left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Enstitülü Aydınlar-Organik Aydınlar Yazdır E-posta
Yazar Deniz Yıldırım   
Friday, 19 January 2007



 

Latin Amerikalı aydınların dönüşümü-James Petras

( Eğitim Bilim Toplum )

20 yıl önce Latin Amerika'da yabancı fonlarıyla beslenen kuruluşlardan mali

destek almayı kabul eden solcu bir aydın bulmak neredeyse imkansızdı.

Bugünse, az ya da çok, Kuzey Amerika ya da Avrupa vakıfları tarafından

finanse edilmeyen bir araştırma enstitüsü ile bağlantısı olamayan bir

araştırmacı bulmak oldukça zor. Fon almayanların çoğunluğu da buna karşı

olmaları nedeniyle değil, düzenli bağlantıyı henüz kuramamış olmaları

nedeniyle bu durumda.

Dönüşümün Kökenleri

1970'li yılların diktatörlük rejimleri, Latin Amerika'nın entelektüel

dünyasında yaşanan büyük dönüşümde büyük rol oynadı. İlk aşamada, askeri

diktatörlük rejimleri toplumsal muhalefet eylemleri ile bağlantısı bulunan

solcu aydınları ya öldürdü ya da hapse attı. Hapse atılanlar (ve daha sonra

salıverilme talihi yakalayanlar) üniversitelerinden sürüldü ya da atıldı,

böylece ana gelir kaynaklarını yitirmiş oldular. Dergiler yayınlarını

durdurdu; muhalif hareketler, sendikalar ve siyasal partiler yasaklandı ve

gazeteler kapatıldı ya da ağır sansür baskısı altına alındı. Aydın takımı

politik ve ekonomik olarak savunmasızdı ve ayakta kalma biçimi olarak

yabancı fonları giderek kabullenmek zorunda kalıyordu.

Diğer taraftan, uluslararası kamuoyunun baskısı nedeniyle (insan hakları

aktivistleri, kilise, siyasal partiler de buna dahil) Avrupa ve Kanada'daki

hükümete bağlı yardım kuruluşları ile ABD kökenli özel kuruluşlar fonları

yükselttiler ve Latin Amerika nezdindeki potansiyel fon alıcılara dair

ideolojik ölçütlerini esnetme yolunu seçtiler. Siyasal kurumları ve

hareketleri tasfiye eden bu liberalleştirilmiş yardım programları ve

rejimler, yeni entelektüel dünyanın

temel ölçütü haline geldi; bu ölçüt yabancı kuruluşlarca fonlanan araştırma

merkezleriydi. Siyasal ve ekonomik açıdan zayıflamış aydınlar açısından bu,

bazı durumlarda bir cansimidiydi; Avrupa hükümetlerinin yardım ajanslarıyla

ya da ABD'li kuruluşlarla olan bağlar siyasal korunma olanağı getiriyordu ve

aynı zamanda birçok aydının ayakta kalmasını ve araştırma konuları açısından

geniş bir yelpazeye kavuşmasını sağlayan önemli bir gelir kaynağıydı.

Liberal, sosyal demokratik kuruluşlarla zor durumdaki aydınlar arasındaki bu

evliliğin hızlı sonuçları hep iyi görünüyordu. Üniversiteler ve kamu

kaynaklı enstitüler parçalanırken, akılcılık, bilim ve eleştirel çözümleme

adacıkları veri toplamayı ve sosyal bilimsel çalışmaları yayınlamayı

sürdürüyordu.

Daha da ötesi, giderek daha fazla enstitü, 1960'ların sonları ve 1970'lerin

başlarında denizaşırı fon kaynakları ile ortaklıklar ve bağlantılar

geliştiren merkez solcu aydınlar tarafından yönetiliyor ve kontrol

ediliyordu. Bu araştırma merkezlerinin sayısındaki artış ve bunların

başarıları, yeni araştırma enstitülerinin hızla kurulmasına yol açtı. Birçok

yazar, siyasallaşmış aydın ve ekonomik analizci, yabancı fonlardan

yararlanmak için bu kervana katıldı. Yurtdışına göçen birçok aydının

ülkelerine geri dönmeye başlamasıyla birlikte, bu enstitülerin sayısı da

katlanarak arttı. Denizaşırı ülkelere giden sürgündeki aydınlar, kurulu

varolan sosyal demokrat ve liberal entelektüel iklimle yakın ilişki

içindeydi.

