left
 
 
   
right
Ana Sayfa arrow Yazarlarımız arrow Dilek Özbek arrow Tarih Boyunca Ermeniler Ve Orhan Pamuk Ve Nobel
Monday, 06 February 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Tarih Boyunca Ermeniler Ve Orhan Pamuk Ve Nobel Yazdır E-posta
Yazar Dilek Özbek   
Friday, 20 October 2006

                                           


‘’Ermeniler de İranlılar gibi ilk zamanlarda güneşe,aya,suya toprağa,rüzgara taparlardı.Üstleri daimi karla örtülü Masis (Ararat),Nemrud,Süphan (Sipan),Arakaz gibi alev saçan dağlara,yıldızlara,gezegenlere,burçlara,yalçın kayalara,büyük sulara,güvercin,şahin,kartal,boğaya,Sos(gümüşlü kavak)gibi ağaçlara,hayali Tanrılara,iyi ve kötü ruhlara taparlardı.’’(Bolsohays-İstanbul Armenians sitesi)


                                    TARİH BOYUNCA ERMENİLER

                                                       Ve Orhan Pamuk

                                                                   Ve NOBEL


       Son günlerde Fransa’nın başrolde oynuyor göründüğü;ancak gerçekte uluslar arası ülke-şirketler emperyalizminin senaryo ve yapımcılığını üstlendiği ‘’suni’’ bir kriz yaşıyoruz. Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat ödülü almasıyla doruğa tırmanıp,neredeyse tüm gündemi kaplayan ve suni olarak yaratılmış olunsa da,tırmanma olasılığı taşıyan, şayet tırmanırsa tüm bir Anadolu mozayiği olarak bizden başka hiç kimsenin de zarar görmeyeceği bu krizin adı:Ermeni meselesi… Oysa,hadisenin bu yanı atlanılıp,sanki orta yerde bir Orhan Pamuk krizi varmış gibi yapılmakta…


     Öncelikle,henüz ne yazık ki Pamuk’un ödüle konu olan eserini okuyup da kendi beğeni süzgecimden geçiremediğim için, bu konuda olumlu, ya da olumsuz bir tahlil yapamayacağımı ifade etmeliyim. ‘’Sanat’’la ilgili beğenilerimi; önyargısızca ve yalnızca kendi ‘’algı’’ ve ‘’beğeni’’ kapasiteme göre yapmayı tercih ettiğim için ve daha önce de başka ülkelerin başka ‘’Nobel’’ almış eserleri arasından da kendi ‘’beğeni’’ süzgecimden geçmemiş olanlar çıkmış olabildiği için (örneğin her Eurovision ödüllü parçayı da, ya da her Oscar’lı filmi de beğenmeyebilirim) ve de bu ‘’beğenmeyişi’’ ille de kompleks yapıp kendimi ‘’cahil’’ veya ‘’sanattan anlamaz’’ gibi algılayamayacak kadar (isteyen Narsistlik olarak da değerlendirebilir) kendi ‘’beğenim’’ odaklı baktığımdan ötürü, kitabın edebi değeri, tarihi-sosyal içeriği hakkında bir fikir de yürütemeyeceğim. Bence bir sanatçının; ortaya koyduğu ‘’üretim’’in kalitesi (Nobel alsa da,almasa da) önemlidir ve kutlanması, ya da yerilmesi; ancak bu düzlemden değerlendirildiğinde anlamlıdır.


      Sonuçta; yazarın eserini ‘’Nobel ödülünü verenler’’; şu ya da bu etki altında kalarak, ya da kalmayarak beğenmişlerdir; bu da onların bileceği iştir. Ve elbette her yazar, Nobel ödülü almak ister ve almışsa da bu da onun şahsı açısından, kendisiyle sınırlı ciddi bir başarıdır. Konunun sanki milli takımımız UEFA Kupasını almış vb. tarzında ele alınması da gerekmez. Yazar, şahsen bir ‘’üretim’’ yapmıştır ve şahsen o üretimiyle (biz beğensek de beğenmesek de) yazarlığı açısından önemli bir ödül almıştır. Bu da beni ne sevindirir, ne üzer, ne de yapıtını değerlendirmemde olumlu ya da olumsuz bir önyargı sahibi kılar. Olsa olsa, ilk fırsatta ödüllü kitabını okumaya ‘’teşvik eder’’. Yazarın evvelce okuma fırsatını bulabildiğim yegane kitabı ‘’Kara Kitap’’tır ve bu kitabı da hiç beğenmediğim için, diğer eserlerine karşı ilgisiz kalmış olduğumu, şu anda Nobel ödülü aldığı ve bunca tartışma doğduğu için; bu ödüllü kitabı merak ettiğimi ve ilk fırsatta okuyacak olduğumu da bu vesileyle belirtmeliyim.


        Beni bir ‘’vatandaş’’ olarak esas ilgilendiren ve sayın Pamuk ödül alsaydı da,almasaydı da herkesi ilgilendirmesi gereken konu; başlangıçta ifade etmeye çalıştığım gibi ülke-şirketler emperyalizminin ‘’Millet-i sadıka’’ Ermeni etnik kökenli vatandaşlarımızla aramıza ekmeye çalıştığı ‘’kafatasçı’’ nifak tohumlarıdır.


