|
"NE MOZAİĞİ ULAN !.." Selahattin Erol Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Yusuf Halaçoğlu, “Bugün Türkiye’de gerek millet gerekse kültür için ‘mozaiktir’ sözünün söylendiğini” kaydederek, “Ne yazık ki, ülkemizde pek çok kişi mozaik kelimesini gerçek anlamı dışında, adeta zenginlik gibi yanlış bir kavramda kullanıyor. Bu yanlış anlama ve kullanma, telafisi mümkün olmayan sonuçları doğurmaktadır. İddia edildiği gibi Türkiye’de bir mozaik varsa, Türkiye çok milletli ve çok kültürlü olacaktır, sonuçta ise bir Osmanlı Devleti gibi parçalanması kaçınılmaz hale gelecektir. Mozaik kelimesinin hedefi ortadadır. Türkiye mozaiği kelimesini kullanmaktan kaçınmamız gerekmektedir.” demiş. (www.ntv.com.tr, 20.9.2006) Ülkemizde bu “mozaik tartışması” uzun yıllardır yapılıyor. Mozaik kavramı da, Türkeş’in kendisine bu yönde bir soru yönelten gazetecilere “ne mozaiği ulan !..” şeklinde veciz bir yanıt vermesiyle popülerleşmişti. Bu mozaik muhabbetinde son katkıyı da TTK Başkanı Halaçoğlu yaptı !.. Bu vesileyle son Osmanlıların “mozaik” kelimesini çok kullandıkları için Osmanlı devletinin parçalandığını da öğrenmiş olduk !.. Oysa bize yıllardır geri kalmışlık, emperyalizmin pazar paylaşımı için sürdürdüğü rekabet vb. nedenlerin varlığından bahsedilmişti okullarda. Meğer bütün kabahat mozaikteymiş !.. Hepimiz biliyoruz ki mozaik nitelemesi ile kastedilen, Türkiye nüfusunun etnik bir çeşitliliğe sahip olmasıdır. Daha açık ifade etmek gerekirse, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları sadece etnik kökeni Türk olanlardan oluşmuyor. Türk kökenli yurttaşlarımızın yanı sıra, Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Arap vb. kökene sahip Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları da var. Bu tür bir etnik çeşitlilik kimileri için korkutucu oluyor ve mozaik nitelemesi de böylece tehdit edici bir içerik kazanıyor. Çünkü ülkenin birliği bir etnik kimlik merkeze konularak tanımlanıyor. Dolayısıyla etnik kimlikteki çeşitlilik, bir parçalanma, bir kopma etkeni olarak değerlendiriliyor. Kendini, o merkeze konulan etnik kimlikle özdeşleştirmeyenlerin parçalanmanın ve bölünmenin dinamiğini oluşturacağı varsayılıyor. Bu bağlamda akla gelen en kolay çözüm de çeşitliliği reddetmek !.. Bunu “ne mozaiği ulan !” diyerek yapanlar da var, TTK Başkanı Halaçoğlu gibi tarihe sığınarak yapanlar da… İlginç olan şudur ki, kültürel anlamda mozaik olmaktan bu derece çekinenler, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik anlamda bir parçalanmayı, mozaik benzetmesi ile bile açıklanamayacak ağırlıkta yaşıyor olmasından hiç bahsetmemektedirler. Oysa ülkenin bir ucu Somali şartlarından yaşarken, diğer bir ucu Belçika düzeyinde bir yaşam seviyesine sahiptir. Bu sosyal ve ekonomik eşitsizlik de bir mozaik manzarası yaratmıyor mu ? Daha çok yakın bir zamanda Türkiye İstatistik Kurumu “2005 yılı Hane Halkı Tüketim Harcaması” araştırmasının