Ülkelerini terk etmek zorunda kalmış Latin Amerikalı aydınların

liberal/sosyal demokrat refah devletine kurumsal entegrasyonu ile bu

aydınların post-Marksist entelektüel iklimi giderek daha fazla solumaları

arasında doğrudan bir bağlantı vardı. Latin Amerika'ya dönmeleri ile

birlikte bu denizaşırı yapısal ve ideolojik bağlantılar, yeni enstitülerin

kurulması açısından temel besin oldu. Bu bağlantılar yaşamsal önem

taşıyordu, çünkü askeri rejim sonrası Latin Amerika'da ekonomik ortam

oldukça kötüydü. Ekonomik konular özellikle hassastı, çünkü ülkelerine dönen

aydınlar, gittikleri Avrupa'da, Kuzey Amerika'da, Meksika'da ya da

Venezüella'da sahip olmaya alıştıkları yaşam standardında keskin düşüşler

yaşamaktaydılar.

Özetle, ekonomik olarak başarıyla kurulan enstitüler örneği, dış

bağlantılardan sağlanan güç, kamu üniversitelerindeki olumsuz ekonomik

koşullar ve yaşam standartlarının kötüleşmesine son verme arzusu, ülkelerine

dönen radikal sürgünlerin büyük çoğunluğunu dış kaynaklı fon bulmak için

proje önerileri hazırlama yönündeki rekabetçi oyuna katılmaya sevketti.

Araştırma merkezlerine bağlı bazı aydınlara, paradoksal biçimde, kentsel ve

kırsal yoksulluğu ve sefaleti derinleştiren ve böylece dışarıdan fonlanan

ajanslarda giderek siyasal kaygılar doğuran ekonomik kriz yardımcı oldu.

Yeni bir toplumsal huzursuzluktan ve liberal-muhafazakar rejimlere siyasal

bir meydan okumanın (böyle bir meydan okuma borçların geri

ödenmesini iptal edebilirdi) başlayacağından duyulan endişe, vakıfların

enstitülere yeni parasal kaynaklar aktarmasına zemin hazırladı.

Dışarıdan gelen fonların ilk dalgası, ekonomik modelin ve askeri

diktatörlüğün insan hakları ihlallerini eleştirme hedefine sevkedilirken,

ikinci dalga yeni toplumsal hareketlerle ilgili incelemelere, üçüncü dalga

ise demokratikleşme sorununa ve borç konusuna yönlendirildi. Diktatörlükle

ilgili incelemeler, bu diktatörlüklerin Batı Avrupa ve Kuzey Amerika

elitleri ile olan ekonomik ve askeri bağlantılarından çok, onun siyasal

açıdan baskıcı yönüne odaklanmaktaydı. Devletin uyguladığı şiddet, sınıf

egemenliğinin ifadesi, sınıf mücadelesinin bir parçası ya da sınıf şiddeti

olarak değil, insan hakları ihlalleri çerçevesinde ele alındı. Bu

incelemelerden doğan siyasal zemin, sorunu liberal demokrasi ile askeri

diktatörlük arasında bir çatışma gibi, yani çatışan siyasal kavramlar

arasındaymış gibi yansıtıyordu. "Sınıfsal yapı"nın kasıtlı olarak devlet

iktidarından ayrı tutulmaya başlanması, siyasal alanın "sivil toplum"dan

özerk olduğu fikriyle haklılaştırıldı.

Toplumsal hareketlerle ilgili çalışmalar da aynı doğrultuda ilerledi. Bu

çalışmalar, toplumsal hareketlerin sınıf politikalarına karşı geliştiğini,

bu hareketlerin içinden doğduğu sınıfsal yapının heterojen olduğunu (türdeş

olmadığını) ve toplumsal hareketlerin verdikleri mücadelelerin eski

ideolojik siyasetlerden oldukça uzakta durduğunu savunuyordu. Toplumsal

hareketlere ilişkin siyasal hat önceleri bu hareketlerin kendilerini

ideolojik (radikal) siyasal partilerden ayırmaları gerektiği düşüncesi ile

ilerliyordu; daha sonra liberal seçimlere katılan partilerin doğumuyla

birlikte siyasal hat değişti ve bu hareketlere dikkatlerini "demokrasi

mücadelesi"ne vermeleri tavsiye edildi. "Toplumsal hareketlerin özerkliği",

araştırmacılar kendilerini devrimci soldan ayrıştırmayı hedefledikleri zaman

teşvik edildi; "geniş demokratik cephelere katılım" fikri, liberal seçim

politikaları sahne aldığında araştırmacıların teşvik ettiği anahtar formül

haline geldi.

