left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Askar Yılmaz arrow Şark Raporu, Kürt Raporu
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Şark Raporu, Kürt Raporu Yazdır E-posta
Yazar Askar YILMAZ   
Wednesday, 14 February 2007



Kemalist Hükümetin İktisat Vekili Celal Bayar’ın, yurt içi gezileri sonucu, 1936 tarihinde, “Şark Raporu” adı altında hazırlayıp, Başbakan İsmet İnönü’ye, “gayet mahrem ve zata mahsustur” şeklinde sunduğu rapor, Kaynak Yayınları arasında yayımlandı. Bayar’ın “Şark Raporu”, Doğu Anadolu’nun içinde bulunduğu, köy ve tarım sorunlarını, somut ve kapsamlı olarak inceliyor ve devletin gündemine taşıyor. Çözüm yolu olarak da, sorunlarının başına,“toprak dağıtımı”nı koyuyor. Raporun, içeriği, ortaya koyduğu görüş ve düşünceleri bağlamında, Kemalist yönetimin, köylü proğramı ve Kürt Proğramı olarak değerlendirilebilir. Celal Bayar’ın bu raporu, olguları irdelemesi ve somut çözümler üretmesi bakımından son derece önemli bir belge. O günün koşullarında devrimci çözümler sunduğu gibi, günümüze de ışık tutmaktadır.


Celal Bayar’ın, “Şark Raporu”nu hazırladığı yıllar, ulusal bağımsızlığın emperyalist kaplanların boğazından çıkarıldığı ve ulusal bağımsızlığı korumanın son derece önemli olduğu yıllar olması belirleyici etkenler. O dönemin insanı için de, Bakanı için de, herkesin devrimci çözümlere yönelmesinden doğal ne olabilirdi?


Kemalist Hükümetin Bakanı Celal Bayar’la, DP iktidarının başı Bayar, çok farklı iki resim.   DP ikidarı, yaptığı uygulamalarla, bütün ulusal tasarım ve proğramların bir kenara itildiği, dışta ABD’ye bağımlılığın, içte, komprador burjuvazi, toprak ağalığı ve tefeci-tüccarların iktidar olduğu bir dönemin başı sıfatıyla, tarihimizin çok farklı iki Celal Bayar’ı. Kemalist Hükümetin İktisat Vekili Celal Bayar’ı ile DP dönemine damgasını vuran Bayar’ın, farklı iki portresi cumhuriyet duvarında asılı duruyor.


İki farklı Bayar portresni unutmadan, Kemalist Hükümetin İktisat Vekil Celal Bayar’ın,  1936’lı yıllarda hazırladığı  “Şark Rapor”una şu cümlesiyle başlıyor; “Doğu illeri bizim rejimimize gelinceye kadar kati bir tarzda hâkimiyetimiz altına girmemiştir. Geçmiş Hükümetler, halk üzerindeki hâkimiyetlerini ağalar ve şeyhler vasıtasıyla yürütmek istemişlerdir. Ağalar ve şeyhlerin soyduklarının bir kısmını hükümet erkânına vermeleri suretiyle müşterek idarei maslahat devri yaratmışlardır”. (Şark Raporu sayfa 63) Bayar’ın böyle bir analiz yapması, Osmanlı rejimiyle, Kemalist Cumhuriyet arasındaki olması gereken nitelik farkına vurgu yapmaktadır.

 

“Şark Raporu” olarak hükümete sunulan tasarım, bir anlamda, cumhuriyetin Osmanlı’dan devraldığı kapalı köy ekonomisini tasfiye etmeyi hedefleyen bir tasarım olarak görülebilir. Bu yönüyle Celal Bayar’ın raporu, cumhuriyet yönetiminin devrimci uygulamalarına yeni ufuklar açıcı nitelikte. Sonuçta, devrimler, halkçı proğramlar, toplumu kazanma ve dönüştürme araçlarıdır. “Şark Raporu”, değişimin ve dönüşümün öznesi olan köylülüğü öne çıkarması, ulusal devrimlerin, köylü karekteli olması nedeniyledir.


