left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Mehmet Özgür arrow Şanghay Beşlisi: Çin, Rusya, Kazakistan,Kırgızistan ,Tacikistan
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Şanghay Beşlisi: Çin, Rusya, Kazakistan,Kırgızistan ,Tacikistan Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Friday, 02 February 2007


Güneş Doğudan Doğar ya da  Rusya ve Şangay Beşlisi

Orta Asya ve Kafkaslar’da Sovyetler yıkıldığından beri Rusya ve İmparatorluk arasında büyük bir hegemonya savaşı yaşanıyor. ‘Soğuk Savaş bitti’ ve ‘Tarihin sonunun geldi’ yaygarası koparan ideologlar şimdide bölgedeki hegemonya savaşının siyasi doktrinlerini yazıyorlar.

Soros ve onun güdümündeki  NGO’lar aracılığıyla halkları ayaklandırılarak   rejim değişikleri yaparak; Gürcistan, Ukrayna , Beyaz Rusya , Türki Cumhuriyetlerde olduğu gibi. Askeri müdahalelerle; Afganistan, Irak  ve Yugoslavya’nın dağıtılması örneklerinde olduğu gibi.

Fiili denetim yöntemi ; Amerikan üstlerinin her geçen gün sayı ve asker sayısını artırmasıyla olduğu gibi. Kıyasıya bir hegemonya savaşı yaşanıyor.


Rusya ve Vladimir Putin


7 Ekim 1952’de St.Petersburg’da (Leningrad) işçi bir ailenin çocuğu olarak doğan Putin. 1975 yılında Leningrad Devlet Üniversitesi Hukuk Bölümü mezunu. 1975 yılından itibaren KGB Dış İstihbarat Dairesi'nde hizmete başladı. 1975'te üniversiteden mezun olduktan sonra KGB'nin dış istihbarat ajanı olarak KGB’nin saflarına katıldı. Aynı dönem ekonomi alanında master yaptı. 1985’de Doğu Alman Gizli Polis Teşkilatı STASİ ile çalıştı. Aynı zamanda, Leningrad Devlet Üniversitesi Rektörü'nün uluslararası işbirliği alanında danışmanlığını yaptı. 1990 Rusya’ya döndü.KGB'den ayrıldı ve Leningrad Belediye Başkanı Sobçak'a yakınlaştı, önce belediye reisinin dış ilişkiler komitesinin başına geçti. 

Mart 1994'ten sonra başkanın yardımcısı oldu. Evimiz Rusya'nın yerel şubesinin de başındaydı. Eylül 1996'da Sobçak'ın yenilgisinden sonra istifa etti ve Moskova'ya taşındı. Başkanlık Yönetimi'nin başındaki P.Borodin'in yardımcılığına atandı. 1997 Mart-1998 Mayıs'ta Başkanlık Yönetimi Ana Kontrol Departmanı'nın başındaydı. Mayıs 1998'de Bölgelerle İlişkiler İdaresi'nde başkan yardımcısı, Ağustos 1998'de FSB Direktörü oldu. Ekim'den itibaren de Güvenlik Konseyi üyesi seçildi. Mart 1999'da Güvenlik Konseyi Sekreterliği'ne atandı. Ağustos1999'da Yeltsin tarafından yeni başbakan olarak teklif edildi. 31 Aralık 1999’da Yeltsin'in istifası üzerine boşalan başkanlık koltuğuna vekil olarak oturdu.(1)

Aynı yıl içinde gerçekleşen seçimlerle başkanlığı tescillendi.İlk işi Yeltsin hakkında dokunulmazlık kararnamesi çıkarmak olan Putin, dört yıllık devlet başkanlığı süresini yedi yıla çıkarıp 2011’e kadar devlet başkanı kalmayı ve anayasa değişikliği ile de 2018 kadar başkanlığını devam ettirmek istediği konusunda söylentilerde yok değil. 

Putin iktidara geldiğinde Sovyetlerin çökmesiyle birlikte güç kaybetmiş dünya siyasetinde etkisiz bir devletin varlığıyla karşılaştı. Hedefinin ülkesini dünya devleti yapmak olduğunu belirterek işe başladı.  Okul arkadaşları ve eski KGB’lilerden oluşan bir ekiple işe başladı ve ilk hedefinin Kafkaslar ve Orta Asya’daki kendisine bağlı devletleri çeşitli anlaşmalarla yanına çekmeye çalışmak oldu. Bu arada boş durmaya imparatorluk bölgeye Yugoslavya ve Afganistan çıkarması , ardından etnik yapıların ayaklandırılması Ermenistan ve Azerbaycan’la iyi ilişkiler kurarak , başka bölgelerdeki üstlerini bu iki bölgeye kaydırarak yada yeni üstler tesis ederek karşı atağa geçti. Soros ve NGO’ları bölge çalışmalar yapmaya başladılar. Gürcistan’da Gül Devrimi gerçekleşti. Rusya’nın ilk karşı atağı ise Abhazya’nın desteklenmesiyle oldu.

Bölgedeki Soros ve NGO’ların çalışmalarını tetikleyen belge olarak nitelenen Ocak 2000 tarihinde benimsenen ‘Ulusal Güvenlik Konsepti’ yada diğer adı ile ‘Putin Doktrini’ olduğu strateji uzmanlarının söylemlerine pek yansımasa da bizce açık bir sebep olarak gözükmektedir. Putin ve Rusya Devlet Başkan Yardımcısı ve Savunma Bakanı Sergey İvanov’un – ki Putin’in halefi olarak gösteriliyor- yaptığı açıklama genel çerçevesiyle şöyleydi;

Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerine askeri müdahale hakkının da saklı tutulduğu, Batı’ya petrol ve doğalgaz taşıyan boru hatlarının SSCB tarafından inşa edildiği, Rusya’nın ulusal çıkarlarını korumak için bu hatları koruma ayrıcalığına sahip olduğunu, bu ayrıcalığa ‘Rusya Sınırlarının  ötesinde hatların’ dahil olduğunu ilan etmesi , Afganistan’da teröre karşı savaş sona erdikten sonra, Orta Asya ‘daki ABD üslerinin kaldırılmasını gerektiği.(2)

Soros’un NGO’larından olan Yukos patronu Hodrovski ‘nin tutuklanmasının ardından ABD ve Soros yanlısı Radyo Hür Avrupa ve Radyo Hürriyet’in web sitesinin yazarı  Roman Kupçinski bu haberi tüm Avrupa’ya iletirken şunları söylüyor ve bazı ülkeler hedef gösteriyordu;

 “ Putin doktirini olarak bilinen bu konsept, bazı gözlemcilere göre Rusya’nın BDT üzerinde hegemonya iddiasına ve Gürcistan’a yönelik açık bir tehdide işaret ediyor. (…) İvanov Afganistan’da teröre karşı savaş sona erdikten sonra, Orta Asya’daki üstlerin kaldırılması gerektiğini de ifade etti. Bu açıklama, savaşın sona erdiğine ABD’nin mi,yoksa Rusya’nın mı karar vereceği hakkında ipucu içermiyor… Yinede , Washington’a bir uyarı yapılmış oldu. (…) Eylül ayında Rusya; Ukrayna ,Beyaz Rusya ve Kazakistan arasında  imzalanan Tek Ekonomik Alan anlaşmasına bakalım. Bu anlaşmayla devletler, egemenlik haklarından bazılarını uluslar üstü bir kuruma bırakmış oldular. Rusya bu kurumda en büyük oya sahip.

