left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Dilek Özbek arrow Orhan Pamuk'u Bilmem ama Mimar Sinan Ermeni'ydi
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Orhan Pamuk'u Bilmem ama Mimar Sinan Ermeni'ydi Yazdır E-posta
Yazar Dilek ÖZBEK   
Monday, 23 October 2006

              Bir yazar, bir kitap yazdı. Ve yazdığı kitapla uluslar arası beğeni
kazanıp Nobel ödülü aldı. Kitabında anlattığı ise bizim eski el sanatlarımız
olan ve teknoloji çağının unutulmaya terk ettiği için uzunca bir zaman yok
saydığımız ''tezhip'', ''hat'' ve ''minyatür''.

  Bu tarihimizde varolan ''zarif'' sanatın ''nakkaş''ları üzerine romanını
kurgularken, toplumumuzun ''Doğu gericiliği'' yanlarına da, şovenizmin her
türden olanına da ince ince eleştirilerini serpiştirmeyi ihmal etmemiş.

   Kitabını okuyunca; bir ülkenin tarihi bir sanatı bu kadar güzel
anlatılabilir ve tanıtılabilirdi diye düşünmekten alamadım kendimi. Eseri
okuyana kadar, ''yalnızca kendisi için bir roman yazmış ve yalnızca kendisi
tek başına bir ödül almış'' tarzında bir kanaatım vardı ve ''böyle olduğu
halde neden sanki Nobel ödülünü reddetmeyerek vatana ihanet etmiş gibi bir
muameleye tabi tutulduğunu'' sorguluyordum kendimce. Ama merakıma yenilip de
kitabı okuyunca, yazara iki kez haksızlık edildiği kanaatine kapıldım. Çünkü
eser, yalnızca kendine ait bir kurguyu yazıya dökmüyor; tersine ülkesinin
kültürel zenginliklerini de dünyaya tanıtıyor. Elbet yaklaşımı, içinde
yaşadığı toplumun kimi açmazlarına da kendince ve bence de çok haklı bazı
eleştiriler de içeriyor. İçermemeli mi? Toplumlar da, kişiler de
''eleştiri'' ve ''özeleştiri'' mekanizmasını çalıştırmadan ileriye doğru yol
alabilirler mi?

    Peki ya sanat? Sanatın başlıca işlevi, topluma kendisini görüp kendi
eksiklerini tamamlayabilmesi, hatalarını düzeltebilmesi için ''ayna'' tutmak
değil midir? Bunu başarabilen toplumlar ileriye doğru giderler,
başaramayanlar ise geriye gider ve gericiliğe yenik düşerler.

   Pamuk'un kitabındaki nakkaşlar, padişahın kitabına gizli gizli minyatür
resmediyorlar. Demek ki padişah bile korkuyor gericilikten. İlerici bir yanı
var belli ki padişahın. Yoksa gericiliğin ''sıfat resmidir'' deyu ''fetva''
verilmesine aldırmadan kitabına ''sıfat'' resmettirir mi? Nakkaşlara da o
kadar sahip çıkabiliyor demek ki; çaktırmadan çaktırmadan. Belli ki
''saray'' da kuşatma altında.

    Ama nakkaş, sanatçı. Üretken bir sanatçı. Belki de ölümü bile göze
alacak içindeki genlerine kazılı ''resmetme'' güdülerini dışa vurmak için.
Nasıl engel olunabilir ki buna? Padişah da beğeniyor belli ki sanatçının
işlediğini; tüm verilmiş ve verilebilecek fetvalara rağmen ''günaha''
girmeyi göze alıp, onlara kitabını bezemeleri için nakkaşlara bir sürü para
verdiğine göre. Ama nakkaş kadar cesur değil yüreği.

    Belli ki ekonomiyi elinde tutan ve sarayının içine, odasına- odalığına
kadar kendini kuşatan doğu gericiliğinin bir bakıma tutsağı olmuş o
da.Nakkaş, padişahtan daha yürekli; çünkü sanatını üretmezse soluk alamaz.
Onun en büyük aşkı sanatı ve ne pahasına olursa olsun; ''kara- cahil''
kalabalıklar da onaylamasa, ''padişah'' da kellesini alacak olsa sanatını
icra etmekten başka çaresi yok!