Ulusal kurtuluş savaşı sonrası kurulan ulusal devletin, “egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ilkesi, ülke genelinde tek bir hâkimiyet biçiminin yaratılmasını gerekli kılıyordu. Egemenliği üstlenmek durumunda olan ulusun, niceliksel gücü köylülüktü. Genel olarak köylüler, özel olarak da raporun konusu olan, Kürt köylüsü, feodal üretim ilişkileri içinde, maraba köylülerdi. Maraba köylülerin, nitelikli dönüşüme uğratılması, kapsamlı bir toprak proğramının uygulanmasına bağlıydı. Topraktaki feodal mülkiyet ilişkilerine, devlet aracılığıyla müdahale etmeden, farklı feodal otorite merkezlerini, ulusal devlet çatısı altında toplamak olanaksızdı elbette.


Ayrıca,  “ulusal egemenlik”, toplumsal demokrasi üzerinde yükselebilir. Toplumsal demokrasi, feodal ilişkilerin tasfiyesi sonucu kurulabileceği düşüncesi, Bayar’ın raporunun özünü oluşturuyor. Toprak ağalığı sisteminin egemen olduğu, maraba ilişkileri içindeki köylülerle “ulusal egemenlik” de, demokrasi de, kurulamayacağı düşüncesi, raporun gizli öznesi gibidir. Bayar, Doğu Anadolunun değişimi için, iki önemli soruna vurgu yapar, “Doğu vilayetlerinde toprak dağıtımının, halkı toprak sahibi kılmanın ehemmiyeti” ni saptar ve “Köylüyü toprak sahibi yapmak, köylüyü hükümete bağlayacak tesirli bir tedbir” olarak görür.( S.65)


“Şark Raporu”, topraktak mülkiyeti ilişkilerine müdahalayi öngörmesi açısından, Kürt sorununun çözümüne de ışık tutcu nitelikte. Raporu’un özü, köylü sorununu ortaya koyuş biçimi açısından bakıldığında, kapsamı daraltılmış Kürt sorunu ve çözüm yolu olarak da değerlendirilebilir.


Bayar’ın tarımsal gelişme için düşündüğü tasarım, tarımda  klasik kapitalist gelişmenin önünün açılması tasarımıdır. Tarımda, kapitalist gelişmenin sağlanabilmesi için, ülke genelinde, pazar ekonomisinin yaratılmasını önemle ele alır. “Şark Raporu”, kapitalist  gelişmenin önünü tıkayan etkenlerin  başında, Doğu Anadolu’nun “tecrit edilmişliğini”ne dikkat çeker. “Doğu vilayetlerimiz memleketin piyasa merkezleriyle normal bir şekilde irtibat temin edememişler ve netice olarak memleket ekonomisinin haricinde tecrit edilmiş bir halde kalmışlardır.”(S.130)  Bu düşüncesiyle, kapalı köy ekonomisini, piyasa ekonomisi işleyişi içinde, köylülüğü dönüştürmenin, olası ve zorunlu olduğunun altını çizer. İşte parçanın bütüne uydurulmasının diyalektiği!


Lenin’in Rusya’da serfliğin kaldırılması için başlatılan reformları desteklemesi gibi, Bayar’ın “Şark Raporunda” ortaya koyduğu çözüm yolları, tasarım olarak çok daha devrimci. “Şark Raporu”nun hayata geçirilmesi, kutuluş savaşı sonrası başlayan devrimlerin sigortasının yaratılmasının yolu olacaktı. Bu sürecin işletilmesi durumunda, topraktan feodalizmin arındırılmasının yolu açılacak ve Kürt köylüleri, serbes piyasa uygulaması içinde toplumsal birliğe ve ulusal bütünlüğe katılması sağlanacaktı. Doğal özümleme biçimi olarak da görülen, bu süreç işletilebilseydi, günümüzde, otuz yıla yaklaşan, yüksek frekanslı Kürt ayaklanmasının debisi bugün daha düşük olacaktı. Kürt küylüleri, emperyalist merkezlerin kararlarından çok, Ankara’nın kararlarına daha çok güven duymaları olası olacaktı.