Fonlamanın üçüncü ayağı demokratikleşme sorununa odaklanıyordu ve en açık

ideolojik niteliği bu aşama taşıyordu. Araştırmalar, yerli ve yabancı

ordular ve ekonomik elitler ile uyum sağlamanın tek olanaklı seçenek olduğu

fikrini haklılaştıracak bir dizi formül üzerinde yoğunlaşmaktaydı; bu da

dönüşüm sürecini muhafazakar sivillerle ordu arasındaki etkileşime indirme

olanağı doğurdu.

Kısacası, Latin Amerika'daki araştırma enstitüleri tarafından yürütülen

araştırmalar bir dizi ortak konu başlığını ve bir dizi ortak siyasal

reçeteyi gündeme taşıdı. Araştırmalar geniş ölçüde verilere dayanmakla

birlikte, bu veriler ağırlıklı olarak yabancı fon kaynaklarının siyasal

öncelikleriyle biçimlendirilen ideolojik bir çerçeve içine sıkıştırılıyordu.

Her durumda yabancı fon kuruluşları özellikle kendi dış politikalarına ve

şirketlerinin karar vericilerine uyumlu konu başlıklarını seçiyordu. Siyasal

açıdan diktatörlüğe karşı benimsenmesi kolay alternatifler yaratmayı ve

gelecekte Batılı liberal piyasa hegemonyasına meydan okuyabilecek siyasal

güçleri içlerinde eritmeyi hedeflediler. Temel amaçları Latin Amerikalı

aydınlar üzerinde ideolojik hegemonya oluşturmaktı, çünkü bu kesim merkez

sol siyasal yapılanmada büyük hizmet görüyordu.

Yabancı fon kuruluşları ile araştırma merkezlerine bağlı aydınlar arasındaki

ilişki karmaşık ve ustaca. Ültimatom verilmiyor ve açık siyasal denetimin

derecesi sınırlı. Sık sık karşılıklı etkileşimin derecesinin bir ölçüde

görünür hale geldiği, uygun konu başlıklarının belirlendiği toplantılar ve

fikir alışverişleri gerçekleştiriliyor. Fon kuruluşlarının yıllık araştırma

önceliklerini açıklaması ise nadir görülen bir şey değil ve bu da sosyal

bilimler jargonunda saklı epeyce siyasallaşmış bir sorun. Araştırma

merkezlerinin yöneticileri ya da girişimciler, potansiyel hibeci kuruluşun

önerdiği projelerle yerel gerçekliği harmanlayacak proje önerileri ortaya

koymaları için takımlar oluşturuyorlar.

Yerel araştırma merkezlerinin denizaşırı fon kaynaklarının isteklerini ve

siyasal gereksinimlerini tahmin etmesi ve onların çıkarları için ikna edici

biçimde argümanlar üretmesi de çok zor değil. Bu bakımdan "yerel özerklik",

hegemonik güçlerin siyasal projeleri yararına kullanılıyor. Dolayısıyla

entelektüel özerklik görünümünün uyumsuzluğu ve derin ekonomik bağımlılık

hem siyasal hem de psikolojik açıdan önem taşıyor. Çünkü özerklik görüntüsü

olmazsa, çok geniş alana yayılan hassas konulardaki verilerin elde edilmesi

sorgulanmaya başlanabilir.

Ekonomik bağımlılığın aleni sonuçları, entelektüel söylemin siyasal

parametrelerini belirleyen ideolojik düzeyde kendisini açığa vuruyor; bu

bakımdan fikri özerklik görüntüsü elde etmek, ekonomik bağımlılığı gözlerden

uzak tutmak için büyük önem taşıyor. Halkın katılımı, taban örgütleri, gelir

politikaları vb. gibi önemli araştırmalar, fikri özerklik imajı yaratmak

açısından bir zorunluluk; bu konuların emperyal-sınıf dokusundan

ayrıştılarak ele alınması aynı zamanda yabancı fon kuruluşlarıyla uzun

dönemli yapısal bağlantıları daha da ilerleten bir unsur olarak beliriyor.

Latin Amerikalı aydınların dönüşümü sorunu, bu aydınların araştırmacı

kimlikleri gereği, yabancı maddi kaynaklara bağımlı araştırma enstitülerine

bağlanmaları noktasında merkezileşiyor. Gerçekleştirdikleri araştırmaların

sonucunda, fon veren kurumların karşı çıkmayacağı bilgiler sağlamaları ve

yönetici sınıf içindeki egemen ideoloji ekseninde fon verenlerin kabul

edebileceği fikirleri ve kavramları aşılamaları, yaymaları bu aydınlardan

bekleniyor.

