left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow P - Z arrow Mehmet Özgür arrow Irak : İmparatorluğun Ortadoğudaki Oyun Sahası
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Irak : İmparatorluğun Ortadoğudaki Oyun Sahası Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Friday, 01 December 2006









Irak : İmparatorluğun Ortadoğu’daki Oyun Sahası  


 İçinden geçtiğimiz yüzyıl da dahil olmak üzere, yazılı tarihsel süreç ne yazık ki tarihsel materyalizmin öngördüğü esaslar etrafında yazılmadığı için Irak tarihini incelerken da kralların ve soytarıların tarihini inceleyebileceğiz. Emekçilerin tarihinin yazıldığı sürecin özlemiyle, bütün olumsuzluklara rağmen tarihi anlamak bize olaylar arasında bağlantılar kurma ve bu günün temellerinin neyin üzerine kurulduğunu görme şansı verecektir. Elbetteki  imkan olsa da bütün tarih boyunca her ülkede sınıf savaşımlarının tarihini net bir şekilde öğrenebilsek. Bütün eksikliklerine rağmen tarihsel süreci anlamak,  bize olayları ayırt etme  ve farkına varma süreci sağlayacaktır. Uzunca bir süredir yazdığım bütün yazılarda öncelikle  tarihsel süreci anlatıyorum. Bunun sebebi  bütün fotoğrafı göstermezsem konunun yavan kalacağı düşüncem  ve neden sebep sonuç ilişkisi kurulamayacağı gerçeğidir. Tarihsel sürecin anlatıldığı bölümlerde, o ülkede gerçekleşen kültürel ve etnik kökenli gözüken isyan ve bunları besleyen düşünce yapılarını her ne kadar ütopik sosyalist unsurlar olsalar da anlatmaya özen gösteriyorum. Kendimce sebebin açık olduğunu, yani  bu ayaklanmaların aslında sınıfsal kökenli köylü ayaklanmaları olduğunu savunuyorum. Elimden geldiği kadar bu yazıların tarihsel materyalizme  küçükte olsa bir katkı sunmasını amaçlıyorum.Ayrıntıları iyi değerlendirip tarihsel materyalizmin ilkeleri ölçüsünde tespitler yapmaya çalışıyorum. Umarım tarih beni affeder. Emekçilerin tarihini yazan tarihçiler eminim çok kısa bir zaman diliminde bize kaynaklar sunar.

 


         Irak Tarihine Kısaca Bakış


Günümüzde Irak denilen Mezopotamya ilk medeniyetlerin kurulduğu yer. M.Ö.4000’de Sümer’le başlayan bir uygarlıklar silsilesinin kuruldu yerdir. Çivi yazısının , kubbe ve kemer yapımının ilk örneklerinin bulunduğu. Tarımda alet kullanımı ve sulama kanallarının en mükemmel yöntemlerle geliştirildiği bir coğrafya.Sümer Uygarlığını Akad, Babil ve Asur’a uzayan bir medeniyetler beşiğidir. Babil ve Asur uygarlıkları dünyaya hükümdar Hammurabi’nin adıyla özdeşleşmiş hukuk kurallarını armağan etmiştir.

Mitolojik kaynaklara göre -ki o dönemler mit ve gerçek tarih iç içedir- Tevrat’da Tufan’dan sonra Nuh’un oğulları Sinar’a yerleşmiş ve ‘başı göklere erecek bir kule’ yaptırmaktadır. Onların bu hayalini Babil Kralları bir kent inşa ederek gerçekleştirirler. Şehrin kralı Nemrut tarafından kurulan Bağdat’ın 100 kilometre güneyinde Babil’in yedi katlı, son katı mavi çinilerle kaplı kulesi çağının en görkemli yapısıydı. Kent, Büyük İskender’in fethi  90 metrelik bu kule harabe durumdaydı. Büyük İskender Doğu- Batı medeniyetlerini birleştirme hayaliyle yeniden yaptırmak için yıkıntıları kaldırtmış. O ölünce inşaat başlamadan bitmiştir. Asırlar sonra Selçuklu hükümdarı Keyhüsrev  Babil’i zapt etmek için çevresindeki surların yüksekliği dolayısıyla şehre giremeyince Fırat’ın yatağını değiştiren bir kanal açtırdı. Keyhüsrev eski yataktan soktuğu askerlerle şehri aldı. Halen dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen asma bahçeleri o yıllarda çoktan tarumar edilmişti. Birbirine bağlı binalar halinde ve kademeli inşa edilmiş yapıların damlarındaki bahçeler dizisi şeklinde görkemli bir yapılanma olan Babil Asma Bahçeleri dev ağaçlar dahil cennet tasvirlerine uyan her türlü bitkinin bulunduğu çöl ortasında bir vahaydı.

Sasani hakimiyeti sırasında önemini kaybeden Babil, yerine Medain’e bıraksa da İslam’ın yayılışında enkaz halinde de olsa İslam’ın cennet figürlerinin ilham kaynağı oldu. Irak, İslam tarihinde Hz. Ebu  Bekir zamanında Halid Bin Velid tarafından zapt edildi.  Hz. Ömer döneminde bütünüyle İslam Devleti’ne tabi oldu. O dönem kurulan Basra ve Kufe Hz.Ali’nin halifeliğinde merkez olarak kullanıldı. İslam Devleti’nin başkenti Medine’den Kufe’ye nakledildi. Hz.Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin Kufe yakınlarındaki Kerbela’da şehit edildi.

  Emevi saltanatı döneminde hilafet merkezi Şam’da taşında. Abbasi hükümdarlığı sırasında önce Mu’tasım dönemine kadar Bağdat 834’te Samarra şehri halifelik merkezi oldu. Bu dönemde Irak’ın güneyinde  Karmatilerle – ki bunlar ütopik sosyalist bir yaşam sergilemişlerdir- sürekli ayaklanarak siyasi iktidarı zayıflattılar.

1055’te Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey, 1194’te Harzemşahlar egemen oldu Bağdat’a. 1258 Moğollar şehri yerle bir etti. Tarihin en büyük kitap yakımı ve bilimsel mekanlar yerle bir edildi. Moğol fırtınasından sonra Msır’da hüküm süren Memlük Sultanı Baybar’ın himayesinde Abbai Halifesi Kahire’de sürdü. 1336-1401 arasında Bağdat Celayir Hanedanlığına geçti. Timur bu dönem şehre iki kez girmiştir. Osmanlı fethine kadar Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Safevi Devleti hakimiyetinde bulunmuştur.

Osmanlı hakimiyetinin başladığı 1513’ten 1917’ye kadar Irak üç eyalet halinde yöneldi. Musul, Bağdat ve Basra eyaletleri. Bunlardan Musul eyaleti altı kazalı Musul , altı kazalı Kerkük ve beşe kazalı Sülemaniye; Bağdat eyaleti 12 kazalı Bağdat, dört kazalı Müntefik, iki kazalı Amare ve üç kazalı Necd vilayetlerine ayrılmıştı.