İktisat Vekil Bayar, “köylüye toprak sahibi yapmayı”, iç ekonomik piyasayı genişletmek ve durağan köylü emeğini verimli hale getirmek açısından da zorunlu görüyor. Bu konuyla ilgili olarak, “Doğu havalisindeki halkın yedi aydan aşağı olmamak üzere evlerine kapanarak geçirdikleri, boş denecek bir hayatları vardır.” Bayar somut gözlem yoluyla ulaştığı tespitini, temelendirmektedir. O temel, durağan ve ulusal ekonomi açısından atıl durumda olan  köylü emeğini, pazar için üretimin örgütlenmesi yoluyla verimli kılmayı sağlayacak olan tarımda kapitalist gelişmedir..


Yeni bir üretim biçiminin gelişmesi, ulusal sürecin gelişimi üzerinde hızlandırıcı bir etki yapacağı varsayımı, toplumsal gelişim yasasıdır. Ulusal pazarın genişlemesi ve ulusal ekonominin dinamikleri olan, insan kaynaklarının ve insan emeğinin değerlendirmesi, ulusal ekonomik gelişmenin temel sorunudur. Feodal ilişkiler içinde, ulusal piyasanın yaratılması düşünülemez. Dolayısıyla,  Kürt Köylülerinin emeğinin değer kazanabilmesi için, feodal ilişkilerin tasfiyesi,  Kemalist yönetimin temel işlevleri arasındaydı. Rapor, o dönemin sorunlarına yaklaşım açısından incelendiğinde, “Şark Raporu”, Ulusal Kurtuluş Savaşının zaferinden sonra, Türkiye’de yeni bir devrim fırtınası yaratmanın teorik çerçevesi olarak görülebilir.


Rapor, ulusal devlet örgütlenmesinin, eski toplumsal ilişkiler üzerine oturtulamıyacağına vurgu yapıyor. Siyasal bir devrim sonucu kurulan cumhuriyetin, omurgasını oluşturan toplumsal gücün, köylülüğün “milletin efendisi” olabilmesi için,  feodal ilişkilerin tasfiye edilmesi, ulusal devletin kurumsallaşması açısından zorunluluk gösteriyordu. Feodal baskı altındaki maraba köylülerin “ulusun efendisi” yapılması olanaksızdı. Kemalist yönetimin, bütün devrimci atılımlarının önünün kesilmesinin tek nedeni, köylülüğün, gerçek anlamda “ulusun efendisi” olamayışıdır. Küylüler “Ulusun efendisi” olamayınca, gericilik ve toprakağaları pratikte,  “ulusun efendisi” oldular.


Cumhuriyetin Kuruluşundan on üç yıl sonra hazırlanan rapor, Köylü sorunu ile ulusal birlik arasında diyalektik bir bağ kuruyor.  “Şark Raporu”, “Doğuda bugün için dahi, tam olarak yerleştiğimiz iddia olunamaz.” Tespiti ile, ulusal devleti, etkin ve tüm ulusun devleti haline getirebilme unsurlarını ortaya koyuyor. Kemalist Cumhuriyetin Bakanı, “yerleşme” sözcüğüne çok önemli işlev yüklüyor. “Doğuda yerleşmeyi”, ulusal devletin, topluma karşı sorumluluğunu yerine getirmesinin bir biçimi olarak görüyor.  Bayar bu tasarımı ile ulusal devletle, halkçı devlet arasındaki zorunlu ilişkiyi kuruyor.