Değişen Entelektüel Eksen

Geçmişte Latin Amerika, Gramsci'nin "organik aydınlar" olarak adlandırdığı,

emperyalizme ve kapitalizme karşı yürütülen siyasal ve toplumsal mücadele

ile doğrudan bağlantısı olan yazarlara, gazetecilere ve siyasal

iktisatçılara sahipti. Bu aydınlar sendikaların, öğrenci hareketlerinin ya

da devrimci partilerin bir parçası konumundaydılar. Che Guevara,

Kolombiya'da Camilo Torres, Peru'da Luis de la Puente, Şili'de Miguel

Enriquez, Arjantin'de Roberto Santucho ve Uruguay'da Julio Castro binlerce

olmasa da yüzlerce entelektüel içinde, yaşamını ülkelerinin toplumsal

mücadeleleri ile birleştirmiş aydınlardan sadece birkaçıydı. Bu organik

aydınlar sonuçta, entelektüel kesimin diğer bileşenlerinin davranış

normlarını da inşa ettiler. Siyasal ve kişisel anlamda belirginleşen bu

organik aydınlar, diğer binlerce aydın için az ya da çok yakınlaştıkları bir

ölçüt konumuna geldiler. Latin Amerikalı aydınlar varoluşlarına dair

tercihlerle uğraştıkları için, mesleki fırsatçılık ve siyasal adanmışlıklar

arasında süregelen içsel bir mücadele söz konusuydu. Bu mücadele artık yok,

uzun zaman önce ortadan kayboldu ve araştırma merkezlerine bağlı yeni aydın

kuşağı tarafından unutuldu. Şimdi esas sorun, en kolay erişilebilir yabancı

fon kaynağından akacak büyük miktardaki paranın en iyi nasıl güvence altına

alınacağı.

Bugün enstitüleşmiş aydınlar Foucaultcu anlamda, kendi dar mesleki

arzularının tutsakları durumunda (bkz, Foucault, 1979). Yabancı vakıflarla,

uluslararası bürokrasi ve araştırma merkezleri ile sahip oldukları

bağlantılar, içi boş ve başkaları adına yürütülen ülke içi siyasal yaşama

hükmediyor. Geçmişte organik aydınlar, kendi kendine yeten, kendini finanse

eden bir entelektüel varoluş için mücadele etmekteydi. Ülkelerinin ekonomik

iniş-çıkışlarını yaşadılar ve bunun acısını çektiler. Bugün enstitülü

aydınlar yerel ekonomik koşullardan bağımsız olarak elde edilen gelirler ve

dış ödemeler tarafından koruma altına alınmış dışa bağımlı bir ortamda

yaşıyor ve üretiyorlar. Organik aydınlarla sivil toplum arasındaki derin

yatay bağlantı enstitülü aydınlarla yabancı fon kaynakları arasındaki ve

sivil rejimlerin gelişmesi ile de yerel devlet ve rejimler arasındaki dikey

ilişki ile zıtlık oluşturuyor.

Diktatörlük rejimleri dolaylı olarak yeni bir "uluslararası kökenli

aydınlar" takımı yarattı. Bu aydınlar görünüşte neoliberal ekonomik modeli

eleştiriyor olsalar da, ihracata dayanan finansal elitler içindeki

düşmanlarıyla, yani denizaşırı bağlantılarıyla derinden bağımlılık

ilişkilerini sürdürüyorlar. Bu yeni aydınlar katmanının bir önceki organik

aydınlar kuşağınınki ile taban tabana zıt bir yaşamı ve iş tarzı var.

Şili'ye ziyaretim sırasında başıma ilginç bir olay geldi. Bir araştırma

merkezinin müdürü, annesini taşradan Santiago'ya kendisini görmeye davet

etti. Onu karşılamak için Peugeot marka arabasıyla havaalanına doğru yol

aldı. Arabadaki gösterge panelindeki ayrıntıları izlerken bir yandan da "bu

güzel arabayı nasıl alabildin" diye sordu annesi.

"Enstitü karşıladı. Diktatörlüğü devirmek için gerçekleştirdiğim

araştırmalarımda buna ihtiyacım var" diye yanıtladı.

Şehrin dış mahallerinden birinde olan eve vardıklarında, anne merakla aynı

soruyu sordu: "Bu güzel evi nasıl aldın?"

