left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Mecit Öztekin arrow Sıra Kimde?
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Sıra Kimde? Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Tuesday, 19 December 2006

BÜYÜK ORTA DOĞU  PROJESİ YENİDEN SAHNEDE SIRA KİMDE ?          Mehmet ÖZGÜR


Tarih boyunca tüm devletlerin ele geçirmek için birbirleriyle kıyasıya mücadele ettikleri Ortadoğu,tarihin ilk dönemlerinden beri önemini korumuştur. Değişik devletler değişik dönemlerde Ortadoğu üzerine çıkarlarının çatıştığı bilinmektedir.

      Öyleyse bu Ortadoğu neresidir; Ortadoğu Alman Şarkiyatçı Udo Steinback’a göre “Ortadoğu derken biz bütün Arap Ülkelerini,Arap Birliğine üye olan bütün ülkeleri,İsrail’i, Türkiye’yi, İran’ı, Pakistan’ı ve Afganistan’ı içine alan bir bölgeyi kastediyoruz.”(1) demektedir.

    Özellikler konumuz BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) olunca ABD ve AB li “bilim insanlarının” tespitlerini önemsememiz gerekiyor.

    Geçmiş tarihlerde Ortadoğu coğrafyası için en dar tanım Türkiye,İran,Mısır üçgeni ve bu üçgen içinde kalan devletler düşünülüyordu. En geniş tanım ise  Müslüman ülkeleri,yani Kuzey Afrika,Sudan,Somali ve Afganistan’ı içerir. Bilim insanları arasında en çok anlaşmaya varılan tanım ise;Arap devletlerine Türkiye,İran ve İsrail eklenmesiyle elde edilen bölgedir.(2)

    Ortadoğu’nun dünya politikasındaki tarihi rolü;Avrupa,Asya ve Afrika kıtaları arasında kültürel ve ekonomik yönden köprü olmasından kaynaklanır.

    15.Yüzyılda deniz yollarının bulunmasıyla bölgenin ulaşım yönünden önemi azalmış gibi görünse de,daha sonra Süveyş Kanalı’nın açılması ve hava yollarının ortaya çıkması ile bölge eski konumuna kavuşmuştur.(3)

    Ortadoğu ayrıca üç semavi dinin doğuş yeri olmuştur. Musevilik,Hıristiyanlık ve Müslümanlık bu bölgede ortaya çıkmıştır. Ama bölgede bugün Arap kültürü ve İslam dini egemendir.


    Ortadoğu’nun Jeopolitik Önemi ve Coğrafi Özellikleri   

    

Jeopolitik; uluslar arası politika ve strateji konularının coğrafya verilerine göre anlatılması demektir.

    Jeopolitik, uluslar arası ilişkilerde,devlet kudretinin oluşumunda,kuvvet dengelerinin şekillenmesinde kapsamına aldığı kaynaklarla ülkelerin,hayat ve faaliyet alanlarının;mekanın,doğanın,coğrafi konumun etkisini belirleyen,vurgulayan bilgi disiplinidir.

    Coğrafi mekanlar,örneğin dağlar,boğazlar,çöller,ovalar,ülkeler ve kıtalar toplumlara yaşamaları,gelişmeleri ve sağladıkları imkanlar,kolaylıklar veya ihdas ettikleri engeller,güçlükler açısından uluslar arası ilişkilerin şekillenmesini,tarihin akışını direkt veya dolaylı olarak etkiler.(4)

      Jepolitik yeni bir disiplin olması son yüzyılın ürünüdür. Coğrafyayı politika ile ilişkilendirmek, uluslar arası ilişkilerde kuvvet dengeleriyle,etkinlik alanı paylaşım alanı,dünya hakimiyeti gibi konularla ilişkilendirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu konuda ortaya atılan teoriler sırasıyla şöyledir:

1.Birinci kuram:Dünyaya egemen olabilmek için denizlere egemen olmaktır.