 

“ŞARK RAPORU” NEDEN UYGULANAMADI?    


Kemalist yönetimin, Kurtuluş savaşını kazanmış olmanın enerjisi ile, köylü sorununu esastan çözmek için, hem nedenleri, hemde olanakları fazlasıyla vardı. Kemalist yönetim, hem toplumun gereksinimlerini karşılama, hem de, devrimlerin yerleşebilmesi açısından zorunlu olan köylü sorunu karşısında neden tutuk kaldı?  Neden toprak sorununa müdahaleden kaçınıldı? Cumhuriyet yönetiminin, genel olarak köylü sorunu, özel olark da Kürt sorunu karşısında çözümsüz kalmasının nedenleri olmalı! Bugünün sorunlarına yanıt üretebilmek açısından, Kemalist dönemin, en temel sorun karşısında gösterdiği-gösteremediği tutumu kavramak zorundayız. Bizim, Kemalist dönemin eksikliklerini, yapamadıklarını sorgulamamız, Kemalist devrime duyduğumuz saygıyı azaltmaz. Kurtuluş savaşımımızı, halkımızın, “ölüm emrine”uyarak canını verdiği, yurdumuzun kurtuluşunda en bir şerefli eylem olarak algılamaya devam edeceğiz.


Cumhuriyet yönetimi, pek çok alanda etkin politikalar ve uygulamalar içine girmesine karşın, “Şark sorunu”, -toprak sorunu, bir anlamda Kürt sorunu olarak tanımlanan- “köylüye toprak dağıtımının ehmmiyeti”ni ciddi bir biçimde saptayan rapor, neden uygulanamadı?  C. Bayar, “Şark Raporunda” daha o yıllarda görülen ayrımcılığa, keyfiliğe ve belirsizliğe dikkat çekerek, “Kürt diye, bir kısım vatandaşlar okutturulmamak ve devlet işlerine karıştırılmamak isteniyor. Ve daha doğrusu bu kısım vatandaşlar ( Kürtler a.y.) hakkında ne gibi bir sistem takip edileceği idari memurlarca açık olarak bilinmiyor. Bunu bir sisteme bağlayarak... keyfi hareketlerin önüne geçilmiş olur.” (Şark Raporu s.64) Diyerek sorunu ortaya koyuyor. Kapsamlı bir köylü proğramının uygulanmaması, “Şark sorununun”da çözümsüzlüğünün nedeni.


C. Bayar’ın bu yakınmalarının devam ettiği koşulların tek parti yönetimi CHP’nin, Doğu Anadolunun 13 ilinde parti teşkilatı kurmamış olması ayrımcılığın belirgin bir politika olduğunu kanıtlar. Daha sonra, CHP den ayrılıp, DP’yi kurmaya kalkışan Bayar’a, İsmet İnönü, “Celal Bey Doğu’da teşkilat kurmasanız nasıl olur” gibi ilginç ve ayrımcı öneri yaptığını, C.Bayarın Kızı Nülüfer Gürsoy ileri sürüyor.


1936’lı yıllara değin ortaya çıkan Kürt isyanlarının bastırılması, “yeterli devlet ugulamaları” olarak kalır. Bölgede, devlet uygulamaları, asayişi önleme ve jandarma eylemlerinden ibaret olmasını; Bayar raporunda, “Doğuda... Dayanacağımız en mühim kuvvet, ordumuz ve jandarmamızdır” sözüyle, Doğu Anadolu için askeri “rejim” seçeneğini tek seçenek olarak görmesi, o dönem yönetiminin bir çelişmesi, açmazı olarak kalıyor. Oysa “askeri rejim” seçeneği, “Şark Raporu”nun uygulanmasında, olsa olsa bir vasıta olabilirdi.


