left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
4 Kasım Halk Yürüyüşü Yazdır E-posta
Yazar Selahattin EROL   
Thursday, 09 November 2006

 

 

4  Kasım günü  Ankara  Tandoğan  meydanında  yapılan  miting  ve  ardından  gerçekleştirilen  “Halk  Yürüyüşü”   hakkında  neler  söylenebilir ?   

 

Kuşkusuz  bu   eylemlere  katılanların  düşünceleri  önemlidir.  Zaten  son üç  gündür  de  onları  dinliyoruz.  Ne  var  ki  miting  ve  “Halk  Yürüyüşü”nün,  katılmayanların gözünden  bir  değerlendirmesi  de  yapılmalıdır.  

 

Tandoğan  mitingi  bir  ilk  değil… Muhtemelen  bir  son  da  olmayacak !..  Ama  öyle  görünüyor  ki,  akıbeti  kendinden  önceki  örneklerinden  de  farklı  olmayacaktır.  Türkiye'nin  laik  ve  demokratik  güçleri   yıllardır  sürekli  miting  yapıyorlar. 10  Kasım'larda  Anıtkabir'e,  30  Ağustos’larda  Kocatepe'ye,  19 Mayıs’larda  Samsun'a  koşuyor ;  bildiriler  yayınlıyor,  konferanslar  düzenliyorlar. Kuşkusuz  önemli  etkinlikler  bunlar.  Ama  bu  süreç  içinde,  işte  1996'dan  bu  yana,  bu  mitinglerle,  konferanslarla,  bildirilerle  ülkede  neyin  değiştiği  de  ortadadır !..  

 

10  yıl önce,  Refah  Partisi  iktidara  doğru  yükselirken de  "Türkiye  laiktir,  laik  kalacak"  diye  bağırıp  duruluyordu.  

Sonuç  ne  oldu ?

Önce  RP  iktidar  oldu !..

Sonra  28  Şubat  oldu !..

Sonra  bir  ara  dönem...

Ve  sonra  daha  güçlü  bir  Milli  Görüş iktidarı :   AKP !..

 

Bunu söylemek hiç  hoşuma  gitmiyor  ama,  gerçekçi  olalım,  2007 Nisan  ayından  sonra Çankaya'da  muhtemelen  bir  mürteci  olacak  ve  AKP  de  2007  sonbaharında  Meclis'te  yeniden  hükümeti  kuracak  çoğunluğu  elde  edecek  gibi  görünüyor. Kısacası  şimdi  sıra  geldi  Çankaya'ya...

 

Açıktır ki,  bu  sürece  yürüyüşler, mitinglerle  “dur”  demek  mümkün  olmamıştır.  Son  on  yılın  siyasal  tecrübesi  bunu  gösteriyor.  

 

Örneğin  sormak  gerekir,  Ankara  Tandoğan girişiminin siyasal  bir  perspektifi var mıdır   ?  ADD, ÇYDD  ya  da  Cumhuriyet  Kadınları  Derneği  ne  vaat  ediyor  topluma ?  Mitingde  konuşanlardan  sadece  Şükran Soner   birlik,  ideoloji  ve  liderin  gerekliliğinden  bahsetti.  Diğer  konuşmacılar,  sadece  bildik  şeyleri  yineleyerek  halkı coşturdular,  millet  de  sloganlar  attı, okunan  şiirleri dinledi,  içini  ferahlattı. Hatta  konuşmacılardan ADD  Başkanı  ile  Cumhuriyet Kadınları  Derneği  Başkanı, konuşmadılar  bile...  Ellerindeki  kağıdı  okudular !  Sonra  yine  Anıtkabir'e  yüründü,  bildik  törenlerle  "görev"  tamamlandı.  

 

Oysa  Türkiye'de  siyasal iktidar  perspektifine  sahip  olmayan  ve  çoğu  da  tabela  örgütü  olma  niteliği  ötesinde  bir  güce  sahip  bulunmayan  kimi  sivil toplum  örgütlerinin,  ülke  gerçeklerini  ıskalayan  gösteri  mahiyetindeki  eylemleri  ile  bir  yere  varmak mümkün  değildir  artık.  