Putin’in, Avrupa Birliği’ne, petrol ve doğalgaz boru hatları üzerindeki devlet denetiminden vazgeçmeyeceklerini söylemesi de , bir başka gösterge. Öyle görülüyor ki Rusya ; Hazar’da ve Orta Asya’da ABD’ye meydan okuma niyetinde. Batı Avrupalılar , doğalgaz ihtiyaçlarının yüzde 28’ini Rusya’dan karşılıyorlar . (…) Doğalgazının yüzde 12’ini petrolün yüzde 18’ini Rusya’dan alan Almanya, boru hatları ve istikrar konusunda epey hassas.” (3)

Böylece bu hedef gösterilen ülkelerde Soros ve NGO’larının çalışmasının önü açılıyordu. İmparatorluğun bölgede üstleriyle ve askeri gücü ile ne anlama geldiği ortaya çıkıyor ve Soros’un NGO’larının işlevinin de sayılan ve hedef gösterilen ülkelerdeki faaliyetlerinin de anlam kazanıyordu.

Putin Soros’un çalışmalarıyla birlikte Gürcistan’da Gül Devrimi , Ukrayna’da Turuncu Devrim ve Özbekistan’daki ayaklanmadan sonra  kendisine bağlı 70 bin gençten oluşan Naşi (Bizimkiler) adlı bir gençlik örgütü kurduğu Sovyet usulü kırmızı yıldızlı tişörtleri ile Nazileri andıran bu grup İkinci Dünya Savaşı Zaferi’ni  ‘Bizim Zaferi’miz diye kutladıkları  ve Solcu partilerin bundan endişelenerek  ‘İduçiye bez Putina’ (Putin’siz Yürüyenler) adı altında muhalif bir gençlik örgütü kurdukları ajansa düşen en ilginç haberlerden. (4)

Hem içerde hem de dışarıda güçlü bir devlet kurmak isteyen Putin , bu gelişmelerin ardından bölgede ŞİÖ ve ikili devletlerle anlaşmalarıyla – ki bu ülkeler arasında  ülkemizde vardır- kendi güvenliğini korurken, G-8 lerle arasını iyi tutarak bölge ve dünyadaki hegemonya yarışında yerini almaya çalışmıştır. Putin G-8 başkanlığını üstlenmesi üzerine dünya politikasında söz sahibi olma isteğinin açık bir belgesi olan  2006 tarihli ajanslara  verdiği‘Zorluklar ve Fırsatlar’  adlı yazısı bizce çok önemli bir adımdır. Sırasıyla gelişmeleri açıklamamız gerekirse sanırım aşağıdaki başlıklarda ilerlememiz gerekmektedir.

 

Şanghay Beşlisi: Çin, Rusya, Kazakistan,Kırgızistan ,Tacikistan

 

1996'da Şanghay Beşlisi adıyla biraraya gelen beş ülke, Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan aralarına Özbekistan'ı da alarak Şanghay İşbirliği Örgütü'nü kurduklarını açıkladılar. Açıklamadaki mesaj ise çok açıktı: "Artık tek kutuplu dünya yok!"

Altı ülke, 30 milyon km2 ile Avrasya topraklarının beşte üçünü, 1.5 milyarı aşan nüfusu ile dünya nüfusunun dörtte birinden fazlasını oluşturuyor. Dahası örgütte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden ikisi bulunuyor.

Beş ülke arasındaki, daha doğrusu bir yanda Çin, diğer yanda Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan olmak üzere iki taraf arasındaki sınır sorunlarının çözümü için yola çıkan beş ülkeli mekanizmanın zamanla rolü de, görevleri de değişti. Ortaya liderlerin yanı sıra Kamu Güvenliği, Savunma ve Dışişleri Bakanları'nın da dahil olduğu siyaset, güvenlik, istihbarat, ekonomi ve ticaret alanlarında işbirliği yapılan bir örgüt çıktı. En son, yine Haziran ayında imzalanan Şanghay Anlaşması ile terörizm, bölücülük ve aşırı dinci akımlara darbe indirilmesi de ortak hedefler arasına kondu.

Taraflı tarafsız herkes Şanghay İşbirliği Örgütü'nün "önünün açık olduğunu" kabul ediyor. Pakistan, Güney Kore ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti üye olmak için resmen başvurdu. Hindistan, İran, Moğolistan, Türkmenistan ve Ermenistan'ın da üyeliği gündemde. Hatta, Pakistan News gazetesinde Türkiye'nin de örgüte girmek istediği yazıldı. Aktüel dergisi, Şanghay Beşlisi'nden Şanghay İşbirliği Örgütü'ne uzanan sürece Türk yetkililerin "seyirci kaldığını" öne sürdü. Oysa gerçek pek öyle değil. Şanghay Beşlisi'nin 5 Temmuz 2000'de Duşanbe'deki beşinci zirvesinden sonra 6 Temmuz günü Çin'in en büyük gazetesi Halkın Günlüğü'nde Türkiye ile ilgili bir haber vardı. Haberde davetli olmamasına rağmen Türkiye'nin Duşanbe Büyükelçiliği'nin toplantıyı "yakından" izlediği ve Türkiye'nin toplantıda dile getirilen teröre karşı görüşleri paylaştığı kaydedildi.

Ayrıca, Amerikan Savunma Bakanı'nın Türkiye'ye geldiği günlerde Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu'nu Çin'i ziyaret etmesi de bu konuda yeterli fikir veriyor.Dünya basınında Çin'in öncülüğünde oluşan yeni örgütün işlevlerine özellikle dikkat çekildi. New York'ta yayınlanan Shijie Ribao gazetesi 16 Haziran 2001 günü yeni örgüte dönüşülmesinin göz önüne serdiği Çin'in yeni stratejik planını şu maddelerle açıkladı

1) Uluslararası stratejik ortam yeni bir değişime girmekte ve Çin'in güvenliğini tehdit eden unsurlar daha da belirginleşmektedir.

2) Pekin yönetiminin güvenlik anlayışı değişmeye başlamıştır ve çok taraflı güvenlik mekanizmasına daha çok ihtiyaç duymaktadır. Yani kendi güvenliğinin diğer ülkelerin desteği olmadan sağlanması güçleşmiştir ve bu durum özellikle Çin'in kuzeybatı bölgesinin güvenliği için söz konusudur.

3) Pekin yönetiminin, ABD'nin hegemonyacılığına karşı yürüttüğü çok kutuplu dünya düzeni politikasının, bölgesel teşkilatın desteğine ihtiyacı vardır.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu gazetesi de, Çin'in, Şanghay İşbirliği Örgütü çerçevesinde oluşturmaya başladığı ve Yeni Güvenlik Konsepti diye adlandırılan güvenlik düşüncesinin şu dört konuyu içerdiğini yazdı:

1) Güvenlik anlayışı genel ve çok taraflıdır. Bir devletin güvenliği sadece kendisiyle ilgili değildir, aynı zamanda diğer ülkelerin güvenliği de hesaba katılırken, diğer ülkelerin desteğinden de ayrı kalınmamalıdır

2) Güvenliğin işbirliği niteliği vardır. Güvenliğin belirgin düşmanı yoktur, güvenliği kazanma yolu işbirliğidir, karşı koymak değildir.

3) Güvenliğin kapsamlı özelliği vardır. Güvenlik sadece siyasi ve askeri alanları değil aynı zamanda ekonomik, teknolojik, kültürel, ekolojik, ve toplumsal gibi değişik alanları da içermektedir.