Osmanlı asırları boyunca Bağdat beylerbeyi (genel valisi) vezir rütbesini taşıyan imparatorluğun en yüksek memurlarındandı. Yıllık maaşı günümüz parasıyla 850 bin dolar civarındaydı. İran baskısı dolayısıyla Osmanlı ordusunun da önemli karargahlarındandı. 15 bin kişilik bir tümen bulunduruluyordu. Osmanlı 1.Paylaşım Savaşı katılınca 20 Kasım 1914’te Basra’yı işgal eden İngiltere, Osmanlı 6. Ordusu’yla karşılaştı. 1916’da Selman-Pak Savaşı Osmanlı zaferiyle sonuçlandı, Kutul Amare’de de aralarında beş İngiliz generalinin bulunduğu işgal kuvveti esir alındı.

6. Osmanlı Ordusu’nun önemli kısmının İran cephesine kaydırılması üzerine İngiltere 1917 Mart’ında Bağdat’a girdi. Ancak savaş boyunca Irak bütünüyle İngiliz hakimiyetine girmedi . Nitekim mütareke imzalandığında Ali İhsan Sabis komutasındaki ordu Musul’daydı.

Birinci Paylaşım Savaşı sonrası Irak İngiliz mandasında kaldı. 2. Abdülhamit’in oğlu şehzade Burhanettin Efendi’yi Irak’ta tahta çıkarmak için Osmanlı ordusunun Irak’ta kalan subayları, bir darbe girişiminde bulundu., ancak bu hayli kanlı bir şekilde bastırıldı.

Irak Devletinin temelleri 1920 ‘de ulusal hareketin mücadelesi soncunda İngiliz sömürgeciler arasında bazı uzlaşmazlar sağlandı. Arap milliyetçiliğinin askeri ve sivil olarak kurumsallaşması ile Irak meclisi 1925’te ilk toplantısını yaptı. Irak’ın ilk meclisi 1925’ten 1958’e kadar 10 genel seçim yaptı. Bu dönem pek istikrarlı bir dönem değildir. 1921yılına, üç siyasi partiyle ve üç akımla başlayan ve üç siyasi partinin de İngiliz mandasına karşı mücadelesi 1920’de yükselen 1926 ve 1927’de yeni imtiyazlar , uzlaşmalar koparan bir seyir izledi. Baas Partisi’nin kökenleri bu dönemde atıldı. İngilizlerin söylediği gibi “el vatha el şıhad” ( afallatıcı çıkmaz) durumu halk tarafından kısa sürede benimsenip ikili bir iktidar dönemi geçen Irak , 1930’da İngiltere bazı kayıtlarla Irak’ın bağımsızlığını tanımıştı.

 Ülke yönetimini Suriye’den Fransızlar tarafından kovulan eski Osmanlı Meclisi-i Mebusan milletvekillerinden Şerifi Faysal’a teslim etti. Bu 30 Haziran 1930’da imzalanan anlaşmanın hükümleriydi. Antlaşmaya göre İngiltere ve Irak arasında “yakın ittifak” diye adlandırılan Irak’ın izleyeceği dış politika konusunda İngiltere’ye danışılması gerektiğini vurgulayan maddeydi. Ayrıca ülke içinde iletişim ve ulaştırma sisteminin aynen korunacağı taahhüt edilmişti. Basra ve Fırat’ın batısında İngiliz ordusuna hava üsleri verildi. Ekonomik açıdan  da, İngiliz sermayesine tanına imtiyazlar aynen  devam ediyordu. Sonunda 1932’de General Nuri Essaid liderliğinde  yeni bir hükümet ile mandanın kalkacağını açıklandı. 25 yıl geçerli olacağı öngörülen bu anlaşma, Irak’ın “bağımsız bir devlet” olarak Milletler Cemiyeti’ne dahil olması ile birlikte  geçerli oldu. Bu adım 3 ekim 1932’de atıldı.

Tam bağımsızlık vaat eden siyasi hareketler arasındaki gerilim ve zıtlaşma, resmi bağımsızlığın ardından ilk ciddi olay olarak 1933’teki Süryani isyanı oldu. Musul bölgesindeki Süryaniler, yeni düzenden tedirginlik duymaktaydı ve hükümetten garanti talep etmekteydiler. Yeni İktidar ise “demir yumruk” politikası ile yüzlerce Süryani öldürülerek bu isyan bastırıldı.Konu Milletler Cemiyeti gündemine geldi. Ve hükümet baskılara uğradı. Kral Faysal kontrolü kaybetti ve hemen yakın bir dönemde Eylül 1933’te İsviçre’de öldü.   

Süryani isyanının yarattığı tepkiler sonucu hükümet düşerken, yerine “ılımlı” olarak nitelenen bir hükümet kuruldu. Faysal’ın yerine oğlu Gazi geçti  ve onun İngilizlerin düzenlediği bir suikast sonucu öldürülmesi üzerine dört yaşındaki oğlu 2.Faysal tahta geçti.

Bu andan itibaren, çeşitli siyasi gruplar, iktidarı ele geçirmek için şiddetli bir mücadele içine girdiler. 1932-34 arasında beş ayrı hükümet kuruldu. Aşiretlerin birbirlerine ve merkezi hükümete karşı kullanılması da, en yoğun biçimde bu dönemde yaşandı. 1934-1935 arasında, muhalefet liderlerinin önemli rol oynadığı aşiret isyanları nedeniyle üç hükümet devrildi. Bu gruplar, aynı zamanda ordu içinde mevziler elde etmeye de çalışıyordu. İlk askeri darbe,1936’da geldi. Cuntacılar; “eski siyaset”in temsilcisi Hikmet Süleyman ve ekibi ile, sosyalizm ve demokrasi vaat eden Genç Ahali grubuydu.

Dünya’da petrol savaşının kızışması Avrupa’daki emperyalist devletlerin hegemonya mücadelesi Irak’ı hedef ve savaş alanına çevirdi.1941’de Almanya, Başbakan Raşit Ali Geylani’yi bir darbeyle idareye el koyması için kışkırttı. Ancak İngiltere’nin yerleşik askeri gücü hemen harekete geçerek  ihtilali önledi. Bu karışıklık içinde geçmişte Osmanlı ordusunda görev yapmış Nuri Sait Paşa yönetimi ele geçirdi. Bağdat’ı Ankara’yla ilişkilerinin zirveye çıktığı bir dönem olmasına rağmen bir diktatörlük rejimi kuruldu.

Bölgede Kürtlerin harekete geçmesi üzerine Ankara, Tahran ve Bağdat’ın Bağdat Paktı çatısı altında bir araya geldiği yıllar 1958’e kadar sürdü. Yeni bir ihtilalle krallık tasfiye edildi, cumhuriyet ilan edildi. Bu darbenin planlayıcısı General Kasım’dı. General Kasım yönetime gelip iktidarı sağlamlaştırınca başta genç kral olmak üzere tüm hanedan üyelerini öldürttü.

