Emekçi kadınlar bu 8 Mart'tada eşitsizliğe, sömürüye, yoksulluğa, şidete, tacize, savaşa karşı güçlerini birleştirerek alanlara çıkmalıdırlar. Eşitlik, adelet, demokrasi ve özgürlük için haykırmalıdırlar. İşsizlikten, sömürüden, yosulluktan, tacizden, şidetten uzak ve daha iyi bir yaşam istemelidirler.
Sınıfsal baskı ve sömürüye karşı, ulusal ve cinsel baskı ve eşitsizliğe karşı "eşit işe eşit ücret" temel talebi etrafında mücadeleyi ve örgütlülüğü örmelidirler.
Ekmegimize, işimize, kimliğimize, bedenimize sahip çıkmak, fabrikada, tarlada, atölyede kadın-erkek ayırmadan çalıştırılmış olmamıza rağmen, ücretlendirmedeki eşitsizlik ve sömürüye karşı örgütlü mücadelede yer almanın zorunluluğunun bilinciyle bu yürüyüşe katılmalıyız.
Yukarda sıraladığımız adeletsizlik ve haksızlıkları ortadan kaldırmak için 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü doğmuştur. 1800'lü yıllarda başladı bu savaşımımız. Ve bugüne degin süregeldi. Egemenlerin, kapitalist barbarların ve onların hükümetlerinin her 8 Mart'a vaat ettikleri, Mart ayı bitmeden unutuluveriliyor.
Kadın ve çocuk emeğinin sömürüsü, ülkemiz dahil tüm kapitalist tekellerin ve toprak ağalığının hüküm sürdüğü dünyanın her köşesinde devam etmektedir. Ve her geçen gün dahada katmerleşmektedir. İşte bu adeletsizliklerin yok edilmesi için hep bir ağızdan " eşit işe eşit ücret", " 8 saatlik iş günü", "sosyal güvenceli ve sağlıklı iş ortamı" demeli ve o taleplerin ruhuna uygun hareket etmek için daha çok çaba içinde olmalıyız.
Kadınlar ve genç kızlar dünya üzerindeki işin % 66'sını yaparken, dünya gelirinin ancak % 5'ini alabiliyorlar. Yalnızca bu veri bile kadın emeğindeki sömürüyü anlatmakta yeterlidir. Biz kadınlar yalnız emek sömürüsüyle ezilmiyoruz. Feodal zorbalıklarlada haksızlığa uğruyoruz. Ulusal nedenlerlede baskı ve şidete maruz kalıyoruz. Ten renklerimizden dolayıda şidete ve tacize maruz kalıyoruz. Cinsimizden dolayıda baskı ve şidete maruz kalıyoruz. Her tür sömürü, şidet, taciz ve baskı mekanizması bize reva görülüyor.
Egemen güçler biz kadınlara eşitlik sunmazlar, adelet sunmazlar, güzel bir yaşam sağlamazlar. Eşitliği, adeleti ve daha güzel bir yaşamı ancak güçlü ve örgütlü mücadeleler sonucunda bizler elde ederiz. Bizler gücümüzü, kendimize ve çocuklarımıza adadığımız gelecekten alıyoruz. Toplumu eğitenlerin ana unsuru annelerdir. Onun için bu gücümüzü bilinçlice kullandığımızda en güzel günleri yaşama şansını yakalayabiliriz.
Bizleri alanlara çıkartıp haykırtan nedenler; kadın olarak, çalışanlar, üretenler olarak uğradığımız haksız baskı, sömürü, zulüm ve anti-demokratik yasaların uygulanmalarıdır. Bizler, çalışma hayatımızda uğradığımız haksızlık ve sömürünün dışında yasalar önündede, sosyal yaşamdada haksızlığa ve baskıya uğramaktayız. İşsizlik, aşsızlık adeta bize dayatılmaktadır. İş ararken; evlilik, hamilelik durumu sorgulanmakta, işyerlerinde aynalar sökülmekte, tuvaletler kilitlenerek biyolojik yaşam seyrimize müdahele edilmektedir. Sigortasız, sendikasız, işgüvencesiz bir çalışma dayatılmaktadır. İşte bunlar kadını sokağa çıkarmaktadır.
Kapitalizm, ekonomik eşitsizlikler yanında demokrasi dışı uygulamalarlada, ulusal, cinsel ve töresel baskıları birleştiriyor. Kadınları suskun, hareketsiz, kölece boyun eğenlere dönüştürmeye çalışıyor. Hiçbir burjuva devlet, bugüne degin kadına tam hak eşitliği sağlamamıştır. Hak eşitliği isteyenleride çeşitli ithamlarla suçlayarak geriletmeye çalışmışlardır. Bu yetmezmiş gibi hapishane, idam, işkence vb. cezalar vermiştir. Nerede mülk sahibi kapitalistler ve tüccarlar varsa, orada yasalar önünde kadın erkek eşitsizliği var olmuştur. Emekçi kadın hareketi, savaşımını biçimsel bir eşitlik için değil; ekonomik, demokratik yani toplumsal, sosyal ve siyasal yaşamın tümünde eşitlik için savaşım vermek zorundadır.
