TÜRK NEO – CON’LARIN YEMİN TÖRENİ "Kutsal Kuran'ımız, bayrağımız ve silahlarımız üzerine! Türk anadan, Türk babadan doğmuş, soyunda dönme olmayan Türkoğlu Türküm ben. Kuvayı Milliye'nin üyesi olmaktan sonsuz gurur duyuyorum. Üzerime aldığım tarihi sorumluluğunun bilincindeyim. Türk milletini dünyanın efendisi yapmak uğrunda, her türlü ahval ve şerait içerisinde dahi milletimin huzur ve refahı, devletimin ebediyen bekası ve yükselmesi yolunda yılmadan çalışacağıma, Türk vatanını ve Türklük camiasının şan ve şerefini korumayı canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve bayrak uğrunda seve seve canımı feda edeceğime, namus ve şerefim üzerine ant içerim. Ne mutlu Türküm diyene."
NATO Özel Harp Daire Başkanlığı yapmış Emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ, Mersin Kuvayi Milliye Derneği açılışında böyle yemin ettiriyor.
“Kafatasçı” ve “ırkçı” olduğu alenen ortada olan böyle bir “yemin”in Türkiye Cumhuriyeti’ne, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1919’lardaki “anti – emperyalist” özüne, bu özün derlenip toparlandığı “Kuvayi Milliye” dinamiğine, çıkışındaki haliyle asla “ırk” ve hatta “inanç” ayrımcılığı yapmayan “Kuran” a uzaktan – yakından uygun olan hiçbir yanı var mı?
Asla ve asla yok! Öyleyse sayın NATO’cu albay; ne Türklükle, ne de İslamiyet’le hiçbir alakası olmayan bu söylemiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne mi, yoksa Amerika Birleşik Devletleri’ne mi hizmet etmekte olduğunu net bir biçimde açıklamalıdır!
Türkiye Cumhuriyeti; asla NATO’cu GLADİOsal Neo – con oluşumların açtığı yoldan “Küçük Amerika”laştırılamayacaktır. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, hiçbir şeyin “küçük” ü olamayacak kadar “büyük” bir cumhuriyettir. “Kafatasçı” neo – con albay; bu ülke gençlerinin ve aralarında Ermenisi’nin de, Kürdü’nün de, Türk’ünün de, Laz, Çerkes, Boşnak, Süryani, dönme, Müslüman, Hristiyan ve Yahudisi’nin, Alevi, Sünni, Kadiri, vb.nin de bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti’ni ağırlıkla “silah ticareti” ne dayandıkları için “savaş, kan ve ölüm” den “kar” ve “rant” elde etmeye dayalı “felsefesi”nden ötede hiçbir özellik ve güzelliği olmayan “Neo – con: Neo – conservatism: Yeni Tutuculuk” konservesine de hapsedemeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti ve bu cumhuriyetin çocukları; kolayca konservelenmiş Amerikan turşusu kılınamayacak kadar “nitelik” sahibidirler.
“Kuvayi Milliye”cilik ise; “emperyalist” sömürgeci devletler lehine ülke içinde “propaganda” ve “teşkilatlanma” yapıp, ülke içinde “kardeş kavgası” yapanların değil; etnik köken, dil, din ayrımı yapmaksızın emperyalizme karşı savaşanların, ülke içinde yalnızca emperyalist – kapitalist sisteme dâhil olan Batı gericiliğine ve din kisveli “tefeci – bezirgân” lığa karşı “emek” ten ve “üretim”den yana kavga verenlerin sahip çıkabileceği bir gelenektir.
“Büyük Amerika” nın “Bush” kuklalı “Neo – con” ları, “Küçük Amerika” laştırmanın “en milliyetçi” şovmenlerini, kendi NATO – GLADIO Özel Harp Dairelerinde yetiştirerek işte böyle en uçtan “milliyetçi” (ama Türk değil, Amerikan milliyetçisi) söylemlerle “rambo”laştırmakta, “kültür yozlaşması”na uğratmaktadırlar. Bugün ülkede pompalanan sınıf temelinden kopuk “ulusalcı” gazlama; tam olarak Amerikan propagandası ve “böl – yönet” politikasının dünkü türevlerinden de ucube versiyonundan başka hiçbir şey değildir. “Sağ” söyleme de büründürülse, “sol” söyleme de büründürülse; “maske” nin arkasındaki yüz, Türkler’in “ilkel komüna” kankardeşliğinin destanı olan “Ergenekon” daki “Asena”nın insan canlısı güzel yüzü değil, “Amerika”nın ve sermayenin “köpeği” olma kulluğunun sıfatıdır. Bir Ermeni vatandaşımız, iki ucu aynı finans oligarşisine bağlı konseptin “ulusalcı” ayağı tarafından öldürtülmüş, sonra da bu cinayetin faturası, dış konsepte angaje bu tür “albay – malbay”lı “çeteler tarafından yapıldığı için tüm Türkiye Cumhuriyeti Ordu’suna yıkılmak için aynı uluslar arası konseptin “sivil – toplumcu” ayağı (sağ’lı – sol’lu) tarafından Mustafa Kemal, asker ve Türk düşmanlığı manzarasına çevirilmeye; bu cinayette ve katil şebekesinin tamamen çökertilmemesinde fazlasıyla sorumluluğu ve payı olan “sivil - hükümet”, tamamen aklanmaya döndürülmüştür.
“Katil”ler, “derin” de falan değil, ayan - beyan ortadadır. “Katil örgütü” yakalaması ve çökertmesi gereken “hükümet ve devlet” ile “hükümet ve devlet görevlileri” de bunların kimler olduğunu en ince detayına kadar bilmekte, ancak bu “çete”sel oluşumları çökertmek yerine, onlara bir taraftan yol vermekte, öte yandan özellikle de “ordu” yu, Mustafa Kemal’i ve 1919 “ruh”unu bu “çetesel” kirlenmeyi kullanarak karalamaya, yıpratmaya çalışmaktadır.
Bu Amerikancı “çetesel” oluşumların tamamen çökertilmesi için “hukuk” mekanizmaları, hızla çalıştırılmalı; bu konuda en fazla da “net” bir biçimde “askeri” kesimler çaba sarfetmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Ordu’sunu, bu biçimde kirletmeye ve emperyalist ülke – şirketlerin güdümünde, kendi halkına karşı “silah” a dönüştürmeye devam etmek; hem ordu, hem hükümet, hem de muhalefet açısından gitgide daha da içinden çıkamayacakları “ulusalcı” ve “sivil toplumcu” kurumlaşmaların gemi azıya almasına neden olmakta, “kriz” gitgide kurumlaşmakta, bu konseptte “iki taraflı” seri cinayetlerin “önü açılmakta”, dünkü suni “sağ – sol” çatışması gibi, buna göz yumanlar ve çanak tutanlarca yeni bir “our – boys” (ister asker, ister sivil) yönetim sürecine gidilmek istenmektedir.
İster sağcı, ister solcu, ister dindar, ister ateist, ister dönme, ister şu ya da bu etnik köken ya da inanıştan gelme, ister asker, ister sivil; Türkiye Cumhuriyeti’ni samimiyetle seven herkes, bu oyuna gelmemek ve bu oyuna seyirci de olmamak konusunda elinden geleni yapmalıdır. Bunun en önemli yolu da; bu türden bilinç kırılmalarına karşı yoğun bir “bilinç savaşı” açmaktan, “kardeş kavgası”nın her türüne (özellikle de “silahlı” olanına) karşı çıkmaktan, 1919’ların emek eksenli derleyici – toparlayıcı hattını yeniden oluşturmaktan geçecektir.
|