left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Friday, 25 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
İran: Ortadoğu'nun En Eski Uygarlığı Yazdır E-posta
Yazar Mehmet ÖZGÜR   
Thursday, 26 October 2006

Dünyanın eski uygarlığının üstünde bugün İran devleti oturmaktadır. İster beğenelim ister beğenmeyelim  bir uygarlıklar beşiğidir. Tarih bizi hiçbir zaman yanıltmamıştır.Tarihsel materyalizmin ışığında doğruları tarihten süzüp bulmak bizim görevimizdir. Kısaca tarihsel süreci anlatıp hafızamızı tazelememiz gerekirse.
M.Ö. 559-530 yılları arasında Pers Kralı Kyros yarım yüzyıl ardından Kambyses M.Ö. 530-521 ve Darius  M.Ö.521-586 yılları arasında Mısır’dan Kuzeybatı Hindistan’a kadar olan tüm Ortadoğu bölgesini yöneten bir uygarlıktı. Uygarlığın merkezini oluşturan Ortadoğu’da Persler, önce imparatorluklarına kattıkları tüm halkların yerel özgürlüklerini, geleneksel dinlerini ve hukuk sistemlerini geri verme işini üstlendiler. Yahudilerin Yeruşalim’e geri dönmesine izin verdiler.Kendi rejimlerini desteklemek koşuluyla Mısır ve Babil’deki rahiplik örgütlerinin yetkilerini tekrar kendilerine verdiler. Büyük İskender tarafından yıkılana kadar bölgede büyük bir uygarlık geliştirdiler.
 Yıllarca çeşitli kavimlerin geçiş alanı olana bu topraklarda daha sonra devrimci yönü ağır çok daha belirgin bir inanç, Mazdek adında bir peygamber tarafından kuruldu. Mazdekçilik gerici hükümetlerce kadınların ve mülkiyette ortaklığı savunmakla suçlanıp ağır saldırılara uğradı. Eşitlikten yana görüşleri önceleri hoşgörü ile karşılansa da sonradan közünü kazımak için şiddet ve bastırma politikası uygulandı. İran’ı İslam’ın istila ile bu eşitlikçi ilkel komünal dinsel formasyon yıkılıp gitti.
Ortadoğu gizemciliğinde Hint kaynaklı izlerin bulunuşuna bakılarak, sufilerin izlediği yolun Hindistan’dan İran yoluyla Anadolu’ya kadar gelmiştir. Sufilik,  İslam kültürünün yapısında da önemli değişikliklere yol açtı. Tensel sevgi yerine göksel (semavi) sevgiyle doldurmasıdır. İran şiiri bu yarı dinsel yarı eşitlikçi kültürle büyük ozanlar yetiştirdi. Mevlana Celalettin Rumi , Sadi ve Hafız İslam kültürüne Arapça yerine Farsça’yı soktular zamanlar bu Anadolu’da Türkçe olarak yeşerdi.
Düşünce alanında sufiliğin yarattığı özgür düşünce ortamında, Latin tıbbında da çok kullanılan Kanun kitabının yazarı İbn Sina Latince adıyla Avicenna Hint, Yunan ve İslam düşünüşünün bilinçli olarak bir harmanlaması olarak tıp ve gökbilimde de El Biruni’yi yetişmiştir. Bunların eserleri bin yıl Avrupa’da kullanılmıştır. İbn Rüşd Latince adıyla Averroes Latin uygarlığında büyük etkiler yaratılırken İslam uygarlığının bundan haberi yoktu. Yunan uygarlığından rasyonalizmi Arap ve İran uygarlığından soyluluğu alan Hint ve Orta Asya haklarından eşitlikçiliği alan bu sentez gizemci sevgi yoluyla açılmış ütopik sosyalist bir sistematik yapıydı. Avrupa Rönesans ve Reformlarını Moğollar tarafından yıkılmadan önce Haçlı Seferleri sırasında çaldıkları eserleri Latince’ye çevirip yaratmışlardır. (1)
Yavuz Sultan Selim ülkemizin Doğusundaki Türkmenleri Safevi Devletine destek veriyor diye  İran’a sürmüştü. Bu bölgede boş kalan topraklara Van’ın kuzeyinden Ermenistan sınırından getirtilen silahlı Kürt aşiretleri yerleştirilmişti. Bu aşiretlere Türkmen toprakları dağıtılmış, onların silahlı gücünden yararlanılarak sınır güvenliği sağlanmıştı. O dönem ve daha sonra  Kürtler Osmanlı’da ayrıcalıklı yer edinmişlerdi. Buradan İran’a giden Türkmenler Safevi Devleti’nin temelini oluşturmuş. Döneminde sanatta hiç kimsenin ulaşamayacağı bir duyarlığa ulaşmış. Boyların en büyüklerinin oluşturduğu kurultayda yönetilen bilim ve uygarlıkta ileri gitmiş bugün hala yerli yerinde olan birçok ünlü eserler bırakmış Safevi Devletinin  Sünni Türk devletleri tarafından, toprak ve kadın  ortaklaşa ile zındık olarak suçlanıp yıkılmıştır. Bölgede kalan Türkmenler zamanla Farslaşmışlardır. Şimdi bu Farslaşan Türkmenlerin toprakları yine İran’lı Kürt aşiretleri tarafından yer değiştirilerek ele geçirilme planı gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Buradaki aşiretlerde bilerek yada bilmeyerek Amerikan’ın çıkarına hareket ediyorlar. Tarihten dersler çıkarılması gerektiği herkesçe; özellikle Kürtlerce unutuluyor.
İran’la 1600’lü yıllardan beri sınır problemleri yaşamadık. Ama bu gidişle orada alevlenecek bir çatışma bizi de içine çekecektir. Dört Kürt bölgesi birleştirilip bir uydu devlet kurulması içten bile değildir. 20.yüzyıl iki paylaşım savaşı ile kendi aralarındaki etki alanlarında değişiklikler yarattı. Bunlardan biride Ortadoğu üzerinde paylaşımdı. Amerika özellikle Ortadoğu’da yükselen Sovyet Destekli muhalefet hareketleri olan Bass Rejimlerine karşı İran dinci bir iktidarına göz yummuş hatta gizlice desteklemiştir. Humeyni devrim öncesi Türkiye’de ikamet etmesi bunun en güzel örneğidir. İranlı devrimcilerin en büyük hatası daha önce yine Amerika destekli Şah’a karşı  ‘Yeşil Kuşak’ projesi ile yine Amerikan destekli dincileri desteklemeleri ve kendi sonları hazırlamalarıydı.
 Burada konumuz tarihsel süreci anlatmak olmadığı için kısa kısa geçtik. Bu coğrafyada Arap olmayan bütün İslam ülkelerinde olduğu gibi Arapların Şeriatçı İslam  rejimine yani  “sınıfçı dine” karşı eşitlikçi dönemlerden kalan eski  dini kalıntıların etkilerinde yeşermiş “eşitlikçi dinsel formasyonlar” yeşermiştir. Bu iklim  büyük bilginlerin yetişmesini sağlamış ve bilimin bu topraklarda daha rahat boy vermesini sağlamıştır. Tarih boyunca İran bir uygarlıkların geçiş bölgesi olmuştur. Bu coğrafyada  gelmiş ve geçmiş uygarlıkların tarihi süreci  doğru  çözümlersek geleceği birlikte doğru örme şansımız olur. Ama unutulmasın ki Tarihsel Materyalizmin ışığı bize tarihte kültürel olarak ayrışmalar gibi gözüken bir çok unsurun sınıfsal kökenleri olduğunu göstermiştir. İran tarihi de sınıfsal boyutundan tecrit edilerek anlatılamaz. Tarih sınıf savaşımları üzerine yükselir.Yukarıda anlattıklarımız İran tarihinde kültürel ayrışmaların temelinde, yöneten erke karşı geniş yoksul ve köylü yığınların, dinsel yani kültürel formasyonlar altında direnişlerindeki gizil gerçek sınıf savaşımıdır. Yazının ilerleyen bölümlerinde göreceğimiz gibi bu gün dini bir rejim gözüken yapıdan hakim olan kapitalist ilişkilerdir. Mücadelede oradaki işçi ve köylü ve yarı proleter unsurların oluşturduğu veya oluşturacağı parti ve örgütlerle ortaklaşa öreceğimiz mücadele sürecinde  gizlidir.  Kısacası burada yaşayan halkın gelecekte  sosyalizmin eşitlikçi dünyasına ayak uydurmalarının zor olmadığını bilmeliyiz.  Köhneleşmiş tortuların kazınması, ülkelerimizin tecrübelerini paylaşması tarihi saptığı ibreden tekrar doğru noktaya getirecektir.