     ''Nakkaş'' kim? Usta nakkaşların çoğu Ermeni. İslamiyetin sıfat
resmetme yasağı onlara değmemiş olduğundan belki de. Bu sıfat resmetme
yasağı; aslında zamanına göre ilericilikmiş, ''put''laştırmayı kırmak
istemişler. Oysa işin bu ilerici özü doğu gericiliğince unutturulunca;
gerici bir yasağa dönüşmüş. ''Putlaştırma''nın kendisi ise, bizzat
yobazlarca ''sakal-ı şerif öpmek'' modeline kardırılarak sürmüş gitmiş.
Geçen gün TV'de izledim kuyruğa girmiş çarşaflı kadınlar, sakallı adamlar.
Yeşil bir bez parçasına sarılı bir dikdörtgeni hiçbir hijyen tereddüdüne de
kapılmadan öpüyorlardı.  Pamuk'un kitabındaki eleştirileri; bu gericiliğe-
yobazlığa dair. İlerici olup da katılmamak mümkün mü? Esas tavır alınması
gereken yeşil beze sarılı bir dikdörtgenin baş tacı edilmesi değil mi? Ama
biz, Orhan Pamuk'un yapıtını ayaklar altına aldık neredeyse bu beze sarılı
''sakal''a tapınırken.

     Orhan Pamuk'un ''nakkaşlık''tan yola çıkarak bir roman yaratmasında da
şaşılacak hiçbir yan yok. Yazar olmaya karar vermeden önce mimarlık eğitimi
alıyormuş ve çocukluğundan beri resim çizmeye merakı ve yeteneği olan bir
sanatçı.

   Olay bu denli doğalken, üstelik bütün dünyaya bize ait bir kültür
zenginliğini tanıtıp, dünyanın beğenisini toplayıp, bu beğeni nedeniyle
''Nobel'' gibi edebiyat alanının en önemli ödülüyle de eserini ve nakkaşlık
sanatını taçlandırmışken ''vatan haini'' muamelesi görmesini anlamak ise;
başka bir ülkede olsak ''hiç mümkün değil'' diye tamamlardım cümlemi; ama
bizim ne yazık ki ''doğu gericiliğini'' neredeyse iliğine- kemiğine kadar
nüfuz ettirmiş olan ülkemizde, gayet de mümkün. Bir yazarımıza ''Nobel''
verilmesini ''dış devletlerin saldırısı'' olarak algılamamız da doğal tabii
netice itibariyle.

   Esas tehlikeli olan, bu yaklaşım tarzımızın kendisi. Emperyalist-
kapitalizm de, Doğu gericiliği de bizim bu her anlamda fazlasıyla ''yobaz''
tutumlarımızdan yola çıkarak oynuyorlar bizimle. Dün Ermeniler gibi
toplumumuzu ileriye götürebilecek ciddi bir dinamizme sahip kesimlerimizden
mahrum ettiler bizi bu kışkırtmacılıklarıyla, bu gün de Kürtler üzerinden
oynayıp duruyorlar aynı oyunlarını.

   Ermeni meselesindeki yaşanmışlığımızdan esas çıkartmamız gereken ders;
ortak toprakları, tarih boyunca paylaştığımız farklı kültürlerle barışık
olmamız gerektiğidir. Dün Ermeniler'imizi kaybettik, yıllardır da
Kürtler'imizi kaybedip duruyoruz. Biz Ermenileri kaybederken; toplumumuzu
ileriye doğru götürme potansiyelini; resmiyle, yazmacılığıyla,
duvarcılığıyla, taş işçiliğiyle, mimarlığıyla, tiyatro- sinema ve diğer
güzel sanatlarıyla topyekun bir üretici dinamkten de yoksun bıraktık
kendimizi.

    Ve bunu yapmamızın, onlarla savaş sürdürmemizin yalnızca emperyalist-
kapitalizmle doğu gericiliğinin işine geldiğini; bu iç çatışmanın
bitirilmesi, yaraların sarılması gerektiğini ifade eden sanatçılarımızla da,
aydınlarımızla da çatışıyor, onları cezalandırıp duruyoruz şimdi. Sanki
farklı etnik grupların bize karşı kışkırtılmasının önlemi, onların adını
bile anmamaktan, olan- biteni inkardan ve yok saymaktan geçiyor gibi
yapıyoruz.

    Bir yazarımızın ''Nobel'' gibi bir ödülü almasını kutlayamadığımız gibi,
''kral çıplak'' diyen her aydınımızı da işkencelerle, mapushanelerle,
idamlarla, ağır cezalarla mahkum edip durmadık mı yıllardır?

    Aslında biz bunu hep yapıyoruz. Özellikle de 12 Mart 1971'den beri
neredeyse tek yaptığımızbu ve sırf etnik köken insanlarımızı değil, asker-
sivil aydın gençliğimizi de Hitlervari fırınlara atıyoruz. Sonra da ''bu
ülke niye gelişmiyor? Yoksa bu ülkenin insanları mı aptal?'' diye soruyoruz.
Niye gitgide gericilik sardı ortalığı diye de soruyoruz.

