left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
En our boys Paşa Yazdır E-posta
Yazar Dilek ÖZBEK   
Monday, 05 March 2007

 

 


                                       12 EYLÜL SÖZCÜSÜ; FİKRİNİ SÖYLERKEN,


                                                      ZİKRİNİ DE SÖYLEDİ 
                                          


               

                       


      Türkiye, günlerdir Amerikancı finans oligarşisinin en “our boys” Paşasının son bombasını tartışıyor. 80’den beri kesintisiz olarak süregelmekte olan 12 Eylül - 24 Ocak asker arkasına saklanmış kanlı “faşist” yönetiminin en birinci temsilcisi; nihayet 12 Eylül’ün başından beri oynanagelen “Küçük Amerika” temsilinin “son perde” sini ve kendisinin başrolde oynatıldığı bu temsilin nasıl sonuçlanacağını açıkça itiraf etti. Kemal Yavuz gibi Kanal Türk danışmanlarını “şaşırtan (!)” Türkiye’yi “ikiye” de değil, tam 8 parçaya bölmenin bu Amerikancı “sivil” planı; ülkenin “resmi” olmayan gerçek “tarih”ini bilenler açısından, doğrusu aslında hiç de şaşırtıcı değildi, “yeni bir şey”, hiç değildi. Amerikan dervişi, aslında “fikrini” söylerken “zikrini” de ilk kez “açıkça” beyan etmiş oldu.  

 

    Aslında her şey, II. Emperyalist Pazar Paylaşım Savaşında da Türkiye’yi tam olarak güdümüne alamayan ve Sovyetler Birliği’ni, parçalayıp yutmayı başarabilmek bir yana; tam tersine kendi “emperyalizmden bağımsızlaşmış” cephesine yeni ülkelerin katılmasıyla uluslar arası planda fazladan “Pazar” kaybına uğrayan emperyalist – kapitalist sistemin; 1945’de sonlanan bu savaş sonrasında, kendi sistemini korumak için stratejik planlamalara dayalı bir “yeni dünya düzenlemesi”ne yönelmesi ve hızla bunun teşkilatlanmalarını örmesiyle başladı.

 

    1944’te kurulan IMF ve Dünya Bankası; II. Dünya Savaşında yıpranan Avrupa emperyalist – kapitalist sisteminin, Amerika’nın patronluğunu kabullenişiydi aynı zamanda. Amerikan menşeyli bu iki kuruluş, 1947’ de faaliyete geçti. Birleşmiş Milletler Teşkilatı, “25 Nisan 1945 yılında, Birleşmiş Milletler müzakereleri uluslararası anlamda San Fransisco'da başlamıştır. Hükümetlerin yanı sıra, bazı farklı örgütlerde bu müzakelere katılmıştır.’Lions Clubs International’ bunlardan birisidir..” (Wikipedi / Birleşmiş Milletler). Ve NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) ; 9 Nisan 1949’da Washington Antlaşması ile kuruldu.


Emperyalist – kapitalist sistem, sistem içi en diri ve yıpranmamış güç durumundaki Amerika tarafından İngiliz yedeklemesiyle Global İmparatorluğunu, II. Dünya Savaşı sonrası, böylece kurmaya başlamıştı. Türkiye, bu gidişatın dışında kalamadı.   

 

    Genç Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, savaş süresince iki taraflı zorlamalara ve çeşitli baskılara rağmen, savaşın dışında kalmayı “güç” de olsa, sosyo – ekonomik sıkıntıya da yol açsa, başarabilmişti. Ancak; “İzleyen yıllar, Müttefiklerin Türkiye'nin kendi cephelerinde savaşa girmesi konusunda baskılarının giderek arttığı yıllar olmuştur.2 Ağustos 1944 tarihine kadar Türk yönetimi bu baskılara direnmiş, savaşın kaderinin belli olduğu tesbitiyle Müttefiklerle anlaşmaya yönelmiştir. Almanya ile ve hemen ardından Japonya ile tüm diplomatik ve ekonomik ilişkilerini kesme kararı alan Türk yönetimi, Müttefik liderleri Şubat 1945’te toplananYalta Konferansı’nda, yeni kurulacak Birleşmiş Milletler’e yalnızca 1 Mart 1945 tarihine kadar Almanya’ya savaş açmış ülkelerin katılmasını içeren bir karar almaları üzerine,23 Şubat 1945’te Almanya’ya savaş ilan etmiştir.Kuşkusuz göstermelik bir karardır bu, Almanya yenilmiştir ve Türk silahlı kuvvetlerinin bir çatışmaya girmesini gerektiren bir durum yoktur.” (Wikipedi / II. Dünya Savaşı)