Günümüz İran’ını Ne Kadar Tanıyoruz

Günümüz İran’ını ne kadar tanıyoruz? Bu soru hepimizin ortak sorusu olmalı çünkü aldığımız bilgilerin ne kadar doğru olduğu tartışılır. 2003 yılında ülkemiz aydınları aralarında sosyalist aydınlarda olmak üzere İran’a Doğu Konferansı çerçevesinde gittiler. İzlenimleri ve oradaki  aydınların fikirleri bize oldukça ilginç gelecek belki de fikirlerimizi tazeleme gereği hissedeceğiz.
Doğu Konferansı gezisine Türkiye’den Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu ve Aydın Çubukçu katılıyorlardı. Kendilerine ilk olarak şah zamanında kurulmuş bizim olgunlaşma enstitüsü benzeri bir okul devrim sonrası üniversiteye dönüştürülmüş. Sadece kadınların eğitim gördüğü Al-Zahra Üniversitesi gezdiriliyor. Burada onları Rektör Zahra Rahnavard karşılıyor.
Karşılama sırasında Zahra Hanım’a  2003 yılında reformcu gençlerin yaptığı ve polisin müdahale ettiği ‘amerikan desteğinden’ söz edilen eyleme katılan öğrencilerin cezalandırılıp cezalandırılmadıkları soruluyor. “İran’daki üniversite hareketi , tarihi öneme sahiptir. İslam Devrimi sırasında ben de devrimci bir öğrenci lideriydim. Öğrenci hareketi, her zaman bağımsızlık ve demokrasi istemiştir. Bugün de demokrasi ve özgürlük sorunu vardır ama hükümetler bunu kolay kolay vermezler. Kuran’da Allah demiştir ki, ‘Ben kimsenin geleceğini değiştirmem, eğer o kendisi değiştirmek istemezse!’ Kendimi hala devrimci öğrenci gibi hissediyorum, öğrencilerimin heyecanını paylaşıyorum. Onların karşısında olan herkesin karşısındayım. Şu anda öğrencilerim, ülkedeki hareketin içindedir.” 
Erkek egemenliği konusunda bir soruyu şöyle yanıtlıyor: “ Erkek egemenliğinin kaldırılması yalnızca kadınların sorunu değildir ve yalnızca kadınların mücadelesiyle başarılamaz. Ben insan haklarına inanıyorum ve bu aynı zamanda erkeklerin haklarını da savunmak demektir.”
Zahra Hanım Doğu Konferansı’nın çalışmalarının ilerletilmesi için dört teme komite kurulmasını öneriyor;
“1. İstiklal ve özgürlük komitesi : Bu komite, ezilen ulusların mücadelesini destekleyecek ve bu konularda araştırmalar yapacak.
2.Kültür, sanat, edebiyat komitesi. Söz konusu ülkelerin sanat ve edebiyatçılarını araştırmak, sanatçılar ve edebiyatçılar arasında ilişkiler kurmak ve mübadele yapmakla görevli olacak.
3.Özgürlükler Komitesi: Her ülkedeki özgürlük ve demokrasi hareketlerini araştıracak, aralarında bağlar kuracak. Söz, basın ve örgütlenme özgürlüğünü güçlendirecek çalışmalar yapacak.
4.Kadın Komitesi: Kadın bağımsızlığı ve özgürlüğü sorunlarını inceleyerek, araştırmalar yapacak ve bağlar kuracak.
Yazıda Zahra Hanım’ın hakkında ; bir sanatçı olduğu, ressam ve şair olduğu , Türkçe’ye çevrilmiş şiirler olduğu. Kültür felsefesi ve kültür politika ilişkileri konusunda , felsefi, edebi yazılar yazdığı ve kendisini bir devrimci olarak nitelendirildiği belirtiliyor.(2)
 Yazı devamla İran’da bize ters gelebilecek şeyler yaşanıyor diyor. İran Hemşehri Gazetesi yayın yönetmeni Abbas Maliki, kendinse reformlarla  hakkında sorular sorulduğunda; “ İnanabiliyor musunuz, kendilerine reformcu diyenler özelleştirmeye karşılar; biz muhafazakarız, özelleştirmeye ve devletin küçülmesini istiyoruz, onlar büyük ve güçlü devletten yanalar … Biz yabancı sermayeye daha çok yol açmaya çalışıyoruz, onlar istemiyor… Bunu aklınız alıyor mu ?” 
 Zahra Hanım’ın şu söylediklerine dönersek ; “ Üniversitelerden gazetelere, kadın çevrelerine kadar herkes, demokrasi mücadelesi ile Amerika arasında ilişki kurulmasından son derece rahatsızlar. Bize bu reformcu öğrencilerin en şiddetli Amerikan karşıtı olduğunu emperyalizme karşı mücadele ancak demokrasi mücadelesi ile birleşirse başarılı olur. Saddam diktatörlüğünün ve Afganistan’daki irtica hareketinin Amerika’ya karşı direnemediğini “ söylüyor  diyerek öğrencilerin reform yanlısı hareketleri Bush’un bu hareketleri destekliyorum açıklaması sonrası kendiliğinden biterek amaçlarını anlatmak için üniversiteler ve sokaklara dağılıp Amerika’ya karşı olduklarını ısrarla anlattıkları belirtiliyor.
 
 