2.Bu görüş zamanla yerini kara egemenliğine dayanan “hearland” merkez ülke kavramına terk etmiştir.(5)

Gerek deniz gücü gerekse “hearland”kuramlarının gelişen teknoloji karşısında tek başlarına yetersiz oldukları zamanla ortaya çıkmıştır. Yine bu doğrultuda olmak üzere,Amerikalı akademisyen Prof. Dr. Nicholas J. Spykman tarafından geliştirilen “rimland (kenar kuşak) teorisi”,deniz gücü ve kara gücü (hearland) teorilerini birleştiren bir kuramdır. Söz konusu bu kuram,merkez ülke kavramına dayanan dünya egemenliğini bir anlamda tersine çevirerek “kenar”a sahip olmanın üzerinde durmuş; “kenar”a (Rimland) hakim olan Avrasya’yı kontrol eder Avrasya’ya hakim olan dünyanın kaderini kontrol eder” görüşünü ileri sürmüştür.(6)

Jeopolitik tüm bu söylenenlerden sonra Amerikalı stratejist Stephen B.Jones’in tanımı ile toparlarsak şöyle der ; “ Jeopolitik,bir devletin ülkesi ile milli tarih,vatandaşın milli bilinci,devletin milli gücü ve dünya politik ortamı ve ilişkileri dikkate alınarak milli politikanın tayin,tespit ve yönetme esaslarını gösteren bilim ve sanattır”.

Siyasi coğrafya statik (hareketsiz),Jeopolitik coğrafya ise dinamik (hareketli)dir. Jeopolitik bir devletin dış politikasının tayininde coğrafi unsurlardan yararlanmayı amaçlar.

Ortadoğu kavramını en geniş anlamıyla değerlendirirsek bu bölgenin dünyanın en önemli su yolları olan Süveyş Kanalı,Hürmüz Boğazı,İstanbul ve Çanakkale Boğazı’nın bu bölge içinde olduğunu görürüz.

Ayrıca bölge üzerine tarihsel bir bakışla bölgenin dönem ve tarih sürecine göre değişik ülkelerin çatışmalarına sahne olduğu görülecektir. Daha düne kadar iki kutuplu dünyada hakimiyet kavgasının en önemli alanı iken bugün yeni dengelerin kurulduğu şu dönemde  sözde “medeniyetler çatışması”nın temel alanı olmuştur.

Ortadoğu,aralıksız devam eden uzlaşmaz çatışmaların yoğun olduğu bir merkezdir. Bölgede değişik etnik grupların bulunması,mevcut din,mezhep gerginlik ve çatışmaları,ayrıca sömürgeci güçler tarafından çizilen sarih olmayan suni sınırlar bölgeye müdahale isteminde bulunan devletlere bir zemin oluşturmaktır. Ortadoğu’nun bu kararsız ve karışık durumuna:

1.Bölgenin jeopolitik konumu,

2.Bölgenin dünyanın en geniş petrol rezervlerine sahip olması,

3.Bölge içinde Arap – İsrail çatışması,

4.Ülkelere ve fertler arasında ki gelir dağılımdaki dengesizlikler... (7) gibi faktörler yol açmaktadır. Bölgenin 20.yüzyıldaki önemi ise petrol üretimi ile artmıştır.

20.yüzyılın başlarında petrolün bulunması,Ortadoğu’nun geleceğini belirleyen en önemli faktör olmuştur. Öyle ki,Batı Avrupa’da tüketilen petrolün % 75’i, Japonya’da tüketilenin ise %90’ı Ortadoğu’dan karşılanmaktadır. Ortadoğu’nun petrol zenginliği,bu bölgeyi büyük devletlerin rekabet arenası haline getirmiştir. (8)

 

İsrail Devletinin Oluşumunun Tarihi Arka Planı


Konuya tarihi süreçleriyle bakarsak;

Ortadoğuya ilk ciddi Yahudi akını 1897 yılında Basel’de (İsviçre) yapılan Birinci Siyonist Kongresi sonucunda;

    1.Fiilsitin’de Yahudiler’in iskan edilmesinin teşvik edilmesi(çiftçi,müteşebbis,esnaf vb öncelikli olarak)

2.Yahudiliğin geliştirilmesi ve örgütlenmesi,

3.Yahudi kimliğinin  ve bilincinin  geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapılması karar altına alınmıştır.(11)

Çok uzun süre Osmanlı Devletinin yönetimi altında bulunan bölge I. Dünya Savaşı sonucunda emperyalist güçlerin eline geçmiştir. Savaş sonucunda yapılan San Remo Konferansı’nda (18 – 26 Nisan 1920 ) sonra (9) Fransa ve İngiltere Arap Ortadoğu’su içinde kalan bölgenin sınırları üzerinde anlaşmışlardır. Yinede bölgede İngiltere en etkili güç olmuştur.