 

      Türkiye’nin NATO’ya girmesi ise, 1946’da kurularak, 1950’de iktidar olan Demokrat Parti döneminde 1950 – 53 arasında emperyalist – kapitalist sistemin en soysuz “piyonluğu” politikasının ilk icraatı olan “Kore Savaşı” na katılınması sonrası, 1952 yılında gerçekleşmiştir. Türkiye, hızla “Küçük Amerika” olmaya kandırılarak, NATO Planınca bölünmeye alınır. Bu durumu Dr. Hikmet Kıvılcımlı, 60’lı yıllarda nasıl açıklıyordu:    

 

      "TÜRKİYE'NİN NATO" İÇİ, NATO-DIŞI HARCANIŞI


Amerikan emperyalizmi Kore hızıyla Türkiye'de niçin yerleşti? Türkiye'yi dilediği yönde otomatik olarak işletmek için. Bugün Türkiye Uzak-Batı'dan (Pasifik'teki Pearl Harbour ve kuzeydeki Alaska, Greenland uçlarından) Midilli - Sakız - Sisam - Rodos - Kıbrıs adasına dek NATO içinde, Amerika deyince savaşın göbeğindedir.

 

1-NATO İÇİ: Türkiye de 27 Mayıs ispatladı, İÇ DEVRİM iki stratejik şehrin eseri olur: İSTANBUL - ANKARA - Türkiye de finans kapital her şeyden önce karşı devrimi organize etmekle görevlidir. Karşı devrimin en son silahı, Türkiye'yi bir dış savaş içine atmaktır. Finans kapital Türkiye'yi her türlü iç devrimden sakındırmak ve her türlü karşı devrime zorlamak için bir dış devrim planlamıştır. Bu dış devrimin de iki stratejik şehri seçilmiştir: ADANA - DİYARBAKIR Bu iki şehir mihveri, Arapça "Kürtçe konuşan Türklerin" mihveridir. Amerikan emperyalizmi, eski İngiliz casusluğunun izinden yürüyerek, devrimci Türkiye'yi o mihvere basarak ikiye parçalamak yolunu daha açıkça ortaya koyamazdı.


Demek, Türkiye'yi Amerikan üssü yapanların NATO-İÇİ diye gösterdikleri oyun, gerçekte Türkiye-içi finans kapital suikastının maskesidir. Suikast, Türkiye'nin mülk bütünlüğünü parçalamak, neo-kapitülasyon kaması ile Osmanlı Türkiye'sinde bile başarılamayan ince yollardan bağrımızı yarmak, milleti, vatanı sanki içten kendi isteği ile finans kapital yedeğinde eritmektir.


Emperyalizmin bir taşla vurduğu birinci kuş budur. Ama aynı taşla bir ikinci kuş daha vurulmak isteniyor. İkinci kuş, NATO-dışında Türkiye'yi harcamaktır.

 

2-NATO-DIŞI HARCANIŞIMIZ: NATO içi parçalanılarak yutuluş planımızın kaçınılmaz sonucudur. Türkiye, İkinci Emperyalist Evren Savaşı içinde bile neyrengi noktasında bulunmanın gereği, nispi, izafi bir istikrar elemanı olmuştur. Bu istikrar, Birinci Kuvai Milliye geleneklerimizi unutmamış silahlı güçlerimize dayanıyor. İstikrarın dış politika formülü, Birinci Kuvai Milliye yadigârı İ.İ paşanın ağzında ikide bir şöyle tekrarlanır. "Türkiye ne Amerikanın, ne de Sovyetlerin düşmanı olmamalı".


