|
AB sevdalısı mandacı-liboş takımı çok “demokrattır”. Türkiye’nin demokratikleşmesi, AB seviyesine çıkarak “uygar” bir ülke olması için şu son 5-10 yıldır yapmadığı fedakarlık kalmamıştır. Soykırım tezleri için konferanslar düzenlemiş, Kürt sorununu sözde tartışmak ve çözüm önermek amacıyla, Paris Kürt Enstitüsü gibi emperyalistlerin kontrolündeki kuruluşların himayesinde ve özendirmesi ile, Türkiye’de sözde “bilimsel” toplantılar yaparak aklınca tabu yıkmıştır.
Bu “demokratlığın” son meydan muharebesi de TCK’nin 301. maddesi için verilmektedir. Elif Shafak, bu şanlı savaşın en ön saflarında, Pamuk Orhan ile omuz omuza çarpışıyor. Türkiye’yi “uygarlaştırmak” için, AKP iktidarı bir yandan, onlar diğer yandan gayret sarf ediyorlar. Gazaları mübarek ola !..
Oysa sadece kendisi için özgürlük ve demokrasi isteyene, demokrat denir mi ?
AB sevdalısı mandacı-liboş takımı çok “demokrattır”. Türkiye’nin demokratikleşmesi, AB seviyesine çıkarak “uygar” bir ülke olması için şu son 5-10 yıldır yapmadığı fedakarlık kalmamıştır. Soykırım tezleri için konferanslar düzenlemiş, Kürt sorununu sözde tartışmak ve çözüm önermek amacıyla, Paris Kürt Enstitüsü gibi emperyalistlerin kontrolündeki kuruluşların himayesinde ve özendirmesi ile, Türkiye’de sözde “bilimsel” toplantılar yaparak aklınca tabu yıkmıştır.
Bu “demokratlığın” son meydan muharebesi de TCK’nin 301. maddesi için verilmektedir. Elif Shafak, bu şanlı savaşın en ön saflarında, Pamuk Orhan ile omuz omuza çarpışıyor. Türkiye’yi “uygarlaştırmak” için, AKP iktidarı bir yandan, onlar diğer yandan gayret sarf ediyorlar. Gazaları mübarek ola !..
Oysa sadece kendisi için özgürlük ve demokrasi isteyene, demokrat denir mi ?
Bu soruyu, AB sevdalısı, mandacı-liboşlara sorsanız, size bir de utanmadan ve sıkılmadan “tabii ki denmez” diye yanıt verirler. Ama her ne hikmetse, AKP hükümetinin Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’na çekinceler koyarak bunu Meclis’ten geçirmesine bizim AB sevdalısı, mandacı-liboş “demokratlardan” bir itiraz, herhangi bir karşı çıkış gelmedi bugüne kadar.
Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı’nın AKP hükümeti tarafından çekince koyulan maddeler şunlardır :
“Madde 2 : Adil çalışma koşulları hakkı ; çalışma sürelerinin azaltılması, en azı dört haftalık yıllık izin hakkı.
Madde 4 : Adil ücret hakkı ; kendilerine ve ailelerine iyi bir yaşam düzeyi sağlayabilecek ücret hakkı.
Madde 5 : Örgütlenme hakkı ; maddenin tümü.
Madde 7 : Çocukların ve gençlerin işten korunması ; 7 fıkra, 18 yaş altında çalışanlara en az dört hafta yıllık izin hakkı.
Madde 22 : Çalışma koşullarının ve çalışma ortamının düzenlenmesine ve iyileştirilmesine katılma hakkı ; c ve d bentleri. (Cumhuriyet, 3.10.2006)
Örneğin, Türkiye’nin çekince koyduğu sendikal haklara, Yunanistan hariç, hiçbir Avrupa üyesi çekince koymamaktadır. Ama daha ilginç olanı, AB üyesi olmayan Arnavutluk, Azerbaycan, Ermenistan, Romanya, Bulgaristan ve Hırvatistan’ın da grevli, toplusözleşmeli sendika hakkını çekincesiz onaylamış olmalarıdır.
Oysa ne AB sevdalısı mandacı-liboşlar da, ne de Türk medyasındaki anlı şanlı destekçileri, “demokrat” ve “özgürlükçü” kalem erbabında bu konuda çıt yok !.. “Türkiye, filanca konuda Tanzanya’nın bile gerisinde…” diye nutuk atanların, AB üyesi olmayan Arnavutluk, Azerbaycan, Ermenistan, Romanya, Bulgaristan ve Hırvatistan gibi ülkeler grevli-toplusözleşmeli sendika hakkını çekincesiz kabul ederken, Türkiye’nin bu konuda çekince koymasına dair söyleyecek tek sözleri yok mu ?
Bu mandacı-liboş takımının, bu sahte demokratların, özgürlük denildiğinde akıllarına gelen sadece temel hak ve özgürlükler… Diğer bir ifade ile, aslında sermaye kesiminin ve onun hizmetinde olanların daha çok kullandığı hak ve özgürlükler… Emeğin hakkı, emekçi kesimlerin özgürlükleri söz konusu olduğunda, mandacı liboşlar da bir ölüm sessizliği var. Hepsi “dut yemiş bülbüle” dönüyor !..
Neden peki ?
Demokrat değiller mi ?
Yoksa patronları izin vermiyor mu bu konuda konuşmalarına ?
Örneğin AB’ye üyeliğin Türk basınındaki en radikal savunucusu olan Radikal gazetesi, bu konuyu 29 Eylül günü “Standardımız Yükselecek” başlığı ile gözlere batmayacak şekilde haberleştirmiş !.. Standardımızın nasıl yükseleceği, yukarıda aktardığımız Türkiye’nin çekince koyduğu maddelerden anlaşılmıyor mu ?
Üstelik o günden beri, Radikal gazetesinin radikal “demokrat” (!) kalem erbabından biri bile, bu çekinceler konusunda bir yazı yazmamış !..
Radikal olmak, hele ki “radikal demokrat” olmak demek ki böyle bir şey…
Bilmem ki, bu sahte demokratlar sürüsüne, bu “ruhunu esir gibi pazara çıkarmış” mandacı güruha ne demeli ?
|