left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Komünist bir kadın Aleksandra Kollontay (1872-1952) Yazdır E-posta
Yazar Duygu ÇALIŞKAN   
Wednesday, 21 February 2007

         

                                                                 


Devrim savaşçısı, ateşli bir propagandacı, demokrat, feminist, cinsel reformcu, diplomat, sanatsever, boyun eğmez, tarihsel bir kişilik, alımlı, güzel bir kadın...


Nesnel ve dürüst bir portre çizmek..Kişisel gelişim ve etkinliği tüm dünya kadınlarına model teşkil edecek bir kadın ancak böyle anlatılırsa bundan kazanım sağlanabilir.Kollontay da bunu hak ederdi zaten.

Toplumun karşılaştığı badirelerle savaşım dâhil olmak üzere, Kollontay denince akla ilk gelen kadının kendini oluşturması ve özgürlük savaşı başat mesele olarak tanımlanmış bir hayattır. Kendi diliyle;“Yolumda yürümek, çalışmak, savaşmak, erkeklerle yan yana yaratmak ve genel insanca bir amaç için (neredeyse 30 yıldır komünist sayılırım) çaba harcamak, ancak bu sırada kişisel özel kadın yaşantımı kendi isteklerim ve yaradılışımın yasaları doğrultusunda düzenlemek; işte benim bakış açım.”.

İsviçre’deki Lenin ile Rusya’daki devrimciler arasında bağlantıyı sağlayan önemli bir isim,İlk Bolşevik halk komiseri (bakan),dünyada ilk kadın elçi,cinsel özgürleşmeyle ilgili görüşlerini partisine rağmen çekinmeden,bir Rosa Luxemburg ruhuyla savunan  bir insan..Bunlar kadının çağın geleneksel yükümlülüklerini aşabildiğini kanıtlamaya yarayabilir.


               Annenin ikinci evliliğinden olma, Rus soylusu,ilerici bir ailenin en küçük ve şımartılan çocuğudur.Zamanlarının çoğunu geçirdikleri Finlandiya’daki büyükbabasının çiftliğinde bu özveride bulunmayı bilmeyen  ve diğer çocukların özveride bulunduklarını gören çocuk  Aleksandra’dır.Aşağı sınıfın acılarını gördüğü ilk kişiler uşaklardır.Hayatının uyumunu bozan farkediş..Bu adaletsizliği daha çocukken bir çelişki olarak görüyordu.Yıllar geçtikçe eleştirisi sertleşir,başkaldırı duygusu yoğunlaşır.Artık Rusya’daki toplumsal adaletsizlikleri görebiliyordu.Ailesi sağlığından kaygılandığından okula gitmedi.Belki de annesi lisede karşılaşabileceği daha özgür hareketlere karşı nefret duyduğundan göndermiyordu.Böylece Rusya’nın devrimci kesimleriyle bağlantısı olan yetenekli bir öğretmenin gözetiminde eğitim görür.1888 yılında lise bitirme sınavını verdi.Artık sosyeteden genç bir hanımın yaşantısını sürdürmesi gerekiyordu.Annesi onu da ablasını erkenden yaşlı ama üst düzey,zengin bir adamla evlendirdiği gibi evlendirmek istiyordu.O ise parasız pulsuz genç bir mühendis olan kuzeniyle aşık olarak evlendi.Bir oğlu oldu.Ancak mutluluğu 3 yıl sürdü.Oğlunu kendisi yetiştirmesine karşın annelik hiçbir zaman varoluşunun ağırlık merkezi olmamıştır.Eşini hala seviyor ama ev kadını olmak,eşin mutlu varlığı ona kafes gibi geliyordu.Rusya’nın devrimci-işçi hareketine sempatisi artarak sürüyordu.Çok okuyor,tüm toplumsal sorunları inceliyor, konferanslara gidiyor,halkı aydınlatmak için yarı yasal örgütlerde çalışıyordu.1893/96 Marksizm’in Rusya’da en parlak dönemi, Plechanow’un dönemin önde gelen beyni olduğu yıllar,Lenin daha işin başında.Materyalist dünya görüşü ona yakın gelmeye başlamıştır.Darwin ve Boelsche yanlısı idi.