Finans kapital : "Amerika'nın düşmanı olmama" nın ne olduğunu pekiyi bildi ve başarıyla uyguladı. Ama şu "lanet" olası "Sovyetlerin düşmanı olmamak" neyin nesidir. Türkiye'nin bir Kore, bir Vietnam, bir Endonezya olmaması, tek sözle bir Uzakdoğu ve Yakındoğu kargaşalığına çanak tutmayışıdır. Çeyrek yüzyıldır emperyalizm bu durumu kundaklıyor. Türkiye'yi yüzde yüz teslim almanın, onu Uzakdoğu Yakındoğu kumarı içinde bir pahtak gibi kullanmaya bağlı olduğunu emperyalizm son 27 Mayıs denemesi ile de anladı." (Dr. Hikmet Kıvılcımlı Deccal Nasıl Kapımızı Çalıyor S:48)


       46’larda emperyalist – kapitalist sistem içinde yalnızca asalak ve bağımlı finans – oligarşisinin güdümünde “Küçük Amerika olmak” hayaline yelken açan “sivil – toplumcu” Bayar – Menderes çizgisinin Amerikan endeksli ekonomi – politikaları, 60 ihtilaliyle geleneksel devrimci “devlet sınıfları”nca bir miktar galebe çaldırılmışsa da, ardından 2 kez gelen 10 yılda bir’lik sıkışmalarda, askere yolunu açtırtmanın formüllerinden başka yolunu da bulamamış; bu uğurda kendi ülke gençliğinin kanını içmeye de, halka etnik baskı yapmaya ve isyan edince de, etnik köken bahanesiyle asker – sivil çatışması yaratmaya ve talancı, vurguncu, soyguncu, baskıcı ekonomi – politikalarıyla isyan ettirttiğini “bölücü” ilan edip, kendi gerçek “bölücülüğünü” de bunun arkasına saklanmaya da doyamamıştır.


      Yalnızca 60 İhtilali ile kesintiye uğrayan bu çizgi, aslında 1946’dan beri Türkiye’nin ekonomi – politikasına damgasını vuran “sivil” çizginin ta kendisidir. Sıkıştığında 12 Mart ve Eylül görünümünde “asker” leşse de, çizgi aynı çizgidir. “Nitekim” Paşa ise, bu çizginin en uzun süre ve en kanlı iktidar döneminin en şişirilerek öne sürülmüş başrol  oyuncusundan başka hiçbir şey değildir. Kendisini bir dönem Cumhurbaşkanı yapan da, “12 Eylül, devletin yeniden kurulmasıdır”(www.vehbikoc.gen.tr) diyen, Amerikan uluslar arası ülke – şirketlerin en “iri” lerinden olan Ford’un 1956’dan beri ve General Electrics’in 1949’dan beri acentesi konumundaki,İş Bankasının en büyük hissedarları olan Koç’lar; Yahudi – İngiliz sermaye ortaklığıyla 1946’da Marsa’yı, 1948’de Akbank’ı kuran Sabancılar idi. 1946 ile başlayan süreçte, kompradorlaşmış tefeci – bezirgan sermaye; sanayiye dayanarak “kapitalistleşme” sürecini yaşamaksızın, en bağımlı yollardan emperyalist – kapitalist sistemin finans – oligarşiliğine doğru kabuk değiştiriyor, 12 Eylül sürecinde ise, daha da topyekun bir biçimde Amerika’ya endeksleniyordu. “12 Eylül Sabancı Üniversitesi” ile bu süreci anıtlaştıranlar da gene onlardı. Zaten 12 Eylül darbesinin hemen arkasından, TÜSİAD’ın taleplerini, madde madde sıralayarak dikte ettiren de bizzat Vehbi Koç idi.  