IRNA Haber Ajansı eski Genel Müdür Yardımcısı , kapatılmış İktisat Gazetesi başyazarı , İrşad Bakanı eski müşaviri. Devirim sırasında Marksist öğrenci önderi.Şimdi  Humeyni’nin koyduğu ilkeler dönülmesini, yoksullardan yana, demokratik , özgür ve antiemperyalist bir yönetim kurulması ve özelleştirmelere karşı olan  Reformcuların gazetesi Afitap (Güneş) Dergisi Yayın Yönetmeni ve Basın Özgürlüğü Cemiyeti Üyesi İsa Sarkis şunları söylüyor; “ Doğu Konferansı, son derece olumlu. Sizin hedefleriniz, bizim de hedeflerimiz. Şu anda Amerika’nın Irak ve Afganistan’daki varlığı bölgenin en önemli sorunudur. Amerika’ya karşı mücadele, aynı zamanda demokrasi, özgürlükler ve insan hakları için mücadeledir.”
 Şimdi de yazının günlük insan halleri ve sokaktaki  görüntülerden bahseden bölümlerine göz gezdirirsek ; “ Tahran’ın en büyük caddelerinden bizdeki Atatürk Bulvarı’nın on iki kilometre uzatırsanız ve iki tarafında mağazalar, sinemalar, fast footlarla dolu dükkanlar yerleştirirseniz işte burası öyle bir yer. Günün her saatinde  canlı, kalabalık haline koruyor. Gecenin geç saatlerine kadar caddede kadın ve genç kızlar bu durumu Türkiye’de bile göremezsiniz. Büyük çoğunluğu ya yalnız yada hem cinsleri ile geziyorlar. Gülüyor, eğleniyor ve şakalaşıyorlar. Başlarında yarı açık başörtüleri pantolon ve üstüne tunik giyiyorlar. Kara çarşaflı görmek oldukça zor Kızılay’da , Ulus’ta ne kadar görürsen o kadar işte. Tahran ve İsfahan’da otomobil kullanan kadın sayısı Türkiye’den daha fazla.  Dergiler gazeteler on binlerce okuyucuya sahip. Bir sigara fiyatına kültür ve sanat dergilerini -hem de en iyi kağıda basılmış dergiler- bunlar alabilirsiniz.  Tahran’ın en büyük parkı olan Cemşid’de gecenin hayli geç saatinde 60-70 kadar kızlı oğlanlı bir grup gitar çalıp şarkı söylüyor. Bizimle birlikte gezen Dışişleri yetkileri de onları görünce tempo tutup eğlenceye karıştılar.” (3)
Yukarıda anlatılan izlenimler elbette 2003 yılındaki gözlemlerdir. Bugün Amerikanın saldırıları ülkedeki muhalefetin on yıllık uğraşlarını boşa çıkarıp daha fazla ilerleme kaydetmesini rahat örgütlenmesini engellemiştir. Çünkü her türlü istek Amerikanın güya desteğiyle isteniyormuş gibi  gösterilmektedir. Bir de buna  Amerikan’ın bunu onaylayan açıklamaları eklenince  ülke kendi hassasiyetleri ölçüsünde rahatça  gelişmeleri ve ilerlemeleri engelleme noktasına gidebiliyor. Sonuç içine kapanan çevre ülkelerden tecrit olan hatta kin tohumları atılan diğer ülkelerin tümünü Amerikancı gören gericilerin istediği bir noktaya bir İran’ın oluşmasıdır.
Daha geçen günlerde İran polisi yukarıda anlattığımız  görüntüler yüzünden sokakta başı İslam kurallarına göre kapalı olmayan  kadınlara müdahale edileceğini, taksicilerin bu kadınları taksilerine almamaları ve bu tür giyim satan mağazalara müdahale edileceğini duyuruyor. Ülkedeki muhalefet ve öğrenciler sırf Amerikancı  gözükmemek için geri adım atmak örgütlenememekle yüz yüze kalıyor. Çünkü Amerika gericiliği açık ya da kapalı hep destekçisi olmuştur. Bu gün tek düşman gösterse de Pakistan’da veya başka İslam ülkelerinde   desteklemekte finansmanı vermektedir. Hem petrol bölgelerin elde tutmak hep bu ülkelerde yükselecek ilerici hareketleri boğmak için kendine bir düşman gereklidir.
