4 Kasım günü Ankara Tandoğan meydanında yapılan miting ve ardından gerçekleştirilen “Halk Yürüyüşü” hakkında neler söylenebilir ? Kuşkusuz bu eylemlere katılanların düşünceleri önemlidir. Zaten son üç gündür de onları dinliyoruz. Ne var ki miting ve “Halk Yürüyüşü”nün, katılmayanların gözünden bir değerlendirmesi de yapılmalıdır. Tandoğan mitingi bir ilk değil… Muhtemelen bir son da olmayacak !.. Ama öyle görünüyor ki, akıbeti kendinden önceki örneklerinden de farklı olmayacaktır. Türkiye'nin laik ve demokratik güçleri yıllardır sürekli miting yapıyorlar. 10 Kasım'larda Anıtkabir'e, 30 Ağustos’larda Kocatepe'ye, 19 Mayıs’larda Samsun'a koşuyor ; bildiriler yayınlıyor, konferanslar düzenliyorlar. Kuşkusuz önemli etkinlikler bunlar. Ama bu süreç içinde, işte 1996'dan bu yana, bu mitinglerle, konferanslarla, bildirilerle ülkede neyin değiştiği de ortadadır !.. 10 yıl önce, Refah Partisi iktidara doğru yükselirken de "Türkiye laiktir, laik kalacak" diye bağırıp duruluyordu. Sonuç ne oldu ? Önce RP iktidar oldu !.. Sonra 28 Şubat oldu !.. Sonra bir ara dönem... Ve sonra daha güçlü bir Milli Görüş iktidarı : AKP !.. Bunu söylemek hiç hoşuma gitmiyor ama, gerçekçi olalım, 2007 Nisan ayından sonra Çankaya'da muhtemelen bir mürteci olacak ve AKP de 2007 sonbaharında Meclis'te yeniden hükümeti kuracak çoğunluğu elde edecek gibi görünüyor. Kısacası şimdi sıra geldi Çankaya'ya... Açıktır ki, bu sürece yürüyüşler, mitinglerle “dur” demek mümkün olmamıştır. Son on yılın siyasal tecrübesi bunu gösteriyor. Örneğin sormak gerekir, Ankara Tandoğan girişiminin siyasal bir perspektifi var mıdır ? ADD, ÇYDD ya da Cumhuriyet Kadınları Derneği ne vaat ediyor topluma ? Mitingde konuşanlardan sadece Şükran Soner birlik, ideoloji ve liderin gerekliliğinden bahsetti. Diğer konuşmacılar, sadece bildik şeyleri yineleyerek halkı coşturdular, millet de sloganlar attı, okunan şiirleri dinledi, içini ferahlattı. Hatta konuşmacılardan ADD Başkanı ile Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı, konuşmadılar bile... Ellerindeki kağıdı okudular ! Sonra yine Anıtkabir'e yüründü, bildik törenlerle "görev" tamamlandı. Oysa Türkiye'de siyasal iktidar perspektifine sahip olmayan ve çoğu da tabela örgütü olma niteliği ötesinde bir güce sahip bulunmayan kimi sivil toplum örgütlerinin, ülke gerçeklerini ıskalayan gösteri mahiyetindeki eylemleri ile bir yere varmak mümkün değildir artık. Kuşkusuz bu sözler edilgen" bir tavrı ; bu tür miting, yürüyüş vb. eylemlerden kaçınmayı önermiyor. Ama şurası açıktır ki, siyasette "etkin olmak" binlerce kişiyi meydanlara toplayıp bağırtmak ya da her aklımıza estiğinde Anıtkabir'e gidip Atatürk'e iç dökmek değildir. Etkin siyasal eylem, belli bir program, örgüt ve ideoloji temelinde yapılır. Tandoğan mitingi ve yakın geçmişte şahit olduğumuz benzer eylemler için sahip olduğum olumsuz izlenim ve değerlendirmenin nedeni de, söz konusu girişimlerin bu perspektiften yoksun olmasıdır. Örneğin deniliyor ki, 130 civarından Sivil Toplum Örgütü (STÖ) katıldı yürüyüşe... Ne var ki, o STÖ'lerden çoğu, ne yazık ki, tabela örgütü olmanın ötesinde bir güce sahip değiller. Kaldı ki mitinge katılan ADD gibi kimi örgütlerin yeni yönetimlerinin nasıl tasfiyeci bir yaklaşım içinde oldukları da ortadadır. Daha kendi örgütsel yapısında bile birleştirici olamayan, aksine farklı düşünen yerel ADD örgütlerini hukuk dışı yollarla tasfiye eden bir anlayışın, Anıtkabir yürüyüşlerinde Atatürk'ün adı ve anısı ardına sığınarak halka öncülük edebileceğini iddia etmek anlamsızdır. Ayrıca şu da var ki, bütün bu hatalı tutumlara rağmen, asıl önemli olan Tandoğan meydanına toplanan o kitlenin eyleminin ne yazık ki bir günlük olmasıdır. Siyasal eylemin kalıcılığı ve sürekliliği, iktidar perspektifine sahip bir örgütün, somut programının eşliğinde gerçekleşebilir. Hep beraber yaşayarak bir kez daha tanık olacağız ki, bir hafta on gün sonra ne o yürüyüşü düzenleyen organizasyondan bir eser kalacak, ne de o mitingde verilen sözler hatırlanacak. Çünkü ortada Türkiye'nin somut sorunlarına yönelik somut çözüm önerileri yok. İdeolojik bir birlik ve program uyumu yok. Katılımcıların büyük bir kısmının "Atatürkçülük" anlayışı bile birbirinden farklı... Hal böyle olunca, sadece bir şikayet dinleme ve yakınma etkinliği oluyor bu tür etkinlikler. İnsanlar endişelerini dillendiriyor, şiirler okuyarak Atatürk'e bağlılıklarını sergiliyor, AKP'ye olan karşıtlıklarını döküyorlar ortaya... Çok güzel de, sonuç nedir peki ? On yılı aşkın bir süredir sürekli yapılan bu tür eylemler yurtsever kesimlerin hanesine olumlu hangi katkıyı yaptı ? Bölünmüşlüğü mü giderdi ? Yeni ve toplayıcı bir seçenek mi koydu ortaya ? Ve bugün öyle bir noktaya geldik ki, bu tür mitingler artık Tuncay Özkan gibilerin gösterilerine imkan sağlamaya da başladı. Ve ne acıdır ki, Özkan gibilerin siyasal yatırım kokan gösterileri, Zaman gazetesi türünden Fetttulah borazanlarına da malzeme sağladı. Siyasette etkin olmak ve halkın desteğini almak isteyen, SOMUT BİR PROGRAM TEMELİNDE, SOMUT ÖRGÜTLENMELER (ya da birlik, ittifak vb. biçimlerle) ve NET BİR İDEOLOJİK DURUŞLA çıkmalıdır halkın karşısına... Aksi takdirde bu tür girişimlerinin sabun köpüğünden fazla etkisi olmayacaktır. Yakın geçmişin deneyimleri bunu gösteriyor |