left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Osmanlı Tarihi-Hikmet Kıvılcımlı Yazdır E-posta
Yazar Özetleme : Sema ÖZCAN   
Wednesday, 07 February 2007




   Bugün tarih dediğimiz devir, toplumda bezirgân unsurun töresi ile açılan uzun aşamalar devridir. Yani “tarih” bezirgân unsurla doğar.


   Tarih beş kıtadan yalnız üçüne ait ülkeler üzerinde döner dolaşır. Çin’den Hint’e, İran’dan Avrupa’ya doğru harita üzerinde elinizi karışınızı açarak elinizi gezdirin: İşte tarihin mekik dokuduğu saha.

”Tarih” Hint yolu üzerinde olan biten sosyal hamleler ve münasebetlerden, kuruluş, yıkılışlardan ibarettir.


   Mısır, Asur, Golden, İran medeniyetlerinin enkazı üzerinde filiz veren, Marks’ın deyimi ile tacir kavim (korsan-bezirgan) Finikeliler Atlas denizine, belki de Hint denizine kol atarken İç Asya medeniyetlerinin tek tük tohumlarını el (Yunan), çizme (Roma), devenin hörgücü (Kartaca) limanlarına ektiler. Bu tohumlar açılıp saçıldılar. Evvela kendilerini için için, sonra dışarıdan birbirlerini yiyip bitirdiler.


   Grek medeniyetinin yıkılmasından 146 yıl sonra bir zamanlar Makedonyalı İskender’le Hindistan’a uzanmış olan Yunanistan, artık başka bir medeniyetin Roma İmparatorluğu’nun bir eyaleti idi. Roma İmparatorluğu Akdeniz’de biricik korsan saltanatını kurdu. Dünyanın en tarafsız ölçüleri ile eşitçe paylaştırılmış toprak parçacığını süren Roma’lı; soyulan sömürgelerden (örn: Sicilya ve Afrika’dan gelen bedava buğday) gelenlerle borçlular ve alacaklılar diye iki sınıfa bölündü. Borçlular köle, alacaklılar köylülerin efendisi oluverdi. Sınıf mücadelesi, iç savaş ve köle isyanları biçiminde sürdü.


   Yarım asırdan çok yozlaşma-çöküş devri, bir asra yakın  ticaret ve asayiş devresi(konaklar, mabetler, sirkler, hamamlar, köprüler v.s.)sürdü.

Nihayet yeni ideoloji Hıristiyanlık, zavallı köle yığınlarını kiliselerle avlamaya başladı. Tekniğin yetersiz olması sınıf mücadelesini kör dövüşüne çevirdi. Miladın 3. asrına kadar kanlı boğuşmalar Roma medeniyetini harabeye çevirdi.


   3. asıra kadar kökleştirilen Hıristiyanlık, merkezden uzak ellerde, profesyonel propagandalar teşkilatını kurmuştu. Keşişler, yavaş yavaş bütün bezirgan uğraklarını tutmuşlardı.


    Barbarların çapulu “ulusların göçü” denilen “kızıl elma”ya doğru bütün İç Asya’nın göçebe akınları başladı.


   Eski İç Asya medeniyetlerine varan yollardan Güney yol, kolaylıkla kadim Çin ve Hint medeniyetleri ile Akdeniz ve Avrupa ülkelerini burun buruna getirecek yoldu. Hem de bu yol; Kuzey ve orta yollar gibi, uzun arızalı bitmez tükenmez aşılmaz bir karayolu değildi. Deniz yolu gibi bir şey. Arap bezirgânları bu yolu kokuyu almış karıncalar gibi; çiğnene ezile bir hayli açmış ve açmaktaydılar. Arap gemileri; Çin ve Hint sahillerinden nadir baharat ve cevherleri yükleyerek, Yemen ve Hicaz sahillerine boşaltıyorlardı. Sayısız kabilelerin 300 putunu damı altında barındıran Kâbe, en büyük kervanların misafir edilip düzülerek yola çıkartıldığı mühim bir ticaret merkezi olmuştu.


