left
 
 
   
right
Ana Sayfa
Thursday, 24 May 2012
 
 
Ana Menü
Ana Sayfa
Yazarlarımız
Haberler
TV Programları
Öner Gürcan Kütüphanesi
Kadın Meclisi
Bize Ulaşın
Ne Mozaiği Ulan! Yazdır E-posta
Yazar Selahattin EROL   
Wednesday, 20 September 2006

"NE  MOZAİĞİ  ULAN !.."

 

Selahattin Erol

 

Türk  Tarih  Kurumu (TTK)  Başkanı  Yusuf Halaçoğlu,  “Bugün Türkiye’de gerek millet gerekse kültür için ‘mozaiktir’ sözünün söylendiğini” kaydederek,  “Ne yazık ki, ülkemizde pek çok kişi mozaik kelimesini gerçek anlamı dışında, adeta zenginlik gibi yanlış bir kavramda kullanıyor. Bu yanlış anlama ve kullanma, telafisi mümkün olmayan sonuçları doğurmaktadır. İddia edildiği gibi Türkiye’de bir mozaik varsa, Türkiye çok milletli ve çok kültürlü olacaktır, sonuçta ise bir Osmanlı Devleti gibi parçalanması kaçınılmaz hale gelecektir. Mozaik kelimesinin hedefi ortadadır. Türkiye mozaiği kelimesini kullanmaktan kaçınmamız gerekmektedir.” demiş. (www.ntv.com.tr, 20.9.2006)

 

Ülkemizde  bu  “mozaik  tartışması” uzun  yıllardır  yapılıyor.  Mozaik  kavramı  da,   Türkeş’in  kendisine  bu  yönde  bir  soru  yönelten  gazetecilere  “ne  mozaiği  ulan !..”  şeklinde  veciz  bir  yanıt  vermesiyle  popülerleşmişti.  Bu  mozaik muhabbetinde   son  katkıyı  da  TTK Başkanı  Halaçoğlu  yaptı !.. Bu  vesileyle son Osmanlıların  “mozaik”  kelimesini  çok kullandıkları  için  Osmanlı  devletinin  parçalandığını da  öğrenmiş  olduk !.. Oysa  bize  yıllardır  geri kalmışlık,  emperyalizmin  pazar paylaşımı  için sürdürdüğü  rekabet  vb. nedenlerin varlığından  bahsedilmişti  okullarda.  Meğer  bütün  kabahat  mozaikteymiş !..

 

Hepimiz  biliyoruz  ki  mozaik  nitelemesi  ile  kastedilen,  Türkiye  nüfusunun  etnik  bir çeşitliliğe  sahip  olmasıdır.  Daha  açık  ifade  etmek gerekirse,  Türkiye Cumhuriyeti  vatandaşları  sadece  etnik  kökeni  Türk  olanlardan  oluşmuyor.  Türk kökenli  yurttaşlarımızın  yanı sıra,  Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Arap  vb.  kökene  sahip  Türkiye  Cumhuriyeti  yurttaşları  da var.  Bu  tür  bir  etnik  çeşitlilik  kimileri  için  korkutucu  oluyor  ve mozaik  nitelemesi  de  böylece  tehdit  edici  bir  içerik kazanıyor.  Çünkü  ülkenin  birliği  bir  etnik kimlik  merkeze  konularak  tanımlanıyor.  Dolayısıyla  etnik  kimlikteki  çeşitlilik,  bir  parçalanma,  bir  kopma  etkeni  olarak  değerlendiriliyor. Kendini,  o  merkeze  konulan  etnik  kimlikle  özdeşleştirmeyenlerin  parçalanmanın  ve  bölünmenin  dinamiğini  oluşturacağı  varsayılıyor. Bu  bağlamda  akla  gelen  en  kolay  çözüm de  çeşitliliği  reddetmek !..  Bunu   “ne  mozaiği  ulan !”  diyerek  yapanlar  da  var,  TTK Başkanı  Halaçoğlu  gibi  tarihe  sığınarak  yapanlar da…  

 

İlginç  olan  şudur ki,  kültürel  anlamda  mozaik  olmaktan  bu  derece  çekinenler, Türkiye’nin  sosyal  ve ekonomik  anlamda  bir  parçalanmayı,  mozaik  benzetmesi  ile  bile  açıklanamayacak  ağırlıkta yaşıyor  olmasından   hiç  bahsetmemektedirler.  Oysa  ülkenin  bir  ucu  Somali  şartlarından  yaşarken,  diğer  bir  ucu  Belçika  düzeyinde  bir  yaşam  seviyesine  sahiptir.  Bu sosyal  ve  ekonomik  eşitsizlik  de  bir  mozaik  manzarası  yaratmıyor  mu ?  

 

Daha  çok  yakın  bir  zamanda  Türkiye  İstatistik Kurumu  “2005  yılı  Hane  Halkı  Tüketim Harcaması”  araştırmasının  sonuçlarını  açıkladı. (Bkz. Radikal, 19.9.2006)  Bu  araştırmanın  ortaya  koyduğu  sonuçlara  göre,  2005  yılında  aile  başına  ortalama  harcama  miktarı  1091  YTL… Oysa  bu  rakam  kentlerde  1218  YTL  iken,  kırsal  kesimde  sadece  861  YTL… Diğer  bir  ifade  ile  kırsal  kesimde aile  başına  ortalama  aylık  harcama,  Türkiye ortalamasının  da  altında.   İşte size  bir  mozaik  görüntüsü !..