    12 000 erkek ve kadın işçinin çalıştırıldığı ünlü büyük Krengolm dokuma fabrikasına ziyaret yazgısını belirler.İşçi kitlesi böylesine korkunç biçimde köleleştirilmişken o mutlu,huzurlu bir yaşam süremezdi.Eşi bu eğilimlerini kendisine karşı kişisel bir direnme olarak algılamaktadır.Kollontay onları terk eder, Prof.Herkner’in yanında ekonomi politik eğitimi için Zürich’e gider.İşçi hareketinin devrimci amaçları doğrultusunda bilinçli yaşamı başlamış olur.1899’da St.Petersburg’da (Leningrad) Rusya Yasadışı Sosyal Demokrat Partisi’ne katılır.Yazar ve propagandacı olarak çalışır,Finlandiya kurtuluş hareketine katılır.Artık oğluyla yaşıyor,aşk,evlilik,aile.. Hepsini ikinci dereceden geçici duygular olarak algılıyor, kendini amacına adıyordu.

    1905 Rusya’da ünlü Kanlı Pazar’dan sonra ilk kez partisinin emekçi kadınların sorunlarıyla ne kadar az uğraştığını farketti. Kadının yaman düşmanları; geleneksel ahlak ve tutucu evlilik anlayışı olarak tespit eder. Onun yaşam örneği çağdışı kalmış ikiyüzlü ahlak hortlağını diğer kadınların yaşamlarından söküp atmaya yarayabilir. Bu sosyo-psikolojik yanı çalışan kadınların kurtuluş savaşına az çok katkıda bulunan yanıdır.

    Aşk: sayısız düşkırıklıkları, trajediler ve bitmez tükenmez tam mutluluk beklentileriyle kadının özgür yaşam savaşına ket vuran bir zaman kaybı halinde yaşanmaktadır. Ruhsal enerji yaratıcı olmayan bu serüvenlerle boşa harcanıyor, işgücü azalıyordu. Erkek sürekli kadında kendi Ben’ini zorla benimsetmeye çalışıyor, hepimizde içsel bir başkaldırma doğuyor aşk zincire dönüşüyordu. Boyunduruktan kurtuluş ve özgürlük. O zaman yeniden tek başına, mutsuz, yalnız ama “özgür”.Sevilen, seçilmiş iş için özgür.

    Değinilmesi gereken bir nokta da: önemli Marksist kadınların çoğu üst tabakadan gelir. Çünkü küçük burjuvazi ve emekçi sınıfında kadın üzerindeki baskı öylesine yoğundur ki; kadın kendini toplumsal düşünce ve boyunduruğundan kurtarmayı başaramamıştır. Krupskayalar, Luxemburglar, Balabanowlar, Kollontaylar henüz daha kendi adına konuşamayan köy ve sanayi emekçilerinden milyonlarca kadının yerine konuşuyorlardı.