      12 eylül sonrası Kanal Türk danışmanı Kemal Yavuz ise, övünmelere doyamadığı gibi, bu kanlı iktidar döneminde, Evren Paşa’nın en sadık müritlerinden birisidir. Şaşkınlığı ise, yalnızca Kenan Evren’in bugüne dek arkasına saklandığı “Atatürk” maskını çıkartma cesaretini, 80’den bu yana geçen 27 yıl sonra nihayet toplayabilerek gösterebilmiş olmasından; ilk kez kendi fikrini açıkça söylemesinin, kendisi gibilerin dün çanak tuttukları ve aslında bu kez de “Irak’ta savaş” sloganlı “ulusalcı” Neo – con maskelerinin,böylece düşmesinden, ne dünlerini, ne bugünlerini, ne de kah “sivil –toplumcu” yoldan, kah “ulusalcı” yoldan endeksli oldukları Amerikan politikalarını; gitgide savunamaz oluşlarından ötürüdür.


      Kısaca, kimi zaman Adnan Menderes, kimi zaman Turgut Özal, kimi zaman “asker” Kenan Evren, kimi zaman da “ressam” Kenan Evren “sözcülüğünde” ifade edilse de,  uluslar arası finans – kapital cephesinin Türkiye’yi o, ya da bu yoldan “bölme” stratejik planında “Her yol Roma’ya çıkar” misali, değişen hiçbir şey, 1946’dan beri yok. Türkiye’nin ise;halkına güvenen, sahip çıkan, Amerikan demagojik demokrasisi yerine gerçek bir “halk demokrasisi”nin, ülke içi – dışı savaş ve kavga yerine toplumsal kalkınmanın önünü açacak ve ülkeyi buna göre yapılandıracak yeni liderlere, yeni vizyonlara ihtiyacı var. Kuvayımilliye’ciliği, kendi ülke insanının kanını içmeye çevirmenin sahte “ulusalcılığı” yerine, kendi insanıyla da, dünya insanlığıyla da barışık; ancak barışıklık ve demokrasiyi, emperyalist – kapitalizme “kişiliksiz” ve “kulca” teslimiyet olarak algılamayacak, üretken halk kolektivizmine dayalı bir yönetime ihtiyacı var.


     Bir Amerikan burjuva devrimcisi ; yayımcı, yazar, bilim adamı, kaşif ve diplomat olan Benjamin Franklin’ in “İnsan, paranın sahtesini yapar, para da insanın” veciz ifadesinde belirttiği “para”nın yaptığı “sahte insan”, “sahte Atatürkçü”, “sahte komutan”,  sivil – yoplumcu, ya da ulusalcı “sahte devrimci”lere, ülkeyi devrimcilerden kurtaran “sahte kahraman”lara, “kanlı diktatörlere ve yamaklarına”, “finans – oligarşisinin şişirilmiş kuklalarına”, onların “akıllarına”, onların arkasına saklanıp, talimatlarıyla perde arkasından yönetmeyi seçen korkak “parababalarına”, oligarşik emperyalist – kapitalist sisteme, Doğu ve Batı gericiliğine değil, “insan gibi insan” olmaktan ne pahasına olursa olsun taviz vermeyen; “gerçek insan” lara, gerçekten de “insanlığa”, Müslümanlığın ilk çıkışındaki, Osmanlılığın kuruluşundaki, Şeyh Bedrettin’lerin direnişindeki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki kolektivizme; bu kolektivizmin bilince çıkartılıp güncellenmesine ve örülmesine ihtiyacı var.


                                                                                             Bir gün biz kazanacağız!


                                                           

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Netekim Pasa türkiyeyi 8 parcaya böldü, bu sayi cok azdir. Biz birlesik büyük Kurdistan i kurduktan sonra; türkiyeni parcalara deyil atoma böleceyiz. Türk diye bir seyi yeryüzünde birakmiyacagiz. Ata ve ite taban siz pis türkleri yok etmek her kürdün boynunun borcudur.
Tarihin carki bizden yana dünüyor ve sizler tarihin cüplügündee omaniz gereken yerde olacaksiniz. pis kemalistler, kenen evren sizin pis kemalinizden daha cesur cikti.
Gönderen Yezdan on Wednesday, 07 March 2007 at 11:20


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: En our boys Paşa ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5471862
Syndicate
 
left
Top! Top!
right