CUMHURİYET YÖNETİMİNİN HATALARI


Cumhuriyet önderlerinin önünde çok fazla ulus-devlet inşası pratiği yoktu. Bir yanda, yeni devrimini yapmış Rus sosyalist devlet pratiği, diğer yanda, Ulusal kurtuluşumuzun düşman cephesini oluşturan Fransız burjuva devrimi pratiği. Kurtuluş savaşı önderleri bu nedenle daha yaratıcı ve özgün devlet pratikleri geliştirmek durumundalardı. O günlerin sınırlı devrimci deneyimleri içinde, yapılan uygulamaların oldukça ileri uygulamalar olduğunu unutan, inkârcılarla olan farkımız biliyoruz.


Bugün hemen herkesin üzerinde birleştiği ortak düşünce, Cumhuriyet önderlerinin köylü sorununu yeterince kavrayamadıkları konusudur. Kemalist yönetim, ciddi bir şehirleşme çalışması içinde, köy-şehir ilişkisi arasında denge kuramadı. Cumhuriyetin, modernleşme ve aydınlanma atılımlarının esasını, şehirleşme pratiği oluşturduğu dönemin gerçekliği. Yönetim kadrolarının, şehirli ve aydın oluşu, yönetimin süreç içinde, köylerden kopmasına yolaçtı. Köylü sorunu, unutularak, sorun olmaktan çıkarıldı. Köylü sorunu, sosyalist edebiyatın konusu olarak kaldı. Türk edebiyatına konu olan köylü sorunu, daha sonraki yıllarda, anti-komünist uygulamalarla baskı altına alındı.


Köylülükten kopuk şehirleşme, toprak ağaları ve tefecilerin güç kazanmasına neden oldu. Köylülerimiz, tam anlamda örgütsüz bırakıldılar. Bayar, daha raporunu hazırladığı yıllarda köylülerin örgütsüz olmasına da dikkat çeker. Köylülerin örgütsüzlüğünün olumsuz sonuçlarını, Sovyetler Birliğiyle ticari ilişkilerde, alehimize olan gelişmeleri somut olarak ortaya koyar. Köylü örgütlenmesine ilişkin öneriler de yapar.  


O dönemi algılamada, üzerinde durulması gereken bir sorunda, sınıflar arası ilişkilere bakışı sorunudur. Her türlü toplumsal dönüşüm ve modenleşme, toplumsal analiz gerektirir. Toplum çeşitli sınıf ve tabakalardan oluşur. Bu nedenle, modernleşme ve devrimler, sınıfların birbirleriyle olan karşılıklı ilişkilerini, farklılıklarını saptama sorunudur. Kemalist cumhuriyetin aydınlanma felsefesi, “imtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz” saptamasına üzerine oturtulmuştu. Kurtuluş savaşının yükünü sırtlanan, ulusal kurtuluş savaşına katılan, “asker köylüler” ve kurtuluş savaşını destekleyen Anadolu eşrafı ve toprak ağalığı ulusal cephenin kuvvetleriydi. Anadolu eşrafı ve toprak ağalarının kurtuluş savaşına desteği, kurtuluş savaşı sonrası oluşan yönetim içinde adım adım etkinlik kurarak sistemin fiili “efendileri” oldular.  


Genel olarak köylü sorunu karşısında görülen duraksama, geniş yığınlarla Kemalist yönetimin arasının açılmaya başlamasının nedenidir. Yönetimin asker ve jandarmayı, köylülere karşı “kullanım aracı” haline getirmesi, gerici kesime toplumsal destek olarak döndü. Emperyalizmin ve yerli gericiliğin desteğini arkasına alan DP iktidarı, Kemalist devrimlerin önünü kesmede, jandarma baskısını gerekçe yaptı. Kemalist yönetim, bir apandisit gibi, yaşamasına göz yumduğu,  toprak ağalığı ve şehlik, DP iktidarı yönetimi altında, geniş yığınları ve Kürt halkını kontrol etme vasıtası oldu.


