kürtlerin ayrılması yönündeki politikalara karşı olduklarını biliyoruz. TİP saflarında milletvekili olarak Parlementoya giren Kürt temsilciler dahi, soruna birlik içinde yaklaşıyorlardı. Son Kongrelerinde, Aydınlık hareketi tarafından, “Kürt proğramı”  adı altında sunulan, proğramın büyük tepki topladığını bilen yakın tanıklardanım.


İkinci tartışma; Aydınlık hareketinin geliştirdiği Kürt politikaları. Aydınlık hareketinin Türkiye’nin sorunlarına yaklaşımları son derece kitabi ve doğmatikti. Kitaplarda yazılan teorilerin, “pratiğe rehber olmalı” tezleri, onların en büyük açmazlarıydı. Aydınlık, Lenin, Stalin ve Mao’yu uzun zaman, düşünce klonlaması (kopyalamak) yöntemiyle izlediler. Rus devrimcileri arasında başlayan ve son derece özgün olan “UKKTH”  teorilerini doğmatik bir biçimde Türkiye’ye uyarlama ve düşünce klonlanlamaları, bilim dışı çalışmalardı. Lenin ve Stalin’in, uluslaşma ve “UKKTH” teorisini, Kürt halkının, ayrılması biçiminde yorumlamak son derece yanlıştı ve pek çok olumsuzluklara yolaçtığı yaşanıyor. Bu türden, doğmatizmin içinde olanların dizginsiz çıkışları, o zamanlar haklı olarak diğer sol çevrelerin de tepkisini kazanmıştı.


Aydınlık’ın, Kürtlerin, ayrı bir devlet kurabileceği yönündeki siyasetlerini,  İbrahim Kaypakkaya, mutlak ayrılma sorunu haline getirdi. İ.Kaypakkaya’nın, Kemalist devrim karşıtı, tezler geliştirmesinde de Aydınlık gurubun dogmatizmi etkili oldu. İ.Kaypakkaya, diğer konularda olduğu gibi, Kürt sorunu konusunda da, Aydınlık’cıların girdiği mecradan daha “ileri” mecralara sürüklenmesi, girilen mecranın yönü gereğiydi.


Aydınlık ve Kaypakkaya’yı, İsmail Beşikçi tamamladı. Beşikçi tezlerini, Kürt-Türk ayrımını temel alan bir teori üzerine kurdu. Beşikçi’nin geliştirdiği teori, iki teorik sapma,“emperyalist Türkiye ve sömürge Kürdisan” biçiminde gelişti. Teorinin ve düşüncelerin bu denli temelsiz ve fantaziler üzerine kurulması sonucu oluşan düşünsel şekilleniş, bu teorilerden ayrı düşünülemezdi. Kürt Halkının, Türk Halkıyla, tarihsel birlikteliği,  ayrılıkçı teorilerin etkisiyle, kitlelerin bakış açılarının düşünsel düzlemde dumura uğratılmasının önü böyle açıldı.   


Sosyalistler arası saflaşma içinde oluşan ayrılıkçı teoriyi, Kürt kökenli öncüler pratiğe uygulamakla işe başladılar. Kürt hareketinin bugün kazandığı boyutun, geçmişte oluşturulan teorilerle bağlantısı öz olarak böyleydi. Bu teorik özeti haksız çıkaracak bir açıklama ve öz-eleştiri bugüne kadar duyulmadı.

Gelinen aşamada sonuçları oldukca ağır olan sorun, Türkiye’nin birliği ve iki halkın ortak iradesi yönünde çözüm bulacak. Ama bağnaz yaklaşımlar da sorunun önünde engel olmaya devam ediyor. Kürt sorunu, “heyecan verici” ve “delikanlı” gösterilere dönüşmesi sadece dar çevrelerde etkili olabilir. Bir zamanlar “Kürde sıkılacak iki kurşununuz varsa birisini bana sıkın diyecek kadar  “heyecan verici”, “delikanlı tavır”, bugün, Kürt’e karşı, siyasal intikamcı güçlerle dirsek teması içinde olunduğu gözlerden kaçmıyor.


Zararın yol açtığı blançoyu görmeden yapılan hesaplamalar, Kürt ve Türk’ü şiddet sarmalı içine çekmekten başka bir işlev görmediği ortada. Şiddet ortamında, ortaya çıkan emperyalist tehdit, Kürt önderlerinin en azından bir kısmını da, “delikanlı tavır” almaya özendiriyor. “Kerkük’e yapılacak saldırı, Diyarbakır’a yapılmış sayılır” gibisinden  “destekli”  ve “delikanlı” beyanlar vermeleri sadece bir özenti.


Sorunlar, gelip geçici ve gösteriye dayalı “heyecan verici” ve “delikanlı” beyanlarla çözümlenemeyecek kadar derinlik kazanmıştır. Böylesine karmaşık ve şiddet düzeyi yükselen kutuplaşmanın, düzeyini düşürecek, siyasal açılımlar kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak. Karanlık çıkmazlar içine girenler, çıkmazı görenler tarafından kurtarılabilir. Bu görevi,  yürekleri, halk ve ülke sevgisiyle dolu sosyalistler yerine getirilebilir.

 

 

 
< Önceki

Yorumlar
Tüm gençliğim süresince çektiğim acılara, Gayrettepe günlerime lanet ediyorum. Meğer kürt ırkçılığının taşlarını döşüyormuşum.. Eski bir sosyalist Türk.. Gönderen dr Sinan on Monday, 26 March 2007 at 6:47


Agir konusacagim ama terbiyem el vermiyor sosyalistlerin dini dili irki mezhebi ülkesi olmaz acaba sen sosyalistligin S harfindan nasibini almismisin sayin dr sinan senin bu düsünce yapin ancak ve ancak sosyalsoven bir kisiligi tasiyabilir.Eski bir sosyalis Türk kelimeye bak hele,sosyalistlerin adini agzina alip sosyalistleri kirletmeye hakin yok eski sosyalist dr sinan beyefendi.!Son dönemlerde kürtlere yapilan soven fasist saldirlari alkisla.!Acinacak durumdasin
Gönderen Agit on Wednesday, 28 July 2010 at 4:59

Tüm gençliğim süresince çektiğim acılara, Gayrettepe günlerime lanet ediyorum. Meğer kürt ırkçılığının taşlarını döşüyormuşum.. Eski bir sosyalist Türk..
Gönderen dr Sinan on Monday, 26 March 2007 at 6:47


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 2 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: "Şark Raporu" Kürt Raporu-2 ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right