II Dünya Savaşı sonunda Fransa ve İngiltere’nin bölgeyi terk ettiği bölgelerden birisi de Ortadoğu’dur. İngiltere  henüz bölgeyi terk etmeden önce,Filistin toprakları üzerinde Musevi bir devletin kurulması için 2  Kasım 1917’de Balfour Deklarasyonu ile İngiltere Yahudiler ’e Filistin’de yurt edindirmek vaadinde bulunmuştur.(10) 1945’li yıllara gelindiğinde İngiltere ve Fransa’nın manda yönetimindeki bölgede İngiltere,bu dönemde,Filistin topraklarına yavaş yavaş Yahudi göçlerine izin vererek Filistin Sorunun temelini atmıştır. Bu sorun ileride daha da depreşerek 3,5 milyon dolayında Filistinlinin ülkelerinden çeşitli ülkelere göçmek zorunda kalmasıyla sonuçlanan tarih bir süreç izlemiştir.(12)

II. Dünya Savaşı’na kadar Arap – Yahudi anlaşmazlığı ile ilgili tek İngiltere iken ,savaşın ikinci yarısından itibaren ABD de çatışmayla ilgilenmeye başlamıştır. İngiltere’nin 2 Nisan 1947’de BM başvurarak Arap – Yahudi anlaşmazlığını Genel Kurul’ un gündemine aldırması ile sorunun niteliği de değişmiştir.

II. Dünya Savaşı’nda sonra ortaya çıkan iki kutuplu sistemde ABD’ni lider olarak kabul etmeye hazır olan İngiltere,Filistin’de mandater devlet olarak görevini devam ettirecek gücü kendisinde bulamıyordu. Bunun için ABD’nin de etkisiyle İngiltere’nin BM’e başvurusu üzerine BM Genel Kurulu’ nun 28 Nisan 1947 tarihli toplantısında BM Filistin Özel Komitesi (UNSCOP) kurulmuştur.Komitenin başkanlığına İsveçli yargıç Emil Sandtröm getirilmiştir.

BM nin yaptığı incelemeler sonunda çoğunluk planı adı altında bir planla kabul edilmiştir. Çoğunluk planına göre bölge,Filistin Arap Devleti,Yahudi Devleti ve Kudüs Bölgesi olmak üçe ayrılıyordu. Arap ve Yahudi Devleti’nin 1 Eylül 1947’den itibaren iki yıllık geçiş döneminden sonra bağımsız olmaları öneriliyordu.

Sonuçta  BM Genel Kurulu’nda 29 Kasım 1947’de yapılan oylamada,çoğunluk planı 13 red ve 19 çekimser oya karşı 33 oyla kabul edildi.14 Mayıs 1948 de Filistin’den çekilmeye başlamıştır. İngilizlerin çekilmesinden birkaç saat sonra Tel Aviv de eski bir İsrail militanı olan David Ben Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kuruluş deklarasyonu dünyaya ilan edilmiştir. İsrail bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkmasıyla ile birlikte başlayan (14 Mayıs 1948) Araplar ve İsrail arasındaki anlaşmazlıklar,sorunlar 1948- 1973 yılları arasındaki 25 senelik süreçte dört savaşın çıkış sebebi olmuş,ayrıca günümüze kadar devam eden çatışmaların da temelini teşkil etmiştir. (13)


Irak Savaşının Modern Dünyaca Gerekçelendirilmesi


Irak halkı adım adım meşru olmayan ve hiçbir istihbarat raporunun da meşru kılmaya gücünün yetmeyeceği bir işgali yaşadı. 11 Eylül sonrası gelişen “terörizmle mücadele” “meşru müdafaa” adı altında yürütülen kendi halkının büyük bir çoğunluğu tarafından bile kabul görmeyen bu işgal aslında tek kutuplu dünyanın acımasızlığını dengelerin güçlü devletlerin lehine mazlum halkların aleyhine nasıl bozulduğun bir göstergesiydi.