1963’te başka bir darbe ile iktidarını ve hayatını kaybetti. Baas Partisi yönetime hakim olduğu bir dönemde iktidara gelmişti. Baas Partisini içindeki anlaşmazlıklar çıktı. Önce Arif rakip gördüklerini etkisiz hale getirip iktidar oldu. Sonra kendide “helikopter kazasında” sahneden çekildi.

Yerine kardeşi Muhammed Arif’in hakimiyeti çok sürmedi. Basçı subaylar Temmuz 1968’de Tümgeneral Ahmed Hasani’l Bekr’in liderliğinde ayaklandı. Bu ihtilal hareketinin ön safhalarındaki Saddam Hüseyin vardı. Önve rakiplerini tasfiye eden Saddam 1976’da önce en önemli görevleri alıp devlet başkanı Bekr’den 1979’da da devlet başkanlığını aldı. (1)



   


             Sahnede Amerikan Çömezi ve Saddam Hüseyin


Saddam Hüseyin El- Tikriti , 28 Nisan 1937’de Tıkrit’te doğdu. 20 yaşındayken, o sıralarda yasadışı faaliyet yürüten Baas Partisi’ne katıldı. Gözü karalığıyla, kısa süre içinde, Baas  içindeki bir grubun lideri oldu. 7 Ekim 1959’da dönemin lideri General Abdülkerim Kasım’a suikast   düzenledi, ancak başarılı olamadı. Bir süre hapiste yattıktan,sonra, Mısır’a kaçtı. Orada hukuk öğrenimi görürken, 1962 yılında CIA ile bağlantı kurdu. Bu arada CIA, 1960 yılında General Kasım’a yönelik bir suikast girişiminde daha bulunmuş, ancak yine başarısız olmuştu.

Şubat 1963’te, General Kasım, Baas’ın da içinde  yer aldığı CIA destekli bir darbeyle devrildi ve katledildi. Saddam, 8 Şubat’ta Irak’a döndü. Ülkedeki iktidar boşluğunun nasıl doldurulacağı belirsiz. CIA tarafından verilen “liste” doğrultusunda binlerce komünist ve yurtsever katledildi. 17 Temmuz 1968’de ise, Basçılar ve subaylar yeni bir darbe yaparak iktidarı ele geçirdiler.

Yine Amerika tarafından tezgahlanan bu darbe, Saddam Hüseyin’i, “iç güvenlik sorumlusu” yaptı. Tüm iktidar, Devrim Komuta Konseyi’ne ve onun lideri Ahmed Hasan el Bekir’e, yani Saddam’ın kuzenine geçmişti.

Saddam Hüseyin’in adı, daha o zamanlarda Iraklı Kürtler tarafından lanetle anılmaya başlandı. 1973-1975 yılları arasında , Iraklı Kürtlerin yürüttüğü mücadele, gerici liderler tarafından ABD, İran ve İsrail’in çıkarlarına bağlanmaya çalışıyordu. Bu üç ülke, Kürt isyanını destekler gözüküyordu. Ancak istedikleri, Kürtlerin zafer kazanarak bağımsızlık elde etmesi değil, sadece Irak’ın zayıf  düşmesi ve dış müdahalelere açık hale gelmesiydi. Nitekim, 1975 yılında, ABD kuklası İran Şahı ile Saddam Hüseyin anlaştılar. Tahran ve Washington, Kürtlere desteği kesti ve Irak ordusu korkunç bir katliam girişti. ABD; bir süre öncesine kadar desteklediği Kürtlere sırtını dönmüştü.

Kuzeninin ölümünün ardından, 16 Temmuz 1979’da iktidarı ele geçiren Saddam Hüseyin, Ülke içinde büyük bir “temizlik” operasyonu başlattı. Muhalif Baas kadroları, Iraklı komünistler, Şii dini liderler ve diğer muhalifler öldürüldü. ABD ulusal Güvenlik Danışmanı Brzezinski, “ABD ile Irak’ın çıkarları arasında hiçbir uyumsuzluk göremiyoruz” diyerek Saddam’ı destekliyordu.

ABD’nin Irak’tan beklentileri büyüktü. Şah rejiminin devrilmesinin ardından ABD’nin bölge politikalarına büyük darbe indiren İran’ın , Irak eliyle cezalandırılması isteniyordu. Saddam Hüseyin, ABD’nin yönlendirilmesiyle, 22 Eylül 1980’de İran’a saldırdı. 8 yıl süren savaş boyunca 1 milyon insan öldü.


 


Irak’ın sivillere karşı kimyasal silahlar kullandığının ortaya çıkmasına rağmen, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi, Irak’ı kınamadı.Hatta,1982’de Irak, ABD’nin “terörist devletler” listesinden çıkarıldı ve bugün Savunma Bakanı olan Donald Rumsfeld, Başkan Reagan’ın özle temsilcisi olarak iki kez Bağdat’a gitti. Irak’a silah, istihbarat ve kredi akıyordu. İran’a ve Halepçe’de Kürtlere karşı kullanılan kimyasal silahların yapılmasını sağlayacak malzemeler ve yapım bilgisi, ABD tarafından Irak’a verildi. Bu yüzden ABD, Halepçe’den sonra dahi Saddam rejimini kınamadı. BM Güvenlik Konseyi’nin konuyla ilgili karar alınmasını da engelledi. Kürtlere yönelik baskılar, 1987- 89 arasında Anfal bölgesinde devam etti; 100 bine yakın Kürt öldürüldü.

  2 Ağustos 1990’da Irak, ABD Büyükelçisi’nin  “ örtülü” onayı ile, Kuveyt’i işgal etti. Ancak bu kez “büyük müttefik”, Saddam’ı tuzağa düşürmüştü. ABD öncülüğünde bölgede toplanan korkunç savaş gücü, bir ay içinde Irak’ı yerle bir etti. Bu saldırıda ve 10 yıldan uzun bir süre devam eden BM ambargosu nedeniyle, çoğunluğu çocuk ve yaşlı olmak üzere milyonlarca Iraklı can verdi. Savaş bittikten sonra dahi, Amerikan askerleri bölge ülkelerinden çekilmediler. Saddam’ın Bağdat’taki varlığı, bu askeri güç için iyi bir “gerekçe” oluşturuyordu.