4) Güvenliğin oluşturulmasında belli bir mekanizmaya ve yasaya ihtiyaç vardır. Karşı gücün zor durumda bırakılmasıyla Çin kendi güvenliğini sağlayamaz. Bu bağlamda, Yeni Güvenlik Konsepti'nin çekirdeği işbirlikçi güvenliktir. Bu güvenliğin kazanılmasının iki şartı, ortak çıkar ve karşılıklı güvendir. Ayrıca eşit olarak karşılıklı çıkarları sağlamak ve içişlerine karışmamak ilkelerine uyulmalıdır. Yeni Güvenlik Konsepti, eşitlik, görüş alışverişi, karşılıklı anlayış, karşılıklı güven, üçüncü tarafa yönelik olmayan bir sistemin içinde oluşturulmalıdır.

ABD'nin tek kutuplu dünyasının sona erdiğini tescil eden ve mekanizmadan örgüte uzanan sürecin köşe taşları ise şöyle:


Şanghay Beşlisi'nin Oluşumu:  26 Nisan 1996

                  

Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ın Devlet Başkanları Çin Halk Cumhuriyeti'nin Şanghay kentinde bir araya gelerek sınır bölgelerinde askeri alanda karşılıklı güvenin kurulması ile ilgili anlaşmaya imza attılar. Anlaşma uyarınca, taraflar birbirlerine karşı askeri tatbikatlar yapmamayı, askeri tatbikatları alan ve sayı itibarıyla sınırlandırmayı ve sınır bölgelerine yakın 100 kilometrelik alanda askeri harekatlar da dahil önemli durumları birbirine rapor etmeyi taahhüt ettiler.


Bir yıl aradan sonra  24 Nisan 1997'de bu kez Moskova'da

Bir yıl aradan sonra biraraya gelen beş lider sınır bölgelerinde asker sayısının azaltılmasını kararlaştırdı. Zirvede imzalanan Sınır Bölgesinde Askeri Kuvvetlerin Azaltılmasına İlişkin Anlaşma ile beş ülke, karşılıklı olarak sınır bölgelerindeki askeri kuvvetleri, halkın menfaatine uygun en alt düzeye indirerek sadece savunmayı gerektiren bölgeleri korumak, tek taraflı olarak askeri üstünlük sağlamaya çalışmamak, sınır bölgelerindeki kuvvetlerin birbirine saldırmaması ve sınırın iki tarafında 100 kilometrelik alanda kara ve hava kuvvetleri ile sınır muhafızlarının sayısının ve önemli nitelikteki silahların miktarının sınırlandırılması konularında anlaşmaya vardılar. 31 Aralık 2020'ye kadar geçerli olacak anlaşmanın süresi tarafların anlaşması halinde uzatılabilecek.

Üçüncü Zirve


Üçüncü Zirve 2 Temmuz 1998'de Kazakistan'ın başkenti Alma Ata'da yapıldı. Bu zirvede içişlerine karışmama ve karşılıklı toprak bütünlüğüne ve egemenliğe saygı ilkeleri üzerinde duruldu. Zirvede bölgesel güvenlik ve ekonomik işbirliği konuları ele alındı ve etnik bölücülük, aşırı dinci akımlar ve uyuşturucu ve silah kaçakçılığı da dahil, uluslararası terörizmle ortak mücadele edilmesi konusunda anlayış birliğine varıldı. Zirveden sonra yayımlanan bildiride "etnik bölücülük, etnik ayrılıkçılık ve aşırı dinciliğin hangi biçimde olursa olsun kabul edilemeyeceği ve uluslararası terör ile sınırdaki suçlarla mücadele edileceği konusunda mutabakata varıldığı ifade edildi. Bildiride, sınır bölgelerinde askeri güvenin oluşturulması için her önlemin alındığı kaydedilirken, düzenli istişarelerin önemi yinelendi. Zirvede ilişkilerin ekonomik boyutu da ayrıntılı olarak ele alındı ve enerji ve yüksek teknoloji alanında işbirliğinin geliştirilmesi görüşüldü. Petrol ve doğalgaz, demiryolu, karayolu, taşımacılık ve sivil havacılık sektörlerinde geniş kapsamlı ve uzun vadeli işbirliği yapma kararı alındı.

Dördüncü Zirve
Dördüncü zirvesi 25 Ağustos 1999'da Bişkek'te (Kırgizistan) yapıldı. Dördüncü zirve, uluslarası alanda tarafları rahatsız eden görüşmelerin daha yüksek sesle dile getirildiği toplantı oldu. Kosova ve Dağıstan'da yaşanan gelişmeler ile Çin'in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi'ndeki bölücü hareketler ele alındı.Zirvede, çok kutupluluğun dünyanın uzun vadeli istikrarı için gerekli ve "kaçınılmaz bir tarihi gelişme" olduğu vurgulandı.

 Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından zirve öncesi yapılan açıklamada zirvenin, dünya barışının tehditlerle karşı karşıya bulunduğu ve küreselleşmenin olumsuz yönlerinin ortaya çıktığı koşullarda toplandığına işaret edilerek bu durumda bölgesel güvenlik ve işbirliğinin hayatiyet kazandığı savunuldu. Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin, Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan Devlet Başkanı Askar Akayev ve Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahmanov zirvede, Soğuk Savaş mantığından farklı olarak savundukları yeni güvenlik modelinin başarıya ulaşmasının uluslararası alana iyi bir örnek sunacağını belirttiler.

Aynı toplantıda Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, NATO'nun doğuya doğru yayılmasını ve Kosova krizini, bazı ülkelerin, kendi çıkarlarına uygun bir dünya düzeni kurma çabalarının kanıtları olarak gösterdi. Yeltsin, Japonya ve ABD'nin oluşturmaya çalıştıkları füze savunma sisteminin Asya-Pasifik bölgesinin istikrarı için bir tehdit olduğunu da belirtti. Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin de,  "insan hakları" bahanesiyle başka ülkelerin içişlerine müdahale etmenin hegemonya ve güç gösterme politikasının yeni biçimi olduğunu söyledi. Jiang Zemin, bölgedeki ekonomik ve kültürel alışverişin hızlanması için eski İpek Yolu'nun yeniden canlandırılmasını da istedi.

Zirveye ev sahipliği yapan Kırgızistan Devlet Başkanı Akayev, bölgesel güvenlik ve ekonomik gelişme için gerekli koşulların sağlanmasında Çin ve Rusya'nın özel rolleri olduğuna dikkat çekerken bunun Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan tarafından memnuniyetle karşılandığını belirtti.Rusya Dışişleri Bakanı İvan İvanov, zirve sırasında basına yaptığı açıklamada, "Bugün dünyada yeni dünya düzenini oluşturmak için aktif bir mücadele söz konusu. Bildiğiniz gibi Rusya, Çin ve diğer birçok devlet çok kutuplu bir dünya görmek istiyor" diye konuştu. İvanov, demecinde Yeltsin ve Jiang Zemin'in uluslararası alanda stratejik ortaklığın geliştirilmesi ile ilgili uygulamaya yönelik daha ileri adımları ele aldıklarını da söyledi.

Zirveden sonra yayımlanan deklarasyonda bölgenin istikrar ve gelişmesini ilerletmek için işbirliği mekanizması kurulduğu ilan edildi. "11 Nokta Deklerasyonu" adlı belgede, devletler, "ülkelerini birbirlerinin egemenlik, güvenlik ve kamu düzeni aleyhine zararlı faaliyetler için kullandırmama yükümlülüğünü üstlendiler."Çin, Kazakistan ve Kırgızistan arasında sınır karakolu kurulması konusunda üçlü anlaşma, Çin ve Kırgızistan arasında da yine sınır konusunda ikili anlaşma imzalandı. Beş lider, bölgesel güvenliği garanti altına almak, aşırı dinci akımlara ve etnik bölücülere darbe indirmek ve uluslararası terörle mücadele etmek konusunda işbirliğini sürdüreceklerini yinelediler.