 

Nüfusun  en  zengin  yüzde  20’lik  kesimi ile  en  fakir yüzde  20’lik kesiminin  ortalama  aylık  harcamalarını   karşılaştırdığımızda,  bu  mozaik  manzarasının  daha  da  netleştiği  görülmektedir. Aylık  geliri  toplam  1680  YTL’nin  üzerinde  olan   en  zengin  yüzde  20’lik  kesim,  toplam  hane  halkı  harcamalarının  yüzde  37.5’luk bir  oranını  gerçekleştiriyor.  Bu  oran,  aylık  ortalama  geliri  541 YTL’ye  kadar  olanların  oluşturduğu  en  yoksul  yüzde  20’lik  kesimde  sadece  yüzde  9.2 !..  Diğer  bir  ifade  ile  en  zenginler,  en  yoksulların  yaklaşık  4  katı  daha  fazla  tüketiyorlar  her  ay !..     

 

En  zengin  yüzde  20’lik  kesimle  en yoksul  yüzde  20’lik  kesim  arasında  belli  harcama  kalemlerinde  bir  karşılaştırma  yapıldığında  çarpıcı  rakamlar  ortaya  çıkıyor.  En  zengin  yüzde  20’lik  kesim,  en yoksul  yüzde  20’lik  kesimden ;

 

Gıdada                                 1.9  kat

Konut  ve  kirada                 3.7  kat

Giyimde                               4.2  kat

Sağlıkta                                4.4  kat

Ulaştırmada                        14.4  kat

Kültür  ve  eğlencede         11.3  kat

Eğitim  hizmetlerinde         17.8  kat

 

daha  fazla  harcama  yapıyorlar !..

 

Zengin  ile  yoksul  arasındaki  bu  uçurum,  özellikle  sağlık  ve  eğitim  gibi   çok  önemli  iki alanda daha  da derinleşiyor.  En  zengin  yüzde  20’lik  kesim  Türkiye’deki  toplam  sağlık  harcamasının  yüzde  40.8’ini,  eğitim  harcamasının  ise  yüzde  57.1’ini  yapıyor.

 

En  yoksul  yüzde  20’lik  kesim  için  bu   oranlar  sağlıkta  yüzde  9.2,  eğitimde  ise  sadece  yüzde  3.2 !..

 

Ne  var ki iş  bununla  bitmiyor.  Bu  adaletsiz  ve  eşitsiz  Türkiye  tablosunu  daha  da  katlanılmaz  kılan  başka  unsurlar  da  var.  

 

Boğaziçi  ve  Koç  üniversitelerinden  bir  grup  bilim insanının  gerçekleştirdiği  “Türkiye’de Kim  Ne  Kadar  Vergi  Ödüyor ?”  araştırması,  devletin  vergi  yükünün  her  geçen  gün   biraz  daha  artarak  yoksulların  sırtına  yıkıldığını  gösteriyor. Araştırmaya  göre,  en  fakir  gelir  grubunun  tüketirken  ödediği  vergi,  en  zengine  göre   yüzde  16.5  daha  fazla !.. Kısacası,  yoksul  zenginden  daha çok  vergi  ödüyor !.. (Cumhuriyet, 1.2.2006)

 

Tabii  işin  bir  de büyüme kısmı  var.  Zira  Türkiye  ekonomisi  sözde  büyüyor. Ama  nasıl ?

 

Gelir  dağılımı  daha  da  bozularak  büyüyor  Türkiye  ekonomisi…

 

Örneğin  nüfusun  sadece  yüzde  17.8’ini  oluşturan  işveren kesiminin  milli  gelir  içindeki  payı  2000  yılında  yüzde  49.4  iken,  bu  oran  2004  yılında  yüzde  53.6 oluyor.  İşgücünün milli  gelir  içindeki  payı,  aynı   dönemde  yüzde  35.9’dan  yüzde  34.5’e ;  tarımın  payı  ise  yüzde  14,7’den  yüzde  11.9’a  düşüyor. (Cumhuriyet,  2.1.2006)   

 

Sonuç  şu  ki , büyüyen  ekonomi  sermaye  kesimini  palazlandırıyor !..  

 

O  zaman  bu  “mozaik  muhabbeti”ne  yeni  boyutlar  katan  TTK  Başkanı’na  bu  tabloyu gösterip  sormak gerekmez  mi :

 

“Ne  mozaiği  ulan !..”

    

 

 
< Önceki   Sonraki >

Yorumlar

Şu anda herhangi bir yorum yapılmamış - Aşağıdaki formu kullanarak yorum ekleyebilirsiniz...


Sayfa 1 / 0 ( 0 yorum )

Bu makale için yorum ekleyin: Ne Mozaiği Ulan! ...

İsim (gerekli)

E-Posta (gerekli)
E-Posta adresiniz sitede görüntülenmeyecektir
Web Siteniz

Yorum

Kısa Kısa
Image
"Bir yandan batının işçi sınıfı, öte yandan Asya ve Afrika'nın köleleştirilmiş halkları milletler arası sermayenin kendilerini yıkmak ve efendilerine büyük çıkarlar sağlamak için köle durumuna getirilmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç Dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir."
22 Ekim 1922
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 
 
İstatistikler
Makaleler: 1994
Web Linkleri: 3
Ziyaretçiler: 5470942
Syndicate
 
left
Top! Top!
right