"Enstitü karşıladı. Diktatörlüğü devirmek için gerçekleştirdiğim

araştırmalarımda buna ihtiyacım var".

Akşam yemeğinin hazırlanmış olduğu yemek odasına girdiler. Masada midye,

ördek eti, salata, meyve ve iyi bir şarap vardı. İştahla yemeği yerken anne

şu soruyu sordu: "Böyle mükellef bir sofraya nasıl gücün yetiyor?"

"Enstitü karşıladı. Diktatörlüğü devirmek için gerçekleştirdiğim

araştırmalarımda buna ihtiyacım var".

Bu noktada annesi oğlunun kulağına yanaştı ve fısıldadı: "Dikkatli ol,

diktatörlüğü devirmezler ve sen her şeyi kaybedersin".

Uluslararası vakıflar çevresi içindeki bu enstitülü aydınların kaybedecek

çok şeyleri var, ama sosyo-ekonomik sistemi değiştirmeyi amaçlayan halkçı

mücadeleye bağlılık sonucu kaybedilecek şeyler cinsinden değil bunlar.

Bugünün enstitülü aydınları geçmişin organik aydınlarına tepeden bakıyor,

hor görüyorlar. Onları "ideolog" olarak değerlendiriyor ve kendilerini

"Sosyal Bilimci" olarak yansıtıyorlar. Kuşkusuz bilim ile ideoloji arasında

böylesi bir sınır yok. Enstitülü bu ideologlar, bir önceki kuşak kadar

ideolojik kökenli. Onların "bilim"i, yönetilen çatışmalar, seçilmiş elitler,

özel piyasalar ve toplumsal mühendislik dünyasının hizmetine sunulmuş

durumda. Onlar, emperyalizm karşıtı siyaseti unutulmuş diller mezarlığının

ücra bir köşesine sürgüne gönderen ideolojik bekçiler. Onlar kendi

entelektüel dönüşümlerini kaba ve dar görüşlü ideolojik zihin uğraşılarını

aşan bilimsel bir devrimin zirvesiymiş gibi tarif ediyorlar. Geçmişte

organik aydınlar fikirleri tutkuyla tartıştılar, çünkü bu tartışmaların

kendi şahsi adanmışlıkları ve katılımları üzerinde doğrudan etkisi vardı.

Enstitülü aydınlarsa, iç çamaşırlarını değiştirdikleri sıklıkta fikirlerini

değiştiriyorlar. Nesnellik görüntüsü (dışarıdan kabul görmek için gerekli

yöntem), daraltılacak ve yönetilecek özneler olarak görülen mücadeleleri

gözlemleme imkanı doğuran makul uzaklığı sağlamakta

.

Entelektüel angajman sorunu herbirinin yönlendiği izleyici kitlesi ile

bağlantılı. Enstitülü aydınlar diğer enstitü aydınlarının, denizaşırı

patronlarının, uluslararası konferanslarının sınırları dahilinde yazar ve

çalışır; ayrıca siyasal ideologlar olarak liberal siyasal sınıfın

sınırlarını da çizerler. Organik aydınlar, halkın içindeki siyasal

aktivistlerin ve militanların dünyasına, burjuva liberal piyasa alanına

meydan okuyan geniş bir vizyonla girmişlerdi. Onların çalışmaları,

madenlerdeki, bankalardaki ve fabrikalardaki yerel mücadeleleri küresel

emperyalist hükümranlığın somut örnekleri ile bağlantılandırmıştı. Onlar

toplumsal huzursuzluğu belli bir sınıf devletine karşı siyasal mücadeleye

yönlendirmişlerdi.

Enstitülü aydınların üstünlüğü, toplumsal mücadeleyi aydınlatan emperyalizm,

sosyalizm, halk iktidarı ve sınıf mücadelesi gibi bir dizi anahtar kavramı

da sözlüklerden sildi. Bu kavramlar hafıza boşluğunun derinlerine

gönderildi, bunlar artık moda değildi. Bu kusursuz formülasyonların yerine

enstitülü aydınların kavramsal aygıtları olarak "katılım", "borç sorunu" ve

"toplumsal sözleşme" gibi kavramlar getirildi. Enstitülü aydınların yeni dil

kodlarının ikili bir işlevi var: Bu kodlar ideolojik saldırıları tahliye

etmek adına gerekli olan ideolojik bekçileri sembolik sinyallerle donatıyor

ve aydınların gözünde kendi görevlerini, liberal fon merkezlerinin hegemonik

ideolojilerinin kapıcılığını yapma işini meşrulaştırıyor. Popüler teşvik ve

eğitim yoluyla ideolojik dağılmaya katkı veren enstitüler içinde bu tarz

entelektüel çalışmaların negatif etkileri büyütülüyor. Halk sınıfları

içindeki teşvik etkinliklerinde sorun çözme yerelleştiriliyor ve devlet

iktidarı ya da alternatif sınıf temelli demokratik-kollektivist toplumun

inşası gibi organik aydınların özgün ve yaratıcı projeleriyle araya mesafe

konmuş oluyor.