    Marksizm Kollontay’a, kadının özgürlüğüne kavuşmasının ancak yeni bir toplum düzeni ve başka bir ekonomik sistemin zaferi sonucu gerçekleşebileceğini gösteriyordu ve savları onlarınkilerin yanında gayet “edepli” kalan Kollontay, burjuva feministlerle savaşmaya başladı.İşçi hareketinin kadın sorununu da programına alması için çaba harcıyordu.1906’da işçi hareketinin sistemli parti çalışmasıyla yaratılması isteminde bulunan bir makalesi yasadışı gazetede yayınlandı.1907,kadın işçiler kulübü açılışı,1908’de Duma taraftarlığından Menşevikti.İşçi gücü ile liberalleri birleştirme fikrinden Menşeviklerden ayrılıyordu.Aşırı solcuydu,partili arkadaşları onu “sendikacı” olarak damgalamışlardı.İşçi kadınların,kendi ekmeğini kazanan kadınların siyasal savaştaki rolü de hiç değerlendirilmiyordu.1908,Avrupa ve Amerika’da siyasal sığınma yılları,çarlığın yıkılışına kadar.Alman Sosyal Demokrat Partisi’ne giriş..Burada Karl Liebknecht, Rosa Luxemburg, Karl Kautsky ve Klara Zetkin kadın işçi hareketinde ilkeleri saptamada Kollontay’a yardımcı oldular.Sonunda popüler bir konuşmacı ve saygın bir politika yazarıydı.Yoldaşlarının politikasını tümüyle kabul etmemesinden dolayı parti yönetiminden isteyerek uzak duruyordu.Lenin ve Troçki’den farkı;iktidar tutkusu ve taktiklerinden yoksun olmasıdır.Bunun yanı sıra kadının özgürlüğüne kavuşması konusundaki kararlılığı da sıklıkla eşitlikçi bir idealizmin belirtisi sayılmıştır.Mevki yani ne olduğu,ne yapabileceğinden daha az değerli olmuştur.Hayatı Rusya’daki kadın işçileri sosyalizme inandırmak ve kadının özgürlüğü,eşit haklara sahip olması için çaba harcamaya adanmıştır.

    Emekçi sınıfında kadın kişiliğinin özgürlüğüne kavuşmak için verdiği savaşım, sınıfın siyasal özgürlüğüne kavuşmasını kolaylaştırır. Burjuvazide ister istemez burjuva sınıf çıkarıyla çatışmaya yol açacaktır. Onların sınıf ideolojisi kadın tipinin başkalaşmasına düşmandır. Kendine yeten, bağımsız ve özgür kadın tipi, emekçi sınıfının tümüyle kendi sınıfının çıkarı gereği geliştirdiği ahlaka uygundur. Emekçi sınıfının misyonunu yerine getirebilmek için erkeğin hizmetçisine, edilgen, kadınca erdemlerle donatılmış, kişiliksiz bir ev yaratığına değil; sınıf topluluğunun etkin, bilinçli, eşit haklara sahip bir üyesine gereksinimi vardır.

    “Cinsler arası İlişki ve Sınıf Mücadelesi” kitabının son bölümünde Kollontay yüzyılımızın cinsel bunalımını tanımlamaktadır.“Bizler büyük, kalabalık, çekici, renkli kentlerin ortasında kaçınılması olanaksız bir ruhsal yalnızlık çekmekteyiz. Hatta yakın dost ve arkadaş grubu içinde bile duyulan bu yalnızlık bugünün insanında benzer bir ruh yanılsamasına, elbetteki karşı cinsten bir varlığa ait ruha sarılma biçiminde hastalıklı bir tutku uyandırmaktadır. Çünkü ancak kurnaz Eros yalnızlığın karanlığını -en azından geçici olarak- kovabilecek güçtedir.”Ruhsal mülkiyet hırsı… Sosyalizmin kuruluşuyla, her şeyde olduğu gibi insan ruhundaki temel değişimle tüm bencil, bireyci davranış kalıplarından kurtulma ancak o zaman gerçek sevgiye yetenekli duruma getirecektir insanı. Bu da parti için ivedi bir görevdir. Parti Kollontay’ın bu görüşlerinin üzerinde durmamıştır. O da kendisini İşçi Muhalefeti’nin hizmetine sunmuştur (1921).İ.M. emekçilerin sendikalar halinde örgütlenmiş,işçi kitleleriyle bağını koparmamış ve Sovyet kurumlarına dağılmamış ilerici kesimidir.Demokrasinin bir kenara itilmesinin yanı sıra sosyalist mülkiyetin tasfiyesinden de korkuyorlardı.NEP ve kitlenin burjuvazi gibi yönlendirilmesi de diğer eleştirileriydi.