    Muaviye’den başlayan “Emevviye” saltanatı ile beraber, İslamlık, Hint yoluna en hâkim stratejik mevkide Şam’da taç kuruyordu.90 yıl kadar Şam’da mevkilendikten sonra, doğuda Bağdat’ta Abbasiler, batıda İspanya’da Endülüs saltanatı kuruldu.


   Asya’dan Avrupa’ya ticaret mekiğinin getirdiği tohumlar; Acem çeliği, kâğıt, dokumacılık, camcılık, şeker ve gülyağı, alkol gibi kimya mahsulleri olmuştu.


  Abbasi ve Endülüs İslam medeniyetlerinde; önemli imalathaneler, silah fabrikaları kurulurken, köle derecesinde yoksul ve örgütsüz amele sınıfını da büyütmüştü.


   Güney yolunun bezirgân düzeni ve fikriyatı metalarını aldığı yer (Şark), sattığı yer (Garp yani Avrupa)den birdenbire hücuma uğradı (Doğudan Türk, Tatar, hatta Çerkez) göçtü.


                  XIII. asır sonları, tarihin en önemli noktası
İlk ve Orta çağdan yeni bir ekonomik sürece, burjuvazinin dümen suyuna gidiş


   ALT YAPI

Ekonomik olaylar


  Panayırlar, beynelmilel para, poliçe, deniz ticareti, komandit şirket. İlk defa ham ipek eğirme makinesi bulunur.(Sanayi sermayedarlığının kapısına dayanılır.)

   ÜST YAPI

  •  Parlamentarizm

 

  •  Devlet

 

  •  Makyevelizm (Hedef için her yol mubah)


Halkı isyan ettirmeyecek, fakat yüzünü de güldürmeyecek kadar vergi al
Halkı korkut korkutabildiğin kadar, şaşkına çevir, aldat ve soy siyaseti.


  •     Dış münasebetler


İki asır süren sekiz haçlı seferi, Akdeniz yollarını Hıristiyan bezirgânlığına açarak diner.


Çin Moğol tüccarlarına Orta Asya ticaret yollarını açan Cengiz, kuzey ve orta yolları kana boyar.


Şarkta yıkılışlar çok olur.


Batıda doğuşlar çoğalır. 


ZEMİN: TOHUM VE TARLA


Tohum: Türk kavimi 20 kabile idi. Bunlardan Oğuz kabilesinden 24 büyük aşiret vardı. Her dört kabile bir KAN, bütün kabile hanlarının hanlığı da HAKANLIK olurdu. Tatarlar; Moğol ve Çin bezirgânlarına İç Asya ve Avrupa yollarını açarken, sükûn eden Türk oymakları bu eski medeniyetlerin enkazlarına üşüşürler. Kayıhan oymağının Ertuğrul kolunu bir tohum sayıyoruz.


Tarla: Türk oymakları doğudan batıya doğru akın ederken, Hazer denizine geliyorlar. Bir kısmı kuzeye, bir kısmı güneye gidiyor. Zamanın hâkim iki köhne medeniyet merkezi, Türk oymaklarını bu yöne çekiyordu. İslam medeniyeti ve Doğu Roma medeniyeti.(Artık Bizans İmp.) 


OSMANLI TOPRAK EKONOMİSİ 


DİRLİK DÜZENİ: Miri topraklarda; çiftçiler işleyen, dirlikçiler işleten durumundadırlar. İki zıt duruma rağmen ortak yönleri, toprak ne dirlikçilerin ne de çiftçilerin şahsi mülkiyetidir.


Küçük üretimle toprak mülkiyetinin çelişkisi: Miri topraklarda üretim ilişkileri, tipik bir küçük üretim şeklindedir. En büyüğü 70–150 dönümü geçmeyen tarlacıklarda, bir çift öküzle bir köylü ailesi çalışır. Oysa toprağın mülkiyeti toplumdadır. Bu iki zıt arasında ki çekişme, er geç birinin ortadan kalkmasıyla yeni bir kaliteye atlamak zorundadır. Zamanla ya küçük köylü üretimi, büyük sosyal üretime doğru yükselmeli veya sosyal mülkiyet ufak köylü mülkiyeti halinde parçalanmalıdır.