       Ülkemizi etnik köken üzerinden bölmeye çalışan emperyalist mihraklar; ülkeye dair aklı başında ve duyarlı bakış açısı olanların çoktandır farkında olduğu ve uyarmaya çalıştığı gibi; yalnızca ikiye bölen ‘’NATO Planı’’ ile sınırlı bakmıyorlar bu ‘’böl- parçala- yönet’’

Emperyalist yöntemine…

      Sıra, Kürt insanımızdan sonra, şimdi de Ermeni vatandaşımızda…Yarın belki Boşnak,Laz,Çerkes,Yahudi,Rum ve diğer insanlarımızda…Aklımızı başımıza toplamazsak ne ‘’kafatasçılığın’’, ne de bu kafatasçılığın ‘’kışkırtılması’’na dayalı ‘’bölünebilme potansiyeli’’mizin sonu da yok… Baştan beri sitemizde bunu anlatmaya, bunu anlatan ve bölünmüşlük noktalarımıza bir derleyicilik getiren projeler öneren kim olursa olsun (Abdullah Öcalan da olsa) sahip çıkmamız gerektiğini; çünkü uluslar arası ülke- şirketler emperyalizminin ülkemizi de ‘’Yugoslavya’’ gibi dilimlerine ayırmasının yegane tedbirinin bu olduğunu ifade etmeye çalışıyoruz öncelikle…


       Bunu yapabilmenin ve emperyalist kapitalizmle elele vermiş Doğu gericiliğinin gitgide kör göze batacak derecede ilerlettiği bu planın önünü kesmenin tek yolunun; Türk, Kürt, Ermeni,Azeri Boşnak, Laz, Müslüman,Hristiyan,Yahudi,Sünni,Alevi,Süryani vb. tüm kültür varlıklarımızın; dilleriyle, geleneksellikleriyle,inanışlarıyla bir bütün olarak Anadolu mozayiği kapsamında kucaklanması; bu anlamda farklılıkların birbirine zenginlik katan birlikteliğinin yaratacağı elbirliği ve kültür zenginliği içeren bir yaklaşımın;öncelikle de ‘’yönetici’’ kesimlerimiz ve kurumlarımızca kabul görüp, kollanılması-sakınılması;bu güne dek süren bu farklılıklardan ürken, kendine güvensiz yönetim modellerinin terk edilmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. Buna hizmet eden bir demokratik tutuma bir an evvel yönelinmesinin ‘’bıçak kemiğe dayanmış’’casına zorunluluğundan ve tersinin ülkemizi uçurumun eşiğine getirmişliğinden 2 yıla yakın bir zamandır bahsediyoruz. Bunun yolunun da; sonrasında insanları birbirine karşıt etnik veya sınıfsal konuma sokan, cins’ten başlayarak her türlü ayrımcılığı damarlarımıza enjekte eden emperyalist-kapitalist-pre-kapitalist sistem güdümünde değil; bu ayrımları hiçe sayan ve genlerimize kazınmış ilkel komüna gelenekselliğimizde bulabileceğimizi ifade etmeye çalışıyoruz.


     Dünya insanlığının bugünün tahammül edilmez bir biçimde vulgar (kaba) bir materyalizme buladığı ‘’metalar çağı’’na adeta meydan okurcasına maneviyata aramaya yöneldiği ve kimilerinin ‘’Da Vinci’nin Şifreleri’’ arasında, kimilerinin Kur’an Şifrelerinde arayıp el yordamıyla belli-belirsiz bulabildiği ‘’sır’’ları; aslında dünya toplumlarının tarih-öncesi (yazısız tarih) gerçekliğinde; oradaki kardeşlik bağlarında, insan ayırt etmeyen eşitlik ve paylaşımcılığında, el yordamıyla bulunan bu ‘’ilkel komünalite’’ tarih öncesi barbarlığında; onun Şamanizminde, Paganizminde, o dönemlerinin kendi yoplumunca yaşanmış Kızılderililiğinde saklı…


      Bu açıdan baktığımızda bu insanlığın derinlerinde yatan ‘’sır’’ra en yakın topluluklar; yalnızca Kızılderililer ve yalnızca Kızılderili gelenekselliğinden kan alan Latin Amerika ülkeleri değil…Asya ve Orta-Doğu toplumlarının da;bu gerçekliği en özgün bir biçimde bünyesinde barındırdığı gerçekliği ise; tarih bilmince yıllardır bilince çıkartılmış olmakla birlikte ne yazık ki henüz insanlığın evrensel bilgisine ulaştırılamamış durumda. İnsanlık, henüz yeni yeni ele almak ihtiyacını duyuyor bugün dahi hala ‘’töre’’lerine damgasını vurarak davranışlarını bilinç üstü ve altı etkileyen kendi tarih-öncesi varlığını…


      Ermeni tarihçilerin bu kendi ‘’köken’’leri konusunda birkaç farklı (bence aslında birbiriyle örtüşen ve birbirini kapsayan) tezi var:


‘’

•     Ermenileri Nuh peygambere dayandıran görüş

•    Ermenileri Urartulara dayandıran görüş

•    Ermenileri Urartu bölgesini işgal eden Trak-Frik soyuna      dayandıran görüş

•    Ermenileri Güney Kafkas ırkı olarak kabul eden görüş

•    Ermenileri bir Turan ırkı olarak kabul eden görüş ‘’(ihak.org sitesi/Millet-i            Sadıka)


      Ermeni tarihçilerin,birbirinden farklıymış gibi görünen bu görüşleri; yöntem doğru uygulandığında özünde tek bir noktaya çıkar:

‘’ Türklerin İslam dininden etkilenmeleri, Cermenlerin Hristiyan diniyle etkilenmelerini andırır. Semit geleneği, ilk insanı Adem ile Havva'ya bağladı. Bunun anlamı ayrı bir konudur. İlk Sümer medeniyetini, İslamlığın Tufan adını verdiği biçimde, suların basması gibi basan Semit Barbarları akını üzerine insanlık Nuh oğullarına bağlandı. Tarihte ve mitolojilerde anılan Nuh oğullarının adlarına bağlı uluslar göz önüne getirilirlerse, şaşılacak bir gerçekle karşılaşıyoruz: Bütün adı geçen uluslar, Tufan olayı sırasında, Yakındoğu medeniyeti ile uzaktan yakından ilişki kurmuş Tarih öncesi toplumlandır. Başka deyimle, "Nuh Oğulları" denilen insanlar, Tarihe değmiş Barbar yığınlarıdırlar: Friyalılar, Cimmerler, Skitler, Medler, Ionyalılar, İberyalılar, Toğormanlar JAFET'in oğulları; Elamlar,Asurlar, Ermeniler(altını ben çizdim), Aramlılar v.s. HAM'ın oğulları Keldanlılar, Araplar, Mısırlılar, Libyalılar, Faslılar, Nümidler, Ken'anlılar SAM'ın oğulları sayıldılar.