Unutmayalım ki ülkemizde hep kara çarşaflı gericilerin yurdu olarak görülen İran binlerce yıllık bir Fars kültürü üstüne oturuyor. Bugün yapılması gereken anti-emperyalist bilinç ve halkların kardeşliği şiarıyla kurulacak ülkemizin görece güçlü ve deneyimli işçi sınıfının tecrübeleri ile perçinlenerek bilinçlendirilecek bir enternasyonalist dayanışma örülmesidir.İranlı aydınların da tespit ettiği gibi bölgedeki demokrasi ve devrim mücadelesinin önündeki en büyük engel Amerikan varlığı ve onun kukla uydu devletçikleri olacaktır. Ülkemizin etnik yapılarca örüldüğünü unutmadan sıranın bize de geleceğinin bilinciyle komşu ülkelere ön yargı ile bakmak yerine onlarla daha sıcak ilişkiler kurmamız gerekmektedir. Ancak o zaman devrim bu topraklarda bir hayal olmaktan çıkar.


İmparatorluğun En Büyük Kozu:
Etnik Yapıları Harekete Geçirme

İmparatorluğun en büyük silahı zayıflatmayı istediği bir ülkede bulunan etnik yapılardır. Her ülkeye ve o ülkedeki etnik yapıya göre bir politikası olan imparatorluk. O ülkeyi iyice zayıflatmadan, iç karışıklıklar yaratmadan müdahale etmeyi pek düşünmez. Irak’ta bunu gözledik. Sıra İran’a geldiğinde de senaryo aynıydı. Konuyu biraz açarsam sanırım daha anlaşılır olacak.
2005 içinde İran Kürtleri ile güvenlik güçleri arasında çatışmaların çıktı. 9 Temmuz 2005 tarihinden bir gün önce İran’ın arama listesinde bulunan Kürt Milliyetçisi  Shivan Qader’ın güvenlik güçleri tarafından öldürülmesinin olayları alevlendirildiği söyleniyor. Olaylarda 20 kişi ölmüş ve 145 kişi yaralanmıştı.100 bin civarında Devrim Muhafızı’nın  bölgeye yerleştirildiği biliyor.
2005 yılı içinde basına sızdırılmamaya çalışılsa da Fars olmayan halkla güvenlik güçleri arasında sık sık çatışmaların çıktığı istihbaratı Avrupa gazetelerine sızdırılıyor. İran herhangi bir etnik sorun yaşamadığını bildirse de dış destekli çatışmalar sürekli oluyor.
Özellikle İran ve Irak sınır bölgesindeki Batı Azerbaycan’ın Mahabad şehrinde yaşayan Kürtlerin ayaklanmaları olayı daha da karmaşık hale getiriyor. Çünkü daha önce de Irak’ta Türkmenlerin yoğun olduğu bölgelerde çıkan ayaklanmalar bölgedeki nüfus yoğunluğunun Kürt’lerin eline geçmesiyle son bulmuştu. Kürtler bölgedeki bu ayaklanmalardan 8 yıl sonra self determinasyon istemişlerdi. Bu ayaklanmalar çok açık ki İran rejiminin Kürtlere baskılarından değil, dıştan yardım ve dayatmayla çıktığı üstelikte Irak’taki Kürt ağırlıklı yönetimce desteklendiği de çok açık.
İran’nın 16 Nisan 2005’te Arapların yaşadığı Kuzistan eyaletindeki çatışmalardan sonra İran İstihbarat Bakanı Ali Yunisi , Amerika ve İngiltere’nin İran’ı etnik ve dini çatışmaya götürmeye çalıştığı açıklamalarını yapması hiçte tesadüf değildir. Özellikle Avrupa ve Amerikan basının Kürt ayaklanmalarına geniş yer vermesi ve İran’a etnik haklar ve demokrasi gibi gerekçelerle baskı yapması uygulanan stratejinin sac ayaklarıdır.
Tebriz’de 2005 yılında İran meşrutiyetinin 100. Yıl dönümünü kutlayan Azerbaycanlı Türklerden 50 kişi yakalanarak gözaltına alındı. Bu olaylar Amerika ve Avrupa basınında yer almadı. Oysa 1945 yılında Güney Azerbaycan Türklerinin kurduğu devlet sınırları içinde kalan Mahabad Özerk Cumhuriyeti’ni Kürtler ilk devletleri olarak kabul ediyorlar. Irak ve İran’daki Kürtlerin yaşadığı coğrafi bölgeleri birleştirmek için Mesut Barzani’nin destek verdiği de bilinmektedir. Özellikle Pejvak, Komala ve Kürdistan Demokrat Partisi gibi örgütleri bu desteğin açık örnekleri durumunda. Irak Kürtleri İran sınır bölgesinde çıkan olayları sürekli protesto ederek desteklerini göstermektedirler.(4)