Eski üretim ilişkilerinin hâkim sınıfları, yeni siyasi sistem üzerinde sağladıkları etkinlikler sonucu, cumhuriyetin modernleşme ve aydınlanma devrimlerine, “stratejik direnme” tavrıyla karşı koyarak, sistem üzerinde ağırlık kurdular. Cumhuriyetin kurucu kadrolarının, çoğulcu ve halkçı proğramları, eski sınıfların “stratejik direnme” tavırları karşısında toplumsal derinlik kazanması önlendi. Pek çok devrimci ve halkçı atılımlar, gericiliğin “stratejik direnme” duvarına çarparak, yozlaştı ve etkisiz kılındı. Gerici sınıfların, devrimlere karşı “stratejik direnme” mevzilenişi, daha sonra “stratejik saldırıya” dönüşerek devrimlerin etkilerini ortadan kaldırmayı başardıklarına tanık oluyoruz.


Cumhuriyetin önderlerinin, yeni bir toplumsal düzenin örgütlenmesinde gösterdikleri başarıların kesintiye uğramasının temel nedeni, eski feodal sınıfların, cumhuriyetin yenilikleri içine alınması hatasıdır. Eski sistemin hâkim sınıflarının “stratejik direnişi”, 1950’li yıllara doğru gericiliğin kesin üstünlüğüne dönüştü.  Cumhuriyetin kazanımlarının tasfiyesi, emperyalizme bağlılık sürecinde hızlanarak devam etti.


Demokrat Parti Yönetiminin başında Bulunan C.Bayar, 1936’larda hazırladığı“ Şark Rapuru”nu tümüyle bir kenara bıraktı. 1950, Toprak ağaları, aşiret reisleri, şeyhlerin ve kompradorlar burjuvazinin ortaklaşa yönettikleri,  emperyalizmin işbirlikçisi bir iktidar olarak, tarihteki yerini aldı. DP yönetimi, gerek Batı’da, gerekse Doğu’da,  feodalizmin gücünü iktidara taşıması sonucu, uzun bir zaman, köylü ve Kürt Sorunundan  “kurtululmayı” başarabildi. 1960 sonrası hükümetlerin de, toprak ağaları ve aşiret reisleri aracılığıyla, Kürt sorununu ertelemeyi, toplum üzerindeki baskıları sürdürme “becerileri”, DP iktidarı politikalarını sürdürmeleri sonucudur.


Kürt sorununu olarak ortaya çıkan sorun, günümüze değin erteleme ve üzerinden atlanma yoluyla, sorunlar biriktirildi.“Doğuda bugün için dahi, tam olarak yerleştiğimiz iddia olunamaz.” Cümlesini günümüz koşullarında ele aldığımızda, sorunun ne denli vahim hale geldiğini somut olarak koymaya yetiyor. 84 yıl sonra, Kürt Halkının geldiği-getirildiği yer daha olumsuz. Türk devleti ile Kürt halkı arasındaki açının daha da genişlediği bir dönemde bulunuyoruz. Kürt Sorununa çözüm, emperyalist merkezlere, ABD’nin vereceği kararlara terk edilmiş, sorun, ülkemizin bir iç sorunu olmaktan çıkarak, emperyalist devletlerin, Türkiye’yi bölme planlarının bir parçası haline gelmiştir. Bu olumsuz gelişmeyi, daha derinleştirecek, sonu belirsiz ve  günü kurtarmak için, ABD’den Kuzey Irak’a yönelik operasyon vizesi, bir “umut” gibi sunuluyor.


Notİ “Şark Rapuru”, Kürt Raporu, devam edecek.



 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Allah'ın adaleti elbette tecilli eder Müslüman Kürt Milleti müstarih olsun.yeterki çalışsın okusun ve tüm kardeşleri arasında birlik olsun.bijî biratiya Kurda.
Gönderen Pirkirêka Kurd on Thursday, 12 March 2009 at 6:08


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Şark Raporu, Kürt Raporu ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right