Kadını toplumsal üretim sürecine katmak, onu sadece mutfak ve çocuk odasına kapatan köleci, aşağılayıcı "ev köleliğinden" kurtarmak için bütün gücümüzle çalışmak zorundayız. İşte işimizin asıl zorluğu buradadır.
Kadın, siyasi hayata katılmadan, tüm halk yığınları siyasi hayata katılamaz. Çünkü dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar, günümüz koşullarında 2-3 kat daha fazla sömürülüp-eziliyorlar. Emekçi kadınlar sermaye tarafından ezilirler ve sömürülürler. Bunun dışında en demokratik burjuva devletlerde bile hak eşitlikleri sağlanmadan kalırlar. İnsanlık tarihi, ezilenlerin hiçbir büyük hareketi, emekçi kadınların katılımı olmadan yürümemiştir. Ezilenler içinde en ezilen olan biz emekçi kadınlar özgürlük eylemlerinin dışında vede gerisinde kalamayız. Kölelerin kurtuluş hareketi, serflerin özgürlükleri için giriştikleri savaş sıralarında onbinlerce kadın yer almıştı. Bugün sağlanmış olan bir çok hak ve kaznımın mücadelesindede biz kadınların payı büyük. Ve ödediğimiz bedelde çok ağır olmuştur. Ezilen emekçi yığınların en güçlü ve kararlısı olan işçi sınıfının devrimci bayrağı altında milyonlarca emekçi kadının toplanmasıda kaçınılmazdır.
Ekmegimizi zor yoluyla elimizde almaya çalışan egemen güçler devlettende destek alarak işi daha üst boyutlara çıkarmaya çalışmaktadır. Sermayeyi ve devleti yönlendiren uluslararası güçler İMF, DB, tekelci kapitalistlerin sınıf örgütleridir. Onlar kapitalist burjuvaların tatlı karları için çalışan ve vahşi emek sömürüsünün çarklarının savunucularıdır. ABD ve AB de tekelci kapitalistlerin sınıf devletleridir. Kapitalistlerin sınıf devletide, onların çıkarları için emekçi halkların baskı altına alınması ve sömürülmesinin aygıtı olarak çalışır. Egemen sınıf devleti de sömürü, talan, işkence, baskı ve şidetin uygulayıcılarıdır. Ezilen tüm sınıflar ve özellikle emekçi kadınların düşmanıdırlar Bu güçler çalışanların rengine, diline, ırkına, cinsine bakmaksızın sömürülerinin devamı için çalışırlar.
1857 yılında Newyork'ta grevdeki kadın işçileri fabrikaya kitleyip 129 işçi kadını yakanlarla, Bursa'daki tekstil işletmesindeki yangında ölen genç kızların ne farkı var? Ceylanpınar'da kamyon kasasında sigortasız, sosyal güvencesiz işe götürülen çocuk-genç ve yaşlıların suda boğularak ölmelerinin ne farkı var? Hepsinde sömürü, aşırı kar hırsı vardır. 1908'de grevdeki dokumacı kadınlara saldırıp, coplayıp gözaltına alan Manhatan polisiyle, İstanbul'daki eylemlerde veya fabrika işgallerindeki kadın işçileri coplayıp saçlarından sürükleyerek gözaltına alan Türk polisinin farkı ne?
Her nerede ve ne koşulda olursa olsun, sömürü çarkı içinde çalışmak zorundaysak, orada örgütlenmek ve hak arayıp almak için mücadele etmek zorundayız. "Hak verilmez, alınır" temel ilkesinden hareketle sınıf örgütlülüğü temelinde toplumun tüm çalışan kesimlerini kucaklıyan örgütlülükler içinde olmalıyız. Dünyada iki sınıf, iki güç vardır. Bir tarafta emek ve emekçiler, diğer tarafta sermaye ve sömürücüler vardır. Kapitalistler nasıl sınıf örgütleri etrafında; kadın erkek demeden, siyah- beyaz demeden ve ırklarına bakmadan tek çatı altında örgütleniyorlarsa. Ve bu örgütleri aracılığıyla sömürü ve talan için saldırılarını merkezileştiriyorlarsa, bizlerde sınıf olarak örgütlenmeliyiz. Örgütlülüğümüzde kadın- erkek demeden, siyah- beyaz demeden, dinli dinsiz demeden, genç-yaşlı demeden, ırklarına bakmadan tüm çalışan, üreten emekçilerin örgütlülüğünü yaratabilirsek; 8 Mart'ları, 1 Mayıs'ları ve daha nice mücadele günlerini anlamlarına uygun olarak kutlayabiliriz. Bu örgütlü güçle daha yaşanabilir bir dünya ve daha güzel günlerin yaşanabilecegi bir dünyayı çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakabiliriz.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü tüm kadınlarımıza iyilikler ve birlikte hareket etme olanakları sağlamasını diliyerek, kutlu olsun diyelim.