 

 


İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Laricani, ABD”nin PKK konusunda Türkiye’ye karşı samimi olmadığını söyledi. Laricani, ABD’lilerin Musul’da ve Kerkük’te PKK ile görüştüklerini belirtti. Laricani, ABD’nin PKK’ya karşı samimi olmadığını belirterek ” ABD’liler gerçekten bir barış ve istikrar peşindeyseler bu çifte standartlı davranışlardan vazgeçmeleri lazım” dedi.
NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını cevaplayan Laricani İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın ABD Başkanı Bush’a gönderdiği mektubun yeni açılım büyük bir fırsat olduğunu söyledi. Ortadoğu halklarının ABD’nin politikalarından rahatsız olduğunu belirten Laricani “ABD, Irak halkına demokrasi getireceğiz dedi ancak öyle olmadı. Irak halkı seçimde ABD’ye hayır dedi aslında” dedi. Laricani “ABD’nin Irak gibi İran’a müdahalesi olur mu?” sorusuna ise şu cevap verdi: “ABD’nin azıcık aklı varsa bu yanlışı yapmaz. İran Irak değil.İran’da demokrasi var. Seçimler yapılıyor. Irak zayıftı. Irak hükümetinin meşruiyeti yoktu ve komşuları ile ilişkileri de zayıftı. İran öyle değil. Böyle bir yanlış ABD’yi bölgede zora sokar” ABD’nin PKK’ya karşı tavrında da samimi olmadığını belirten Laricani “ABD’nin PKK’ya karşı tavrını görün. ABD PKK’ya karşı mıdır sizce? ABD’liler Musul ve Kerkük’te PKK’lılarla müzakereler yapıyorlar. ABD’liler gerçekten bir barış ve istikrar peşindeyseler bu çifte standartlı davranışlardan vazgeçmeleri lazım” dedi.Türkiye ve İran’ın bölgede rakip değil ortak olduğunu belirten Laricani “Her iki ülkede bölgede terörist istemiyor. Türkiye’nin de İran’ın da yukarıdan emir veren kimseye ihtiyacı yok.”  dedi.(5)