Sebepler çok açıktı Ortadoğu enerji kaynakları ve Avrasya ‘nın kontrolünü içeren bir anlamı içeriyordu.Bu saldırının biraz önce bahsettiğimiz gibi coğrafi alanının dışında jeopolitik olarak anlam taşıyan bölgenin dünya egemenliğinin anahtarı olduğu fikri ABD nin dünyanın ve kendi seçkin üniversitelerinden ülkesine taşıdığı beyinlerin 50 – 100 yıllık bölgesel stratejilerinin bir ürünü olduğu.İşgalinse ancak bir bahane bulunarak nasıl olsa gerçekleştirileceğinin  açık bir göstergesidir.İster bir diktatörü engellemek ister demokrasi getirmek olsun bahane Irak halkına hiçbir şey getirmediği gibi binlerce sakat yarattığı  ve  ölümü getirdiği çok açıktır.

Tüm savaşlarda olduğu gibi çocuk kadın ve yaşlılar için ise imkansızlıklar içinde kıvranışı getirdiği ortadır.Acil bir demokrasi acil bir katliama yağmaya dönmüştür.Bugün boşaltılan Bağdat müzeleri yalnız Irak ve Ortadoğu halkının kültür ve bilgi birikimi değil batının hakir gördüğü bütün Doğu halklarının birikimidir.

Tüketilen yalnız petrol değil bir tarihtir.mazlumların emperyalistlere karşı tüm haklı davasının kaynaklarıdır.Olayı ekonomik yanıyla almak emperyalizmi küçük görmektir.Bu kapsamlı bu yok ediş operasyonudur.Yalnız Irak’la sınırlı kalmayacağı İran’ın geliştirdiği nükleer enerji araştırmaların İsrail’i tehdidi ve bölge ülkelerinin hızla silahlanacağı bunun dünya barışını etkileyeceği yaygarası ile sırayla Suriye Türkiye’ye de gelecek olan Büyük Ortadoğu Projesinin planları çok açıktır.ABD bölgede müttefiklerini açıklamıştır.İsrail ve Barzani kuvvetleri Peşmergeler.Her ne kadar uluslar arası arena da ekonomik ,siyasi ve askeri anlamda müttefik olan Çin ve Rusya İran konusunda ikna edilmeye çalışılıyor ama ikna edilemez.AB nin çekimser kaldığı günlerde ABD tek başına müdahale edemez dense de bir gerçek  var ki ABD ile İsrail askeri müdahale etmenin de etmemenin de külfetini hesaplamaya başladığını kendi yayın organlarında Ortadoğu uzmanlarının ağızlarından dillendirmektedir.Şangay Beşlisi de dahil Rusya ve Çin buna yanaşmasa da İran’a askeri müdahaleyi. ABD şimdiden Hindistan’ın Nükleer araştırmalarına göz yumarak Avrasya ‘da oluşan dengeleri bozmanın yollarını bulmaya başlamıştır.Kimlere ne tavizler verilerek böyle nasıl ehlileştirilir bunun stratejisi çizilmektedir.Bunu göz önüne almalıyız.


ABD ve İsrail’in Müttefiki Barzani ve Ailesinin Kökenleri    


Amerika’nın bölgeyi şekillendirmek için kullandığı Kürt kartının İsrail’in de işine yaradığı ve yaramaya devam edeceği bir gerçektir.Irak’taki aşiret reislerinin,Araplar’la baş eden,dünyanın efendisi (!) olan ABD’nin çıkarları için onun bölgedeki tabii üssü İsrail’le ittifakı benimsemeleri gayet normaldir.Zira ortak düşmanları Araplar’a karşı güç birliği,onlara bölgede kukla da olsa bir devlet kazandırabilir.Ayrıca İsrail ve Kürtler arasındaki ilişkinin stratejik boyutunun yanı sıra dini temellerinin de olduğu bilinmektedir.Kuzey Irak’ta yaşayan ve sayılarının 200 bin kadar olduğu ifade edilen Yahudi’nin İsrail’e göç ettiği,ama bölgeyle duygusal ve kültür bağlarını hiç koparmayarak İsrail’in Irak’taki varlığına bir zemin teşkil edecek gelişmelere yıllardır ortam hazırladığı ifade edilmektedir.Hatta Kuzey’de bağımsız bir devletin bölgede yaşayanlardan çok İsrail’deki Iraklı Yahudiler tarafından arzulandığı belirtilmektedir.(14)