  1991-2003 arasında, Irak’a yönelik rutin Amerikan hava saldırıları Türkiye, Kuveyt ve Körfez üzerinden devam etti. Nihayet, 20 Mart 2003’te, Irak’ın işgaliyle sonuçlanarak olan büyük saldırı düzenledi. Saddam Hüseyin son kez 4 Nisan tarihinde, Bağdat sokaklarında halkı selamlarken görüntülenmişti. İşgalin ardından, 22 Temmuz’da iki oğlu ve torunu bir evde kıstırılarak öldürüldüler. İki kızı ise, Ürdün’e sığındı. Eşi Sacide ile üçüncü kızı Hala’nın Şam’a sığındı biliniyor. Kendisi aylar sonra harabe bir inde tüm insanlar korku salmak için ucube gibi sakal saç birbirine karışmış olarak bulundu. (2)


 


Ülkemizde Saddam kimilerince başına poşu bağlanıp halk kahramanı ilan edilirken, kimilerince İran’la savaş çıkaran psikopat bir diktatör, kimilerince Halepçe katliamını yapan cani olarak nitelendirildi. Oysa gerçekte Amerikanın oyuncağı olmuş, iktidar hırsıyla ruhunu şeytana satmış (Amerika’ya) bir  insandır. Onun kişiliğinden Irak’a demokrasi getirmesi için ABD’nin işgaline onay verenler bile oldu. Oysa sorun yine gelip Ortadoğu’nun hegemonyasının kimin elinde olacağı sorununa geliyor. İmparatorluk “Çekiç Güç” adında Kuzey Irak’a yerleşip bölgeyi istediği yönlendirirken , ülkemizde bile birçok faili meçhul cinayette parmağı ortaya çıktı. Asıl anlaşılması gereken sahnedeki oyunu imparatorluk yazıyor ve başrolde oynuyor , Ortadoğu halkları ise figüran görevini üstlenip birbirini boğazlıyor. Bu bölgenin Kürtleri sadece Halepçe’de değil, daha önce de imparatorlukça kışkırtılıp defalarca katliama uğratıldı ve daha sonra da yalnız bırakıldıkları halde yine Amerikan – İsrail oyununa geliyor. İşte acı olan ve ders alınması gereken bu gerçekler ortadayken biraz dikkatli bakmamız yeterli diye düşünüyorum.

                         Irak’ın Etnik Haritası


Etnik olarak Irak’ın yüzde 75’i Arap, yüzde 14’ü Kürt, yüzde 9’u Türk. Küçük azınlıklar olarak da Yezidi ve İraniler var. Halkın hemen tamamı Müslüman. Bunun yarıdan fazlası Şii-Caferi, kalanı Sünni. Yezidilerin sayısı 10-15 bini geçmiyor; İran sınırına yakın Laleş çevresinde yaşıyorlar. Ayrıca önderleri Şeyh Adi’nin türbesi de  burada. Çoğunluğun Ortodoks veya Süryani olan Hıristiyanlarasa 150-200 bin dolayında. Çok az Ermeni ve Rum’un kaldığı Irak’ta , İsrail’e göçleri sebebiyle Yahudiler çok az sayıda kalmışlar. Manda yönetimi zamanında 10 bine çıkan İngiliz nüfus’ta oldukça azalmış durumda.


 Irak’ta İşgale Karşı Direniş ,Direniş Örgütleri ve Amaçları


Irak Yurtseverler Birliği( IYB) , Irak’taki direnişin önemli bileşenlerinden. Gençliğinden beri Bass Partisi’nin sol kanadı içinde yer alan ve yaşamının uzun bir bölümünü cezaevi ve sürgünde geçiren Cabbar El Kubeysi’nin başkanlığını yaptığı bu hareket 1992 yılında kuruldu. İsveç’te kurulan Irak Yurtseverler  Birliği , Sosyal Birlik Partisi, Arap İşçi Partisi, Arap Sosyalist Hareketi, Baas Partisi’nin sol kanadı, Irak Komünist Partisi’nden ayrılan bir grup, Kürt İslam Ordusu ve Kürt Barış Partisi ile çeşitli bağımsız siyasetçiler ve aydınlardan oluşuyor.

Kubeysi kendisiyle yapılan mülakatta önemli ayrıntılar sunuyor. Direnişin sadece Sünni Araplarca yürütüldüğünü yanlış olduğunu aksine işbirlikçilerin çok ince bir tabaka oluşturduklarını direnenlerin geniş bir yelpazede olduğunu belirtiyor.

“ Baasçıları cezalandırma adına direnişe sempati duyanları terörize eden Şii lider El Hakim’in Bedir Tugayları ve Celal Talabani Milisleri şimdi yeraltına çekilmeye zorlanıyor. Direniş taraftarları büyüyen  toplumsal öfke dalgasında yüzerek gün ışığına çıkarken, onlar işbirlikçilikleri yüzünden itibarlarını kaybettiler. (…) Sokaklara dökülenler esas olarak öğretmenler, üniversite öğretim üyleri , memurlar, katipler veya sakerler gibi, “Basçı oldukları” iddiasıyla kitleler halinde işlerinden kovulan kamu çalışanlarıdır. Bunlar arasında çok sayıda kişi gerçekten Baas üyesiydi; kimileri samimi inançları, kimileri de profesyonel kariyerleri nedeniyle. Büyük çoğunluğu ise aslında Şii kökenli.”

Ayrıca bu kitlelerin batı basınında Saddam yanlısı ilan edilmesine tepki gösteriyor ;

“ Batılı televizyon kanallarında bile, Saddam’ın resimlerinin taşındığı gösterilerin görüntüleri yayınlandı ve o çocuklar “Saddam yanlıları” diye karalandı. Ama halkın Saddam’la bir alakası yok. Pek çok laik kadının peçe takması gibi, onlar da Saddam’ı işgalcilere kafa tutmak amacıyla sembol olarak kullanıyorlar.”


 


Ülkesinin kaynaklarının ABD ve İşbirlikçileri eliyle sömürüldüğü belirterek, sıradan vatandaşların bir çok temel ihtiyacını karşılayamadığını eskiye nazaran  durumun çok daha kötü olduğu belirtiyor. “ Amerikalılar ve Iraklı dalkavuklarının işledikleri hırsızlık suçları da inanılmaz boyutta. Her gün sattıkları 2 milyon varil petrolden elde deline gelirler nerede? Amerikalı girişmciler bizim paramızla büyük vurgunlar yaparken neden su, elektrik, telefon ve diğer temel hizmetler hala yenilenemedi?”