        Tufan'dan sonra Tarihe (ama, Yakındoğu medeniyetlerinin tarihine) giren bütün o adı geçen uluslar, Tufan sırasında MEDENİYET siciline geçirilmiş bulunan Semit jenealojisine bağlanmak zorunda kaldılar. Yakındoğu medeniyetleri çevresinde Tarihe giren Türkler, Nuh oğlu Yafes dölünden sayıldılar. Müslüman Pers tarìhçileri o kadarla da yetinmediler. Türkleri Muhammed peygambere yaklaştırmak için, Arapların bağlandıkları SAM adından çıkartmaya çalıştılar: Bu kadarına karşı artık Türk Müslüman yazarlar bile karşı çıktılar:

        "Oğuz Khan, İbrahim Aleyhisselam oğlu, İshak oğlu, Iys'in oğludur dediler. Yanlış yaptılar. Çünkü, Iys Küçük - Rum atasıdır ki, İkinci - Rum'dur. Sam oğlu Erfahşad dölündendir. Oğuz ile Türk ve Moğol, Birinci - Rum gibi Yafes çocuklarındandır. Selçuklular dahi İbrahim'e ulaşır demek, kimi Pers tarihlerinde anılır, ama bu Perslerin şeni taassuplarındandır." (Neşri Tarihi, C. I, s. 56).’’

                      (Dr.Hikmet Kıvılcımlı/Dinin Türk Toplumuna Etkileri/yıl:1967/s.15)


        Osmanlı’nın ilk dönemlerinde Tab’ayı-Sadıka (Sadık Tebaa);sonraki yüzyıllarda Millet-i Sadıka sözleriyle andığı Ermeniler, süregelen gelenek ve kültür özellikleri bir yana;sırf tarihsel kökenleri itibariyle bile o kadar biz ve biz o kadar onlarız ki;tıpkı etle tırnak gibi… Nasıl ayrı olabiliriz ki; hepimiz kökende aynı Nuh oğlu Yafes’in çocuklarıyız. Ünlü tarihçimiz Neşri’yi destekleyen bir söylem de bizzat Ermeniler’in kendilerinden:

     ‘’(Urartular,Sümerler ve Subarlar ) ile Gurlar diyarından ilk göçedenlerden Ermeniler,İncil-i Şerif kayıtlarına dayanan Ermeni mitolojisine göre:(Sincar’dan gelmiş olan Yafes evladından,Hazreti Nuh’un torununun torunu ve okçuluğundaki maharetle namlı,’Hayk Nahabed’ soyuna mensuptur.) Aynı zamanda ‘Mezin Hayk’-Büyük Hayk’ adıyla da anılan Hayk Nahabed;Ermenistan’ın ve Ermeniler’in ilk kralıdır.’’(Bolsohays-İstanbul Armenians internet sitesi)                                                   


      Aslında İslam diniyle tanıştıkları esnada Türkler de bir tek sistem içerisinde değillerdi:


      "Birçok sınıflardan kimileri Müdun (Kentler) ve Hüsun (Hisarlar) sahibidirler. Ve kimileri Berr'dirler, yani derim; evleriyle dağ tepelerinde ve ovalarda otururlar. Bunlar dahi kimi güneşe ve kimi puta ve kimi sığıra ve kimi ağaca, kimi taşa taparlar. Ve kimileri dahi vardır, hiç DİN BİLMEZLER. Ve kimileri Yahud'e taklit ederler, krallarına Khan derler: İpekler giyip, alyaldızlı. tac ururlar. Bu taife pek behadır olurlar Ve bunların topu Nuh oğlu Yafes oğlu Bukas Khan çocuklarındandır. " (Neşri Tarihi, C. I. s.8).

        Dinsizden Yahudi taklidi Khan'lısına dek çeşitleri vardı. Kent ve Hisarda oturanlar, besbelli Yakın ve Uzak Doğu medeniyetleriyle temasa geçen azınlıktı. Asıl Türk uluslarının büyük çoğunluğu "GÖÇER EVLİ" (Göçebe çadılı) idiler.’’   

                                                                                                                (age/s17)


     Tarihin ‘’sır’’larının saklı olduğu ‘’kriplex’’lerin kilitleri; insanlığın ‘’tarih öncesi’’ (yazısız tarih) dönemlerinde saklı yatar. Ve insanlık; her döneminde, özellikle de sistemin kendi insan oluşuna hepten aykırılaşıp, hepten onu yeniden ‘’hayvanlaştırma’’ya yöneldiği şimdikine benzer her ‘’dönüşüm’’ döneminde; bir başka deyişle ‘’ilkel komünanın her çözülme ve yeniden derlenme’’ (Dr. Hikmet Kıvılcımlı/Komün Gücü) döneminde; yeniden ve yeniden bu ‘’sır’’ların arayışına ve kendince ‘’buluş’’una koyulur. Zaten bizzat ‘’insanlık’’ kavramının kendisi; insanın komünal dönemden kalma, asla tamamen tüketilemeyen ‘’paylaşımcı kankardeş’’ yanıdır. ‘’Aşk’’ da, ‘’sevgi’’ de, ‘’dostluk’’ da aslında bundan öte bir şey değildirler.


      İnsanlığın bugünün emperyalist-kapitalist ve pre-kapitalist materyalizmle çürütmeye alınılmış olan ‘’insanlık’’ arayışının yolunu aydınlatabilmek için; kendi tarih- öncesi ‘’mitolojik’’ dönemlerinde olan- biteni doğru kavramaktan başka insanca bir çıkış yolu da bulunmamaktadır. Öyleyse izleri sürmeye devam edelim:


     Burada karşımıza ‘’Oğuz’’ çıkar.