Organik aydınların enstitü aydınlarına dönüşmesini sağlayan kavramsal ve

dilsel değişim, bir dizi farklı biçim altında kendisini görünür kılıyor.

Dilin politikası, politikanın dilidir. Enstitüler tarafından yazılıp

yayımlanan şeylerde çarpıcı olan yan, aynı zamanda eksik olan yan. Büyük

Avrupa ve Kuzey Amerika bankalarının ve şirketlerinin yoğun ve daimi biçimde

artı değer transferi gerçekleştirdiği içinde bulunduğumuz şu dönemde

Şili'de, Arjantin'de, Peru'da, Kolombiya ya da Uruguay'da bugünkü

emperyalizmin sömürü teorisini ve pratiğini derinleştirecek ve bu pratikleri

açığa vuracak, dışarıdan fon alan tek bir araştırma merkezi yok her nedense.

Bunun yerine, yan çizme dilini ve üzerini örtme sosyal bilimini buluyoruz.

Sorun bize ödemeler dengesi ya da "borç sorunu" olarak yansıtılmaya

çalışılıyor. Enstitü aydınları borç sorununu "samimi" ve zekice, sınıf

politikasından ve dahası sınıf mücadelesinden soyutlayan bir yaklaşım

benimsiyorlar. Onlara üstünlük sağlayan yerden bakınca, sınıflardan tecrit

edilmiş "devletler" ve bunların temasta olduğu diğer "devletler" var sadece.

Enstitü aydınları, siyaset-sonrası metafiziğini yarattılar.

Geniş açıdan bakıldığında, enstitü aydınlarının bugünkü gücü ve organik

aydınların gerilemesi, kültürel bir karşı devrimdir, büyük bir gerilemeyi

temsil etmektedir bu durum. Bu artık "siyasal danışman", siyasal uyumun ya

da kendi dilleriyle siyasal oydaşmanın yöneticisi olan aydınların

dünyasıdır. Geçmişinden pişmanlık duyan eski radikal aydınlar için (siyasal

görevden enstitü görevine geçiş yapanlar) siyasetin özü bürokrasidir.

Politikanın ekseni, bürokratik güç merkezlerinin şefleriyle bağlantılar

geliştiren dar uluslararası çıkarların etrafında döner. Bu yapı içinde temel

entelektüel ilgi, biçimciliğin, yasalcılığın ve bağımsız siyasetin

marjinalleştirilmesi işinin tazelenerek yeniden öne sürülmesidir.

Siyasal açıdan tükenmişlik (geniş çaplı bir vizyon ortaya koyma isteksizliği

ya da beceriksizliği anlamında) Siyasal Teori olarak yeniden inşa

edilmektedir ki bu da tarihsel mücadelelerle ilgisi olmayan kavramların

sterilize edilerek derlenmesidir. Enstitü aydınlarının ortaya koydukları

siyasal seçenekler ve Latin Amerika'nın 80'lerdeki gerçekliği arasında

hiçbir bağlantı yoktur. Mutlak ve daimi sosyo-ekonomik gerileme, yoğun

kitlesel sefalet ve artan toplumsal huzursuzluk ortamında dilsel ve

kavramsal açıdan siyasal ve toplumsal uzlaştırma pratikleri gerçekdışı

kalıyor. Bunlar Latin Amerika'nın nesnel gerçeklerini ortaya koymuyor,

denizaşırı fon kaynaklarının ideolojik parametreleriyle entelektüel uyumu

yansıtıyor.

Fikir ürünlerine daha fazla odaklanan araştırma merkezlerindeyse,

ayrıntılarıyla tartışılan derin yapısal sorunlarla, üzeri örtülü bürokratik

dilin önerdiği yüzeysel politikalar arasında derin bir çelişme var.

Sosyoekonomik eleştiri ile sonuçsuz siyasal tanımlamaların biraradalığı,

Latin Amerikalı enstitü aydınlarının içine düştüğü uçurumu

belirginleştiriyor.