Temel tüketim maddeleri için Birleşmiş Milletler tarafından uygulanan “gıda karşılığı petrol programı” durduruldu. İnsanlar aç kalacak. Karneyle dağıtılan bu mallar nedeniyle enflasyon şimdilik fark edilmese de ilerde fırlayacak.“

Savaş Karşıtı hareketleri samimi bulmayan Kubeysi, savaşın bittiğini artık direnişe destek verilmesini istediğini belirtiyor. “Savaş sona erdi; şu anda işgal ve direniş var. Bugün ihtiyacımız olan şey ABD’ye karşı bir hareket , anti- Amerikan bir hareket.”  diyor ve amaçlarını şöyle açıklıyor; “Mücadelemiz uluslar arası çapta ve tüm insanlığın kaderiyle ilgili. Dünyadaki tüm insanlığın kaderiyle ilgili. Dünyadaki tüm güçleri;Irak ve Filistin’in bağımsızlığı ve Amerikan emperyalizminin yıkılması için ortak bir cephede el ele vermeye çağırıyoruz. Emperyalizm ve Siyonizme karşı özgürlük mücadelesini destekleyen herkesle birlikte çalışmaya hazırız. Direniş isitikrar kazandığında, böylesi bir anti-siyonist , anti-Amerikan ve anti- emperyalist cephenin inşası amacıyla uluslar arası konferans düzenlenmesi için çağrı yapacağız.” (3)  

Yine Irak’ da ki direniş gruplarında olan Irak Bağımsızlık Kongresi , Irak Komünist İşçi Partisi (WCPI) , İran Komünist Partisi, Japonya’dan Demokratik Sosyalizm Hareketi ve Irak’lı akademisyen ve aydınların oluşturduğu bir girişim .Rus Pravda gazetesi bu giriş adına Irak Komünist İşçi Partisi politbüro üyesi Houzon Mahmud kendiside bir kadın olarak Irak’ta kadınların sokakta özgürce yürümediklerini peçe giymeye zorlandıklarını söyleyerek başladı açıklamalarında, amaçlarını şöyle açıklıyor.” İşgal Irak’ı yüz yıl geriye götürmüştür. Halkçı bir yönetim kurmak için mücadele veriyoruz. Üç temel amacımız var. İşgali bitirmek, İslami yönetime son vermek, halkın istekleri çerçevesinde onların doğrudan söz sahibi olduğu geçici bir hükümet kurmak istiyoruz.”diyor.

Şu an ki geçici hükümetin ülkeyi bir çatışma ortamına götürecek bir yapı oyduğunu ve oyunun bir parçası olduğunu halkın çok zor koşullarda baskılarla onayladığını belirtiyor.” Bu hükümet etnik ve dini ayrımlar üzerine kuruldu.eşit vatandaşlık kavramı üzerine değil. Irak’ın sorunlarını hiçbir şekilde çözemez zira hükümetin kendisi, sorunun ve kaosun bir parçası.”

Irak’ta halkın çok zor durumda olduğunu belirtirken alt yapının çöktüğünü kontrolün sağlanamadığını belirtiyor. “ İki yıl içinde Amerikan işgal güçleri ve kukla hükümet ülkeyi ve toplumu yüz yıl geriye götürmüşler. Ben Suriye üzerinden ülkeye giriş yaptım, çünkü Bağdat Havaalanı kontrolsüzdü ve çok tehlikeliydi, her yerde silahlı gruplar vardı. Sokaklarda neredeyse hiç kadın göremezsiniz. Sokağa çıkanlar da peçe takmaya zorlanıyor. Ülke tam bir kargaşa içinde. Altyapı Amerikan askerleri tarafından hedef alındı. Şehirle yerle bir.” “ Diğer Iraklılar gibi biz de şeriat ve ABD terörizminin çapraz ateşinde kalıyoruz.”

Irak Bağımsızlık Kongresi’nin savunduklarını kısaca şöyle açıklıyor; “ Biz kadınların, işçilerin yani halkın haklarını savunuyoruz. İnsanların sömürülmesine karşıyız. Irak’ta kendi ilerici cephemizi kuruyoruz. Irak Bağımsızlık Kongresi ile Irak halkının bağımsızlığa kavuşması için harekete uluslar arası boyut sağlamaya çalışıyoruz. Irak’ta ve tüm dünyada fark yaratabilecek kişileri harekete geçirmeye çalışıyoruz. Kadınların çalışma, eğitim alma ve sokakta ne giymeleri gerektiği söylenmeden yürüme hakkına sahip olmalarını istiyoruz. İşçileri, kadınları temsil eden topluma herkes için bağımsızlık ve eşitlik sunan bir yönetim kurmak istiyoruz.”  (4)

Irak’taki direniş grupları bunlarla sınırlı değil elbette. Ama ilginç olan şu ki , bu gruplar bazen ipin ucunu kaçırıp  sivil insanları işbirlikçi oldukları gerekçesi ile öldürebiliyor. Bu bir gazeteci yada bir kamyon şoförü olabiliyor. Bu da diğer ülkelerdeki halka dinci gerici ve El Kaideci gözükmelerini ve Amerikan propagandasını etkili hale getirebiliyor. Irak Gazeteciler Cemiyeti yayınladığı haftalık El Zahra gazetesi bu kanıyı silmek için şöyle bir açıklama yaptı. “ Direniş örgütlerinin ezici çoğunluğunun hedefi ABD askerleridir. Bu örgütler adam kaçırmayı, rehinelerin öldürülmesini, Irak polisine yönelik saldırıları tasvip etmiyor. Diğer dinlere saygılılar. Kimseyi zorla Müslüman yapmak gibi bir dertleri yok. Iraklıları ikiye ayrılıyor: İşgale karşı olan halk ve işgali destekleyen küçük azınlık. İlk gruptakilerin siyasi/dini niteliği ne olursa olsun onları hedef almıyor, ama ikinci gruptakileri tasfiye etmeyi hedefliyorlar.”


Gazete örgütleri şöyle listeliyor;

1.Irak Ulusal İslami Direnişi (1920 Devrimi Tugayları

16 Temmuz 2003’te ortaya çıkan Sünni örgüt. Faaliyet alanı Bağdat’ın batısı, Ebu Garib, Han Dari ve Felluce. Ayrıca Ninova. Diyala ve El Anbar bölgelerine yayılıyor.Öncelikli hedefi ABD askerleri. Genel mücadele hattını, bir dizi Sünni din adamının görüşleri ile belirliyor. Eylemleri ile ilgili bilgileri, Cuma namazlarından sonra bildiri olarak halka dağıtıyor.

2.Irak Ulusal Kurtuluş Cephesi

10 Sünni örgütü çatısı altında bir araya getirdi. İşgalin hemen ardından, Nisan 2003’te kuruldu. Ulusalcılar ve İslamcılar birlikte mücadele veriyor. Erbil,Kerkük, Felluce, Samarra , Tikrit, Basra, Babil ve Diyala’ya , yani ülkenin hemen her noktasına yayılmış.

3.Irak Direnişi İslami Cephesi

Bir dizi Sünni örgütün bir araya gelmesiyle, 30 Mayıs 2004’te kurulan nispeten yeni bir koalisyon. Ninova ve Diyala’da aktif. Açıklamalarında, özellikle İsrail’in Irak’ta yaptıklarına dikkat çekiyor. Askeri kanadını oluşturan Selahaddin Tugayları ve Seyfullah el Maslul Tugayları, ABD ordusuna karşı çok sayıda saldırı gerçekleştirdi.