Beşinci Zirve

5 Temmuz 2000'de Duşanbe'de (Tacikistan) gerçekleşen beşinci zirvede "Şanghay Beşlisi"nin geleceği ve 21. yüzyıldaki işbirliği ele alındı. Toplantıya Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov gözlemci olarak katıldı. Ekonomik ve ticari işbirliği de toplantının önemli gündem maddeleri arasındaydı.

Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin, toplantı mekanizmasının işbirliği mekanizmasına dönüştürülmesi ile ilgili dört maddelik öneride bulundu. Jiang Zemin, değişik alan ve düzeylerde işbirliğini geliştirerek Şanghay Beşlisi Mekanizması'nın geliştirilmesini, güvenlik alanında işbirliğinin derinleştirilmesini, ikili ve çok yönlü ekonomik ve ticari işbirliğinin artırılmasını ve dünya arenasında uluslararası olaylar ile ilgili istişare ve işbirliğinin güçlendirilmesini istedi.Kırgızistan Devlet Başkanı Askar Akayev, diğer liderleri bütün bölgeyi kapsayan enerji ve haberleşme programlarına katılmaya davet etti.Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de yaptığı konuşmada terörizme darbe indirilmesinin yeterli olmadığını, teröristlerin "inanç adına savaşmalarını" önlemek için ideolojik olarak da silahsızlandırılmaları gerektiğini söyledi.

 Putin ayrıca, ABD'nin geliştirmeye çalıştığı ulusal ve bölgesel füze savunma sistemlerinin dünya barışı ve gelişmesini tehdit ettiğini belirterek bunun yeni bir silahlanma yarışına yol açacağı uyarısında bulundu.Beş ülkenin liderleri 1972 yılında imzalanan Anti balistik Füze Anlaşması'nın koşulsuz olarak korunması ve anlaşmaya saygı gösterilmesi gerektiğini belirttiler.Liderler ayrıca, Çin'in ülkenin birleşmesi yönündeki "Tek Çin" politikası ile Rusya'nın Çeçenistan'daki teröre karşı mücadelesini desteklediklerini vurguladılar.

Şanghay İşbirliği Örgütü Anlaşması

14-15 Haziran 2001'de yine Şanghay'da ve altıncı kez bir araya gelen "Beşli", Özbekistan'ın da aralarına katıldığını ve Şanghay Beşlisi Mekanizması'nın Şanghay İşbirliği Örgütü'ne dönüştürüldüğünü açıkladılar. Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan Devlet Başkanı Askar Akayev, Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahmanov ve Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov zirve deklarasyonunun yanı sıra "Terörizm, Bölücülük ve Aşırı Akımlara Darbe İndirmekle İlgili Şanghay Anlaşması"nı imzaladılar. Söz konusu ülkeler arasında daha önce mevcut olan Savunma Bakanları arasındaki görüşme mekanizmasına ek olarak Başbakanlar ve Kültür Bakanları arasında da görüşme mekanizmaları kurulduğu açıklandı.

Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin, zirvedeki imza töreninden sonra yaptığı konuşmada imzalanan belgelerin 6 ülke arasındaki iyi komşuluk, dostluk ve işbirliği için hukuki temel oluşturduğunu kaydederek belgeleri insanlığın barış ve gelişmesine yapılan katkı olarak niteledi. Jiang Zemin, 6 ülke arasında ticaret ve yatırımların kolaylaştırılması ile ilgili anlaşma da imzalanacağını söyledi.Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yeni işbirliği örgütünün daha rasyonel ve etkili çalışacağını belirterek yeni örgütün çalışma prensibinin "işbirliği yöntemi ile güvenlik aramak" olacağını kaydetti.

Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev de, Şanghay Beşlisi'nin kuruluş amaçlarından olan 7 bin kilometrelik sınır boyunca bütün sorunların çözüldüğünü ifade ederken, Orta Asya'nın bugün karşı karşıya bulunduğu tehlikelerin aslında tüm Avrasya'nın karşı karşıya bulunduğu tehlikeler olduğu görüşünü savundu.Şanghay İşbirliği Örgütü'nün gerçekleştirilmesinden sonra, 14 Eylül 2001'de bu kez üye devletlerin başbakanları, Alma Ata'da bir araya geldi. Bu toplantıda başbakanlar, örgüt kapsamında Başbakanlar arası Düzenli Görüşme Mekanizması'nın kurulduğunu ilan ettiler. (5)

Orta Asya’da ABD’ye karşı ‘denge’ oluşturmayı hedefleyen Şanghay İşbirliği Örgütü, askeri alanın yanında ekonomik işbirliğinin ve serbest ticaret bölgesi yaratmak gibi bir amaçlar bütünüyle oluşan bu yapılanma 1,5 milyar insanın yaşadığı 30 milyon kilometrekarelik bir alana yayılıyor ve bölgede gayri safi yurtiçi hasıla 1.5 trilyon doları aşıyor. Karşılıklı sardırmazlık ve saldırı karşısında karşılıklı savunma anlaşmaları üzerine oturmuş bu yapı Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu dünyaya karşı çok kutupluluk esasına göre örgütlendiklerini her fırsatta dile getiriyorlar.

Şanghay İşbirliği Örgütünde yer alan Rusya bölgedeki nüfuzunu korumak isterken, hızla büyüyen ve enerji ihtiyaçları her gün artan Çin bölgenin enerji kaynaklarıyla ilgileniyor. Her iki güçte bölgede hızla gelişen ABD nüfuz kırma ve enerji kaynaklarını ele geçirme çabalarına set çekme uğraşı içindeler. 2004 yılında yapılan toplantıda ‘Taşkent Deklarasyonu’ , ŞİÖ’nün ‘her alanda tam işbirliği yolunda yeni bir aşamaya girdiğini’ ilan ediyordu. Çin Cumhurbaşkanı Hu, ‘Bu hedefe ulaşmak için terörizm, bölücülük ve aşırıcılık olmak üzere üç kuvvete karşı ortak mücadele vermeli, sınır ötesi tehditlerle ilgilenmeli ve uyuşturucu kaçakçılığını durdurmalıyız’  diye konuştuğu toplantı da Putin, ‘ŞİÖ’nün geleceğinin, üye ülkelerin ekonomik işbirliğinde yattığı’ söyledi.

ŞİÖ üyesi ülkelerin dışişleri bakanlıkları ile Afganistan’ın katılımı ile ‘ŞİÖ - Afganistan Temas Grubu’  oluşturulması çalışmaları başlatıldı. Liderler arasında yapılan görüşmelerin ardından, elektronik ticaret, gümrük, kalite kontrol, yatırım teşvik ve ulaştırma konularında beş komite oluşturuldu.