Avrupa’da basının olaya bakışı bizim için daha açıcı olacaktır. İran’daki sayısız etnik ve dini azınlığın artan baskı ve huzursuzluktan etkilendiği ve durumun Bush yönetimine ülkeyi istikrarsızlaştırmak ve aşırı muhafazakar yönetimi devirme için yeni fırsatlar verdiği yönünde. The Guardin’in yaptığı araştırma da ülkenin batısındaki Kürtlerden, kuzeydoğusundaki Türkmenlere uzanan pek çok azınlığın, Şii egemenlerin baskıcı politikalarından rahatsız olduğunu belirtiyor. Kürt kaynaklarına dayanarak Türkiye ve Irak sınırında nüfusları 6 milyonu bulan Kürtlere  zulmün artığını Salmas ve Kelares kasabalarında çatışmalarda 10 Devrim Muhafızının öldürüldüğünü Kürdistan Halkın Demokratik Partisi ve PKK’ya bağlı Özgür Hayat Partisinin çatışmalarda öncü rolü oynadığı 2005 yılı içinde öldürülen güvenlik güçlerinin 120’ye ulaştığını Kürtlerin insan hakları ihlallerine karşı uluslararası destek istediğini belirtiyor. Gazete ayrıca İran’ın güneydoğusundaki Beluci Sünni nüfusun Şii ayrımcılıktan şikayet ettiklerini 3 milyon nüfuslu kuzeydoğudaki Türkmenlerin Farsça konuşma ve kıyafet dayatmalardan rahatsız olduğunu belirtirken. Bahailerin dinlerini icra etmelerine izin verilmediğini belirtiyor. (6)
Yukarıda anlattıklarımı toparlarsam. Amaç burada ne demokrasi ne de etnik gruplara karşı işlenen insan hakları ihlalleridir. Sorun aslında imparatorluğun kendisi için açık tehdit olarak gördüğü  bir devleti karıştırma girişimlerinden başkaca bir şey değildir. Üstelikte ülkede Azeriler yada Türkmenlere yada Sünni Araplara yapılan ihlallerin hiç Amerika ve Avrupa basınında yer almazken Kürtlere karşı yapılan en ufak bir haksızlıkta olayın alevlendirilmesi bunun açık göstergesidir. Batı Azerbaycan’da self determinasyon hayalleri ile Azeriler İle Kürtleri yer değiştirterek Amerika’nın bölgede daha öncede açıkladığı en büyük müttefiki Kürtleri bir birine yakın bölgelerde toplanıp kendisine bağlı bir eyalet gibi çalışan bir devlet kurma isteği oldukça açık ortadadır. Daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi olayın ucu Mesut Barzani’den İsrail’e kadar uzanmaktadır. Kürtlerin dünyada kurulu tek devletleri olarak iddia ettiği Mahabad Özerk Cumhuriyeti Batı Azerbaycan Devleti içinde bir muhtar cumhuriyettir. Bu gün Azeri Türklerini her hangi bir karışıkla bölgeden uzaklaştırıp self determinasyon isteyecekleri , aynı Kerkük ve Musul’da bir süreci Kürtler uyanıkça uygulamaya koymaya çalışmaktadırlar.Unuttukları burası Irak değil ve yönetici Saddam Hüseyin değil. Etnik yapılar ne kadar sorun yaşasalar da Irak’tan daha özgür yaşamaktadırlar. Üstelik Amerikan karşıtlığı ülkeyi daha yekpare hale getirmektedir. Gericiliğin mevzilerini beslemektedir. Rejimin içe kapanarak güçlü hale gelmesi sağlanmaktadır. Çözüm değil çözümsüzlük üretilmektedir. Sorun gericilikle uğraşıp demokrasi getirmek değil düşmanlar yaratıp savaş ekonomisiyle kar kazanırken hegemonyasını ayakta tutma yarışında olan imparatorluğun sahnelediği kötü bir oyundur.

 

 

 

 