Kollontay yeni ekonominin kuruluşunun çeşitli toplumsa sınıflar, çiftçiler, k.burjuvazi ve “uzmanlar” arasında gidip geldiği için partiye değil sendikalara bırakılması gerekliliğini savunur. Devrimden sonra partiye katılmış tüm emekçi olmayanların tasfiyesini ister. İşçilere verilecek göstermelik demokrasi yerine ekonomik öz yönetime ve üretimin örgütlenmesine gerçek katılımı istemektedir. Parti yönetiminde çalışan kitlelere güvenin yitmesi ve burjuvaziden gelen uzmanlara güvenmek sakıncalıdır. Lenin ve Troçki’nin başlıca yanılgısının bu olduğunu düşünmektedir. Evet devrim öncüyle sonuca erer ancak yeni toplumun ekonomik temeli sınıf kolektiflerinin (sendikaların) uygulamalı gündelik çalışmasıyla yaratıcı gücüyle oluşturulabilir. Lenin ise İ.M.ni anarşist bir öğe sayıyordu, parti militanlarının sendikanın yaptıklarını çok daha iyi yapabileceğini düşünüyordu.1921 itibariyle Kollontay’ın bu uyarıları olanaksız olabilir. Ancak zaman onu haklı çıkarmıştır. Artan bürokrasi, anti-demokratik yaşam, tartışma-düşünce-eleştiri özgürlüğüne getirilen kısıtlar… Bu şartlardan dolayı işçi muhalefetinden ayrılmıştır.

1922’de diplomatik görev yılları Oslo’da elçilik danışmanlığıyla başlar.1927 Meksiko’ya elçi olarak gider. Aynı yıl Oslo’ya elçi olarak dönüş. Çok kültürlü ve dünyaya açık diplomat; elçiliği kültürel ve toplumsal bir merkez yaptı. Yazarlar, oyuncular, müzisyenler, aydınlar, politikacılar…1930–1945 yılları arsında da İsveç’te elçiydi. Uluslararası Komünist kadın hareketinde oynadığı etkin rolü bırakmadan görevini büyük bir başarıyla tamamlar. Sovyetler, Finlandiya ve İsveç barışını ona borçludur. Yalnız belki de muhaliflerin “yok olduğu” dönemi atlatmasını bu erken diplomatik göreve borçludur.

O büyüleyici propagandacı son yıllarını felçli olarak Moskova’daki evinde geçirmiş ve 1952’de yaşamını yitirmiştir.

“Başarılarım yalnızca kadının herkesçe kabul edilme yolunda atmış olduğu büyük adımların göstergesidir. Kadına karşı ezeli önyargıları ortadan kaldırma gücünü gösteren yalnızca canlı, devrimci rüzgârlardır ve ancak yeni insanlık, üretken-emekçi halk yeni bir toplum kurarak kadının tümüyle eşit haklara ve özgürlüğüne kavuşmasını sağlamayı başarabilecektir.”

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
ÜÇ KADIN BİR TARİH DERLEMESİ'nden
2007nin 8 Martına Doğru Üç Sosyalist Kadını Yeniden Okumak

Geçtiğimiz yıl İzmirden Suna arkadaşım; Rusyada, devrim öncesi kadın hareketleri ve sosyalist kadın liderler ile ilgili bir araştırma yapmak istediğini söylemişti. Elimizde ne var, ne yok, nereden ne buluruz derken, 2006 başında Sadık (Göksu) abimizle başladığımız bir başka araştırma aklımıza geldi. Bizim altı sene önce Kuvayi Milliye dergimizde, Sadık Göksunun konu ile ilgili yazılarını yayınlayarak araştırma konusu yaptığımız, hakkında karanlık kalmış birkaç konuyu gündeme getirip kendisini tanıtmaya çalıştığımız Fatma Nudiye Yalçı, geçen yıl, Mehmet (Aslan) arkadaşımız tarafından yeniden gündeme getirilmişti. Mehmet arkadaşın öncülüğünde hazırlanan, Fatma Nudiye Yalçının hayat hikayesinin eksiklerini tamamlamaya çalışıyoruz. 23 Temmuz 2006 tarihinde Ahmet Kale ve Mehmet Aslan arkadaşlarımızın öncülüğünde Fatma Nudiye Yalçıyı anma toplantısı düzenlendi. Bilebildiğimiz kadarıyla Fatma Nudiyenin, kuruluşunda kendisinin de bulunduğu Marksizm Bibliyoteği tarafından 1935 yılında basılan Sosyete ve Teknik adlı bir kitabı, gene kuruluşunda kendisinin de bulunduğu Emekçi Kütüphanesi tarafından 1 Ağustos 1936da basılan, Fr. Engelsin Marksizmin Prensipleri çevirisi, aynı kütüphane tarafından 1937de basılan, Karl Marksın Enternasyonal İşçiler Cemiyetini Açış Hitabesi çevirisi, Emekçi Yavrusunun Hikayeleri Gölgenin Çocuğu ile Güneşin Çocuğu gibi çocuk masalları kitapları var. Öncelikli amacımız; yaşamını ayrıntılarıyla belgeselleştirmek; tüm insanlarımızın, bu arada senaristlerin, oyun yazarlarının ve romancıların da yararlanabileceği hale getirmek.