ŞİÖ Sekreteryası ve bir bölgesel anti-terör merkezi kurulması konularında ortaklaşıldı. Bu birimin amaçlarının şöyle olduğu açıklandı.1)Terörizm, bölücülük ve aşırılığa karşı mücadele konusunda ŞİÖ üyeleri arasında temas kurmak ve uluslar arası kuruluşlarla işbirliğini güçlendirmek 2)Bu üç kötülüğe karşı mücadele amacıyla uluslar arası hukuki belgelerin oluşturulmasına katılma, küresel sorun ve tehditlere karşı etkili mekanizmalar oluşturmak 3)Bu üç kötülüğe karşı bir anti-terörizm veri tabanı oluşturulması, üyeler arasında tecrübe aktarımı amacıyla araştırma konferansları düzenlenmesi yönünde kararlar alındı. Ayrıca bu toplantıya Moğolistan gözlemci olarak katıldı. (6)

Aynı günlerde Kazakistan’ın başkenti Astana’da , Avrasya’da Entegrasyon ve Küreselleşme konulu uluslar arası forum düzenlendi. Foruma Ortak Güvenlik Paktı ve Avrasya Ekonomik Topluluğu zirvelerinin de yapılmasıyla Rus lider Vladimir Putin, Beyaz Rusya Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko , Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev,Kırgızistan Devlet Başkanı  Askar Akayev, Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan ve Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahmanov katılımı gerçekleşti. Bölgedeki ülkelerin her geçen katılımlarının artması bölgenin Avrasya birliğine doğru ilerlediğinin ve bunun bölgedeki İmparatorluk ve  Soros’un Açık Toplum Enstitüsü’nün çalışmalarının neden olduğu çok açık.

Bu toplantılardan çok az bir süre sonra Eylül 2004 tarihinde Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te ŞİÖ toplantı yaptı. Bu toplantı da Çin, Rusya, Kazakistan ve Kırgızistan başbakan düzeyinde katılırken Özbekistan ve Tacikistan başbakan yardımcısı düzeyinde katılarak şu kararların alındığını belirtiler.  

Genel gündemin ticari ve ekonomik ilişkileri canlılık kazandırma, terörle mücadelede işbirliği, üye ülkeler arasında ulaşımı canlandırma kararı alındı. Heyetler üye ülkelerin arasındaki ticaret hacminin canlandırılması kararlaştırıldı. ŞİÖ’ye katılan devletler ikili ulaştırma, ticaret, ekonomi, eğitim, sağlık, spor, kültür, bilgi alışverişi, terörizm,ayrılıkçılık uyuşturucuyla mücadele ile ilgili ortak bildirileri imzaladılar. (7)

Bütün bu gelişmelerden sonra İmparatorluğun Orta Asya’daki atakları ve Soros’un Kırgızistan ve Özbekistan’daki faaliyetlerinin hemen akabinde Bağımsız Devletler Topluğu Ortak Güvenlik Örgütü Genel Sekreterinin bir açıklaması geldi. Genel Sekreter Nikolay Bordcuya , Kırgızistan ve Özbekistan’daki ABD üslerinin süresi konusunun ikili görüşmelerle çözülmesi gerektiğini belirterek. Afganistan’daki durumun her geçen gün daha iyileştiğini ve Orta Asya’daki Amerikan üstlerinin süresinin uzatılmamasını , “Afganistan’da istikrarın oluştuğu söylenebilir. ŞİÖ üye ülkelerinin topraklarında bulunan yabancı askerlerin varlığı için yasal zemini ortadan kaldıran’ bir sürecin başladığını dile getirirken yumuşak bir dil kullanarak ABD’nin üslerini gündeme getirirken amaçlarının ‘bu askerlerin derhal çekilmesini talep etmek’ değil ‘dile getirilenin , Amerikan askerlerinin daha ne kadar bu bölgede kaldığını öğrenmek’ olduğunu açıkladı. BDT Ortak Güvenlik Örgütü bünyesinde Beyaz Rusya, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya ve Tacikistan bulunduğu biliniyor. Ortak askeri bir gücün oluşturulması hep gündemde.


Kırgızistan'daki devlet başkanlığı seçimini kazanan Kurmanbek Bakiyev, İlk demecinde Amerikan üslerini hedef alarak  ‘ülkedeki Amerikan üslerinin geleceğini yeniden masaya koyacaklarını’ söyledi.

ŞİÖ liderleri benzer bir açıklama ile Temmuz 2005 tarihinde Orta Asya’daki üslerin boşaltma  konusunda bir takvim belirlenmesi gerektiğini ilan etmişlerdi. Bu gelişmelerin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ülkesinde yabancı kuruluşların siyasi etkinleri finanse etmesine izin vermeyeceklerini açıklamıştı. Yabancı grupların Rusya’da belirli bir siyasi etkinliklere para ödediklerini belirterek ‘ Ne kendine öz saygısı olan bir ülke, ne de biz buna izin veririz. Kendi iç sorunlarımızı kendimiz çözelim’ diye belirterek. NGO’lara yani Sivil Toplum Kuruluşu adı altında Soros’un kurdurduğu kuruluşlara izin verilmeyeceğini açıkça dile getirmişti.(8)

 Altıncı Zirve
En son olarak Haziran 2006 ‘da Pekin’de altıncısı düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü toplantısında alınan kararlar gelişmeleri daha da somutlaşmıştır. Afgan Lider Hamit Karzai ve İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın da katıldığı toplantı da alınan kararları Çin Lideri Hu Jintaou, ŞİÖ olarak yeni bir döneme girdiklerini ve bölgede daha büyük rol istediklerini anlatıp, ‘Bütün alanlarda işbirliğini geliştirip kalıcı barış ve ortak refahla ahenkli bir bölge yaratmalıyız’ derken. Rus lider Putin , Hu’nun özellikle enerji, elektrik, ulaşım ve iletişim alanında istediği işbirliğini bankacılık ve özel sektörle genişletmenin önemini vurgulayarak bölgenin AB örneğinde olduğu gibi bütünleşme ve blok olarak bir güç oluşturma çabasını açıkça dile getirmişti. Ayrıca Özbekistan ve Tacikistan’daki üstlerin kaldırılması ve İran’ın barışçı nükleer güç elde etme hakkının olduğunu da tekrar dile getirerek üç şer güç denen terör, ayrılıkçılık ve aşırı uçlarla mücadelenin öncelikle devam edeceği dile getirildi. (9)

Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesine gözlemci statüsüyle katılan İran lideri Ahmedinecad, yaptığı konuşmada organizasyonu 'Batı'nın gayri meşru müdahalelerine karşı mücadeleye' davet etti.


Bütün bu gelişmelere rağmen  Kırgızistan, Özbekistan , Tacikistan’da kurulu üslerde Amerikan postalları stepleri çiğniyor ve bölgeyi ne zaman terk edecekleri belli değil. Yine de bölgede sokakta rahat gezebilen yanki yok ama devlet düzeyinde bölge ülkelerine yatırım yapan ülke sıralaması ABD, Almanya ve Rusya olara ilk üçü paylaşıyor. Türkiye ise özel sektör yatırımında üçüncü sıraya geliyor. Soros ve NGO’ları hala bölgedeki birçok ülkede çalışmalarını devam ettiriyor. Ama  bir gerçek var ki bloklaşma hızla gelişiyor bölgenin açık bir şekilde bölgesel bir çatışmalar zincirine uğraması olası.


Üç Asya Devinden ‘Anti-Terör’ İttifakı: Çin- Hindistan- Rusya


Rusya ikili anlaşmaların en önemlisi herhalde bölgenin en büyük iki ülkesi Çin ve Hindistan’la , terörizm ve doğal afetlere karşı işbirliği ve destek anlaşması imzalamasıdır. Üç ülke dışişleri bakanlarının katılımı ile Rusya’nın doğu bölgesindeki Vladivostok  şehrinde gerçekleştirilen zirvenin ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov , ‘Çin ve Hindistan ile yaptığımız toplantılar sonucunda, dünyada yeni ortaya çıkan tehlikelere karşı işbirliği yapmaya karar verdik. İttifakımız terörizm uyuşturucu kaçakçılığı, organize suçlara karşı ortak savaşı ve doğal afetlere karşı yardımlaşmayı öngörüyor.’ diye açıklama yapmıştı.Çin Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing ise, üç ülke arasında yapılan yeni anlaşmaların, ‘diğer ülkeleri’ hedef alır nitelikte olmadığını belirtmişti. (10) Her ne kadar nükleer çalışmalarına izin vererer Hindistan’ın bu üçlüden çıkarmaya çalışsa da yapılan çok ciddi ikili anlaşmalar bunu pekte mümkün kılmıyor.