 

Kuşkusuz  bu  sözler   edilgen"  bir  tavrı ;  bu tür  miting,  yürüyüş  vb.  eylemlerden  kaçınmayı  önermiyor. Ama  şurası  açıktır ki,  siyasette  "etkin  olmak"  binlerce  kişiyi  meydanlara  toplayıp  bağırtmak  ya  da her  aklımıza  estiğinde  Anıtkabir'e  gidip  Atatürk'e iç dökmek değildir.  

 

Etkin siyasal  eylem,  belli  bir  program,  örgüt  ve  ideoloji temelinde  yapılır.  

 

Tandoğan  mitingi  ve  yakın  geçmişte  şahit  olduğumuz  benzer  eylemler  için   sahip  olduğum  olumsuz  izlenim  ve  değerlendirmenin   nedeni  de,  söz  konusu  girişimlerin  bu  perspektiften  yoksun  olmasıdır.  

 

Örneğin  deniliyor  ki,  130  civarından  Sivil Toplum Örgütü (STÖ)  katıldı  yürüyüşe... Ne  var  ki,  o  STÖ'lerden  çoğu,  ne  yazık  ki,  tabela  örgütü  olmanın  ötesinde  bir  güce  sahip  değiller.  Kaldı  ki  mitinge  katılan  ADD  gibi  kimi  örgütlerin  yeni  yönetimlerinin  nasıl  tasfiyeci  bir  yaklaşım  içinde  oldukları  da  ortadadır.   Daha  kendi  örgütsel  yapısında  bile  birleştirici  olamayan,  aksine  farklı  düşünen  yerel  ADD  örgütlerini  hukuk  dışı  yollarla  tasfiye  eden  bir  anlayışın,  Anıtkabir  yürüyüşlerinde  Atatürk'ün  adı  ve  anısı  ardına  sığınarak halka  öncülük  edebileceğini  iddia  etmek  anlamsızdır.

 

Ayrıca  şu  da  var  ki,  bütün  bu hatalı  tutumlara  rağmen,  asıl  önemli  olan  Tandoğan  meydanına  toplanan  o  kitlenin  eyleminin  ne yazık  ki  bir  günlük olmasıdır.  Siyasal  eylemin  kalıcılığı ve  sürekliliği,  iktidar  perspektifine  sahip  bir örgütün,  somut programının  eşliğinde  gerçekleşebilir.  Hep  beraber  yaşayarak  bir  kez  daha   tanık  olacağız  ki,   bir  hafta on  gün  sonra  ne  o  yürüyüşü düzenleyen  organizasyondan  bir  eser  kalacak,  ne  de  o  mitingde  verilen  sözler  hatırlanacak.  Çünkü  ortada  Türkiye'nin  somut  sorunlarına  yönelik  somut  çözüm  önerileri  yok.  İdeolojik bir  birlik  ve  program  uyumu  yok.  Katılımcıların  büyük  bir  kısmının  "Atatürkçülük"  anlayışı  bile  birbirinden  farklı...  

 

Hal  böyle  olunca,  sadece  bir  şikayet  dinleme  ve  yakınma  etkinliği  oluyor  bu  tür  etkinlikler.  İnsanlar  endişelerini  dillendiriyor, şiirler  okuyarak Atatürk'e  bağlılıklarını  sergiliyor,  AKP'ye  olan  karşıtlıklarını  döküyorlar  ortaya...  

 

Çok  güzel  de,  sonuç  nedir  peki ? On yılı  aşkın  bir  süredir  sürekli  yapılan  bu  tür  eylemler  yurtsever  kesimlerin  hanesine  olumlu  hangi  katkıyı  yaptı ?  

 

Bölünmüşlüğü  mü  giderdi ?

Yeni  ve  toplayıcı  bir  seçenek mi  koydu  ortaya ?

 

Ve  bugün  öyle  bir  noktaya  geldik  ki,   bu  tür  mitingler  artık    Tuncay Özkan    gibilerin  gösterilerine imkan  sağlamaya  da  başladı.   Ve ne  acıdır  ki,  Özkan  gibilerin  siyasal  yatırım  kokan  gösterileri,   Zaman  gazetesi  türünden  Fetttulah  borazanlarına  da  malzeme  sağladı.