Kuzey Irak’taki Yahudiler’in kökenlerinin M.Ö.7. yüzyılın sonlarında Babil Kralı Nabukadnezar tarafından sürülen esirlere dayandığı Dr. Sinan Marufoğlu tarafından dile getirilmiştir.O tarihten günümüze kadar Iraklı Yahudiler,bölgede varlıklarını devam ettiren ve sürgün yaşayan ırkdaşlarının aksine,yerli halkla karışmışlardır. “1881’deki nüfus sayımına göre,şimdi Kuzey Irak denilen o zamanki Musul ve Şehrizor vilayetlerinde toplam 4286 nüfuslu Yahudi cemaatinin yaşadığı bildirilmektedir.1827’de bölgeyi gezen Haham David, 15 sinagoga sahip olan cemaatin 1875 aileden oluştuğunu not ederken, 1924’te Türkiye ile Irak arasında çıkan Musul sorununu halletmek için kurulan Milletler Cemiyeti heyeti raporunda Süleymaniye’de 1550,Erbil’de 2750,Musul’da 7550 Yahudi bulunduğu dile getirmiştir.

Bölgedeki Yahudiler’in hepsi İsrail’e göç etmemiştir.Körfez Savaşı sonrası Amerika tarafından Kuzey Irak’tan alınan peşmergeler arasında çok sayıda Yahudi kökenlinin de bulunduğu bunun delili olarak gösterilmektedir.”Amerikan peşmergeleri” olarak adlandırılan bu insanlar Guantanamo’da eğitilerek Irak operasyonu öncesinde gerek istihbarat,gerekse de bir Kürt devletinin alt yapı çalışmalarını yürüttükleri için tekrar bölgeye getirilmişlerdir.

“Kürdistanlı Yahudiler” isimli kitabın yazarı Dr. Sinan Marufoğlu, eserinde Barzani hahamlardan bahsederek “16 ve 17. yüzyılda Barzani ailesinden gelen hahamların” Kuzey Irak’ın birçok bölgesinde dini eğitim merkezleri kurduklarını ve hatta bu merkezlere İsrail ve Mısır gibi ülkelerden öğrencilerin geldiğini belirtmiştir.

Mesut Barzani’nin partisi KDP’nin içinde “30 kadar Yahudi”nin halen görev yaptığı da bilinmektedir.Haber Extra dergisinin 9 Nisan 1998 tarihli sayısında bu üst düzey yöneticiler arasında KDP Genel Başkan Yardımcısı Sami Abdurrahman’ın, KDP Dohuk kenti sorumlusu Fazıl Miran’ın,asayiş sormulusu Franso Hariri’nin  ve Kerim Sincari’nin adlarını vermektedir.16 Nisan 1996’da Ankara’da MİT ve Dışişleri yetkileriyle görüşmeler yapan Mesut Barzani’nin sağ kolu Evair Barzani’nin İsrail pasaportlu bir Yahudi olduğu da hayli ilgi çekicidir.

1960’lı yıllarda Bağdat’la çatışmaya giren Barzani aşireti ile İsrail arasındaki ilişkinin bu tarihlerde yeniden kurulduğu ve o günden bugüne kadar bu ilişkilerin devam ettiği bilinmektedir.Barzani aşireti lideri  ve KDP’nin kurucusu “Molla Mustafa Barzani  1965 yılında İsrail’i iki kez gizlice etmiş ve bu arada Akra Yahudi cemaatinin lideri Eliyahu Gabai’nin oğlu çocukluk arkadaşı David Gabai’ye diğer adıyla Havaca Hino’ya da uğramayı ihmal etmemiştir.Zaten 28 Şubat 1993’te The Jeruselam Post’ta yayımlanan makalesinde “Arap idaresinin zorluklarını yaşayan Kürtler’in,kendilerinin istediğini başaran (bağımsızlık ve Araplar’a karşı savaşta ayakta kalmalarını sağlayabilecek askeri güç) İsrail’e hayranlık duyduklarını belirterek “Kürtler’in büyük bir kısmının İsrail’i model olarak gördüğünü,bu yüzden desteği hakkettiklerin vurgulamıştır.(15)

Elbette bir polis edasıyla bir bağlantı kurmak için bir uğraş içinde olabilecek kaynaklar olabilir yararlandığımız kaynaklar.Çünkü bu konuda dezenfermasyonun (kötü haber yanlı haber kara haber) kaynakları daha fazladır ama sol basınında hem fikir olduğu Barzani askerlerinin İsrail’i komutanlarca eğitildiği bilgileri ortada dolaşmakta.Baba Barzani ve Mesut Barzani’nin her sıkıştığında ABD’ye sığındığı ve orada Mesut Barzani’nin eğitim gördüğü bilinmektedir.Ayrıca daha önce yazılarımızda belirttiğim gibi ulusal bir kurtuluş mücadelesi veren bir ulusun ilerici,bağımsızlıkçı karakterini yitirip emperyalist odaklardan medet umarak ne pahasına olursa olsun kuracağı devlet için her türlü kirli ilişkiyi kabullenmesi çok acıdır.