İmparatorluk Nükleer Tesislere Saldırı Planlıyor

İran’ın Büyük Peygamber tatbikatının ardından imparatorluğun ünlü gazetecisi Seymour Hersh New Yorker’da ABD’nin İran’ı nükleer silahlarla vurmasına yönelik planları aktardıktan sonra Washington Post da ‘Pentagon’daki planlayıcılar İran’ın yeraltındaki tesislerini vurmak için nükleer silah kullanmayı tasarlıyor’ dedi.
Bush yönetimi Tahran’a baskıyı artırma stratejisinin yanı sıra askeri saldırının da planlarını yapıyor. Kısa vadede olası kara saldırısı düşünülmese de havadan saldırının alt yapısı oluşturuluyor. İyice İran’ı güçten düşürmeden saldırması beklenilmiyor. İlk hedef nükleer tesislerin bombalanması. Bunun için İncirlik üssünün en uygun üs olduğu ama Türkiye’ nin ikna edilmesi sürecinin zor olduğu ele alınıyor.
Olası hedefler arasında Natanz’daki uranyum zenginleştirme, İsfahan’daki uranyum dönüştürme tesisi başı çekiyor. Askeri yetkililer, nükleer tesislere sınırlı hava saldırısı ile askeri ve siyasal liderlik hedeflerini kapsayacak yoğun bombardıman seçeneğini tartışmaya açmış durumda. Britanya şimdiden İran’daki temsilcilikleri, vatandaşları ve çıkarları ile Irak’taki askerlerini koruma planları yapması bu askeri planın bilgilerinin sızdırıldığının göstergesidir.
1981de Irak’ın Osirak nükleer tesisini vurmuş olan İsrail’den yetkililer Bush yönetimini ikna etmek için uğraştıkları basına sızmış durumda. Basına sızan haberlerde; ‘İsrailli yetkililerin uranyum zenginleştirmeden vazgeçmesi sağlanmazsa İran’ın bomba mühendisliği aşamasına geçeceğini, bunun dönüm noktası olacağını’ söyledikleri dile getiriliyor.
İran cephesinde ise nükleer tesislerin sağlamlaştırıldığı, dağlara tüneller açıldı, stratejik edildiği söylenmekte.20 den fazla binalık Natanz’ın kumlarla kayalar arasına inşa edilmiş sağlamlaştırılmış beton tavanları ve 2 m’lik duvarları olan iki devasa yer altı salonu bulunduğunu belirtiliyor. CIA analisti Kenneth M.Pollack, Pentagon’un tünelleri yıkmak için sığınak delici nükleer silahların gerekeceğini söylüyor. Emekli Hava Albayı Sam Gardiner de, 400 hedefin en az 75’inin sığınak delici nükleer silah gerektirdiğini söylüyor.
Sunday Times gazetesi ABD’nin nükleer silah B61-II yerine 2008’de tamamlanacak yeni sığınak delici füze Big Blue’nun kullanılabileceğini söylüyor. Ayrıca bu silah 13.6 kilogram ağırlığında ve yerin  35 m. derininde  patladığını bildiriyor. Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw ise bu haberlere şöyle tepki gösterdi. “ Tümüyle delirmişler.”  İran cephesi ise; “ABD öfke ve ümitsizliğinden kaynaklanan psikolojik savaş” diye nitelendiriyor ve ekliyor “2004 yılından beri topraklarımızda pilotsuz casus uçakları uçuruyorlar. 2005 yılında bir tanesini tespit edip düşürdük. Uçağın Irak’tan havalandığını tespit ettik.” diye açıklamada bulundu.(7)
İmparatorluk İran’da rejim değişikliğini tek seçenek gördüğünden Tahran’la bir türlü diyaloga yanaşmıyor. Bu konuda Eski Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın başdanışamın Lawrence Wilkerson , 2003’te İranlıların tüm sorunlar üzerine ABD’ye görüşme teklifinde bulunmasına ragmen rejim değişikliği isteyenlerin çoğunlukta bulunması bu görüşmelerinin yapılmasını engellerdi yönünde açıklamalar yapıyor. Eski Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilisi Flynt Leverett de bunu onaylıyor ve şöyle söylüyor. Bush yönetimi İran rejimini kabul etmiyor ve değiştirmeye çalışıyor. “Yönetimin bu meselede İran’la ciddi stratejik temellere dayalı diplomasi ihtimalini kasten devre dışı bırakmasıyla, elinde sadece Güvenlik Konseyi’nin harekete geçmesi veya İran’ın nükleer tesislerinin vurulması seçenekleri kalıyor ki, bunların ikisi de işe yaramayacak.” (8) 
9 Nisan 2006 tarihinde İran uranyum zenginleştirdiğini açıkladı. ABD ve Avrupa’dan gelen tepkiler çerçevesinde Resmi İran haber ajansına demeç veren  İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad; “ Başarıyla uranyum zenginleştirmemize kızanlara karşı vereceğim tek cümlelik bir karşılık var. Onlara diyoruz ki, öfkelenin ve hiddetinizde ölün. İran’ın nükleer çalışmalarını ilerletme hakkı konusunda hiç kimseyle herhangi bir şekilde görüşme yapma niyetinde değiliz. Ve kimsenin da geldiğimiz aşamadan bir santim geri adım atmaya hakkı bulunmuyor. Biz bugün nükleer bir ülkeyiz ve nükleer bir ülke olarak konuşuyoruz.” dedi. Uluslar arası Atom Enerji Ajansı Başkanı Muhammed El Baradey Tahran’da görüşmeler yaparak nükleer çalışmaları durmaları isteğine kendisiyle görüşen İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Gulamrıza Agazade  ve Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani “Böyle bir öneriyi kabul edemeyiz” cevabını aldı. (9)
İran ayrıca yaptığı açıklamalar ile ‘164 santrifüj kullanarak yüzde 3,5 oranında uranyum zenginleştirmeyi başardığını ‘  söyleyen İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Yardımcısı Muhammed Saidi, gelecek yıllarda bunun 164 santrifüjün sayısını yıl sonuna dek 3 bine çıkaracaklarını gelecek yıllarda ise 54 bine yükseltecekleri ve 1000 megavatlık atom reaktörünü çalıştıracak kadar nükleer yakıt elde edeceklerini belirterek “ Şu anda İran, dünyanın nükleer teknolojiye sahip sekiz ülkesi arasında açıklamasında” bulunuyor. İran’da bu olayın resmi bayram ilan edilmesini isteyen öğrenciler sokaklarda gösteri yaparken Milis güçleri Besicler yollara kutlama çadırları koyarak göstericilere pasta ve portakal suyu dağıttılar.
 Savunma Bakanı Muhammed Necar “Batılı ülkeler akılları varsa gerçeği kabul edip İran halkının iradesi karşısında durmasınlar” derken Resmi İran gazetesi “Nükleer yakıt üretmek petrolün millileştirilmesi kadar önemli meclis bugünü resmi bayram ilan etmelidir.” Açıklamaları gençlerin “Nükleer güç vazgeçilmez hakkımız “ yazılı önlükler giymeleri halkın gibi örnekler imparatorluğun elinin Irak’taki kadar güçlü olmayacağı yönündedir.