 

Siyasette  etkin  olmak  ve  halkın  desteğini  almak  isteyen,  SOMUT  BİR  PROGRAM  TEMELİNDE,  SOMUT  ÖRGÜTLENMELER (ya  da  birlik,  ittifak  vb. biçimlerle)  ve  NET  BİR  İDEOLOJİK  DURUŞLA  çıkmalıdır  halkın  karşısına...   Aksi  takdirde  bu  tür  girişimlerinin  sabun  köpüğünden  fazla  etkisi  olmayacaktır. Yakın geçmişin  deneyimleri  bunu  gösteriyor

 
Sonraki >

Yorumlar
Oncelikle yukaridaki elestiriyi bir kemalist'in bakis acisiyla yapilmis bir elestiri olarak ele alacak ve elestirinin elestirisini yapmaya calisacagim.

Oncelikle Kemalizm bir ideoloji degildir. Onu, surekli ideoloji kilifina sokmaya calisan Kemalistlerin bu yaptigi bos bir cabadan ibaret. Once Kemalizm'in ne oldugunu ve ne olmadigini tanimlamak gerekiyor.

Kemalizm, 1920 lerin Ittihat ve Terakki parti politikalarinin versiyonudur. Bir politik gorusdur. Icinde ilginc celiskileri barindiran (ornegin Bati'dan nefret etmek ama Bati'yi taklit etmek gibi) olmasi gerektigi gibi Milliyetci bir politik turevdir. Ben, bunun disinda cok fazla bir sorumluluk yukleyemiyorum Kemalizm'e. Onun devrimciligi ya da Laikligi, evrensel anlamdaki Devrimcilik ve Laiklikle de ortusmuyor. Tamamen elit bir tabakanin bir ulke icin cizdigi, oyle altyapi-ustyapi iliskilerinin de pek dusunulmedigi bir model. Tamamen lokal bir politika.

Altyapi-ustyapi iliskilerine yeteri kadar onem verilmedigi icinde Kemalizmin gerceklestirmeye calistigi reformlardan pek cogu bugun eski haline donmus bulunuyor. Neden boyle oldu? sorusunun tek yaniti budur. Kemalizm, kosullari, zamani ve konjunkturu pek dikkate almadan 'ben yaptim, oldu' mantigi ile hareket etmis, sonucta ulke bugunku goruntusunu elde etmis. Hepsi bu.

Bugun kemalizm'in goruntusu ise su bana gore. Kemalizm, irkci-shoven, milliyetci ve hatta Fasist diyebilecegimiz bir sekle burunmus, isine gelenin dort elle sarildigi bir 'resmi devlet gorusu' haline gelmis, bir takim Kemalistler icinse nerdeyse DIN mertebesine yukselmis bir olgu. Bugun, Turkiye sol hareketinin karsisindaki en onemli engel, icindeki kemalist unsurlarin yok edilememesidir. Maalesef, cogu Turkiye solcusu Kemalizm i hala SOL olarak kabul etmekte ve olaylara, degisimlere ve gelismelere Kemalist gozlukle bakmaya devam etmektedir. Bu, buyuk bir yanilgidir. Solu sol olmaktan cikaran bir hatadir.

Bugun kemalistlerin dahi birbirleri anlasamdigini goruyoruz. Bu Kemalizm'in bir ideoloji olmadigina da onemli bir kanit aslinda. Ornegin ADD adli dernek bugun IRKCILIGIN bayragini tasiyor Turkiye'de. Daha dun bu platformda Kemalistler.org adli web sitesinin ne menem birsey oldugu konusunda yazilar vardi. CHP nin DSP nin hali ortada. Laiklik denile denile alinan yolun miktarini da varin siz hesaplayin.

Butun bunlara bu acidan bakmadikca samimi kemalistler surekli 'neden boyle oluyor' diye sormaktan kendilerini alamayacaklardir.

Umit Onder
CC-Australia
Gönderen Umit Onder on Thursday, 09 November 2006 at 2:46


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: 4 Kasım Halk Yürüyüşü ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5471624
Syndicate
 
left
Top! Top!
right