     

‘’ Oğuz kimdir. Bütün Türk ve Moğol geleneklerinin en büyük mitoloji kahramanıdır Herşey, hatta Türklük onunla başlamışa benzer….


…Oğuz Han, yalnız İbrahim, Cyrus ve İskender gibi Yakındoğu kahramanlarını değil, Uzakdoğu’nun Çin ve Hint kahramanları gibi, Batı Roma medeniyetine son kurşunu vuran Atlı Han (Atila)yı da kendi kişiliği içinde toplar:

   ‘Müverrih ider:Vatka ki Oğuz:Çin, Hıtay ,Gür ,Gazne, Hind, Sind, Türkistan, Deylem,Babil, Rum, Efrenç, Rus, Şam, Hicaz, Habeş, Yemen, Berber…çün bu denli illeri ele geçirdi,yine asıl vatanına, Ortak ve Kürtak’a dönüp, çocukları Gün, Ay, Yıldız Hanları sağ yanına (Meymeneye), Gök, Tak, Dingiz Hanları sol yanına (Meysereye) yerleştirdi.’(Neşri,I/14)…

...Tarihte Atila:Çin’den Fransa’ya dek, Cengiz:Uzakdoğu’dan Yakındoğu’ya dek büyük ülkeleri ancak Roma ve İslam medeniyetlerinden sonra kaplamışlardır.Ama Asya’yı, Afrika’yı, Avrupa’yı baştan başa fethetmiş hiçbir kahraman yok. Bu bakımdan Oğuz Han,TARİH için olduğu denli,COĞRAFYA için de gerçek kişi olamaz. Belki İskender, belki Atila, belki Muhammed gelenekleri hep birden Türk toplumları içine OĞUZ biçiminde kişileşmiş olarak girebilir.başka deyimle Oğuz, bütün başından geçenlerden de açıkça anlaşılacağı gibi, Tarih ve Coğrafya ile hiç ilişiği bulunmayan, sadece bir efsane yiğididir. Türklerin ‘Türk’ adını aldıkları, yani ‘Töreli’ oldukları çağda, Tabiata ve Atalara tapan Toplum,kendi töreleniş yapısını KUTSAL anlamda OĞUZ bir ATA kılığına sokmuştur.’’ (age/ s.18-20)


      Demek ki Oğuz; Zeus gibi bir ‘’kutsal’’, bir insan- Tanrı, bir efsane kahramanıdır. Bu durumda Ermenileri ‘’Turan’’a bağlayan Ermeni tarihçiler de, ‘’Tufan’’ a bağlayanlar kadar haklıdırlar. Hatta belki de Zeus da Oğuz’un başka bir coğrafyada bir miktar şekil değiştirerek sürdürülmüş bir ‘’töre’’den öte olmayabilir. Tarih öncesinin izlerini sürmeye devam edelim:


    ‘’Böylece, Oğuz Yürüm'ü (Menkıbesi) ile anlatılan şey, bütün bu 24 Kan'ı içine almış en büyük Kandaşlar Konfederasyonu'dur. Yalnız bugünkü Türkiye haritası içinde, o 24 Kan'dan çoğunun adları birçok yerlerin adları olarak yaşamaktadır: Yazır, Dudurgu, Avşar, Karkın, Bayındır, Anamur, Alayund, Yüreğir, İğdir, Burdur, Kınık gibi... Anlaşılıyor: İslam medeniyetinin çöküş aşamalarından hemen bütünüyle Oğuz oymakları (ve Kazi ları) Ortaasya'dan kalkıp, Totemleri, Tabuları ile bugün yaşadıkları Küçükasya'ya akın etmişlerdir. İslam Tarihi bu olayı pekiştirir:

        "Bütün bu Türkler (müvahhid) (Tanrı birliğine inanmış) dırlar ki, Türkistan'da ve Maveraünnehir'de, Horasan'da, Fars'da, Irak'ta, Azerbaycan'da, Diyarbakır, Ermeniyye, Rum, Şam, Mısır ve Mağrip'te oturanlar... Ve Oğuz'un bu 24 çocuğunun züriyetindendir ve dahi Oğuz ile Türkistan ülkelerine kaçan ebna'i a'mam'ının neslindendir. " (Neşri,1/12).’’ (age/s.21-22)


       Ermeniler,Rumlar ve Türkler; aynı Nuh oğlu Yafes’in soyundan gelme, aynı Oğuz’un 24 çocuğunun zürriyetinden çıkma toplumlardır. Daha doğrusu, aynı Asya topraklarının kimi yerleşik, kimi göçer; henüz tabiata ve Atalar’a tapan aynı ‘’töre’’li toplumların Şamanizmi’nin aynı kartal sembollü Ahuramazda’ya bağlı farklı barbarlık konaklarının insan topluluklarıdır.


     Tarih- öncesi dönemlerden süregelen bu töre beraberliği; ileriki yıllarda ‘’millet-i sadıka’’ birlikteliğine, pek çok sanat ve üretim kollarında birbirinden çeşitli etkileşim ve alış- verişe dönüşerek sürmüştür. Bu toplumlar, tarihsel süreçleri içinde farklı dinlere de yönelseler; her anlamda etle- tırnak gibi birbirinin ayrılmaz birer parçasıdırlar.


    Bu töre ve tarih birlikteliğine rağmen; Osmanlılığın çöküş döneminde, emperyalist- kapitalizmden ve tefeci- bezirgan gericilikten kaynaklanan bir ‘’kırılma’’ yaşanmıştır. Bu kırılmadan her iki taraftaki farklı emperyalist- kapitalist mihraklara göbek bağıyla bağımlı ‘’çıkar kesimleri’’ sorumludur. Bu kesimler, her iki kardeş toplumu da emperyalist bağımlılıklarının çıkarları gereği kışkırtarak ne yazık ki birbirini kırmışlar; her iki toplum da bundan hem maddi, hem de manevi türlü- çeşitli yaralar almıştır.