Örneğin; Sovyet rejimi, Osmanlı miri toprak düzenine yakın bir eşitlikle toprak dağıttı.Toplum mülkiyeti, küçük üretmenleri kucağına alıp, dünyanın en geri ziraat üretimini sosyalist ziraat üretim derecesine yükseltti.Küçük çiftçiler kooperatifleştiler, kartelleştiler ve nihayet Kolhozlar (halk çiftlikleri), Solhozların (devlet çiftliklerinin) makineleşme temposuna uydular.Çünkü Sovyet ekonomisine hakim olan büyük sanayi idi ve sosyalistleşmişti.


Osmanlı İmparatorluğu’nda ise hakim olan küçük üretimdi. Memleket politikasına hakim olanlar da, göçebe bezirganlık geleneğine uyuyorlardı. Orta Asya’dan bozulmaksızın getirebildikleri ilkel komuna ruhları, Arabistan çölünde Müslüman prensipleri ile katışarak, ideal bir küçük ekonomi adaleti kurmayı göze almıştı. Fakat yerleşik hayatla birlikte hâkim sınıf-üst insan olmanın zehirleyici zevk ve rahatına alışınca eski idealist gaziler, dövüşken “ilp”ler, efendileşmeye başladılar.


Göçebe kanaatkârlığı kaybolunca; derebeyi zorbalığı, yalnız sultanlara değil, tanrıya bile başkaldırdı. Din emirlerine rağmen aldı yürüdü.


Mülkiyetin kendi içinde çelişkisi:


Toprak kimsenin şahsi mülkü değildir. Çiftçi ödünç olarak yalnız toprağı tasarruf eder.


Menkule: Yani toprak üzerinde yapılmış bütün bayındırlık(çalışmanın emeği ile yapılmış)ev, bağ, bahçe vs. çiftçinin şahsi mülkiyetine girer. Bu sadece adalet için değil, aynı zamanda ekonomik bir zorunluluktur. Fakat aynı zorunluluklar, çiftçinin toprak üzerinde ki haklarını boyuna çoğaltır.


Sovyetlerde köylünün her anlamda toprak üzerinde yaşayabilmesi kendisi ve çocukları için ebediyen sağlanır. Osmanlılıkta bu olamaz. Miras olayı ile ikinci mülkiyet kapısı açılır. Hâkim olan küçük üretim, sosyal mülkiyeti yavaş yavaş aşındırır.


Dirlikçiler soysuzlaşır.(Hamam sefaları, şarap vs.)


Vasıtasız vergiler: Öşür 10/1 alınırken şeriatın kılıfına uydurulup 5/1, hatta 2/1 almak adet olur. Dirlikçiler, verilen vergi imtiyazları ile köy ağası hapishane gardiyanı olurlar.


Dirlik artık merkeze bağlı bir idealist asker teşkilatı değil, hazır yiyici derebey çiftliğidir.


KESİM DÜZENİ
: Kapitalist öncesi irat şekillerinden ürün iradının para iradına geçmesi demektir.


Dirlik düzeninde; bir devlet, bir de onun sağladığı şekilde çalışan çiftçi yığını vardı. Kesim düzeninde; devlet gene devlettir, çiftçi de aynı çiftçidir. Üretim yordamı eskiden ne ise odur. Küçük çiftçi işletmesidir. Yalnız devletle çiftçinin arasına  hazır yiyici bir sınıf girmiştir.Ürün iradı dediğimiz dirlik düzenini, para iradı saydığımız kesim düzenine çeviren motor, tefeci bezirgan kapitalin gelişmesidir.