Fatma Nudiye Yalçının yaşam hikayesini araştırırken Alexandra Kollontai adına ulaşmıştım ama hakkında hemen hiçbir şey bilmiyordum. Cahilliğimi bağışlayın. İşte tam o günlerde Suna arkadaşımızın araştırma önerisi fitili ateşledi. Onur arkadaşımız Alexandra Kollantainin, Bilgi Yayınevi tarafından 1974 yılında basılmış olan Marksizm ve Cinsel Devrim adlı kitabını buldu. Daha sonra da Deniz Kitabevi Ayhan arkadaşımızın katkıları ile türkçeye çevrilmiş diğer kitaplarına ulaştık: Kızıl Aşk, Rusyada İşçi Muhalefeti, İşçi Arıların Aşkı, Toplumsal Gelişmede Kadının Konumu, Kollontay Özgür Bir Kadın Komünistin Otobiyografisi... Sovyetler Birliğinin ilk kadın bakanı ve ilk Büyük Elçisi Alexandra Kollontai. Bugün Marksizm ve Cinsel Devrim adlı kitabını bitirdim. Suna arkadaşımızın önerdiği araştırma konusu, bu kitap okunmadan aydınlanmaz. Hakettiği ilgiyi gördüğünü, yeterince anlaşıldığını sanmadığım Alexandra Kollontai beni çok etkiledi.

Sovyetler Birliğinin dağılışının en önemli nedenlerinden birinin, Alexandranın (kendisine artık ön adıyla hitabetmek istiyorum) üzerinde durmaya çalıştığı bu sorun olduğunu görüyorum. Yani, dağılışın nedeni sadece bürokrasi değil, sadece köylülük değil, aynı zamanda ve aynı nedenlerle toplumu felç eden, insanlığın yarısını ve onun en aktif ve bilinçli temsilcilerini mücadele dışına iten cinsiyet ayırımı ve kadın sosyal sınıfımızın kökü tarihten gelen ağır sorunlarının anlaşıl(a)mayışı ve bilince çıkarıl(a)mayışıdır.

Bir başka deyişle; Parti-Devlet-İşçi Sınıfı/Halk üçgeninde; parti; muhalefetteyken de iktidara geldikten sonra da, halkla bütünleş(e)mez, devletle bütünleşir, bir zaman sonra varlığına ihtiyaç duyulmayacağı için sönüp gidecek olan ve o zamana kadar halkın emrinde etkin bir araç olarak kullanılması kaçınılmaz olan devleti ebedileştirmeye, mutlak egemen kılmaya kalkarsa işçi sınıfından ve halktan kopar, üretici güçlerin nabzını tutmaktan uzaklaşır ve çöküş kaçınılmazlaşır. Örgütlü parti halkın içinde, örgütlü halk partinin içinde ilkesiyle, devletle değil halkla örgütlenmiş ve insanlığın çıkarlarına aykırı işleyen her türlü bürokrasi ve idareyi halkla birlikte değiştirmeye kararlı ve işçi sınıfı öncülüğünde örgütlenmiş (ordulaşmış) halkın söz ve karar hakkını, inisiyatif ve güdümünü her alanda sonsuz geliştirme yönünde samimi bir düşünce ve davranış bütünlüğüne sahip parti; insanlığın geri dönüşsüz nihai kurtuluş yolunu açacaktır.