Sonuç Yerine

Önünden geçtiğimiz süreç ülkemizin işçileri ve emekçileri için çok önemli bir süreçtir.İçinde bulunduğumuzun coğrafi alan jeopolitik olarak emperyalist güç odaklarının geleceklerini temin için elzem bir alandır.Gerek enerji kaynakları gerek tükenen su kaynakları gerek bunlara ulaşan yolların bu coğrafya üzerinde olması büyük önem arz ediyor.Kapitalizm özellikle petrolün bulunmasıyla bütün teknolojisini bu enerji kaynağına göre oluşturmuştur.Bugün geri dönmek  gibi bir imkanı yoktur.Alternatif enerji üretilememiştir.zaten kriz içinde olan ekonomisinin birde bu kaynaklardan yoksun olması diye bir durum emperyalizmin toptan yok olmasın getirir.Aralarında ne kadar çıkar çatışması da olsa emperyalistler bunun farkındalar.Sorun bu bölgede bulunan halkların bölgeye yerleşecek emperyalist güçlerin geleceklerini karartacağından hala habersiz oluşudur.Onlardan medet uman Kürt ulusunun (özellikle Kuzey Irak’taki parçası) şunu görmek zorundadır.Bölgede yapacakları bir yanlış hem kendi geleceklerini hem bölge halklarının geleceğini bir 50 yıl geriye atarak bölgesel bir devrimi 50yıl geriye atacaklarıdır.Dünya olacak devrimin buradan patlayacağı Balkanlar ve Kafkaslar ile tüm Avrasya’yı saracağı ABD ‘li tink tank (düşünce kurumları) tarafından tespit edilmiş ve  dillendirilmiştir. Bush ve şurekası bu düzlemde hareket ederek önce Irak sonra sırasıyla veya karışık sırayla İran ,Suriye ve Türkiye’yi hedefledi ağızlarından zaman zaman kaçmaktadır.Çözüm Arap,Türk,Kürt ve tüm Ortadoğu Halklarının enternasyonalist dayanışmasıyla bertaraf edilebilir.Ortadoğu halkaları düşman değildir bu unutulmamalıdır.  

 

   

 

      

 


KAYNAKLAR

1)Ümit Özdağ Değişen Dünya Dengeleri  ve Basra Körfezi Krizi,Hikmet Neşriyat İstanbul 1991,s 40

2)Oral Sander I.Dünya Savaşı’nın Sonundan 1980’e kadar Siyasi Tarih,İmge Kitabevi Yayınları,Ankara 1989,s.47

3) Oral Sander age s 48

4) Muzaffer Özdağ “Jeopolitik Konusunda Notlar” Avrasya Dosyası İsrail Özel Sayısı,Sonbahar 1994 s.153

5)A.Suat Bilge ;Milletlerarası Politika Ankara 1966 s.119

6) Jeopolitik Harp Akademileri Basımevi 1965, s.12-18

7) İhsan Gürkan Türk Dış Politikası ve Ortadoğu ,Dış Politikası Enstitüsü Yayını Ankara 1983

8) İsrail Devleti’nin Kuruluşu ve Ortadoğu’da Yaşanan Olayların Siyasal Arkaplanı   2023  dergisi 15 Şubat 2003 sayı 22  s 9-10

9) age  s 10

10) age s 10

11) L.C.Hurewitz Filistin Sorunu  Filistin Çatışmasının Sosyal Tarihi Çev:Cemal A. Ertuğ,İstanbul 1967, s.47

12) 2023 dergisi age s 10

13)2023 dergisi age s 18-19

14) M Ragıp Vural İsrail’in Beka Stratejisi Çerçevesinde Irak Operasyonu s .26 2023 dergisi sayı 22

15) age 26

 

 
< Önceki

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Sıra Kimde? ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right