Türkiye – Rusya İlişkileri

Ülkemiz imparatorluk ve diğer emperyalist güçler arasında salınıp duruyor. Geçtiğimiz günlerde olana ilginç gelişmeler konumuz için açıcı olacaktır. Vladimir Putin  Eylül 2004 tarihinde Türkiye’ye yaptığı gezi sırasında ajanslara verdiği röportajlarda kendisine Rusların sıcak denizlere açılmak düşünün devam edip etmediği sorulduğunda ; ‘Ciddi konuşmak gerekiyorsa bizim ortak çıkarlarımız çok fazla. Dünya iki kutuplu şekilden çıktıktan sonra ilişkilerimiz de değişmeye başladı. Ülkelerimiz arasında bloklarla ilgili taahhütler kalmadı. Kendi çıkarlarımızı düşünmeye başladık. İlginç olan, tarihte birçok savaş yaşandı. Ancak buna rağmen günümüzde çatışma ortamı oluşturacak tek bir sorunumuz bile yok . Rekabet için bir neden yok.’ diye cevap veriyor.

Putin, Türkiye ile Rusya’nın paylaşamayacağı bir şey kalmadı mı? sorusuna ise;  “İşbirliği ve refaha doğru gidiyoruz. Çünkü ancak güçlerimizi birleştirdiğimiz takdirde vatandaşlarımızın yararına çalışmış oluruz. Karadeniz ötesi komşu iki ülkeyiz, çok karmaşık olmasına rağmen çok güçlü tarihsel bağlarımız var. Bu uzun dönem içinde savaştığımız da oldu. Ancak genel olarak baktığımızda işbirliği içinde geçen ilişkilerimiz baskındır. 1920-1930 dönemini hatırlayalım. Genç Sovyet devletinin , genç Türkiye Cumhuriyeti’ne maddi ve manevi desteğini hatırlayalım. İşbirliğimiz hakkında ‘Mavi Akım’ı örnek gösterebilirim. Birçok çevre bu projeye hayal demişti. 1992 yılında, iki ülke arasındaki ticaret tahmini rakamlarla 1 Milyar dolardı, 2003 yılına gelindiğinde ise bu rakam 6,8 milyar dolar çıktı. Neredeyse 6 misli bir artış. 2004 ‘ün ilk altı ayında yüzde 60 artış oldu.Bu inanılmaz bir rakam.”

  Putin ayrıca  Rusya’nın Türkiye’ye doğalgaz verdiğini, doğalgaz ve petrol ihracatında transit ülke olarak düşündüklerini. Ayrıca elektrik üretimi, özelleştirmelerde, makine satımında Havacılık sanayisinde askeri alanda helikopter ihaleleriyle ilgilendiklerini bu yolla da Türkiye piyasasına girmeyi düşündüklerini belirtiyor. (11) Kısacası Türkiye’yi bölgede kendine iyi partner olarak gördüğünü belirtiyor.

Putin Dünya Siyasetinde Söz Sahibi Olmayı  mı ?  İstiyor


Viladimir Putin  dünyayı üç önemli sorunun beklediğini belirtiyor;

“Ortaklarımıza (G-8 ülkeleri) üç ciddi ve acil meseleye odaklanmamız gerektiğini söyledik: küresel enerji güvenliği , salgın hastalıklarla mücadele ve eğitim. “

Bu sorunların ortadan kalmasının gelecek kuşakların yaşam standardını geliştireceğini ve bunun enerji kaynaklarının güvenilir bir sisteme oturtulması ile küresel enerjinin sosyal ve ekonomik gelişmenin motor kuvveti olduğunu belirtiyor  ;

“Bu üç mesele,bütün ortaklarımızın için de açık olduğunu umduğumuz bir hedefle, yani hayat kalitesinin ve bugünkü ve gelecekteki kuşakların yaşam standartlarının geliştirilmesi hedefine yöneliktir.Güvenilir ve kapsamlı bir enerji güvenliği sisteminin oluşturulmasının, G-8’in ve bütün olarak dünya toplumunun stratejik hedeflerinden bir olduğu açıkça ortada. Bugün küresel enerji, sosyal ve ekonomik ilerlemenin önemli ve gerçek motoru . Bu yüzden dünyanın dört bir köşesindeki milyarlarca insanın kaderini doğrudan ilgilendiriyor.”

Küreselleşen dünyada küreselleşen enerji  güvenliğinin önemini daha artırdığını ve bunun bütün dünya ülkelerini ilgilendirdiğini ;

“Bugün hidrokarbon piyasalarındaki istikrarsızlık, küresel enerji arzı için gerçek bir tehdit oluşturuyor. Bilhassa arz ve talep arasındaki uçurum derinleşmeye devam ediyor. Asya ülkelerindeki enerji tüketiminde açıkça görülen artış, sadece piyasa dalgalanmalarından değil, politika ve güvenliğe bağlı bir dizi başka faktörden de kaynaklanıyor. Bu alandaki durumu istikrara kavuşturmak için bütün dünya toplumunun koordineli bir faaliyet göstermesi gerekiyor. Önde gelen ülkelerin yeni politikası, enerji sektörünün küreselleşmesinin enerji güvenliğini vazgeçilmez kıldığı kavrayışına dayanmalı. Enerji alanındaki ortak geleceğimiz, ortak sorumluluklar,riskler ve faydalar anlamına geliyor.”

Hızla tükenen dünyadaki enerji kaynakları yerine alternatif enerji kaynaklarının üretilmesi gerektiği belirterek;

"Enerji tasarruf programlarını ve gelişen alternatif enerji kaynaklarını teşvik etmeyi amaçlayan pratik önlemleri belirlemek zorundayız.”

Ülkeler için siyasi ve ekonomik hatta askeri güvenliğin enerji politikalarındaki istikrara bağlıyor;

“ Dengeli ve adil bir enerji arzı, şu an ve ilerleyen yıllarda güvenliğin belkemiği olacak. Gelecek kuşaklara, ihtilaflardan ve enerji güvenliği için yararsız rekabetten akıçnmayı sağlayacak bir dünya enerji yapısı bırakmak zorundayız. Bu yüzden uygarlığımız adına somut ve uzun vadeli bir enerji zemini yaratacak ortak yaklaşımları bulmamız önemli.”

Enerji sorunun sadece gelişmiş ülkelerin değil gelişmekte olan ülkelerinde sorunu olduğunu;

“Birçok insan , enerji güvenliği esasen sanayileşmiş ülkelerin çıkarlarıyla ilgili bir mesele olarak görüyor. Ancak neredeyse 2 milyar insanın bugünün dünyasında modern enerji hizmetlerinden yararlanamadığı, birçoğunun elektriği bile olmadığı unutulmamalı. Uygarlığın birçok faydasına ulaşma imkanları fiilen engellenmiş durumda. Elbette tek başına enerji yoksulluk sorununu çözmez. Aynı zamanda farklı bölgelerde enerji kaynaklarının yokluğu ekonomik gelişmeyi önemli ölçüde sekteye uğratırken, enerjinin fütursuz kullanımı de yerelden ziyade, küresel ölçekte bir çevre felaketiyle sonuçlanabilir.”