     Bugün; bu ‘’kırılma’’ noktası bahane edilerek yeniden birbirlerine karşı kışkırtılmak istenmektedirler. Bu oyun; evvelce bir kez oynanmıştır. Her iki halka düşen de; bu oyuna gelmemek, tersine oyunu bozmaktır.


     Bunun da tek yolu; 1919’lardaki Türk ve Kürtler’in elbirliğiyle emperyalizme karşı duruşunu yeniden yakalarken; dün karşı karşıya getirilmiş olduğumuz diğer etnik köken insanlarımızı; bugün bu kırılma noktası yaşanmadan önceki birliktelikten yakalayabilmekten geçecektir.

       

 

 

    


      

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar
Degerli Dilek Hanim Uzun yanitiniz icin tesekkur ederim. Dogal olarak bir tartisma karsilikli olarak birbirimizi IKNA etmek icin degil, aksine farkli goruslerin iletisimi seklinde gelisirse ancak yararli olur. Bu acidan tartismalardan birseyler ogrenmeye, bilgi dagarcigimi gelistirmeye calisirm.

Yazdiklariniz beni, yazinizi paragraf paragraf ele alip analiz etmeye zorluyor. Ama maalesef bunu yapmak icin vaktim yok. Ama yazinizin sonucunu bagladiginiz kismi buraya alip degerlendirmek hem benim degerlendirmelerimi, hem ne demek istedigimi daha acik ifade etmeyi hem de hepsini birden okurun takdirine sunmak istiyorum. Yazinizin sonunu soyle baglamissiniz. '... Ermeniler,Rumlar ve Türkler; aynı Nuh oğlu Yafes’in soyundan gelme, aynı Oğuz’un 24 çocuğunun zürriyetinden çıkma toplumlardır. Daha doğrusu, aynı Asya topraklarının kimi yerleşik, kimi göçer; henüz tabiata ve Atalar’a tapan aynı ‘’töre’’li toplumların Şamanizmi’nin aynı kartal sembollü Ahuramazda’ya bağlı farklı barbarlık konaklarının insan topluluklarıdır. Tarih- öncesi dönemlerden süregelen bu töre beraberliği; ileriki yıllarda ‘’millet-i sadıka’’ birlikteliğine, pek çok sanat ve üretim kollarında birbirinden çeşitli etkileşim ve alış- verişe dönüşerek sürmüştür. Bu toplumlar, tarihsel süreçleri içinde farklı dinlere de yönelseler; her anlamda etle- tırnak gibi birbirinin ayrılmaz birer parçasıdırlar. Bu töre ve tarih birlikteliğine rağmen; Osmanlılığın çöküş döneminde, emperyalist- kapitalizmden ve tefeci- bezirgan gericilikten kaynaklanan bir ‘’kırılma’’ yaşanmıştır. Bu kırılmadan her iki taraftaki farklı emperyalist- kapitalist mihraklara göbek bağıyla bağımlı ‘’çıkar kesimleri’’ sorumludur. Bu kesimler, her iki kardeş toplumu da emperyalist bağımlılıklarının çıkarları gereği kışkırtarak ne yazık ki birbirini kırmışlar; her iki toplum da bundan hem maddi, hem de manevi türlü- çeşitli yaralar almıştır. Bugün; bu ‘’kırılma’’ noktası bahane edilerek yeniden birbirlerine karşı kışkırtılmak istenmektedirler. Bu oyun; evvelce bir kez oynanmıştır. Her iki halka düşen de; bu oyuna gelmemek, tersine oyunu bozmaktır. Bunun da tek yolu; 1919’lardaki Türk ve Kürtler’in elbirliğiyle emperyalizme karşı duruşunu yeniden yakalarken; dün karşı karşıya getirilmiş olduğumuz diğer etnik köken insanlarımızı; bugün bu kırılma noktası yaşanmadan önceki birliktelikten yakalayabilmekten geçecektir...'

Simdi hocam, uluslari, insanlari tarih oncesine ve hatta kutsal kitaplarin bahsettigi donemlere kadar indirgeyecek olursak 'HERKES ADEM VE HAVVA'DAN GELMISTIR. KAVGA ETMENIN KIMSEYE BIR YARARI YOKTUR' der olayi kapatiriz. Ama binlerce yillik ayrisma, binlerce yilik farkli kultur, binlerce yillik iliskiler, sinifsal catismalar, farkli gelismeleri yadsimamizi gerektir bu durum. DINLERIN dedigini tekrarlamis oluruz. Bu da dogrudan Idealizm in kucagina dusmek olur bana gore. Bana kalirsa, siz Kapitalizmin ilerici olan yanini goz ardi ediyorsunuz. Her yeni toplumsal bicim bir oncekine gore ilericidir, cunku yeni dozen eskisinin yerini almistir, onu ortadan kaldirmistir ve bu yeni dozen zamanin gereksinimlerini eskisine gore daha fazla yerine getirir. Netekim, Kapitalizm, Feodalizm i bu sekilde alt etmistir. Cunku, kapitalizm yeninin feodalizm ise eskinin degerlerine, deger yargilarina bagliydi. Ve artik zamanin gereklerini karsilamaktan uzakti. 19.cu yuzyil sonlarinda 20 ci yuzyil baslarinda Osmanli ile Avrupa arasinda bu acidan cok fark vardi. Osmanli bir feodal yapiydi. Bir millet degildi. Ama Avrupa uluslasma surecini neredyese yarilamis, hatta Kapitalist devrimlerini bir bir gerceklestirmis durumdaydi. Bu baglamda, Osmanli icinde Osmanli Tebaalarinin da surecten etkilenmemeleri dusunulemezdi. Siz buna ister Kapitalizmin-emperyalizmin oyunu deyin, ister bezirganlik-Tuccarlik vb...gibi adlar takin, bu uluslasma sureci kacinilmaz bir surecti ve netekim bu sureci yasayan en son Osmanli tebaasi TURKLER oldu. Bunu yasamasi icinde yine sizin emperyalist diye tanimladiginiz Bati’nin etkisini goz ardi etmemek gerek.