4.Diğer Gruplar

a.Hamza Fraksiyonu: 10 Ekim 2003’te Felluce’de kurulan Sünni örgüt.

b.Irak Kurtuluş Ordusu: 15 temmuz 2003’te kuruldu. İtalya ve Polonya gibi ABD’nin “koalisyon müttefiklerini” hedef alıyor.

c. Uyanış ve Cihad: Felluce’de aktif bir Sünni örgüt. “Saddam ile ABD aynı madalyonun iki yüzüdür.” Değerlendirmesini yapıyor.

d.Beyaz Bayrak: Sünni bölgelerinde aktif bir grup. Saddam Hüseyin’e karşı çıkıyor. Ürdün Büyükelçiliği’nin bombalanmasını eleştirmişti.

e.El hak Ordusu: Saddam karşıtı, ancak ulusalcı yönü ağır basan bir başak Sünni grup.

            5.Baasçılar:

a.El Avda(Dönüş): Samara, Tikrit,El Dur ve Musur’da aktif. Eski Irak istihbaratının mensupları bu örgütte.

b.Saddam Fedaileri: İşgalden önce Saddam Hüseyin tarafından kurulan bu seçkin birliğin üyelerin dağıldığı , çoğunun “11 Eylül Devrimci Grubu” ve “Yılan Başı Hareketi” gibi İslami veya ulusalcı gruplara girerek savaşmaya devam ettiği söyleniyor.

6. Şii Direnişçiler

a.Mehdi Ordusu: Mukteda Sadr’a bağlı milis gücü. 15 bine yakın üyesi var. Gözlemciler, ağustos ayında üç hafta süren çatışmalar sonrasında, ordu içinde işgalcilere karşı uzun soluklu silahlı mücadele fikrinin daha da güçlendiğini belirtiyor.

b.İmam Ali Bin Abi Talib Cihadi Tugayları: 12 Ekim 2003’te ortaya çıktı. İşgal ordularını, geçici Hükümet üyelerini ve işgalcilere yardım eden Iraklıları hedef alıyor.

7.Ağırlıklı olarak suikast ve rehin alma olayları gerçekleştirenler

a.Essadullah Tugayları: Bağdat civarında aktif. Msırlı bir diplomatı kaçıran örgüt buyud.

b.İslami Misilleme Hareketi: Lübnan kökenli bir ABD askerini kaçırmışlardı.

c. İslami Öfke Tugayları: 15 Lübnanlı sivili kaçıran örgüt.

d.Halid Bin velid Tugayları ve Irak Şehid Tugayları: İtalyan gazeteci Enzo Bladoni’yi öldürenlerin bu grup olduğuna inanılıyor.

e.Siyah Bayrak: El Kaide bağlantılı örgüt, Kuveylilere çalışan üç Hintli, iki Kenyalı ve Bir Mısırlıyı kaçırmıştı.

8. Tevhid ve Cihad (Ebu Musab Ezzarkavi)

a.Irak İslami Ordusu: El Kaide ideolojisi benimseyen grup. İki Fransız gazetici bunların elinde.

b.Ensar El Sünnet: 12 Nepalli işçiyi öldürmüşlerdi. ABD’li , İngiliz ve Türkiyelilerin başlarının kesilmesini Tevhid ve Cihad’a bağlı gruplar gerçekleştirdi.” (5)








    


Iraktaki  Yapılan İşkencelerin  ve Seçimlerin Arkasındaki Gerçekler


Irak’ın tüm dünya işgal öncesi direnmesine beklerken, beklenen olmadı çok kısa sürede Bağdat’a girildi. Ama durum hiçte öyle Saddam heykelinin boynuna ip geçiren, ayağındaki terlikle onu döven halkın, imparatorluk askerlerini sevinç çığlıkları ile karşılaması görüntüleri gibi olmadı. Önce Saddam yanlısı Sünnilerin bu işi örgütlediği söylense de sonradan bir çok örgütlenme her ne kadar amaçları işlevsel olmasa da direnişe geçtiler. Bunların içerisinden yukarıda anlattığımız gibi gerçekten bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm yanlısı örgütler bulunsa da birçoğunun amaçları karmakarışık yine de mücadele büyüyor. Direniş büyüdükçe de imparatorluğun gerçek yüzü ortaya çıkıyor. İşkenceler artı, sivillere yönelik saldırılar çoğaldı. Dünyadaki savaş karşıtı ve işgal karşıtı kamuoyunun baskısı yüzünden önce BM yetkilisi Paul Bremer görevden alınıp yerine John Negroponte atandı. Sonra Irak’ta imparatorluk yönetimi sivillere bırakacağını , seçimler olacağını açıkladı. Ama tüm olanların arkasında yine bir dizi sahtekarlıklar var.

BM yetkilisi John Negroponte Honduras’a atandığı 80’lerin başında Orta Amerika’da Nikaragua’da diktatörü  Sandinistalar devirmiş , ülke solcuların çekim merkezi olmuştu.  John Negroponte adı Batı Güvenlik İşbirliği Enstitüsü olarak değiştirilen School of the Amerikas ( Amerikalar Okulu) mezunu olduğu biliyor. Bu okulda sorgulama teknikleri ve kontra eğitimi verildi biliniyor. Bu dönemde Honduras’a atanan Negroponte orda kontraların eğitimde büyük rol aldığını konunun uzmanı Duncan Campbell The Guardıan’daki bir makalesinde şöyle anlatmakta. “ El Salvador ve Guatemala’da yıllarca süren baskı ve yolsuzluğu bitirmek için mücadele eden gerillalar, askerle çatışıyordu. O günlerde ABD için düşman El kaide değil komünizmdi ama ‘iyiye karşı kötü’ söylemi o


   


zaman da geçerliydi. İşte bu ortamda diplomat John Negroponte, Honduras’ın BM elçisi olarak geldi. O dönemde ABD Sandinistalar’a muhalif olan karşı devrimci kontraları gizli olarak destekliyordu. Honduras onlar için önemli  bir üstü . El Aguacate’de bir havalanı inşa edildi. Bu havaalanında kontralar eğitim aldı ve insan hakları savunucularına göre havaalanı işkence olaylarının  yaşandığı gözaltı merkezi olarak kullanıldı. Hatta burada 185 muhalif gömüldü ki, cesetlerinden kalanlar ancak 2001 yılında meydana çıktı.” (6)


 


Amerika yükselen muhalefet karşısında Irak’ta ilk defa özgür seçimler yapıldığı yaygarası seçilen  hükümet ve onun başkanı İyad Allavi  şu günlerde yoğun pazarlıklarla değiştirmeye çalışılıyor. Yerine gelenin ne kadar şaibeli olacağı ,imparatorlukla ilişkilerinin ne kadar sıkı fıkı olacağı ilerleyen günlerde gün yüzüne çıkacaktır. Bölgede çıkan El Muharir Gazetesin’de İbrahim Ebeid’in yazdığı şu satırlar bizi sanırım aydınlatacaktır. “ ABD tarafından atanan İyad Allavi ve kabine üyelerini, ırak halkı tarafından liderlik verilmedi. Onlar kendilerini, zırhlı tanklarla korunan duvarların arkasına sakladı. İngiliz ve Amerikan askerlerinin koruma alanının dışında kalan hiçbir yere çıkma cesaretini gösteremiyorlar. İyad Allavi, Amerikan ve İngiliz istihbarat servisi ajanı. 1990’larda Irak Halkına karşı düzenlenen saldırlarda parmağı var. Bu saldırılarda okul servisi ve sinemalar hedef  alınmıştı. Allavi’ye karşı harcanan Ahmed Çelebi, efendileri tarafından kullanıldı ve bir köşye atıldı. Çelebi, Ürdün hükümeti tarafından zimmetine para geçirdiği ve Petra Bankası’nın batmasıyla sonuçlanan para transferi nedeniyle aranıyor.” (7)