Putin ikinci en büyük sorun olarak gördüğü salgın hastalıklarla mücadelenin çok önemli olduğunu söylüyor;

“İnsan ırkı tarihi boyunca hayatını tehdit eden ciddi bir tehlikeyle mücadele etmiştir, yani salgın hastalıklarla. Bu konuda alınan mesafe cesaret verici görünebilir: çiçek hastalığı yok edildi ve dünya çapında çocuk felcine karşı mücadele zaferle sonuçlanmak üzere. Fakat bugün, AIDS, kanamalı hummaya yol açan tuhaf  virüsler, mikroplazma enfeksiyonları, kuş gribi gibi hem bilinen, hem de yeni ve çok tehlikeli hastalıkların ortaya çıkmasından ve yayılmasında mustarip durumdayız. Şu an dünyada her üç ölümden biri enfeksiyondan kaynaklanıyor. Uzmanlara göre gelecek yıllarda, yeni bir pandemik grip salgınının milyonlarca hayata mala olması yüksem bir ihtimal olarak karşımızda duruyor.”

Bütün sorunları çok güzel bir şekilde tespit ettikten sonra bizzat bu sorunların kaynağı olan küresel sistemin bir parçası olan G-8’lerden medet umuyor;

“Rusya bu konuda çabaların canlandırılmasını öneriyor; buna G-8’in kuş gribiyle mücadele ve benzer hastalıkların önlenmesi için stratejik bir eylem planı kabul etmesi dahil. Genel olarak G-8, salgın hastalıklarla mücadele gibi devasa sorunlara kayıtsız kalmamalı. Sağlık sistemlerinin adaletsiz gelişimi, yanı sıra hastalıklarla mücadele için gereken mali kapasitelerin ve bilimsel potansiyelin eşitsiz durumu, salgınlara karşı mücadeleye vakfedilen küresel kaynakların da adaletsiz dağılımına yol açıyor.”

Deprem ve çevresel felaketlerin olumsuz etkilerine değinirken;

“Son yıllarda dünyamız giderek artan sıklıkta, depremlerin, sellerin ve tsunamilerin neden olduğu acılara maruz kaldı. Şehirleşme, genişleyen nakliye ağları ve sınai altyapı, bu afetlere karşı bizi hiç olmadığı kadar savunmasız hale getiriyor. Bu afetler sadece ekonomiye ve toplumsal hayata zarar vermekle kalmıyor, en ağır zararı binlerce hayata mala olan salgın hastalıklara yol açarak veriyor. Bu yüzden, doğal afetlere yönelik, bunların epidomolojik sonuçları konusunda uyaran ve önlem alan bir küresel sistem kurulmasını da bir başka öncelik görüyoruz.”

Askeri çatışmaların getirdiği etkiler;

“Bilhassa askeri çatışmalara bağlı insani krizler de birçok geniş ölçekli hastalığın temel nedeni.Bunun sonucu olarak hastalığın yayılma tehlikesi birkaç kat artıyor. G-8, yeni güvenli aşıların ve diğer hassas araçların geliştirilmesine yönelik zihinsel ve maddi kaynakları bir araya getirmeyi, yanı sıra bilimsel kapasitenin artırılmasını teşvik etmeyi de sürdürmeli. Bu bakımdan eğitim ve önleme programlarının uygulanmasını teşvik etmek de önemli.”

Kalkınma için yetişmiş insanın önemine değinirken,

“Bugün belli bir miktarda bilgiye ve yeteneğe sahip olmak yeterli değil; insan niteliklerini yeni ihtiyaçlara göre sürekli yenilemeye ve uygulamaya hazır olmak zorunda. Küresel bilgi hazinesine ulaşmak , eğitim metodolojilerini de tepeden tırnağa değiştiriyor. Şimdi sürekli eğitime geçiliyor. Ortak bir eğitim alanı yaratmanın önkoşulları mevcut. Bu eğilimler, özellikle de kalkınmakta olan ülkelerde ivme kazanıyor. Aynı zamanda birçok ülke ve bölge, temel eğitime ulaşmak konusunda bile yakıcı sorunlarla karşı karşıya. Bu gerçek bir ‘insani felaket’  , dünya toplumuna yönelik ciddi bir tehdit . Yaygın cehalet, medeniyetler arası çatışmaların,yabancı düşmanlığının ve ulusal, dinsel aşırılıkçılığın savunucularının, uluslar arası terörist faaliyetlerin beslendiği toprak durumunda. Farklı kültürel ve etnik grupların karşılıklı toplumsal uyumunu mümkün kılacak şeyin eğitim olduğu açık. Bu yüzden de sistemlerinin yeni koşullara uydurulmasına önem verilmeli. Kalkınmakta olan birçok ülke ileri eğitim alanında en ileri eğitim kaynakların etkin kullanımını sağlamak gerekiyor.

Rusya’nın başkanlığında G-8 2006’da uluslar arası terörizmle mücadele ve kitle imha silahlarının önlenmesi gibi hayati meselelerde çalışmayı sürdürecek. Grup, kalkınma yardımlarına dair sorunların yanı sıra, çevre kirlenmesinin önlenmesi ve dünya ekonomi, finans ve ticaretinin kritik meselelerine odaklanmaya devam edecek. Ve daha önce de olduğu gibi bölgesel ihtilafların çözümüne ve Afganistan’da durumun istikrara kavuşturulmasına yönelik çaba gösterecektir.” (12)


Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in G-8 dönem başkanı olması dolayısıyla ajanslara  yaptığı açıklamadan  uzun uzun bölümler aktardık. Dünyadaki problemleri çok güzel açıklamış olması bir yana konuyu sadece enerji kaynaklarının devamlılığı  ve buna bağlı olarak  finans kapitalin emperyalist sistemin dönemsel krizlere düşmeden yaşamasıyla  somutlaması bir yana ve çözümü G-8 gibi sistemin hamisi güçlere bırakması sonuçsuzluğun ta kendisidir. Bütün senaryoyu tamamladığımıza göre imdi bu gelişmelerden bir sonuç çıkarmak daha anlaşılır ve mümkün olacaktır.


Sonuç Yerine

Rusya , SSCB’nin dağılmasından sonra Kafkasya  Orta Asya ve Balkanlarda politik, askeri ve ekonomik üstünlüğünü yeniden tesis etmek için elindeki enerji koridorları ve bunları korunması,  buradan  ucuz doğalgaz  ve petrol taşınması gibi avantajlarını kullanıyor. İmparatorluk gerek askeri müdahaleler, gerek Soros ve NGO’lara rejim değişiklikleri , Hindistan örneğinde olduğu gibi nükleer enerjiye izin verme gibi tavizlerle Rusya ile bu bölgede hegemonya yarışına giriyor. Yalnız belirtelim ki Yugoslavya örneği tek başına Rusya’ya karşı değil Almanya ve onun nezdinde AB’ye gözdağı da içermektedir bu da unutulmasın.

Rusya bütün bu gelişmeler karşısında kendisine karşı Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’dan oluşan bloğa karşı Şanghay İşbirliği Örgütüyle Orta Asya Ülkeleriyle ikili saldırmazlık ve saldırı karşısında birlikte savunma anlaşmalarıyla dengeyi kendi yönüne çekme çabasındadır. Çin, Rusya ve Hindistan gibi üç Asya Devinin karşılıklı ekonomik,siyasi ve askeri anlaşmalar yapması zaman zaman İran’ın da katıldığı görüşmelerin yapılması önümüzdeki süreçte Ortadoğu gibi gözüken bölgesel savaşların Kafkaslar ve Orta Asya düzlemine kayacağı gerçeğine doğru bizi sürüklemektedir. İmparatorluk sağ gösterip sol vurarak Kafkas kartını etnik yapıları kışkırtarak gösterebilir.