     Şimdi sıra nereye gelecek diye merak ediyorum. Mimarimize, ülkemize,
İstanbul'umuza inkar edilemeyecek değerler katan, dünyaca ünlü camilerimizin
mimarı mimarbaşı Sinan da Ermeni'ydi. Pek çok tarihi binaların mimar ve
ustaları da ya Ermeni, ya da Yahudi.

     Korkarım kah ''din'', kah ''ulus'' maskeleri altında ülkemizde gitgide
azdırılmasına yol verilen ''Doğu gericiliği''; gün gelecek; bu
değerlerimizin de tümünü ''gavur icadı'' sayarak yerle bir edecek. Tıpkı
kadınlarımızı her geçen gün daha fazla ''türban''a ve ''çarşaf''a sokup,
kafes arkasına itelediği gibi.

     Dış emperyalizme karşı anti- emperyalist bir hat oluşturmak yerine ülke
içindeki halk topluluklarına karşı anti- Kürt, anti-Ermeni türünden ''iç
savaş'' sürdürücü hat izleyen Amerikan Neo- con'larının Neo- Memet türevi
''kafatasçı- ırkçı'' ulusalcıların ve ''din'' kisvesine bürünüp İslamiyet'in
tüm farklı halk- kültür ve inanışlara saygılı ilericiliği yerine yobazlığa
kardırılmış tefeci- bezirganlık temelli gericiliğine sarılan ''sivil-
toplumcu''ların; bu ülkeyi adım adım bir gün sırf Ermeni olduğu için Mimar
Sinan'ın eserlerinin bile suç sayılabileceği bir mecraya taşımakta
olduklarını fark etmek, her fırsatta ortaya koymak ve ''ilerici'' öz taşıyan
her hamleye sahip çıkmak zorundayız.

    Bu çerçeveden bakıldığında; Orhan Pamuk'u kınamak, ya da eleştirmek
yerine; bu ülke de ödüllendirmelidir.

   Tıpkı cezalandırmak yerine bunca üstüne gelinmesine rağmen ülkesinin
bağımsızlık ve özgürlük kavgasından vazgeçmeyen tüm özgürlük ve bağımsızlık
savaşçılarını ödüllendirmek gerektiği gibi.

    Tıpkı; 12 Mart'larla, 12 Eylül'lerle yaşamlarını yok ettiğimiz topyekun
gençliğimizden ve bu emperyalist bağımlılıkla elele vermiş Doğu
gericiliğimizin üzerine saldırıp perişanlığına neden olduğu etnik
kökenlerimizin tümünden özür dilemek ve yaralarını sarmak zorunda olduğumuz
gibi.

     Nakkaşlarıyla, minyatürüyle, tezhibiyle, mimarisiyle, yazmalarıyla,
yazılarıyla, fikirleriyle, üretimiyle bu ülkeye değer katan herkese ve her
şeye borcumuz var.

     Kültürümüze sahip çıktığı ve onu uluslar arası camiaya bunca güzel
taşıyıp kabul ettirebildiği için Orhan Pamuk'a binlerce teşekkür ediyor ve
herkese savaşsız- sömürüsüz bir dünya umuduyla iyi bayramlar diliyorum.

                                                         

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
kıyasladığınız iki isminde farkındasınızdır umarım.MİMAR SİNAN KOCA TÜRK olarak anılmıştır ve öyledir.bir TÜRK olarak eserleriyle dünyayı kendine hayran bırakmış ve İSLAMİYETi seçen değerli bir sanatçıdır.zaten ermenilere dokunan da budur!!!bu derece büyük eserleri veren sanatçının TÜRK ve MÜSLÜMAN olmasını hazmedemektedirler!tıpkı siz kraldan çok kralcılar GİBİ!!siz ermeni çocuklarının o sözde soykırımla beyinlerinin doğduklarından beri yıkandığını,bizlerden nefret ettiklerini kabullenemeyen,hayatı rumlar ermeniler dost herşey güllük gülistanlık diyerek pamuklar içinde yetişmiş annesinin karnında dünyadan bi habersiz doğmadan vahşeti yaşamış çocukları görmezden gelen magazindeki yunanistandaki israildeki her haberi keyifle seyredebilen cahil gençlerimizsiniz malesef ama malesef yine diyorum BİZİM GENÇELERİMİZSİNİZ UTANARAK DİYORUM BİZİMSİNİZ
Gönderen NEKEN on Wednesday, 02 July 2008 at 12:23

orhan pamuğa yazıklar olsun.pislik
böyle bir şey yoktur.cocuklarımızın beynini yıkamasın
Gönderen sena on Wednesday, 27 February 2008 at 11:40


 1 
Sayfa 1 / 1 ( 2 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Orhan Pamuk'u Bilmem ama Mimar Sina... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right