Bu çelişkinin bazı enstitü aydınları arasında kişisel rahatsızlık uyandırıp

uyandırmadığı tartışması varsayımlara dayanmak zorunda kalacaktır. Birçoğu

için enstitü ile ilgili işler, günlük hayatlarının egemen gerçekliğidir.

Enstitü kuralları çerçevesinde hareket eden ve üreten bu kişiler için önemli

olan dünya, uluslararası enstitüler krallığıdır. Prestij ve ödüller,

uluslararası konferanslar ve ileri araştırma merkezleri ile ilişkilidir.

Anahtar konumdaki uluslararası fon sağlayıcılar ve birden çok ülkede

yürütülen büyük çaplı araştırma projelerinin örgütleyicileri, enstitü

aydınlarının dünyasında karar alıcı figürler olarak öne çıkmaktadırlar.

Enstitü aydınlarının 1980'lerde sayıca artışı ve bu aydınların giderek hakim

konuma gelmeleri, onların artan savunmasızlığının da üzerini örtüyor.

Entelektüel ve kişisel yaşamlarında özel çıkarın evrenselleşmesi olgusu o

denli belirgin ki, toplumsal çözümler üretemiyorlar ve sivil toplumun daha

da parçalara ayrılmasına katkı veriyorlar. Kollektif toplumsal hakları

görmezlikten gelmek pahasına bireysel özgürlüklere aşırı değer biçmeleri,

onları uzun vadede belirginleşecek bir toplumsal başkaldırının karşısına

dikiyor. Enstitü aydınları açısından merkezileşen şey, kendi enstitülerinin

yeniden üretimi. Sınıf çatışmasının güçlenmesiyle, denizaşırı ülkelerdeki

patronları bu aydınlardan devlet terörünü değil ama, halk ayaklanmasının

bastırılmasına yarayacak veriler, varoşlarda oturanların şiddet eğilimleri

hakkında açık siyasal yönlendirmeler talep edecek. İronik biçimde,

aydınları, zihinler sınıf mücadelesinin yeni dalgasıyla meşgul olacağı için,

sınıflarla devlet arasındaki ilişkiyi incelemeye döndürecek olan da yine bu

denizaşırı fon sağlayıcılar olabilir. Örneğin, dışarıdan fonla oluşturulmuş

en az beş proje şu anda Peru'da Sendero Luminoso'yu (Aydınlık Yol)

inceliyor.