Elbette, insanoglunun ilk zamanlarinda farkliliklar bugune gore yok denecek kadar azdi. Ama toplumlar gelistikce ve degistikce kendi topraklarini, kendi yasam bicimlerini, kendi sistemlerini velhasil kendi kulturlerini olusturdukca farklilasmalar da artti. Dinler araya girdi, ticaret iliskileri, uretim araclarinin gelismesi, el degistirmesi sureci basladi ve MILLET kavrami ortaya cikti. Bunu yadsimak, olayi bastan reddetmeyi getirir. Yani tarihsel gercekleri yadsimak demek bir bakima. Osmanli zamaninda “millet'i sadika” diye Osmanliya sadik olan tebaaya denir. Ermeniler de bunlardan biridir. Yani, bu ermenilere takilmis bir isimdir.Ama sonuc olarak, zamanin geregi dogrultusunda, diger milletler gibi ermeniler de milliyetci akimlar bas gostermis, Osmanliya karsi bir politik akim belirmistir. Aynen balkan milletlerinde oldugu gibi. Osmanli, kohnemis, gucsuz kalmis, cagina ayak uyduramamis feodal bir yapi olarak bu ayaklanmalara karsi yapacagi tek seyi yapmis, hristiyan toplulugu ortadan kaldirmak istemis. Ve hatta bunda da kismen basarili olmus. Bunu yapan yani milleti millete kirdiran Osmanlinin kendisi. Elbette emperyalistlerin de cikarlari dogrultusunda gelismis bu olay. sadece Dogu da degil, balkanlardaki ayaklanmalar da bu boyle. Ama kiran, yok eden Osmanlidir o zamanlar iktidar olan ittihat ve terakkidir. Mustafa kemal ve yeni TC, butun bunlar hic olmamis gibi davrandigi yetmiyormus gibi, Osmanlinin tum mirasini da ustune almis. 'Anadolu da yasayan herkes TURKTUR' siari dogrultusunda kendine rehber ettigi Kemalizm le birlikte bugunlere gelmis. Eger, kemalizm, kendinden once olanlarla TC kurulur kurulmaz hesaplasmis olsaydi, sanirim biz bugun belki de sizin samimiyetinizden kusku duymadigim sekilde istediginiz pozisyonda olacaktik. Ya da en azindan bugunku paranoyalarimizin bir kismini asmis olacaktik ulus olarak. Ama Kemalizm, surekli inkarci davranmis, tarihi kendine gore yeniden yazmaya kalkmis ve sonucta bu hic birseye cozum olmadigi gibi, bugun olaylari cok daha karmasik, ulkeyi de oylesine bolunmus halde birakmis.

Ilettiginiz SSCB belgesindeki goruslerdeki eksik bilgilenme 'KURD kiyimlari' ibaresi ile kendini gosteriyor. Osmanli, bolge halkini birbirine kirdirmak icin kurd asiret agalarina Hamidiye alaylarini kurdurtmustur. Sonucta Kiyimi yapan ve yaptiran Ittihat ve Terakkinin ta kendisidir. Bugun bu kiyimlari yapanlar KURDLERDIR derseniz inandiricilik sansiniz olamayacagini soylemek zorundayim.

Kisisel olarak hic bir halkin yaninda degilim, ama ezilen herkesin yanindayim. Shovenist degilim, shovenizmin karsisindayim.. Acik sozumden dolayi beni bagislayin. Ama sizing oylemeye calistiginiz seyin daha once de ifade etmeye calistigim gibi yumusatilmis Kemalizmden, ya da yumusatilmis resmi tarih gorusunden baska birsey degildir. Dune kadar TECHIR yoktur diyen TC nin elestirilerden bir nebze olsun kurtulabilmek icin ortaya attigi yeni resmi tezidir. Elbette halklarin kardesligini herkes ister. Ama bunun icin butun halklarin haklarinin gozeltilmesi, en az kendi hakkimiz kadar savunulmasi korunmasi ve yuceltilmesi gerekiyor. Bu, benim bugun icin inandigim demokrasinin temel ilkesidir. Turkiye Cumhuriyetinin bu asamaya gelmesi, gecmisi ile hesaplasmasina baglidir. Bu hesaplasma, onu kendisi ile barisik yapacaktir. Gercekleri ve bunun isiginda zamani ve olani biteni kavramak daha da kolaylasacaktir. Olaylara sizin aksinize benim durdugum yer sinif temelli bir noktadir, ezilenden yana bir noktadadir. Ama, ben bulundugum noktadan baktigimda uzulerek soyluyorum ki, sizi STATUKO nun, ya da bir baska deyisle burjuvazinin yaninda goruyorum. Cunku, savunduklarinizla onlarin savunduklari ayni noktada gelip bulusuyor.

Bu, icten, samimi tarisma icin ben tesekkur eder, yazilarinizin devamini bekledigimi bilmenizi isterim