Halkın topyekün cevap verme ihtimalinin yanı sıra İran’ın misileme ihtimali de ABD’li yetkililerce dillendiriliyor. Bush “ haberleri bende okudum. Bunlar vahşi birer spekülasyondan ibaret. Doktrinimiz birlikte çalışarak İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemektir. Washington’da engellemenin ‘güç kullanmak’ anlamına geldiğini biliyorum. Bu kez ise diplomasi anlamına geliyor.” Diye açılma yaparken. Eski Merkez Kuvvetler Komutanı General Anthony Zinni , İran’a saldırmanın çok riskli olduğu uyarısı yaparak, “Bunun sadece bir salıdır olacağı ve hemen sona ereceği konusunda kendimizi kandırmamalıyız. İranlılar  misilleme yapacaktır. Bu da bölgedeki Amerikan güçlere, petrol ve doğalgaz alanları ve İsrail olacaktır” demesi asıl korkunun ne olduğunu ortaya çıkarıyor. (10)
BM Daimi üyeleri Çin ve Rusya’nın karşı çıkması üzerine AB kendi ülkelerinde teknoloji eğitimi gören İranlılara sınırlama getirme, sivil ve askeri teknoloji satmamak, İran’ın nükleer faaliyetlerinden sorumlu kişilere vize vermeme, İran’a mal satan şirketlere ihracat kredisi garantisi vermeme gibi yaptırımların uygulanmasını istiyor. İran “Büyük Peygamber” adıyla başlattığı Basra körfezindeki tatbikatlara bölge ülkelerinin katılmasını , karşılıklı saldırmazlık anlaşması yapmaya hazır olduklarını bildiren açıklamalar yapıyor. (11)
Türkiye konuya BM kararlarına uymak, konunun Türkiye-İran meselesi diye değil uluslar arası toplumun bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiği, askeri saldırının kabul edilemeyeceğini , şimdilik Türkiye’den arabuluculuk pozisyonun beklenmemesi gerektiği yönünde açıklamalar.
İmparatorluk cephesinde ise işler karışık Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice , BM güvenlik Konseyi’nin bu gelişmeler sonucu yapacağı ilk toplantıda İran’a karşı yaptırımların yanı sıra askeri müdahale seçeneklerine de el atacaklarını belirterek nükleer programın askıya alınmasını 30 günülük süresi olduğunu ve bu gerçekleşmezse BM sözleşmesinin 7.Bölümünün 41. Maddesi  ekonomik, ulaşım ve diplomatik yaptırımları, 42 maddesi ise yaptırımlar işe yaramazsa havadan, deniz ve karadan askeri müdahale seçeneğini öngördüğünü belirterek Çin ve Rusya’nın ikna edilmesi gerektiğini belirtiyor. Irak savaşında aktif görev almış emekli generaller ise ‘Rumsfeld istifa etsin’ Irak’ta her şeyi eline yüzüne bulaştırdığını söylüyorlar. Bu generaller Merkez Komutanlık (CENT-COM) eski komutanı orgeneral Anthony Zinni , koramiral Greorgory Newbold, tümgeneral John Riggs ve tümgeneral Paul Eaton  ve Irak işgalinde aktif görev almış tümgeneral  Charles H. Swannack ve Tümgeneral John Batiste . Bunlar adına konuşan 2004’te Irak’ta 82. Hava İndirme Tümeni’ne komuta etmiş Swannack “Irak savaşı hatalarla dolu terörle küresel savaşa ve terörü kıyılarımızdan uzak tutmaya devam etmeliyiz. O  isyana karşı savaşın dinamiklerini anlamıyor . Yeni bir savunma bakanına ihtiyacımız var. Ebu Garih’deki işkence skandalında kusurlu olduğuna inanıyorum. Ama bu hataları kabul etmek yerine devamlı basında meşrulaştırmaya çalıştı.” Bush Rumsfeld’e destek çıkarak “Kritik dönemde Rumsfeld’in enerjik ve istikrarlı liderliğine ihtiyaç var. Tam desteğime ve derin takdirime sahip “ derken Rumsfeld “Fikirlerine saygı duyuyorum binlerce general var, her seferinde ikisi- üçü farklı düşündü diye bakan değişirse bu iş atlı karıncaya döner” diye açıklamada bulundu.  (12)
Konuyu toparlarsak şu sonuçlara ulaşabiliriz. İran çevresindeki ülkelerle çeşit askeri ve ekonomik anlaşmalar yapmış. Rusya ve Çin’in üstü örtük desteğini alan onlarla iyi ilişkileri olan bir ülke. Kaynakları tüm ambargolara göre iyi kullanan bir ülke. Bunların hiç birisi olmasa bile devrime bağlı çok kalabalık bir ordu ve milis kuvveti var. Ayrıca kullanılacak nükleer silahlar yalnız İran’ı değil bölge ülkelerini dinamit kutusuna çevirecek petrol ve doğalgaz bölgelerini tehlikeye düşürecek durumda. Hava saldırılarını olabileceğini ancak büyük nükleer silahlarla olamayacağını düşünüyorum. Kara saldırısının gündeme henüz giremeyeceğini belki etnik yapıların ayaklanmalarıyla ve hava saldırıları ve ambargo ile iyice zayıflatarak belki -Irak’ta bu on yıl sürdü- uzunca bir süre sonra olacağını düşünüyorum. 
Ülkemizdeki muhalefetin yapacaklarına  gelirsek, çok açıktır ki ülkemizdeki siyasi erk ve İran siyasi erk nasıl davranırsa davransın iki ülke halklarının ve işçi sınıflarının önyargı duvarlarını yıkıp ortak düşmana karşı birleşip bölge devriminin bir elli yıl daha geriye atılmasını engellemektir. Burada en büyük görev tarihsel olarak işçi sınıfı  deneyimleri görece ileri olan ülkemiz işçilerine ve onları siyasi önderi olması gereken işçi sınıfı partilerine düşmektedir. 

 Kaynaklar:
1. Dünya  Tarihi William H.Mc Neill Çeviren: Alaeddin Şenel İmge Kitabevi
2. Umudun ve Cesaretin aydınlığında İran , Aydın Çubukçu 03.10.2003
3. age 05.10.2003 
4. “İran, Amerika ile sınır ötesinde sıcak çatışmada” , Cavid Veliev Tusam Yakındoğu Araştırmalar Masası 22.08.2005 aht.
5. 08.05.2006 aht
6. 01.04.2006 aht
7.  10.04.2006 aht
8. ABD’nin rejim takıntısı Tony Karon 10.04.2006 aht
9. 14.04.2006 aht
10. 13.04.2006 aht
11. 11.04.2006 aht
12. 15.04.2006 aht

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Walla bununla uraşana bunu yazana helal ;) aradığım ödevin cevabını burda bulamadım ama eminimki bir çok ödevin cevabı burda ;)
Gönderen önemsiz on Tuesday, 04 November 2008 at 10:38


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 1 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: İran: Ortadoğu'nun En Eski Uygarlığ... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5471588
Syndicate
 
left
Top! Top!
right