Toplumun gelişim sürecinin temeli olan Tarih, Coğrafya, Teknik ve İnsan Kollektif Aksiyonu adlarıyla özetlenebilecek Üretici Güçler, Bilimsel Sosyalizmin önemli buluşlarından biridir. Üretici Güçlerin içinden herhangi birini, örneğin insan kollektif aksiyonunu zaafa uğratacak, onun gelişim sürecini zorlaştıracak, önünü tıkayacak etkenler, eğilimler ya da görmezden gelişler ve ihmaller; telafisi imkansız geri gidişler ve karşı devrimlerle sonuçlanabilir. İnsan Kollektif aksiyonu derken, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle ve çocuğuyla insanlığın toplumsal, ekonomik ve sosyal davranış, hareket ediş eylemliliği sözkonusudur. Burada insan bütünlüğünün daha başlangıçta yarısını gözden çıkaran ya da onu yeterince değerlendiremeyen bir kollektif aksiyondan bahsedilebilir mi? O kollektif aksiyon üretici gücü, şu veya bu şekilde toplumu etkileyerek kendisini gösterecektir. İnsanlık, bunun sonuçlarını er ya da geç, yaşayarak görecektir. Hep beraber yaşayarak görmedik mi? Görmüyor muyuz? Bu bağlamda Alexandra ile birlikte Rosa Lüksemburg ve Clara Zetkini yeniden incelememiz, erkek düşünce-davranış eğilim ve alışkanlıklarımızı ve kadın sosyal sınıfımızı bilince çıkartmamız gerek.

Kendisine de söylediğim gibi bu emek, Suna arkadaşımızın bize 8 Mart armağanıdır.

Şimdi bir başka sosyalist kadından bahsetmek istiyorum; Ellen Meiksins Wood. İlk olarak, Onur Can (Taştan) ve Serkan (Marcan) arkadaşlarımızın önerisi ile, 1985 yılında yazmış olduğu, 1992 basımı Sınıftan Kaçış adlı kitabını okudum. Uzman olarak görev aldığım market örgütlenmeleri sırasında okuma fırsatı bulduğum bu kitap, yaşadığımız çeşitli olumsuzluklara, işçilerin örgütlenme azmini ve dinamizmini kırmaya yönelik çeşitli küçük-burjuva aydın eğilim ve yansımalarına karşı birlikte çalıştığımız arkadaşlarıma ve bana güç, yaşama ve savaşma azmi verdi, yazdığım raporlara kaynak oldu. Daha sonra diğer kitapları da türkçeye çevrildikçe okuyoruz ve görüyoruz ki ilerlemiş olması gereken yaşına rağmen bilimsel sosyalizmin ışığını, mücadele azmini ve dinamizmini daha uzun yıllar taşımaya ve paylaşmaya kararlı sevgili Ellen. Ona da ilk ismiyle hitabetmek istiyorum. Kapitalizm, Demokrasiye Karşı, Kapitalizmin Kökeni, Sermaye İmparatorluğu benim bildiğim türkçeye çevrilmiş diğer kitapları.

Bu duygu ve düşüncelerle, http://www.vatanpostasi.org/index.php?option=com_content&task=view&id=12&Itemid=28 adresinde, yeniden gözden geçirerek yayınladığım bu derleme, umarım 2007 8 Martında, yolun aydınlanmasına katkıda bulunur.

Kollontay'ı gündeme getirip böylesine önemli bir konuda insanları araştırmaya teşvik etmeniz de beni çok etkiledi. Umarım tanışırız. Bizim kardeş siteye de bekleriz. www.vatanpostasi.org
saygılar
Gönderen Nezih Gençler on Tuesday, 27 February 2007 at 5:34


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Komünist bir kadın Aleksandra Kollo... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5471822
Syndicate
 
left
Top! Top!
right