İmparatorluk bölgede bulunduğu sürece kukla yöneticilerin seçilmesi gayet normal bir durum, önemli olan dünya kamuoyunun ve bizim basınımızın buna kulak tıkaması ve ancak özel çabalarla araştırmacıların bu bilgilere ulaşıla bilinmesidir. Ülkemizde direnişten haber alınamazken , hükümet seçimlerinin uzunca bir dönem Irak’ın demokrasiye geçmesi ve ilk bağımsız seçimler yaygarasıyla yer alması çok acıdır. Bu durum halkların arasındaki kardeşlik duygularının sarsılması ve zaman içinde Afganistan ve Filistin’de olduğu gibi önemini yitiren olağanlaşan, kendi direnmeyen halkın buna layık olduğu düşüncesini beyinlere yerleştiren bir bilgi dezenformasyonudur

Bugün kimin seçileceği üzerine tartışmalar sürüyor. Bir isim üzerinde anlaşıldı. Ama daha önce başka isimler ortadayken Amerika’nın müdahalesi iyice açık hale getirilirken bir de Amerikan gazeteleri bu konuda yönlendirmelerde bulundular. İşte buna en çarpıcı örnek The New York Times Gazetesi’nden yapacağımız şu alıntıyla daha anlaşılır olacaktır. “ Irak’ı bugün giderek pençesine alan bu çok tehlikeli durumu ne tek başına Sünni teröristler ne de pazarlığa dayalı parlamenter siyasette yer alıp almayacakları konusunda her gün karar değiştiren Sünni siyasetçiler yaratabilir. Suçun büyüğü, kibirli ve intikam almayı düşünen Şii siyasi liderlerinde bulunmalı, zira son bir yıl içinde anayasal sözlerini tutmadılar ve parti milislerini güvenlik güçleri ve içişleri bakanlığında kilit mevkilere getirdiler. Geniş tabanlı bir birlik hükümeti kurulmasına bugün bile direnmeyi sürdürüyorlar.


   


Bu manzaranın en büyük sorumluları arasında, ikinci kez başbakanlığa aday gösterilen ve halihazırda bu görevi yürüten İbrahim el Cafer, onun Amerikan karşıtlığıyla bilinen müttefiki konumundaki din adamı, siyasetçi ve milis Mukteda Sadr ve Irak’ın en güçlü Şii partisi Irak silam Devrimi Yüksek Konseyi’nin lideri Abdülaziz El hekim de var.

Eğer Irak kendisini tüketen bu nefret ortamından kurtarılabilecekse, en azından bu önde gelen Şii liderlerin şimdi ayağa kalkması ve tarzlarını değiştirmesi gerekiyor. Kürt liderler, geniş tabanlı çoğulcu bir hükümeti kabul etmemesi halinde Caferi’ye verdikleri desteği geri çekeceklerini ve önemli olmakla birlikte, ikincil bir rol oynamaya alışmaları gerektiğini kabul ederek böyle bir hükümette yer almalı.” (8)

Üstelik gazete ipin ucunu kaçırıp tuhaf açıklamalar da bulunuyor. Şiilerin Irak’ın güney bölgesinde gücünü artırmasının sağlanacağı bunun Kürtler arasında rahatsızlık yaratıp Türkiye’nin de konu içine çekileceği tehditlerini üstü örtülü bir dille dile getiriliyor. Geçen yazımda da belirttiğim gibi Kuzey Irak’ta Türkmenler Kerkük ve Musul’dan çıkarılan karışıklıklar sonrasında yer değiştirilerek 8 yıl sonra bu bölge serf determinasyonla Kürt bölgesi olarak tanınması için BM’lere baş vurulmuştu. Aynı işleme İran’da tezgahlanırken Irak’lı Şiilerin güneyde hakimiyet sağlaması Amerikan’ın bölge üzerinde dört Kürt bölgesini birleştirmesi hayalini suya düşüreceği için İran’ın bölgeye hakim olacağı yaygarası ile Kürtlerin planının üstü örtülmeye çalışılıyor.


 


 “İç savaş patlak verirse, bundan en başta masum Şii ve Sünni siviller zarar görecek, fakat bunun etkileri Irak sınırlarının çok ötesine taşacak. Şii güney, İran’ın siyasi yörüngesine daha fazla girecek ve kuzeydeki Kürtler, muhtemelen Türkiye’yi meselenin parçası haline getirecek biçimde bağımsızlık talebinde bulunacak. Petrol yoksunu Sünni bölgesi ise, küresel çapta faaliyet gösteren teröristlerin üssü haline gelebilecek. Irak’ın seçilmiş liderleri hala ülkelerini kurtarabilir. Bunu yapmak istediklerini şimdi kanıtlamak zorundalar. Zaman hızla daralıyor.”

Seçimler sonrası oluşan yapılanmayı açarsak anlatmak istediklerimizi netleşecektir. Gerçekten bir demokratik seçim olabilmesinin ön koşulları yerine imparatorluk rahat müdahale edebileceği parçalı bir yapı oluşturulmuştur. Bunu istediği gibi yönlendirme ve manipüle etme düşüncesiyle hareket etmiştir. Dünyaya özgür seçim gibi duyurulan yaygara aslında atanmış valilerin Amerikanın eski muz cumhuriyetlerini aratmayacak bir yapıdadır. Amerika’da muhalif  basının iki önemli isminin yazılarından bazı alıntılarla düşüncelerimi  perçinlemek istiyorum.

 


      

    Bu konuda benim görüşlerine önem verdiğim Naomi Klein yönetimin niteliği konusunda şöyle söylüyor;  “ Irak İşgal Şefi Bremer, başında bulunduğu ‘Koalisyon Geçici Yönetimi’nin , 18 bölgesel

örgütlenme komitesinin üyelerini saptamasını istiyor. Bu kişiler daha sonra kendi aralarında 18 delege belirleyecek. Bu delegeler de, geçici bir milli meclisin üyelerini saptayacak. Böylece oluşacak meclis, kendi içinde bir yürütme ve bakanlar kurulu seçecek. Bush’a bakılırsa bu, “Irak’ın tam egemenliğine geçiş’ demek.