Osmanlılıkta tüccarlık ve faizcilik Cumhuriyet çağına kadar şerefsizlik bilinirdi. O zaman şerefsizlik lekesini gizleyecek “hile-i şerriyeler” bulunacaktı. Kıyıya düşen merkezlerde Yahudiler, taşra içlerinde Ermeniler ileriye sürüldü. Osmanlı para babaları da, kendi kapitallerini perde arkasında gizlice ve faizle işlettiler.


Kesim düzeniyle beraber çiftçi ile toprağın arasına bir yığın soyguncu girer.


KESİMCİ                                                                  SARRAF

Toprağın tekelcisi                                                        Paranın tekelcisi 


                                 VURGUNCU MÜTEŞEBBÜSLER 


MÜLTEZİM                       CİZYEDAR                            MUBAYAACILAR

              Köy vurguncuları                                              Şehir vurguncusu               

 Toprak vurguncusu       Çiftçi vurguncusu                Alışveriş Vurguncusu


Toprağı kesimciden        Bir çeşit tahsildar                     Köyde alıcı sıfatıyla


parayı sarraftan                                                               üretmenleri soyar.

kiralar.Toprağı                                                                Şehirde satıcı sıfatı ile

 dilediği gibi işleterek                                                       tüketmenleri haraca


      çiftçiyi soyar.                                                                    bağlar

 

 


                                                                       


Osmanlı imparatorluğu’nun başlıca üretim temeli toprak; dirlikle derebeğileşir, kesimle bezirgânlaşır. Her iki halde de devlet geliri hazine dışına akar. Çare akçeyi zayıflaştırmak yani resmi kalpazanlıktır.Modern devletçiliğin enflasyon dediği oyun, şimdi kağıtta olduğu için daha belirsiz oynanır.O zaman aynı hırsızlık göz göre göre elde ki paranın madeninden çalmakla yapılırdı. 


DEVLET ZÜMRELERİ


1-Tarik-i mülkiye: Vezirlerden, beylere, kadılara kadar iner. Mülki amirdir.


2-Tarik-i ilmiye: Din ve o zaman ki ilim zümresidir.


3-Tarik-i kalemiye: Yurt içinde düzen ve istatistik işlerine bakanlardır. Nişancı, defterdar, kapıcıbaşı v.s.


4-Tarik-i seyfiye: Kılıç ve savaş zümresidir.


Osmanlılığın ilk kuruluş ve yayılış döneminde biricik üstün tabaka idiler. Kesim düzenine gelinceye kadar, onlar yalnız memur değil, aynı zamanda memleket üretimini bilfiil kontrol ve idare eden ekonomik ve sosyal birer unsurdular. Gitgide bu rollerinden uzaklaştılar. Nihayet kesim düzeni ile beraber tefeci bezirgânlarla içli dışlı oldular.


Böylece devlet büyükleri, memur zümresi, sonraları ve hala devam eden gelenekle yavaş yavaş ve birdenbire büyük arazi sahipleri durumuna girmeye başlarlar.Hem devleti, hem çalışan tabakayı, hem de köylüleri iflas ettirerek; BEZİRGAN KAPİTAL bütün zenginliklerin üzerine konar.Fakat, toprağın mülkiyeti daima devlette kaldığı için; bu yeni sınıf, ebediyen devlet koltuğu altında garantilenmiş bir iratçı zümre haline gelirler.Toprağa yeni bir düzen, bir ziraat devrimi olmaz.Kapitalizm yerine Osmanlılığı çürüten, bir bezirgan soysuzlaşması görülür. 


1-Büyük şehirlerin tezadı:


Kesim düzeni ile birlikte, mülkiye ve kalemiye beyleri ve paşaları, bir kısım ilmiye efendileri ile seyfiye ağalarını kendi taraflarına çekerek miri toprakları kesim toprakları haline sokarak aslan payını aldılar.


Halbuki kapıkulu denilen devlet zümrelerinin büyük çoğunluğu, toprağın gerçek geliri ile değil, ellerine geçen ulufenin akçe değeri ile geçiniyorlardı. Akçeler züyuflaşınca (enflasyon) gelirleri azalır.