. Umit C.Coast Australia
Gönderen Umit Onder on Sunday, 22 October 2006 at 11:20

Sayın Ümit Önder;
Yanıtınız, beni birkaç noktadan sevindirdi. Bu nedenlerle size öncelikle teşekkür etmek isterim.
BİRİNCİSİ: İlk eleştirinizdeki maç üslubunu terk etmiş olmanız. Bu beni fazlasıyla mutlu etti, çünkü insanlar birbirinden çok farklı birikimlere de, bakış açılarına da sahip olabilirler. Ama bu anlamda aralarında bir alış- veriş olabilmesinin yolunun, öncelikle seviyeli bir üslupla tartışabilmelerinden geçtiğine inanıyorum. Tersi ise; herkesin yalnızca kendinin söyleyip, kendinin dinlemesine; ya da körlerle sağırlar, birbirini ağırlar tarzı samimiyetsiz tencere- kapak muhabbetlere dönüşür; ki hiç kimseyi, hiçbir açıdan bir adım bile ileriye götürmeyeceği için zaten tartışmaya gerek de kalmaz.
İKİNCİSİ: Tartışmanın şahıslar düzleminden çıkıp, toplumsal bir düzleme taşınmasıdır. Yazımın hedeflerinden birisi, Ermeni meselesi=Orhan Pamuk tarzındaki yaklaşımları kırıp, gerçekten de ele almaktan kaçmamamız gereken bu toplumsal problemimizin üstüne örtü çekilmeksizin, doğrudan ele alınması idi ki; sizin de bu son yanıtınızla konuyu bu toplumsal düzleme getirmiş olmanız beni memnun etti. Yazımda yazarın kitabını okumamış olduğumu bu nedenle ifade etmiştim (bu arada kitabı ancak edinebildim ve okumaya da başladım). Kitabın kendisiyle ilgili fikrimi, bitirince belirteceğim; bu apayrı ve Ermeni meselesinden de, Fransanın bu konuda aldığı meclis kararından da bağımsızca ele alınması gereken bir konu bence, ve Pamuk üzerinden tartışılması; tam tersine olayın üstüne bir perde örtülmesine neden oluyordu.)

Bu iki noktadaki yaklaşımınızdan ötürü gerçekten çok teşekkür ediyorum.

Cevabınızda benim hiç de sarfetmediğim bazı cümleleri sarfetmişim gibi bir ele alış var gene de& Örneğin ben, Ermeniler bizim sadık tebamız olmalıdır demedim. Yalnızca geçmişteki bir yaşanmışlığı ve buna geçmişte atfedilmiş olan bir ifadeyi; bilmeyenler açısından tekrarladım. Cümlemin devamı: Bugün de böyle olmalıdır. Şeklinde gelmediğine göre, bundan olumsuz bir çıkarsama yapmanızı gene anlayamıyorum. Ermenilere bir zamanlar millet-i sadıka tabir edildiğini ifade ederken; onların dostlarına sadık bir karakter yapısı olduğunu hatırlatmak ve vurgulamak istemiştim; sizin buna aşağılama amaçlı bir anlam yükleyeceğiniz ise, aklımın ucundan bile geçmemişti.

Bence; önyargı kötü bir şeydir. Ve şayet insan bir şeye önyargılı bakarsa, öküzün altında buzağı da görebilir. Ama önyargılardan arınarak baktığınızda, olayın o güne dek hiç bilmediğiniz, ya da aklınızın ucundan geçmeyen farklı yanları da olabileceğini görebilirsiniz. Geçmişte yaşananların yalnızca bir kısmı olan bir noktaya takılındığında (ki yaşananlar elbetteki acı verici ve incitici); belkide iki toplum da birbirini hepten ön ve bön yargılarla algılayabiliyor ve bunlar üzerinden birbirine karşı şovence kışkırtılma potansiyelini, gitgide ivmelenen bir biçimde fazlasıyla taşıyor. Örneğin gençlerin izlediği bir sitede, Amerikada 1993te kurulan System of a down adlı bir müzik grubunun yakın zamanda yayınladığı Holy Mountains (Kutsal Dağlar) adlı bir yapıtından (ki sitede sözlerini de vermiş, gerçekten taciz edici) bahsediyor ve klip boyunca soykırım fotoğrafları gösteridiğinden ve şarkının en hakarethamiz sözleri söylenirken Atatürk resmi gösterildiğinden bahsedilip; aynı grubun, alt grubu olarak sahne aldığı Slayer konserinde de biletlere Köpekler ve Türkler giremez yazdırttığı, birilerinin buna dur demesi gerektiği tartışılıyor forum boyunca& Alıntılamak istemedim, okurken tüylerim diken diken oldu ve korktum açıkçası&

Hele Mustafa Kemal Paşa, İttihat Terakki dönemindeki Ermenilerle ilgili çatışmaların dışında kalmaya da en özen göstermiş bir liderdir ve sonuçta İttihatçılarla da ayrım çizgilerini çizerek kendi hattını oluşturmuştur. Nasıl oluyor da sanki bu olaylar; Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra yaşanmış gibi ele alınabiliniyor? Burada amacın, çok daha farklı olduğu ortadayken ve buna tedbir üretmek gerekirken bu konuların şimdi bu yoğunlukta gündeme getirilmesine kuşkuyla yaklaşmak için hiç kimsenin paranoyaya ihtiyacı yok.

Bu genç kışkırtmalarına dair gözüme ilişiveren küçük bir örnek yalnızca. Şovenizmden kastınız iki taraflı olarak bunlar mı? Çünkü benimki bu! Bu arada yazımın hiçbir yerinde Ermeniler Türkleri arkalarından vurdu. Şeklinde bir cümle de sarfetmiş değilim. Şayet kendiniz de bir başka açıdan şovenizmle ilgili değilseniz, ya da buna alet olmamak kararlılığındaysanız; lütfen şovenizmin her türüyle ve iki taraflı olarak, asla tek taraflılık yanılgısına düşmeksizin ilgilenin. Çünkü birini ihmal ettiğinizde, ötekini de aşamazsınız. Zira birbirini tetikler ve sonuçta varılan nokta; sizi de, beni de aşıverir&

Ayrıca hazır sosyalizmden söz açılmışken, size konuyla ilgili 3 Temmuz 1920 tarihli Pravda Gazetesinin 144ncü sayısı/s.1den bir alıntı aktarmak istiyorum; ki metin: Komünist Enternasyonal Yürütme Kurulunun 15 Ağustos 1920de Baküde İran, Ermenistan ve Türkiye işçi ve köylülerinin katılımıyla oluşturulan kongresinde değerlendirmeye sunuluyor:

Ermenistanın köylü ve işçileri! Yıllardır, Kürtlerin Ermenileri uğrattığı kıyımlardan söz eden, sizi Sultana karşı savaşmaya çağıran ve bu mücadelenizden kendileri için yeni karlar çıkaran yabancı kapitalistlere kurban edildiniz. Savaş sırasında size bağımsızlık vaad etmekle kalmadılar, öğretmenlerinizi, papazlarınızı, tüccarlarınızı Türk köylülerine ait toprakları almaya kışkırttılar; onların amacı, kendilerine çıkar sağlayabilmek için Türk ve Ermeni halkları arasındaki mücadelenin sürüp gitmesidir.
Bu dalaşmalar devam ettiği sürece, yabancı kapitalistler Türkiyeyi Ermeni ayaklanmasıyla, Ermenistanı da Kürt kıyımlarıyla korkutarak kendilerine tatlı karlar toplayacaklardır. (Birinci Doğu Halkları Kurultayı /Koral yayınları/s.264)


Taktirinize sunduğum bu belge, Türkiye Cumhuriyetine ait bir resmi görüş belgesi değil. Stalinden dem vuracaksanız, Leninin 1924te hayata gözlerini kapattığını da hatırlatmak isterim.