Askeri diktatörlük döneminde araştırma enstitüleri, çelişkili bir tutum

benimsemişlerdi. İnsan hakları ihlallerini, gelir dağılımındaki

eşitsizlikleri, dış borç ödemelerini ve neoliberal birikim tarzını eleştiren

çalışmalar yayınlıyorlardı. Ama aynı zamanda bu enstitüler geleceğe dair

reform olasılığının önünü kapatacak siyasal ve toplumsal müttefikler

oluşturmak adına (bu koalisyon ortakları arasında ekonomik ve askeri

elitlerle Batılı kapitalist demokrasiler de bulunuyordu) gerekli siyasal

reçetelerini de açıklamaktan geri kalmıyorlardı. Araştırma enstitülerindeki

aydınların muğlak biçimdeki sosyo-ekonomik eleştirileri ile uzlaşmacı

siyasal reçeteleri, rejimin sivilleşmesi ve seçimlerin başlaması ile

çözüldü. Arjantin ve Brezilya gibi bazı ülkelerde enstitü aydınları,

seçilmiş sivil hükümet görevlilerinden daha önemli yetkililer haline

geldiler. Askeri ve ekonomik elitlerle kurulan ittifakla koşullanan bu

rejimler, önceki sosyoekonomik yapıyı benimsedi ve kendilerinden önceki

yönetimlerin uyguladıklarına benzer politikaları izledi. Bu koşullarda,

rejim içinde yüksek mevkilere erişenleri ve enstitüde kalmakla birlikte

rejime danışmanlık yapanları da kapsayacak biçimde enstitü aydınları,

araştırma gündemlerini eşitsizliklere, bağımlılığa ve iktidara odaklanan

eleştirel incelemelerden uzaklaştırıp, teknokrat ve kalkınmacı eğilime

kaydırdılar. Eleştirilerinin odağında artık rejimde ve devlet katında

görevli meslektaşları değil, sivil toplumda rejimi seçimlerdeki vaatlerini

yerine getirmeye zorlayan sendikalar, toplumsal hareketler, siyasal partiler

vardı. Enstitü aydınlarının mesleki siyasal bildirilerinde, yazılarında en

çok kullanılan kavram "çifte şeytan"dı. Bu düşünceye göre sivil ve seçimlere

dayalı rejim, hem sağ kanat ordu hem de "radikal", "uç" toplumsal hareketler

tarafından birlikte tehdit edilmekteydi. Enstitü aydınları, sivil rejimleri

kuran ve bunun için mücadele eden demokratik toplumsal hareketleri askeri ve

paramiliter gruplarla kaynaştırma yolunu seçtiler. Bu entelektüel

sahtekarlık kesimi, enstitü aydınlarının devlet memurlarına dönüşmesine

eşlik eden düşünsel çürümenin ileri aşamalarında belirginleşmektedir.

Birörnek aydınlar, liberal rejimlerinin krizlerini ve toplumsal sözleşme

politikalarının başarısızlığını öneleyemezler. Bunu yapabilmeleri için

dışarıdan gelen fonların akışını güvence altına alan ideolojik çerçeveden

uzaklaşmak gerekir.

Enstitü aydınları bereketli yabancı fon kaynaklarını nasıl ve nereden

bulacaklarını bilmekle kalmıyor, aynı zamanda çürümekte olan liberal

demokrasilere halk iktidarına sıkı sıkıya bağlı olarak yaratılan toplumsal

alternatifleri susturmanın tehlikelerini de biliyorlar. Bu ikilemle

karşılaşınca en çok başvurulan tutumsa, diktatörlük sonrası durumun çok zor

ve karmaşık olduğunu ve ortada hiç alternatif olmadığını iddia etmek. Bu

tutum enstitü aydınlarına, bir yandan devlet adına çalışan meslektaşlarının

çekici olmayan politikalarını eleştirmeyi atlama imkanı veriyor, diğer

yandansa dışarıdan fon akışının sürmesini garanti ediyor.

Bu bakımdan, sivil rejime geri dönüşün hemen ardından enstitü aydınları

seçimleri kutlama konumundan siyasal şaşkınlık konumuna sürüklendiler.

Rejimin bekçileri olmaları nedeniyle, eleştirel aydınlara özgü

sorumluluklardan el çektiler. Latin Amerika'da liberal demokrasinin mevcut

krizi, enstitü aydınlarının krizine de yansıdı; zira özellikle yabancı fon

kaynakları yükselen yeni toplumsal güçlerle bağlantısı olan diğer

enstitüleri bulma ve onlara fon aktarma arayışlarını hızlandırdı.

Sonuç

Bütünüyle birbirine zıt iki aydın tipi, 1990'ların yeni kuşaklarına model

oldu; bu aydın tiplerinden biri 1960'ların organik aydınları, diğeriyse

1980'lerin enstitü aydınlarıydı. Enstitü aydınlarının bugünkü kuşaklar

üzerindeki etkisi tutarsızlıklarla yüklü. Bir yandan yönteme dair

yetenekleri tebliğ ederken, diğer yandan da gerçekleştirdikleri teorik

araştırmalarla alan araştırmaları, yeni yükselen sınıf mücadelesine dahil

olmak adına gerekli bir zemini oluşturacak yeterli düşünsel zenginliği

sağlayamadı; çünkü bu çalışmalar belirli bir ideolojik dokuya takılıp

kalmışlardı. Bununla birlikte, enstitü aydınlarının liberal demokratik

rejimlerin karşılaştıkları can sıkıcı sorunların çözümü için yeterli düzeyde

yanıt üretme yeteneğininin bulunmaması, siyasal ve toplumsal hareketlerle

bağlantıları olan genç aydınlar çekirdeğinin doğuşunun da önünü açtı.

Enstitü aydınlarının yeni kuşak aydınlar için ortaya koyduğu negatif rol

model, onların yaşam tarzlarında ve araştırmalarına eşlik eden değerlerde

bulundu. Latin Amerika'daki mevcut kriz, sistem tarafından emilmeyen ya da

emilmeyi seçmeyen genç kuşak aydınları, sisteme karşı savaşmaya ve toplumsal

hareketlere organik olarak bağlanmak yoluyla kendilerini yenilemeye

zorlayabilir.

Kaynaklar

Foucault, Michel (1979), Discipline and Punish: The Birth of Prison, New York: Vintage

Gramsci, Antonio (1971), "The Intellectuals", ss. 5-23, Prison Notebooks

içinde, New York: International Publishers

 

 

v

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Enstitülü Aydınlar-Organik Aydınlar ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5471753
Syndicate
 
left
Top! Top!
right