Bölgenin İkinci Dünya Savaşı öncesinden daha karışık bir döneme girmesi bizzat Emperyalist güçler ve bunların muhtaç olduğu enerji koridorlarını tehdit etmesi hatta bölgedeki kitle imha silahları ve nükleer güçün sadece devletler değil bizzat Yeşil Kuşak projeleriyle desteklenen aşırı dinci veya mafyatik grupların elinde olması kendi yarattıkları tehlikeden kabus görmelerine yol açıyor.

    Ülkemize gelince, bölgede hem Türki Cumhuriyetlerle olan ilişkileri hem de enerji koridorlarının denizlere açılan kapısı olması açısından  ve askeri müdahale gücü olarak kullanılabileceği için oldukça önemli. Bu yüzden emperyalist ülkeler arasında sürekli birbirine koz olarak kullanılan ,zaman zaman çıkışlar yapsa da  imparatorluğun gölgesinde olan bir pasif bir görüntü çiziyor.

Putin’in G-8 dönem başkanı olarak yaptığı açıklamalara gelirsek çözüm diye sunulan gerekçeler ve çözüm mercilerinin yanlış olduğu bir kez daha ortaya çıkaracak nitelikte. Ayrıca dünya siyasetinde söz sahibi olma için yapılmış ve tüm sorunları sıralayıp kendi çözümlerini eleten belge çözümsüzlükler içinde. Belgenin bizce çözümsüzlüğü şunlardır;

Küresel enerji sorununun çözümü olarak alternatif enerji kaynakları üretilmesi gerektiğini belirtmişse de unuttuğu bir şey var ki küresel sistem bütün teknolojisini petrol ve ürünleri üzerine kurmuşken çok kısa bir zaman da bu enerjiden vazgeçmesi oldukça maliyetli bir durumdur. Kapitalist sistem piyasaya meta üretimi için kurulmuş bir sistem olduğu sürece -ki doğası gereği bunu yapmaktadır- ihtiyaca göre üretim yapmadığı sürece ve sistem içinde uluslar arası şirketlerin rekabet ve teknolojik savaşım süreci devam ettiği sürece enerji krizinin devam etmesi çok normaldir.

Dünyada enerji kaynaklarının yoğun olduğu Ortadoğu ve Orta Asya’da daha enerji üzerine hegemonya yarışı devam edecektir. Çözüm açıktır , kapitalist sistemin kar mantığıyla kıyasıya piyasaya mal üretmesi ve çılgınca insanlığa yeteri sayıdan fazla üretim yapılması , kaynakların yok edilmesi gelecek kuşakların düşünülmemesi , rekabetle meta üretiminde çevreyi kirletmeyen teknolojinin yaratılmasının pahalı olması daha ucuza ama çevreyi kirleten bir teknolojinin kullanılması elbette salgın hastalıklara , çevrenin kendi devir dayımı içinde yok edeceği dengede tutacağı birçok Ortaçağ’da kalmış hastalıkların hortlaması , yine çılgınca üretim sayesinde sera gazının ozonda açtığı delikler sayesinde  küresel ısınma sayesinde iklimlerin değişmesi büyük çevresel felaketler ve  büyük fırtınalar,büyük sel baskınları , tsunamilere sebep olacaktır.

Bu felaketler görece bir avuç insan ve ülkenin baş edebileceği diğer ülkelerin ne ekonomik ve teknik olarak başa çıkamayacağı ve sonucunda da  Ortaçağ’dan daha kötü salgın hastalıklarla insan neslinin yok edebilecek bir dönemin eşiğidir. Çılgınlık sadece bu olsa enerji koridorları adına kıyasıya  bölgesel savaşların  çıkarıldığı buralardaki kapitalizmin sermaye arzı için geliştirilen alt-yapının da tamamen yok edilmesi çevresel felaketlere müdahale ve salgın hastalıkların hızla yayılmasını önleme şansını da minimize etmektedir.

Yine bahsettiği piyasada yeterince bilgiye sahip insanların yetiştirilmesinin elzem olması ama küresel bilginin herkesçe adil paylaşılması fikri bizzat sistemin eğitimsiz ucuz iş gücü ihtiyacının ürünüdür. Bütün dünyada eğitim özelleştirilerek piyasaya sunulması ortada iken sistemi yargılamadan sistem içinde çözümler eşyanın doğasına aykırıdır.

  Kendi elleriyle bizzat denge savaşı diye adlandırdıkları Yeşil kuşak Projesiyle dağıttıkları kitle imha silahlarının (biyolojik , kimyasal ve nükleer silahların) insafsız ellerde NGO’lar sayesinde kendi kışkırtmaları ile milyonlarca insanın yaşamını tehdit altına aldığı ve bunların enerji koridorları üzerinde çıkaracak en ufak bir çatışmadan bütün dünyayı tehdit edecek boyutlara gelmesini sağlayan bizzat imparatorluk ve onun karşısında denge savaşı kuran emperyalist güçlerken ,G-8, Birleşmiş Milletler gibi emperyalist odakların kukla örgütlerinin bu sorunları halletmesi düşünülemez bizzat bu olumsuz durumları yaratan kendi sistemleri ve o sistemlerinin ayakta kalma uğraşıdır.

Çözüm üretimin ihtiyaca göre yapıldığı, çevreye zarar vermeye planlı bir üretim teknolojisinin kullanıldığı , sağlık ve eğitimin en temel ihtiyaç olduğu bilinciyle bizzat devlet tarafından parasız ve herkese sağlandığı, gelecek kuşakları da düşünen ,özgür ve eşit bir dünyayı yaratma uğraşıyla yani sosyalizmle gerçekleşeceği ortadadır.  Başka bir dünya mümkündür. Başka bir dünya, işçi sınıfı ve onun biricik partisinin eseri olacaktır.

 

Dipnotlar:

1.    Ajans Kafkas biyografisiyle ilgili yazıdan derleme

2.    Rusyayı Yeniden Ciddileştirdi. Mehmet Gündem 01.09.2004 AHT

3.    Putin Doktrini Radio Free Europe , Radio Liberty  web sitesinden Roman Kupçinksi  27 Ekim 2003 AHT

4.    Putin’in Naşilerniden büyük gövde gösterisi

5.    Şanghay Beşlisi'nden Şanghay İşbirliği Örgütü'ne - Kamil Erdoğdu

6.    Asya’da Yeni Dönem, Dış Haberler 19.06.2004 AHT

7.    Şanghay İşbirliği Örgütü toplandı 24.09.04 AHT

8.    BDT Uyardı Dış haberler 22.07.05 AHT.

9.    Asya’nın Gövde Gösterisi 16.06.2006  AHT

10.    Üç Asya Devinden ‘Anti – terör’ İttifakı 04.06.2005 AHT

11.    01.09.2004 tarihinde Türkiye ziyareti sırasında Mehmet Ali Birand ve Mehmet Y.Yılmaz ile yaptığı röportajlardan AHT

12.    Zorluklar Ve Fırsatlar Vladimir Putin 02.03.2006  Radikal S 10 AHT

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Şanghay Beşlisi: Çin, Rusya, Kazaki... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right