Bana göre yanılgınız; sosyalizm kavramını sınıfsal temelinden kopuk almanızdır. Bu temelden kopuk ele alınan her türden milliyetçilik de; şovenizme indirgenmiş olur doğal olarak& Şayet yaşanmışlığın baş sebebi olan her iki taraftaki asalak ve gerici sınıfları yok sayarak tahlil yaparsanız; o zaman ne yazık ki çatışan halklardan birinin kötü, diğerinin ise iyi; birinin ak, diğerinin ise kara olduğu sonucuna varırsınız; ki yukarıdaki örneklerden ya birini, ya da ötekini tercih etmek durumunda olursunuz; tüm sosyalizm konusundaki fikirlerinize rağmen&

Kuşkusuz, yukarıdaki Enternasyonal belgesi de her yönden yeterli değildir. Siz de bu platformal sitede; bizler gibi, kendi fikirlerinizi ifade edip; elinizdeki konuyla ilgili bilgi ve belgeleri bu platforma taşıyabilir ve böylece bizleri bilgi ve belge yönünden zenginleştirebilirsiniz. Ama lütfen bizim size sunmaya çalıştıklarımıza da; kafanızın içindekine uygun ekleme ve çıkartmalar yapmaktan, önyargılı yaklaşmaktan da vazgeçin.

Çünkü önyargı kırılmadan, algılar ve yargıların bönyargıya dönüşmesinden kurtulunup soruna çare üretilemez; yalnızca düğüm oluyor diye çığrınmaktan öteye de geçilemez. Ben de sizin çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Saygılarımla
Gönderen dilek özbek on Saturday, 21 October 2006 at 2:13

Dilek Hanim

Yazinizi paragraf paragraf alip inceleyebilirim. Ama buna ne benim zamanim ne de ortam musait degil. Size onerim, yazdiklarinizi bir kez daha okumaniz. Bana gore yaziniz, bu topraklarda yasanilmis olaylarin uzerini kendinizce ortmeye calismaktan baska hicbirsey. Bunun icin absurd ornekler vererek kendinizi komik duruma dusurmeyi dahi goze aliyorsunuz. Yazdiklariniz, son 10 yilda Kemalizmin yumsatilmis tarih tezidir. Ya da bunun tekraridir. Eger farkinda degilseniz, iyi ya iste ben sizi uyariyorum.

Bakin Turkiye insaninin yuzunu ileriye donmesi icin, kendi tarihinden kacmamamasi aksine yuzlesmesi gerekiyor. Bu, insanlarin daha mutlu, kendileriyla barisik olmalarinin tek yoludur. Bu, ulus olarak Kemalizmin icsellestirdigi PARANOYALARIMIZDAN arinabilmenin yegane yoludur. Sizin yaptiginiz ise isin kacamak tarafidir. 'kokenlerimiz ayni, zamaninda ermeniler Osmanlinin sadik tebaasi idiler, simdi de oyle olsunlar' turlu bir soylemdir. Bu turlu soylemlerin var olan sorunu derinlestirmekten baska hicbir ise yaramadigi gercegi ortada dururken hala savunabilmek de ilginc bir durum elbette.

Elbette, emperyalizmin o zamanlar da planlari vardi, simdi de var. Bu kacinilmaz. Ama, bunu 'emperyalistlerin oyununa gelen Ermeniler Turkleri arkadan vurdu' muhabbetine getirir dayatir ve bir soykirimi hakli gosterme tesebbusune indirgenirse birilerinin de ortaya cikip 'hirsizin hic mi gunahi yoktu be adam' demesi gerekebilir.

Simdi, her anti-empryalist SOL, Sosyalist degildir. Yine bu baglamda yurtseverlik, ulusalcilik ya da buna benzer baska terimler Milliyetciligin SOL adina degistirilen versiyonlaridir. Ya da soyle diyeyim, yurtseverlik ile milliyetcilik arasindaki cizgi o kadar incedir ki, gorulmez bile. Bir olayi yurtseverlik adina savunurken bir de bakmissiniz, yillaridir karsi durdugunuz, savastiginiz dusuncelerle paralel yuruyorsunuz.

Tabii, bu durum sadece size ozgu bir durum degil, Tum Turkiye solunun muzdarip oldugu bir sorun. Bu sorunu asmanin en onemli yolu da olabildigince bu tur kavramlardan uzak durabilmek, ezilen herseye ve herkese ayni sekilde bakabilmek, ezilenlerin ulusunun olmadiginin, cikarlarinin ayni oldugunun ve kurtuluslarinin da ayni olacaginin ayirdina varabilmek. Tarihe ezilenler, aci cekenler acisindan da bakabilmek ve kisacasi elden geldigince evrensel dusunmek enternasyonalist olabilmek.

Bu vesile ile calismalarinizda basarilar dilerim

Umit Onder
Sydney-Australia
Gönderen Umit Onder on Friday, 20 October 2006 at 3:43


 1  2  3  Sonraki Sayfa >
Sayfa 1 / 3 ( 6 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Tarih Boyunca Ermeniler Ve Orhan Pa... ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

 
left
Top! Top!
right