sonuçlarını açıkladı. (Bkz. Radikal, 19.9.2006) Bu araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlara göre, 2005 yılında aile başına ortalama harcama miktarı 1091 YTL… Oysa bu rakam kentlerde 1218 YTL iken, kırsal kesimde sadece 861 YTL… Diğer bir ifade ile kırsal kesimde aile başına ortalama aylık harcama, Türkiye ortalamasının da altında. İşte size bir mozaik görüntüsü !.. Nüfusun en zengin yüzde 20’lik kesimi ile en fakir yüzde 20’lik kesiminin ortalama aylık harcamalarını karşılaştırdığımızda, bu mozaik manzarasının daha da netleştiği görülmektedir. Aylık geliri toplam 1680 YTL’nin üzerinde olan en zengin yüzde 20’lik kesim, toplam hane halkı harcamalarının yüzde 37.5’luk bir oranını gerçekleştiriyor. Bu oran, aylık ortalama geliri 541 YTL’ye kadar olanların oluşturduğu en yoksul yüzde 20’lik kesimde sadece yüzde 9.2 !.. Diğer bir ifade ile en zenginler, en yoksulların yaklaşık 4 katı daha fazla tüketiyorlar her ay !.. En zengin yüzde 20’lik kesimle en yoksul yüzde 20’lik kesim arasında belli harcama kalemlerinde bir karşılaştırma yapıldığında çarpıcı rakamlar ortaya çıkıyor. En zengin yüzde 20’lik kesim, en yoksul yüzde 20’lik kesimden ; Gıdada 1.9 kat Konut ve kirada 3.7 kat Giyimde 4.2 kat Sağlıkta 4.4 kat Ulaştırmada 14.4 kat Kültür ve eğlencede 11.3 kat Eğitim hizmetlerinde 17.8 kat daha fazla harcama yapıyorlar !.. Zengin ile yoksul arasındaki bu uçurum, özellikle sağlık ve eğitim gibi çok önemli iki alanda daha da derinleşiyor. En zengin yüzde 20’lik kesim Türkiye’deki toplam sağlık harcamasının yüzde 40.8’ini, eğitim harcamasının ise yüzde 57.1’ini yapıyor. En yoksul yüzde 20’lik kesim için bu oranlar sağlıkta yüzde 9.2, eğitimde ise sadece yüzde 3.2 !.. Ne var ki iş bununla bitmiyor. Bu adaletsiz ve eşitsiz Türkiye tablosunu daha da katlanılmaz kılan başka unsurlar da var. Boğaziçi ve Koç üniversitelerinden bir grup bilim insanının gerçekleştirdiği “Türkiye’de Kim Ne Kadar Vergi Ödüyor ?” araştırması, devletin vergi yükünün her geçen gün biraz daha artarak yoksulların sırtına yıkıldığını gösteriyor. Araştırmaya göre, en fakir gelir grubunun tüketirken ödediği vergi, en zengine göre yüzde 16.5 daha fazla !.. Kısacası, yoksul zenginden daha çok vergi ödüyor !.. (Cumhuriyet, 1.2.2006) Tabii işin bir de büyüme kısmı var. Zira Türkiye ekonomisi sözde büyüyor. Ama nasıl ? Gelir dağılımı daha da bozularak büyüyor Türkiye ekonomisi… Örneğin nüfusun sadece yüzde 17.8’ini oluşturan işveren kesiminin milli gelir içindeki payı 2000 yılında yüzde 49.4 iken, bu oran 2004 yılında yüzde 53.6 oluyor. İşgücünün milli gelir içindeki payı, aynı dönemde yüzde 35.9’dan yüzde 34.5’e ; tarımın payı ise yüzde 14,7’den yüzde 11.9’a düşüyor. (Cumhuriyet, 2.1.2006) Sonuç şu ki , büyüyen ekonomi sermaye kesimini palazlandırıyor !.. O zaman bu “mozaik muhabbeti”ne yeni boyutlar katan TTK Başkanı’na bu tabloyu gösterip sormak gerekmez mi : “Ne mozaiği ulan !..” |