SONUÇ: Esnaflar, şehir küçük burjuvaları, iki yeniçeri bir ulema kışkırtması ile ayaklanır. Önceleri hafif başlayan bu ayaklanmalar, zamanla şiddetini arttırarak tüm imparatorluğu sarsan bir dehşet kazanır. 


2-Kırlar tezadı:


Dirlikçi ile kesimci arasında ki tezat, büyük köylü isyanlarına neden olmuştur.(örn. Celali isyanları)


Kırlar tezadı, 1. büyük tezadın aksine önceleri çok şiddetlidir. Zamanla dirlikçi ile mukataacı (kesimci) arasında ki fark şekilden ibaret kalır. Osmanlı ayanı (ayan: para beylerinin toprak beyi haline gelmesi) “kızıl horoz”u yani köylü isyanlarını Osmanlı saltanatına karşı korkuluk gibi kullanır. Ve ekonomik kuvvetini siyasi kuvvetle perçinleştirir.


Osmanlı tarih sahnesine çıktığı zaman, Bizans gibi dünya medeniyetinin en yüksek derecesini bulmuş bir imparatorluğun mirasına kondu. Harp tekniğinde büyük hamleler yarattı. Kanuni Süleyman devri(16. yy. ortaları) saltanatın dönüm çağı oldu. Ondan sonra ki Osmanlı nesilleri, Kanuni’nin geleneği ile övündüler.


Avrupa Kanuni’den çok evvel, 13.yy.dan beri ticari poliçe kullanacak kadar çok gelişmişti. İlk makine taslağını yapmıştı. Doğu ve Bizans haçlılar eline geçip (1203) sarsılırken, batıda “İngiliz Büyük Fermanı”(1215) liberalizme doğru kapı açmıştı.1453’te İstanbul Osmanlılara geçince, tıkanan Akdeniz yerine uzak dış ticaret yollarını aramaya girişmiş ve 40 yıl geçmeden Amerika’yı keşfetmişti.


Osmanlı darbesi ile yerinden kopan Bizans kültürü batı ülkelerine dağılmıştı. Matbaanın keşfi ile gelişen ekonomi temeli üzerinde kültür çiçeklenmeleri ile Avrupa’nın ikinci ve gerçek Rönesanssına yol açmıştı. Kanuni’nin son devirleri, yani 16. yy. ortaları artık Avrupa’nın modern kapitalizme kesin olarak girdiği çağdı.Büyük Okyanus ticareti Avrupa’ya altın akıtıyordu.Bundan para ihtilali doğmuştu.Sürüp giden yüzyıl harbi bile; orta çağın temelini kazımış, bütün geri müesseseleri loncalara kadar çürütmüştü.


Matbaacılık, lüks camcılık, dokumacılık alıp yürümüştü. Bir asırda paranın değeri yarı yarıya düşmüştü. Ama bu tefeci bezirgân sermayesi üzerinde yıkım etkisi yaparken, köyde mültezim burjuvazi gibi, şehirde bir sanayii burjuvazisi yaratmıştı.


Batı Avrupa’da  büyük arazi sahipleri, toprak beyleri ortaçağ ticareti genişledikçe borçlanıp, züğürtleşirken; topraklarını ya satar ya kiralarlardı. Osmanlılıkta toprak mülkiyetinin devlet tekelinde oluşu, hatta devletin bile toprağı açıkça ona buna veremeyişi, toprak alım satımını frenledi. Şark ikiyüzlülüğü, ortaçağ yalancılığı, Asya kurnazlığı miri toprakları yavaş yavaş aşındırabildi. Fakat o zamana kadar atı alan Üsküdar’ı geçti. Avrupa kapitalizme girdi.(Kapitalin gelişmesi için büyük şart, UZAK DIŞ TİCARETTİR.) Batı kapitalizmi cihan pazarını ele geçirdi. Osmanlılık batı kapitalizminin yarı sömürgesi durumuna düştü.


 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Osmanlı Tarihi-Hikmet Kıvılcımlı ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5471781
Syndicate
 
left
Top! Top!
right