           Demek ki Irak’ın egemenliği şöyle sağlanıyor: Atanmış kişiler, başkalarını atarlar ve bu atanmışları atar. Bremer de o göreve ABD Yüksek Mahkemesi tarafından. Böylece; atanmışokrasinin muzaffer yeni demokratik geleneği ile karşı karşıya kalıyoruz: Atanmışların atadığı atanmışların seçtiği kişilerin iktidari!”

     Amerikan’ın asıl niyeti ve icraatları konusun da şunları söylüyor;  “ ABD’nin Irak’tan gerçekten çıkmaya niyeti yok. Askerlerini Irak’ta tutmak istiyor. Bechtel,MCI ve Halliburton gibi şirketlerin suyu, telefonları ve petrol sahalarını yönetmesini istiyor.”

    Dünyaya Amerikan’ın dünyaya ve Irak’a  ‘gerçek demokrasi’ vaadinin yalan olduğunu ise şu sözleriyle açıklayarak bir seçim yapılması gerektiğini yineliyor; “ Öyleyse dünya, bir kez daha Irak konusunda bir tercih ile karşı karşıya.Irak demokrasisi ölü doğacak ? Toprağında yabancı askerler, kilit önemdeki kaynakları yıllar boyunca kontrol eden uluslar arası tekeller ve nüfusun yüzde 60-70’ini işsiz bırakan bir ekonomik programla mı gelecek demokrasi? Yoksa bu demokrasi , Iraklıların, ülkelerini kendi istedikleri biçimde inşa etmesine olanak mı tanıyacak?” (10)

    Yine İmparatorluğa muhalif fikir adamı Noam Chomksy seçime ve yakın zamanda işgalin bitip bitmeyeceğine ilişkin  şöyle söylüyor;” Aslında , birleşik Devletler seçimlerin yapılmasına izin vermeye zorlandı. Bu, bombaları patlatanların değil; fakat Büyük Ayettullah el Sistani’nin sembolü olduğu, İslamcısından laikine şiddet içermeyen tüm direnişin gerçek zaferidir. (..) Birleşik Devletler, seçimleri kendisine ati bir girişim gibi göstermek için vites büyütüyor. Washington’un kolay kolay karşı çıktığı bir politik neticeye müsamaha göstermesini beklemiyoruz, özellikle dünyanın böylesine hassas bir bölgesinde. (…) Blair , Rice ve diğerleri, çekilmeyi belirsiz bir geleceğe yani işgal ordularının ‘misyonlarını’ tamamlamalarına kısaca seçilmiş Irak hükümetini ABD talepleri ile uyumlu olmaya zorlayarak demokrasi getirene kadar ertelemek anlamına geliyor.”(11)


 Sonuç Yerine


Aslında satır aralarında konuyu toparlamaya çalıştım. Derli toplu bir çıkarım yapma gerekirse. Irak, başta direniş sergilemedi gibi gözükse de, bu gün direniş çok geniş bir kesimin, farklı farklı yöntemlerle de olsa da  katkı sunduğu bir hal almıştır. Bu direniş cepheleri arasında gerçekten ilişki kurulacak , birlikte mücadele edilecek gruplar vardır. Üstelik bunlarda artık “savaş karşıtlığının” işgal karşıtı birlikteliğe dönmesi ve bölgedeki Amerikan varlığına son verilmesi gerektiği fikrindeler.Yapılan işkencelere dünya kamuoyunda yükselen sese karşı imparatorluk sanki buna kulak veriyor gibi davranıp, büyükelçisini değiştirse de yeni gelenin sicili eskisinden daha kabarıktır. Ülkedeki bağımsız seçimler diye yutturulan seçimlerde seçilenler ise hem geçmişleri tescilli imparatorluk ajanı hem de aradan sıyrılıp çıkan en azından kötünün iyisi kişiler bile gerektiğinde açık açık imparatorluk gazetelerinin kışkırtması ile önlenerek , tam bir ‘atanmışlar demokrasisi’ ya da ‘kumanda demokrasi’ ile ülkeyi yönetecek, imparatorluğun askeri varlığını kabul edeceklerden oluşturuluyor. Kürtler ise bölgede sürekli imparatorluğun dümen suyuna giderek,  dört parçalı devletlerini tek bir bütün altında toplama gayretinde, tam bir kompradorluk örneği gösteriyorlar. Biliyorsunuz işbirlikçilik en azından hisse oranında bir söz sahibi olmanın gerçekleştiği tam teslimiyetin olmadığı  bir anlaşma iken, kompradorluk tamamen teslimiyet ve onursuzca ajanlıktır. Bir halka ve onun önderlerine yakışmayacak bu tutum bir an önce terk edilmelidir. Direniş gruplarına Kürtler de katılıp imparatorluğa karşı savaşmalıdır.   

Peki bunca direniş grubu ne yapabilir. Doğru önderlik ve yönlendirilme olmazsa ancak kendi şiddetlerinin altında yok olur. Çözüm açıktır. Ülkeden imparatorluğun askeri gücünün bir an önce çıkması bağımsız, demokratik ve eşitlik üzerine kurulmuş bir Irak için doğru bir hatta halkı yönlendirenlerin kazanması gerekir. Bunu ancak görece güçlü  bölge halklarının işçi sınıfı ve onun öncüsü partileri yapabilir. Enternasyonalist dayanışmayı da örme görevi yine bu partilerin sırtında yüklüdür. Aksi halde kendi ülkelerine de sıra gelecek ve devrim mücadeleleri bir elli yüz yıl geri atılacaktır. Başka bir dünya mümkündür.


 Kaynaklar:

1.    Avni Özgürel Dünden Bugüne Irak: Huzura Hasret Topraklar 29.09.2002 Ajans Haber Taraması ve Manda ,Bağımsızlık ve ABD-İngliz işgali  03.10.2002 aht

2.    21.12.2003 (aht)

3.    Antiimperialista   IYB Başkanı Cabbar El Kubeysi ile mülakat aht 23.02.2004 çeviren: Engin Esen

4.    Çapraz Ateş Altındayız  Irak Komünist Partisi Politbüro üyesi Houzan Mahmud’un  Pravda’ya verdiği mülakatten 03.07.2005 aht

5.    El zahra Gazetesi Çev. Taylan Bilgiç 27.09.2004 aht

6.    Irak’ın yeni büyükelçisi ölümcül, Duncan Campbell The Guardian 21.06.2004 aht

7.    Tek Çözüm Direniş İbrahim Ebeid El Muharrir 21.06.2004 aht

8.    Irak Uçurumun Eşiğinde , The New York Times  Başyazı 01.03.2006

9.    age

10.    Amerika’nın Kumandalı Demokrasisi, Naomi Klein The Guardian 26.01.2004 aht

11.    Irak’taki Seçimler ABD’nin değil, direnişin başarısı , Noam Chomksy Ürdün’de yayınlanan Khaleej Times 04.03.2005 aht

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Irak : İmparatorluğun Ortadoğudaki... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right